Sufi Ruhsal Terapi Zamanı. Süfyaniyet Çağı ve Velilerimiz. RED BOOK Silinen Türkiye Mayıs 2017

June 10, 2018 | Author: Faruk Arslan | Category: Documents


Comments



Description





21

RED BOOK Mayıs 2017
Silinen Türkiye
Süfyaniyet Çağı ve Velilerimiz


SUFİ RUHSAL TERAPİ ZAMANIDIR Faruk Arslan
Sufi terapi zamanı!
Muhasibi nefs kavramını psikolojik bağlamda ele alan ilk kişidir. Mevlana'nın Mesnevi ve Hâfız'ın Divan'ı da Kur'an'dan terapi sunuyor. Nefsini bilen Rabbini bilir diyen Muhasibi, Sufi psikolojisi eserlerinde karakter tahlilleri yapar, ahlak ilmiyle kişilik bağlantısı kurar. Tefekkür ile kalbi farkındalık sistemini yazdı ve "Başkasını düzeltmek için önce kendini bilmeli ve düzeltmelisin." dedi. Bağdad Sufi Islami Okulu'nun kurucusu Al-Muhasibi (781–857), Cüneyid Bağdadi'nin de hocasıdır. En az Gazali kadar asırlardır İslam dünyasında çok etkili olmuştur.
Şeyhi Ekber, Mevlana'dan önceki asrın müceddidi İbn Arabi, el-Fütıhatü'l-Mekkiyye'de ilim talebinin her halükarda iyi, arzu edilir ve övgüye değer (mahmud) olduğunu söylemiştir. Okuyunuz, mutlak mezara kadar ilim tahsil ediniz. İmam Gazali, İhya'sında dünyayı kalbin iki halinden ibaret görür; kurbiyet "yakınlık,' anlamında, eğer ilim ve amel ahiretin kazanılmasına yardım ederse yararlıdır. Ancak İbn Arabi'nin dediği gibi 'arif olmayan zahidler' vardır. Şibli'ye göre de "Hiçbir şey olmayan dünya hakkında zühd etmek de gaflettir."
Horasan Sufilerinden Yahya b. Muaz'ın şu sözünü Kuşeyri eserine almış: "Dünya süslenmiş bir gelin gibidir. Onu talep edenler, ondan kurtulamazlar." Mevlana ise, tuli emeli dünyeviliği şöyle özetledi: "Dünya Allah'ı bilmemek, Allah'tan gafil olmaktır. Yoksa kumaş, para, kadın ve evlad değildir."
Gazali ve İbni Arabi'nin açık ifadeleri ışığında, zahid ile Sufi'yi ayıran özellik dünyanın niteliğidir. 7 nefis ve 6 kalbi boyut anahtardır. Feridun Attâr'ın İlâhîname'si, Musîbetnâme'si ve Uşturnâme'si dünyevi emeller peşinde açgözlü, öfkeli ve güçlü karakterleri hiçliğe çağırır. İlahî aşkın esasını, tasavvuftaki katı zühd hayatına kazandıran kişi bir kadın velî Rabi'atu'l Adeviyye'dir. Mutlak aşkın sembolü olmuştur.
Gazneli Hakîm Senâ'î Hadîkatü'l-Hakîka'sı 10 bin beyitten oluşur. Hâfız, ondan önce yaşamış Sa'dî'nin gazellerinde Allah aşkı ana temadır. Ebu Hafs Sühreverdi'nin 'Avarifi, İbn Arabi'nin Fütühat'ını, Senâ'î'nin Seyri'l-'İbâd İle'l-Ma'âd ve Tesbihu't Tuyur'unu da okumalıyız. Serrac'ın Luma"ı, Kelaba.zi'nin Ta'arrufu, Ebu Talib Mekki'nin Kütü 'l-kulüb'ü, Kuşeyri'nin Risale'si, Hücviri'nin Keşfü'l-mahcüb'u yavaş yavaş yazacağım.
Allah'ın ismini kalbin derinliklerinde konuşmaksızın sürekli tekrarlamak olan "zikir", bazı şairlerce ince ipliklerin eğrilmesine benzetilir. Hallâc'ın aşk derdi yüzyıllardır şiirlerde var. Tasavvufu Fars-Urdu geleneğinde en iyi temsil eden Muhammed İkbal, Hallâc-ı Mansûr aşığıdır. Onu hapseden İslam halifelerini ve bürokratları kimse hatırlamıyor, hepsi ebter oldular. Oysa velüd Allah dostları her zaman kalplerde sultandır, yaşıyorlar.
Hoca Ahmet Yesevi ile şahlanan ve yön bulan Horasan Tasavvufî Akımı, Anadolu'yu Müslüman yapan hamurun özüdür, Vehhabi İslam'ını yurdumuza asla sokmamıştır. Hz. Mevlana'yı okuyarak sadece Fransa'da yılda 1500 Fransız Müslüman oluyor. Siyasete gömülenleri dinleyerek Müslüman olana pek rastlamadım.
Sufi Terapi, 250'den fazla Sufi konsept ve terminolojinin eğitimi için seçilmiş 7 ana çatı şemsiye etrafında olumlu zihinsel değişimi kapsar. Nice Sufi alimler, evliyalar asfiyalar, İslam'ın Kur'an'ın özünü Sufi yaşamı anlatan had hesaba gelmeyen eserler yazdılar. Bunları yazacağız.
"İlim öğren, kimse âlim olarak doğmaz, ilim sahibi ile cahil bir olmaz." diyor İmam-ı Şafii. "Zahidler ahiretin padişahıdır. Arifler de zahidlerin" der Zünnun-u Mısri. "Peki, marifet nedir bilir misin? Taşlara bakan gözlerin çiçekleri görmesidir!" der Mevlana ve kalp yolunu gösterir:
"Allah üstünlük bakımından gözyaşını şehitlerin kanı ile eş tuttu. Her insan yağmur damlası gibidir. Kimisi çamura, kimsi gül yaprağına düşer. O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti. Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme." Kibir ve kinin cennetde olmadığını en iyi bilendir. "Övülmekten hoşlanmak kadar ahmaklık düşünülemez." diyen Bişri Hafi (r.a.) ile kalp ehli sultanların yolunu çizmiştir. "Olgun bir adamı dost edinmek isterseniz, eleştirin. Basit bir adamı dost edinmek isterseniz methedin." diyen Sadi Şirazi aynı telden kalpten söylüyor. Sa'd-i Şirazi, "Allah eğer hikmetiyle bir kapıyı kaparsa, rahmetiyle başkasını açar." diyor.
"Düşmanınızın bile, insan olduğunu unutmayınız" diyen Hacı Bektaş-ı Veli ile "Cehennem dediğinde dal odun yoktur, Herkes ateşini buradan götürür" diyen Pir Sultan Abdal ile aynı yoldayız.
Muhyiddin-i Arabi, vurgular: "Cenâb i hak sana hizmeti ibadeti farz kılmakla aslında cennetine girmeyi farz kılmıştır." Hz. Ömer (ra), illa ki ahlaka değinir: "İnsanlığın şerefi aklıyla, asaleti diniyle; şahsiyeti ahlakıyladır." Ve Hz. Ali (R.A): "Allah dostları o kişilerdir ki, insanlar dünyanın zahirî görünüşüne baktıkları zaman, onlar dünyanın iç yüzünü görürler."
Kalbin sahibi olan Allah, o kalbi işlettirmesini potansiyel tavırdan fiilen uygulamaya geçirmenizi, geliştirmenizi, Allah'ı anmanızı istiyor. Kalb dahi akıl gibi işleyecek. En büyük vasıta, velâyet derecelerinde zikr-i İlâhî ile zakirlik yolunda imani hakikatlara teveccüh etmektir. İnsanın kalbi ve zihni, binler âlemin mânevi haritasıdır. Ebedî, uhrevî, haşmetli bir makinenin âletleri, bir ilim kaynağı ve bilgi merkezidir.
Tasavvuf, İslâmiyetin temel prensiplerine dayanarak, nefsi dünya alâkalarından ve sevgisinden kesip Allah'a ulaşma bilgisi. Ulaşılacak kemalat zirvesidir. Zalimler, Sufilere toslarlar. "İyi bilin ki, Allah'ın dostları için ne bir korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar." Yunus Sûresi, 10:62.
Tasavvuf, tarikat, velâyet, seyr ü sülûk namları altında şirin, nuranî, neş'eli, ruhanî bir hakikat-i kudsiye vardır ama Vehhabiler ret eder. 29. Mektubun Dokuzuncu Kısım, Telvihât-ı Tis'a, yani Sufilerdir. Bu kısım, turuk-u velâyet hakkında olup Dokuz Telvihtir. Dokuza dikkat ediniz. HAKKA vâsıl olacak tarikler pek çoktur. Bütün hak tarikler Kur'ân'dan alınmıştır. Üstad'ın yolu "acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür" tarikidir. 29. Mektubu okuyanlar, üstadın yaptığı bölüm, kısım sıralamasına şapka çıkartmalı. Fitne ve nifak dönemi sonrası 9 alanda Sufi Terapi başlar.
Üstad Said Nursi, şehittir. Onun devamcısı olduğunu ispatlayan Hizmet cemaatı ve Gülen Hocaefendi, rüştünü gösterdi. Kevser suresi dönemi bu Kurban bayramı ile geldi. Peygamberimiz (sav), teblig kahramanı Hizmet ve Ehli Beyt, Seyidler cemaatı devrede.
Kahhar galibi esmalı kahraman Yavuz, ipi eline aldı mı bize Halim ve Vedüd olmak düşer. Rahman ve Rahim Allah, zalimlere acısın, dua edelim. Derviş'in bir Celal yüzü var, savaş zamanlarında ortaya çıkar, birde Cemal yüzü var, gül kokusu yayar. Esmaları Zul Celali Vel İkram toplar. Kin ve nefretten beslenenlere verilecek en güzel tavsiye, ruh ve düşünce mimarlarımız Sufiler. İslam'ın Kur'an'ın özünü yaşayanları yazalım.
İlk NOT: Elbette tasavvufu kurumsallaştıran Abdülkadir Geylani, galibi esma sistemini de kurandır. Muhasibi gibi tamahı gaflet temeline dayandırır. Galibi esma hesaplamalarını vermemizde bir aylık tekniki bir sorun çıkmıştı, bugünden tekrar başlıyoruz. Vira Bismillah. Kimseyi unutmadım.
EK NOT. 2015 yılı 7 ayda Kanada'da 3 eyalet, 3 uluslararası konferansta konuşmacı olarak bulundum. 23 Şubat 2015, Sufi Terapi. Wilfrid Laurier, Social Work, Ontario eyaleti, 5 Mart 2015'da Sufi Terapi, Concordia, Monteal'de Quebec eyalet ve şimdi 27 Eylül 2015, IŞİD, Emonton'da Alberta eyaleti. Ruhsal danışmanlık ve psikoterapi doktora alanımdır. Sufi terapi modelinde kalp merkezli farkındalık sistemi Kanada akademisinde kabul gördü. Tezim, 29 Mayıs 2014'den beri scholar.ca networkünde Ocak 2018'e dek 4500 defa rekor sayıda İslam ve Sufilik alanında uzmanlar tarafından indirildi. Türkçesi Vecd İhlası olarak google'da var. İngilizce bilenler buradan ulaşabilir. http://scholars.wlu.ca/etd/1634/
Objek ilişkisi kuran Sufi terapisi!
Batılıların DSM V'da belirlediği hastalık tanımları ve belirtilerini hastada tesbit etmeme rağmen damgalamam, söylemeden çözmeliyiz. Her bireyin takıntı yaptığı ve mutluluk duyduğu attachment farklı olabilir. Kimisi mesleğine, kariyerine aşıktır, kimisi uhrevi lezzete. Objek ilişkisi terapi nasıl çalışır?
Yakınlık duygusu ve yalnızlık bunalımı arasında gel git yaşarken, attachment, bağlılık gerekli. Beyinde Serotonin, mutluluk hormonu salgısı salgılanmalıdır. Objet İlişkisi kuran bireyler, annesiyle kurduğu duygusal bağı hayatları boyunca ararlar. İyi bir eş ararken, yitirdiği sevgiyi arar. John Bowly'nin ortaya attığı Attachment teorisinin sadece anne ve bebek arasındaki görünmez sevgi bağı ile sınırlı olmadığı çok açıktır.
Duygu ve düşünceleri birbirinden ayırıp zihinde ana sorun oluşturan en sıcak olumsuz düşüncelerin hangi duyguları tetiklediğini buluruz. Her danışan doğru odaklı terapi istemiyor. Görünen probleme kısa dönemli çözüm istiyor. İşte mükemmel bir CBT, Mind Over Mood hastasıdır.
Terapist olarak danışanlara beş farklı modeli sunar, kişilik yapısının 9 ana, 32 çeşit türden hangisi içine girdiğini 2. seansta anlarım. Doğru odaklı terapi ile çözüm odaklı terapilerin çakıştığı nokta, herkesin hedef merkezli olmamasıdır, bu nedenle kognitif model herkeste çalışmaz. Objektif delil ve sebepler çoğu zaman terapi hastasının dikkatinde olmuyor. Danışan ben istiyorsam bana onu ver diyor, direktif istemiyor.
Kişi merkezli, person oriented, terapi insan merkezli, hasta merkezli olarak Batı'da medikal model içine girdi, var oluşcu terapi vardır. Sufi terapi bu nedenle önemlidir. Yeni nesil sorting out yapıyor, her şeyde nasıl ve nerede sorusuna cevap arıyor. Ne ve niçin yerine bireysel mutluluk peşinde koşuyor.
Terapi, çoktan Freud'un instrinsic, güya obkejtif sebeplerden, extrinsic görünmeyen sebeplerle nasıl tercihler yaptığımız alana kaymıştır. Her şeyde sebep arayan Freud inançları yok sayma peşindeydi, dini ve Allah'ı insanların uydurduğunu iddia etti, inançsız imanlıyı anlamaz. Terapide uzman olanlar eğer fazla Freud yanlısıysa kendini tamamen kaybedebilir. Hep bir sebep arar oysa neden değil niçin problem aranır.
Sufi terapi, farkındalık yoluyla negatif zihinden pozitife geçiş imkanı sunuyor. Freud'un rüyasında bile görmediği terapi çeşitliliği oluştuğu postmodernitede Sufi terapi yeni bir çığır açıyor. Objek ilişkisi sağlıklı biçimde kuruluyor.
Süfyan ve Sufi!
Münker ve Nekir kabirde bakmaz, ne necisin!
Kimin oğlusun, kızısın! Torpil yok, rüşvet yok!
Sözcü olmaz, Zaman kalmaz, kanter içindesin!
Azap gelir zalime, cesedi yiyen kurtlar sevinsin!
 
Demeyince alim olan, Hak budur, batıl budur!
Meydan, bağnaz yobaza kalır, Süfyan it oynatır!
Alimde yoksa eğer din gayreti, hakkı kaldırmak!
Çobansız cahiller katıra bestekar, papağan olur!
 
Gelmez ise cana haber, canana Habir'le haber et!
Kalır elbet alem içre bi haber, habersiz zombiler!
Can kalır hasret içinde, Hizmet mefluç pür keder!
Yar-u yaranı itti uçuruma, Süfyan'ın hepsi heder!
 
İnsan olmak istersen durma, daim oku, yaz, susma!
Hayvan olmak istersen, biat et Süfyan'a, sus zaten!
Hidayet vermezse Hak, Hizmet neylesin, Sufi kim?
Hadi'yi de bulamaz ki kalbi, ruhu mühürlü isyancı!
 
Cünd-i şeytan ruhla savaşmaya niyetli, mayası pis!
Kalbi işgal eyleyen ruhta sünuhata ilhama düşman!
Öğretmeni yok eder Süfyan ki, şeytanlar sevinsin!
Komutan ruh susmaz, ruhlar çığlık çığlık toplanır!
 
Eremez Süfyanist menzile, Menzil dilsiz Şeytan!
Kabe yolcusu değilmiş akı, kıblesi Süfyan'a tapar!
Hak için yok hiç kaygısı; cümlesi şeytan düdükleri!
Leblebi yer pislikte, o düştü bu düşmedi F.ci sanır!
 
Günahtan kaçmayan hırsız, insan olur mu!
Helali haram; haramı helal eyler haramiler!
Katle fetva isteyen tecavüzcü anadan üryan!
Biat ettigi Süfyan, kanser yapar, ruha ziyan!
 
Cehli mürekkeble Süfyan alimi zalim eyledi!
İddiası, İslam'ın önüne geçti siyaseti Süfyan!
Etemme ihlas ehli şaşmadı; şaşıran zombidir!
Berk ile yobaz olanın ahiri berbat bir Süfyan!
 
Zül Sufi'ye Süfyan'a yaltaklanıp boyun bükmek!
Demez harama helal; alsa da binbir fetva Süfyan!
İslam'ı nefsine uydurdu; halini nefse uydursana!
Zulmedeceksen niye din indi, neye lazım İslam?
 
Derviş öyle biridir ki samimiyettir kerameti!
Hiçliktir makamı; masumiyettir tek ayinesi!
Hiç uyar mı veli uluların şekline ol eşkalimiz!
Bilmez kendini, belki safisin, belki deli divane!
 
Davayı ızhar eyleyen Hakk'ın sadık kuludur!
Gerçeği yalan dolanla örten şeytanın kuludur!
Kim ki bu yolda Kamil İnsan olmak isterse!
El Müdhill tecellisi Süfyan'a Şeytan diyesin!
 
Giriftarım bugün derde, ateşim çok; takat yok!
Aciz kulda deva ne gezer; devaya reva eyledi!
Mahşerde dahi gülmem; lütfun ulaşmazsa erene!
Hz. İsrafil, Sur'u üflese, kanan müslüman yok!
 
Bilerek nefsine, insana, cihana zulmetti Süfyan!
Demedi hiç töhmet benim; masuma attı günahını!
Laik olan insan fendi bilmek iken tuğyan eyledi!
Sufi, küçük dilini yuttu, midesi yara, ahu fiğan!
 
Hak'dan bir nida, bir tecelli geldi evrene!
Feleğin çarkı devranı fevri döndü sevene!
Yüreğimi yara vurdu; ruhun çığlık çığlık Sufi!
Ancak bir inayet gelirse Hak'tan kabulümüzdür!
 
Şeriatsiz Hakikat bağı güllenmez, gül ü bülbül ağlar!
Bahçemizde biten güzel güllere mındar diyen kim?
Sufi, Anka kuş olur uçar Kaf'a, terki diyar mı hicret?
Hicret içre hicret içinde kurbete doyumsuzluk gerek!
 
Tarikat yazı gelmezse Hakikat bağında bülbül öksüz!
Şeriat bağı olmayan Süfyan'a bin tarikat lanet eder!
Bahçıvan Piri Muğam ağlar, ol kızanlar ağlar, yetim!
Sahabeler dimdik ayakta, Resulü Muhamedi aşk eder!
 
Bükelim nazlı nazenin boynumuzu bab-ı Hüda'ya!
Şayet ulaşmazsa bir ihsan eli, Hüda'nın yardımı!
Öteki berikinin yardımı ile kurtuluş namümkün!
Süfyan kim ola ki Sufi? Hüdasız Yarsız o yadtır!
 
Kim almaz ki mum ışığını nur-i Ahmedden.
Feyz-i Rahman'a kavuşmaz, zulmete düşer işi!
Kimse ulaşmadı Hak yola, takiyeci Hak, yoldışı!
Karmati, Fatimi, IŞİDcisi, cümlesi firakı dalle!
 
O Hüda ki, kimsesizler kimsesi, atmaz yabana!
Zayi etmez Hak dostlarını, koymaz ki yabanda!
Alır intikamımızı zalimden, bulur maksudumuz!
Yaban domuzu Süfyan, katırdır kalır yabanda!
 
Hem şeriattan yoksa nasibi, neylesin O Mahmud?
Yozlaşmış tarikatla hakikat haccına varılamaz ki!
Hakikatsiz tarikat ve şeriat yetimdir; Süfyan'a esir!
Ayaklarında pranga, milletimi eyledi özüne parya!
 
Kasap önünde nice koyunlar, nice kurtulur canım Sufi?
Hem Süfyan'a biat eden kamu sözü yalan, iftira imiş,
Akrebin işi bir ağulu yılan imiş! Sufi'ye Hu gerek!
Domuzlar, maymunlar, köpekler uslanır mı a Sufi?
 
Bu dünya yağma yeridir Süfyan ve haramilere Sufi!
Namusu çiğnediler; Ceddi Hüseyin'i üzdü bizar eyler!
Şeytana kızıl şerbet yalanlar, Sufi'ye ağ ekmek gerek!
Helal çörek yiyene batamaz, cihanı toplasa da Süfyan!
 
Özenme hiç tuli emele, zehirli balı ala elvana Sufi!
Kamusu sana ağyardır, bu sözümü atma yabana!
Dost dedikleri hançer, Sufi'ye hiçlik makamı gerek!
Hiç ender hiç olana Ruhunu Rahman'a teslim gerek!
 
Neylesin Sufi bağ u bostanı, neylesin köşk ile hanumanı!
Nideyim Süfyan u sultanı, kuru şanı, kazibedir şöhretin!
Atı alan Üsküdar'ı geçmiş, sana atsız yorgan döşek gerek!
Sufi'ye cankuşu, yadiğar'ı ahbab, sadece Dost Allah gerek!
 
İnsafla, vicdanla davran, Hakkı yabana atma Sufi!
Öğüt isteyenler tutmaz öğüdü! Salih Zat'ı dinledi mi?
Neden dinmez ruhun, susmazsın, sana öğüt mü gerek?
Hakkın batıldan ayrılmasında Rüyeti Şir'e Farukiyet gerek!
 
Rüyetî Şîr!
28 Mayıs 2017
Waterloo, Ontario, Kanada
Nutk-i Şerîf
Dîdemiz giryân sînemiz sûzân
Rûhumuz hayrân Halvetîleriz
Cismimiz büryân derdimiz dermân
Aşkımız burhân Celvetîleriz
Sırr ile seyrân şevk ile devrân
Ederiz her ân Kâdirîleriz
Mahremiz zâre bülbülüz yâre
Hârız ağyâre Rıfâîleriz
Bizdedir halvet yâr ile ülfet
Bulmuşuz vuslat Dussûkîleriz
Zikrimiz esmâ fikr-i müsemmâ
Seyr-i "ev ednâ" Bedevîleriz
Hakk'ı çün bulduk nûr ile dolduk
Aşkla yoğrulduk Şâzelîleriz
Ölmeden öldük sonra dirildik
Uçmağa girdik Mevlevîleriz
"Hayy" ü "Bâkî"yiz dost müştâkıyız
Aşka sâkîyiz Nakşîleriz
biz Bizdedir "Âdem" İse 'bni Meryem
Hem "ism-i a'zam" Bayrâmîleriz
On iki seyrân ideriz
her ân Ma'nâda sultân Vefâîleriz
Âşık-ı cânân mahrem-i irfân
Fakr ile pinhân Bektâşîleriz
Vahdete vâkıf kesreti sârif
Kenz-i ma'ârif Şa'bânîleriz
SÂMÎ ko halkı ara bul Hakk'ı
Yoludur aşkı Uşşâkîleriz
Abdurrahman Sâmî Niyâzî Saruhani
Vesiletül Kübrâ Şerhi Esrârı Esmâil Hüsnâ eserinden alınmıştır.
1934'de ilk Süfyanca katledilen Osmanli alimlerindendir.
Bu nutk-i şerîf Uşşak makâmında bir ilâhî olarak bestelenmişdir. https://soundcloud.com/www-muzafferozak-com/dide miz-giryan-sinemiz-suzan-ussak-ilahi
Bu tasavvuf dehasının elimize ulaşmayan eserleri şunlardır:
1-Şerh-i Nûniyye ed-Dürretül-Meknûniyye; akaidle alakalı.
2-Kenzül-ârifin: Tasavvufla alakalı.
3-Risâle-i Hürriyyet 4-Mîhveri'l-ulûm,
5-el-Mecâlisü's-Sâmiyye,
6-Cevâmiu'l-Kelim.
7-Zübdetü'l-ulûmül-Arabiyye.
8-Nâme-i Muharrem.
9-Medâricü's-Sâlikîn ve meâricü'l-Vâsılîn.
CUMHURİYET'de böyle Sufi alimler yetişmedi.
Halvetîyem kesretim vahdet ile pinhân olur
Celvetîyem vahdetim kesret ile ummân olur
Kâdirîyem sırr-ı kudret sırrıma eyler zuhûr
Nakşibendem nakş-ı kalbim külle yevmin şân olur
Şâzelîyem kim harîm-i hazretin seyyârıyem
Bedevîyem sırr-ı Hazret sırrıma feyzân olur (1)
Hem Rufâîyem bana semm-i nüfûs etmez
eser Sırr-ı Bektâşem dilimde on iki seyrân olur (2)
Câmi'-i na't-ı celâl vasf-ı cemâl Bayrâmîyem
Hem Düsûkîyem ki vahdet-i şems-i dil tâbân olur
Sünbülîyem sünbülistân-ı hakîkat nisbetim
Sırrı-ı Şa'bânem ki cezb-i Hakk'a dil mestân olur
Mevlevîyem kim külâh-ı istikâmet lâbisem
Ravza-ı hadrâ-yı dil dil-besteye atşân olur
Feth edip sırr-ı Sinân ile kal'a kâf-ı kesretden
Şems-i Nureddin'de dil şerefinde ufk-ı cân olur (3)
Hep tarîkat sırrını lâbis olur sırrım gehî
Gâh vahdet bahrına gark cümleden uryân olur
Almışım bu nisbeti şeyhim Şücâaddîn'den
Nisbet-i kudsiyyesi mecmu'a-i pîrân olur
Cümle pîrân sırrını Sâmî Niyâzî bir bilüp
Pîr-i Uşşâkî'de bul aşkı bulan sultân olur
(1) Tuhfetü'l Uşşâkiyye'de "Bedevîyem feyz - i vahdet feyzime feyzân olur" şeklindedir..
(2) Tuhfetü'l Uşşâkiyye'de "Sırrı - ı Sa'dîyem se'âdet rûh - i kalbe kân olur"
(3) Bu beyt matbu dîvânda bulunmuyor...
Not : Matbu dîvânda olmayıp "Tuhfet'l Uşşâkiyye" de bulunan iki beyit daha var. Ancak kelimelerin tam olarak okunamamasından dolayı bu beyitler buraya dercedilmedi...
 
Olsa bulsa hiç doğsa!

Akreb-i siyaset, İslam'ı Süflidir Süfyan
Âfet-i kalbe devâ, rûha cilâdır Hizmet.
Rûh-i kudsî-i celile bir gıdadır şevki,
Sırr u kalbinde dağılmaz şifası tevhid.
 
Zât-ı Haktan feyz-i zâtî-i Hudâdır rabıta,
Enbiyâ mîrâsı nûr-i Mustafâdır tek râbıta.
Süfyan put, cümlesi aşka zıt, uzak Râbıta,
"Râbitû" emriyle Rabia dört parmak değil.
 
Hakk ile hak ola Sufi, Süfyan kim?
Akıbet hâk yeri âleme sultân olsa!
Refref-i şevkle lâhûta erer seyrânı,
Cezbe-i aşkla lutf ile ahi ihsân olsa!
 
Ayanı sabitesi esma, ilimse, var tevhid.
Arifin şâhid ü meşhûdu kemâl-i vahdet,
Zerrece meyl edemez Ravza-i Rıdvan olsa.
Dûn himmet A'raf'ta himmet-i mîzân olsa!
 
Kurtulur, anca Hak boyası televvün Sufi,
Sırr-ı lâ mahbûb ile âşık-ı Rahmân olsa.
Katl oldu irşâd, cellada aşk ile aşk muhal,
Süfyan şeytan Müdhil, kalb-i selim cân olsa.
 
Kâmil-i insânsa biat etmez asla Süfyan'a!
Biat eder Şeyh Mürted kâmil-i insân olsa!
Etti bu Şeytan'a, adem-i münafıka havf ile,
Âdeti yalan, sureti şeytân sırıtık Erdoğan'a.
 
Cümle cinsi ile üns ü muhabbet eyler aşka,
Hakk enîs hem de celîs ona ki insân olsa!
Oysa Süfyan hayvandır, zulümde boğulur.
Akletmez misin, zulmetmezdi insan olsa!
 
Nefsi firavunlar hevasına taparda göremez,
Ol Yed-i Beyzâ-yı kemâlât ile bürhân olsa.
Şerîatsız tarîkatsız hakikatsız irfân çöptür.
Arifler arif olmazlardı, Ka'besiz erkân olsa!
 
Sorma arifleri sen oni zümre-i nâdân sandın,
Bu Cehil ehli derk edemez sâhib-i Kur'ân olsa.
Nur düşmezdi kalbe, Sufiden pak Şeytan olsa.
Süfyan gemisi kati batar, Bahr-i umman olsa!
 
Sufi Şîr âyineler mahzenine giren Said olsa,
Mahiyeti nur ve hüviyeti nuraniye sırrı ayan.
Olsa ile bulsa bir araya gelip cümle hiç olsa,
Hava ve esir âlem-i misali mevcudata âyine...
 
Rüyetî Şîr!
31 Mayıs 2017
Waterloo, Ontario, Kanada

Bedduâ-ı Rüyetî Şîr!
Allah, Hizmet erenlerini Hz. Cebrail'i dahi geçerek Sıdratül Münteha noktasına ayak basmalarını nasip etsin, Süfyan fitnesi böyle aşılabilir. Hz. İsrafil'den mühlet istiyoruz, bir fırsat dileniyoruz, Hz. Azrail, Hz. Mikail ve Hz. Cebrail'in bulunduğu Arşı Azam'a gelip Sur üflemesin. Hizmet'in esası müsavattır, eşitliktir. Kainatın mayasındaki aşk ve sevgidir, yardımlaşma ve dayanışmadır, cedelleşme, kavga, yıkım değildir. Hizmet'i serbest bırakınız. El birliğiyle, diktatör Erdoğan ve kibirli hırsız AKP'yle zehirlenen toplumun ıslahına, memleketin imanına, Allah'ın birliğine hizmet edelim. Son Karakol Anadolu'yu Zındıka'ya satmaya yemin etmiş Göktürk Süfyanizmi, elinizdeki küçük Türkiye'de elinizden kayıp ve meçhula gidecektir. Kızıl Bolşevizm, ÖKK Yeşil Gladyo ile AKP'ye, Süfyan Erdoğan ile Yeşil Zındıka'ya dönüştü. İslam'a hiç kimseler bu kadar zarar verememişti. Bedduâ-ı Rüyetî Şîr, ruha, kalbe gelen, dile dökülmeden kalpten, gözleri ruh açmadan yapılan bir duadır. Şahısları aslında hedef almıyor, küfür, yalan, dolan, iftira, zulüm ve kötülük hedeftedir. Herşeyi yapan hakikatta Allah'tır, zalim ellerin kırılması Hak'tır, Senden bunu dileniyoruz Rabbim.
Devrin ilacı, fedakâr hakikî kardeş gibi birbirinin gam ve hüzün ve sıkıntılarına merhem sürmek ve tam şefkatle kederli kalbini okşamaktır. Süfyan'ın yaşanan şu dehşetli nifakı devrinde, birbirimize teselli ve ferah vermek ve yardımla kuvve-i maneviyesini takviye etmek gerekir.
Yahya bin Muaz'ın, Ferudun Attar, Arslan Baba, Hoca Ahmet Yesevi'nin, Lokman Parendi'nin, Taptuk Emre'nin, Ahi Evran'nın, Geyikli Baba'nın, Sarı Saltuk, Telli Baba'nın, Gül Baba'nın ve Yunus Emre'nin talabelerini yıktırma, özgürlüklerine kavuştur, dergahı uluhiyetinden ihsan gönder Rabbim. Necip Fazıl'in Sakarya türküsü gibi ayaktayız; yüzüstü çok süründük; ayağa kaldır bu milleti Rabbim! Süfyan domuzlarından kurtar, maymunlarına maskara etme ve köpeklerine ısırtıp, haramilere yem etme, zeval verme devletimize Rabbim!
Mehmet Akif, Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın demişti! En başında Korkma dedi; Süfyan'dan korkanlara, sinenlere cesaret ve mertlik ver Rabbim! Halvetîleriz, Celvetîleriz, Kâdirîleriz, Rıfâîleriz, Dussûkîleriz, Bedevîleriz, Şâzelîleriz, Mevlevîleriz, Nakşîleriz, Bayrâmîleriz, Şa'bânîleriz, Uşşâkîleriz, ve hem dahi Süleyman Şah, GündüzAlp, Şeyh Edibali, Ertuğrul Gazi, Osman Gazi, Orhan Gazi ve Murad Hüdavandiğar gibi her ân Ma'nâda sultân Vefâîleriz. Nurlarına ayineyiz Rabbim. Abdurrahman Sâmî Niyâzî Saruhani, Ahmet Arvasi, Süleyman Hilmi Tunahan, Muzafferi Nakşi Erbilli Hocaların dergahını dağıtan, Mahmut Ustaoğlu'nu ahir ömründe inleten Süfyan'ı rezil rüsva eyle Rabbim.
Üstad Said Nursi'nin ilk talebeleri; Zübeyr Gündüzalp, Hulusi Yahyagil, Abdülmecid, Hafız Ali, Tahir Mutlu, Ceylan abiler, Mustafa Sungur, Hüsnü Bayramoğlu, Bayram Yüksel, Hüsrev Altınbaşak, Ahmed ve Mehmet Feyzi abiler, Bekir Berk, Rahmi Erdem, Said Özdemir, Mehmet Kırkıncı, Ali İhsan Tola, Şaban Akdağ, Hamid Ekinci, İbrahim Fakazl ve daha sayamadığımız niceleri gibi bir Asr-ı Saadet rüzgârı estir Rabbim. Said Nursî'nin hiç yayımlanmamış olan Arapça bir risalenin sonuna yazdığı mektubunda, "Birimiz dünyada, birimiz berzahta dahi olsa görüşmeye mani yoktur" diyordu, Hizmet erenlerini üstadlarıyla daim görüştür, iki cihanı bir eyle, aynelyakin imanla gayb perdesi açılsa imanın yakinleşmez diyen Hz. Ali'ya Hz. Fatıma'ya komşu eyle.
Küçük Lütfü, Küçük Ali, Tevfik, Kuleönülü Sarıbıçak Mustafa gibi, Nur Risaleleri'nin yazılarak çoğalmasında ve bucak bucak, köy köy dağıtılmasında emeği geçmiş hak dostlarının temiz alınterini, gözyaşını toprağa gömmek isteyen Süfyan fitnesini tarumar eyle, yık Rabbim!

Büyük ruhlu Küçük Ali'nin yazmış olduğu Cevşen'in sonuna Bediüzzaman Said el-Nursî şu duayı yazmıştı: "Yâ Erhame'r-Râhimîn! Celcelûtiye'deki İsm-i Âzam hürmetine, bu nüshayı yazan mübarekler kahramanı Küçük Ali'yi hizmet-i imaniyede muvaffak ve Cennette mes'ud eyle. Âmin, âmin, âmin... Hepimizi bu duaya dahil eyle Rabbim.
Üstad Said el-Nursî, eskiden beri hissediyorum ki Risale-i Nûr'da bir harika ruh var. O ruhu bulmak için ruh ihtiyarsız hareket ediyordu. O ruh çok sûretler değiştirdi. Hatta Risâle-i Hasbiyye ve Münâcaat ve Âyetü'l-Kübra gibi çok risalelerde temessül etti. Şimdilik bu son sûrettir diyordu. Kıyamete kadar sürecek bu kutsi hizmeti, şeytani tuzaklarla bölüp, parçalamak, yutmak ve tesirsiz kılmaya çalışan Süfyan ve Süfyanizmi cehennemin dibine batır Rabbim. Gerede alimi Emin efendi gibi duru; Alvarlı Muhammed Efe gibi insan eyle Rabbim! Muhammed Raşid Erol ve Esat Coşan Hocaefendilerini kemiklerini mezarda sızlattırma, tüm İslami cemaat ve tarikatlarını yok etmeye azmetmiş Süfyan Erdoğan'a Kahhar ile muamele et!
Ahmet Bedevi ve Gümüşhanevi hazretlerinin duaları, Ahmet Rüfai hazretlerinin vecdi, İbrahim Gülşeni hazretlerinin kalp ilmi, Sümbül Efendi ve Merkez Efendi'lerin cehdi ile bizleri serfiraz eyle Rabbim; dirayet ver! Bizi Caferi Sadık gibi ledünni ilimde zirve eyle; hadisleri yaşat, Abdullah İbni Ömer gibi ehli Kuran eyle Rabbim! Musa Kazım ve Muhammed Bakır gibi zulme direnişte azimli, Seyyid Battal Gazi gibi yılmaz savaşçı ve kadir kıymet bilen, vefalı ve sadık aciz kulların eyleyesin. Niyazi Mısri'nin ulaştığı hakkalyakin iman makamlarına bizi ulaştır Rabbim! Devlet mollası fasık ve münafiklardan Allah'ım sana sığınıyoruz. Allah'ım yalnız sana kulluk eder ve Yalnız Senden yardım dileriz, Sen yardım etmezsen bize başka yardım edecek yoktur. Kimsesizler kimsesi Sensin, yardım et Hizmet kimsesizine.
Muhammed bin Ali Şemseddîn-i Tebrîzî hazretleri'nin aşkını, İmam Nevevi'nin ilmini, İmam Şazeli'nin zikrini, Zeynel Abidin hazretlerinin Cevşeni Kebir'ini Hizmet erenlerine zırh eyle Rabbim! Süfyan ve Yezidleri delemesinler! Bize Hallacı Mansur'un metanetini, Nesimi'nin la mekanda Lika hamdını, Nizami Gencevi'nin dirayetini, İmam-ı Azam'ın firavun karşısıdaki ilmin izzetini koruyup metin cesaretini ver Rabbim! Rus Çarı'ına, Rus ordusuna Kosturmaca Sibirya esir kampında dahi boyun eğmeyen üstad Said Nursi'nin sahip olduğu Hakim, Cebbar, Rahman, Rahim, Hayy u Kayyum, Ehad, Samed ve Vahid esmalarının güneşini bizlere güneş eyle ey Rabbim! İmam Rabbani hazretleri, her nasıl kendisini İslam halifesi, Mehdi, Mesih, Ruyi zeminde Allah'ın gölgesi zanneden kibir ve şirk ehli zalim Karun Ekber Şah firavununu acizlik, fakruyet ve şefkatle zir u zeber ettiyse, bize de Süfyan Erdoğan ve haramilerini tarihe bir defalık sağlam gömmeyi nasip eyle Rabbim!
Abdülkadir Geylani hazretlerinin 7 lider esması gücünü Hizmet erenlerine ver Rabbim! Zalime acımayan o güçlü bedduası ile Süfyan'ı yak ve kavurasın! İbni Arabi'nin bedduası ile zalimi toz duman eyle, Emir Sultan hazretlerinin şifaci güçlerini Yasin'e verdiğin gibi, Mevlana Halid Bağdadi, Muhammed Ebu Vefai Bağdadi, Şeyh Harrani hazretlerini Kürt ellerinde aşk, şevk ve tefekkür ile yeniden yeşert, gönüllerde, kalplerde, ruhlarda dirilt Rabbim! Salih Zat Muhammed Fethullah Dahhak Gülen Şahin, Abdullah Aymaz ve Ali Ünal abilerimizin duası, Hz. Kahtani'nin çatık kaşlı Kahhar, Cebbar ve Hakim esmaları aşkına ve adına.
Hasan Harakani hazretletinin civanmertliği aşkına Rabbim! Anadolu'yu kasıp kavuran Süfyan Erdoğan ve haramilerini ilelebet mezara postala ve İslam dünyası üzerindeki bu bela ve musibeti bir daha izi, tozu, esamesi kalmayacak biçimde Karun'u batırdığından daha derine batır Rabbim! Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin celal ve Vedud ile dolu Aşk ve Reca makamı aşkına Rabbim! Kin, zulmet, haset, kıslançlık ve nefret ehli Süfyan ve Yezidleri Kızıldeniz'lerinde en dibe batırasın! Hacı Bektaş Veli'nin 7 esması; Arslan ile Geyik'i barıştıran zıt esmalar kutbu aşkına Rabbim. Süfyan ve Haramilerinin tecavüzlerini ve edepsiz zulmünü Anadolu'dan kaldır Rabbim! Muhyiddin İbni Arabi'nin okuduğu sırlı ve ihlaslı 40 Fatiha aşkına; Somuncu Baba'nın 7 Fatiha tefsiri aşkına Rabbim! Karacaoğlan, Köroğlu, Aşık Emrah, Aşık Veysel, Pir Sultan Abdal'ın sazı sözü, Arif Sağ'ın gönlü adına zulmü bitir Rabbim.
Şeyh Dehhani, Ahmet Fakih, Sultan Veled, Şeyyad Hamza, Haliloğlu Yahya Burgazi, Aşık Paşa, Ahmedi, Kadı Burhaneddin, Molla Nasreddin, Kul Mesut, Gülşehri, Nesimi, Necati Bey, Süleyman Çelebi, Bağdatlı Ruhi, Vuslati aşkına Rabbim. Sad bin Ebi Vakkas'in hiç bitmeyen okları; 16 yaşında Bedir şehidi Umeyr bin ebi Vakkas'in yedi renk sarığı aşkına; Amr bin Ma'kderib'in Kadisiye ve Çorum hizmetleri, onun o bin kişilik yüce ruhu aşkına Süfyan'ı kahret! Hz Ali'nin Zülfikarı, atı Düldül'ü, Hz. Ömer'in adaleti aşkina Rabbim! Musab bin Ümeyr'in gömleği, Abdullah bin Cahş'ın gözünü kırpmaz kirpiği adına, Ebu Derda'nın samimiyeti; Zübeyr bin Avvam'ın asaleti, Ebu Dücane'nin kırmızı sarığı ve emanet kılıcı aşkına bu zulmü bitir.
Beddua eden Sufi'nin ruhu değil sanki; zorla ettiren manevi dinamiklerimiz cümle cemaat ayaktalar! Hangisi zorla söyletiyor bu bedduayı, doğrusunu isterseniz hiç bilemiyorum! Beddua etmeyi hiç sevmez Sufi! Halim selim olan ruhumuzu Süfyan zorla Kahhar, Celal ve Müntekim eyledi! Ruhum her sabah beddua etmeden g zünü 45 dakika açamıyor. Bu sözler, birike birike zamanla oluştu. Cihanda Rabbim senin ve gül kokulu Resulu Edibinin sav adını şehbal açtıran ve güneşin doğup battığı her yana yayan erenlerimizi sahabe kıvamında eyle ve makamını sabit kıl.
Namusu, iffeti çiğnenen, malı mülkü; işi, emeği, geçmişi, bugünü, geleceği çalınan, gasp edilen bacılarımız ve abilerimiz hatırına, zalimleri kahret Rabbim! Zalimlerden en güzel intikam alan sadece sensin, tüm icra ettikleri zalimlikleri Gayretullah'ına havale ediyoruz. Şirk ve şerik sevmezsin, senin kudretine ortakçı çıkan Süfyan ve kibirli güruhu sil süpür cehenneme Rabbim. Hapsedilen 18 bin bacımız ve 650 bebek aşkına Rabbim! Süfyan ve Yezidlerin şehit ettiği masum kardeşlerimizin eğer nezdinde değeri var ve bizden razı isen, bu terörist Süfyan'ı bitir. Rüveybida olan Süfyan Erdoğan'a Allah ile savaşamayacağını ibretlik biçimde göster Rabbim! Allah dostlarına, erenlerine milyonlarca kez hakaret eden bu iflah olmaz zalimleri Sen boğarsın! Süfyan'in Melam ve Taylasanları tövbe emaresi göstermediler, eğer ıslah olmaları mümkün değilse perem perem paramparça et Rabbim! Hz. Salih'in devesi olan Hizmet'i bile bile edepsizce kesenleri ve onlara hayat suyundan doyumsuz Zemzem kaynağı sunan erenleri hiç acımadan kesip doğruyan zombivari cahilleri dağıt, Ahzap rüzgarları ile darmadağın eyle, bir daha toparlanıp saldırmalarına imkan verme!
Esmalarının liderliklerini Hizmet Erenlerine lütfet Rabbim! Süfyan'ın Cibali babalarının ruhunu kabzet; İstanbul'un fethine engel olanı bertaraf eylediğin gibi, Akşemseddin hazretleri gibi dua ederiz, ya onların canını al veyahut bizim canımızı toptan al, ruhumuzu Rahman'a hediye ettik, kurbanı vasıl eyle, Hz. Yusuf misali Refiki Ala'dan başka Muğni kullarını tatmin edecek dünyevi ve uhrevi nesne yoktur. Hz İsa'nın Kuddus ve Hayy olan Kadir ruhu aşkına Rabbim! Barışı yok eden terör babası Erdoğan ve IŞİD ile türevi tekfirci teröristlerini Hak ile yeksan eyle, mahv u perişan eyle!
Hz. Musa'nın Firavun'ın sihirbazlarını yutan Ejderha olan kuru sopası, Asayı Musa'sı aşkına; Hz. Süleyman'ın kudretini, hayvanlarla ve cinnilerle hükmetme kabiliyetlerini, Hüdhüd kuşunu Gülen Hocaefendi'ye ver Rabbim! Zombilerin ruhlarda kamp kurmuş, şeytanlaşmış, imanlarını çıkartana kadar gitmeye niyeti olmayan sırıtık, sülük, arsız ve edepsiz ifritlerini yok etsin Gavsı Azamı Ekberül Ekber! Haramileri Kabe yolcusu sandık; onları da bizim gibi İslam davası neferi zannedip safderunlar gibi aldandık! Aşırı muhabetti hak etmeyenlere bir daha muhabbet duydurma ve hak ettikleri yere yolla; bir daha kimseyi aldatamayacaklarına söz veriyoruz. Emanetini kabz etme gününe kadar bizi emanetinde emin kıl Rabbim! Hizmet emanetini koruyamadık; bize bir firsat daha ver; dersimizi aldık! Eğer vermezsen ruhlarımızı kabzet!
Son karakol Türkiye ve teblig makamının Hakkın şahsi manevisi olan Hizmet camiasi yıkılırsa; bu kale kalmazsa, cihanın sigortaları tamamen atar. Rabbim, senin davan öksüz ve yetim kalır. Zalimleri per ü perişan et, zelil zıbart. Bildiğimiz ve bilmedigimiz sahabeler, evliyalar, asfiyalar, sadıkun, mukarrabun, şehitler ve bunu okuyan hazirun aşkına Rabbim! Süfyan ve Yezidlerin tuzaklarını boz, birbirine düşür, ehli Hakkı vaad ettiğin gibi yeryüzü mirasçıları eyle, ki ahirzamanda bu bayrağı omuzlayacak başka kimse yok veya hali hazırda ufukta görünmüyorlar. Emanet eğer Hizmet camiasının değilse, kimin ise onlara ver Rabbim. Yeter ki bu bayrak yerde kalmasın. Bu davanın erleri hakikat ve teblig yolu derdindedir.
Celali vechinle Azim sultanlığında Rabbimize hamdolsun, şükürler, senalar, Resulüne ve Ashabına salavat ve selamlar olsun ki; Büyük Süfyan ve haramilerinin sonu kıyamete kadar ibret olacak muhteşemlikte, popülizmleriyle aldattıkları dereceden daha yüksek, şaşalı, tantanalı, gayet net, bariz olsun. Habir'in 812 aşkına! Hafid'in Hafiz'in kudreti aşkina Rabbim! Yazel Celali vel İkram'ın arşı, yeri göğü inleten asası hürmetine Karunları batır! Bildiğimiz ve bilmediğimiz esmaların yüzü suyu hürmetine Rabbim! Süfyan ve haramilerini Azim, Kahhar, Müntakim, Celal ve Mü'izz ile kahret!
Âmin, âmin, âmin… Velhamdülillahi Rabbil Alemin. Yasin. Vel Kuran'il hakim, inneke leminel mürselin. El Fatiha, Ayetel Kürsi ve İhlas.
İnsan merkezli medeniyet travma ile kurulamaz!
Yurtdışından izine gelmeyi planlayan 6000'i aşkın insan ülke güvenliğine yönelik tehdit oluşturdukları gerekçesi ile geri çevrilecekmiş. Bu zulmü Erdoğan Diktatörlük Rejimi çoktan başlattı. 12 Eylülcüler bile bunlara parmak ısırıyordur. Bu kadar işkenceyi akıl edememişlerdi! Savaş kanunu diye kendi halkına zulmedenler yargıya hesap vermekten kaçan haramiler güruhu. Oysa mesele sadece insanlarda travma meydana getirmemektir. Bu zulümdür ve zalimin yeri cehennemdir. Hizmet, insan merkezli medeniyet dersi aldı ve bu süreçten alnının akıyla çıktı.
Süfyan'ın nifak ekibi ve Zındıka kurmayları Gülensiz kalsa bile Hizmet'in yürüyeceğini anladı. Neşter atıp dağıtma hamlesi ters tepiyor. Oysa sol gruplar gibi başka hareketlerde devlet terörü metotları çalışmıştı. Hizmet, kendine özgü bir hareket, 21. Yüzyılın sahabe misyonudur. Gülen'i yıpratmakla Hizmet'i bitireceklerini zanneden Süfyan ve Zındıka çetesi işte burada hata ediyor. Gülen ölmüş olsa da Hizmet büyür. Peygamberimiz vefat edince İslam güneşi söndü mü? Gülen bir alim olarak, müçtehit olarak Peygamber varisidir. Allah dostuna karşı savaş Allah'a savaştır.
Tanıdığım Fethullah Gülen Hocaefendi kimseyi dışlamaz, insani haklarını elinden almaz ve şu adamı Hizmet'den atın kredimizi bozdu demez! Peygamberimiz 300 münafıkın ismini bilmesini rağmen faş etmedi. Hz. Ömer ve Hz. Aişe bile acaba içlerinde biz varmıyız diye emanet listeyi taşıyan Huzeyfe'nin kapısını aşındırmıştı. Mesele, ahirete imanlı göçüp göçememe meselesidir. Havf ve reca dengesini son nefese kadar korumak gerçek Müslümanlıktır.
Büyük Süfyan ve Zındıka Komitesi, sanırım Hizmet Hareketini Gülen merkezli sandı ve arkasındaki ortak akıl ve makuliyeti görmek istemediler. Makul projelerde birleşen gönüllülerde iman kalplere, tüm hücrelere işlemiş, hafızlara kazınmış durumda. Cihan biraraya gelse Hizmet engellenemez. Hizmet camiası insanlık merkezli evrensel bir morality ve dignity ile değerler sunuyor. Ortak akıl ile bunu istişarelerle yapıyor. Gülen bile bireyleri afaroz edemiyor. Locality daha fazla önem kazandı. Bundan sonra her ülkede Hizmet, evlilik yaptığı kültürlerle yeni mutasyonlar yaşayacak ve mutos bölünmelerle 10 kat, belki 100 kat büyüyecektir.
Toplum şizofrenik bir cinnet geçirince grup terapisi çalışmıyor. Bireysel terapi ile güven gerekiyor. Bu nedenle bu alanda master yaptım. Kanada'ta terapi yetkisi almak için yeterli eğitim yetmez, toplumu terapistlerin tehditinden koruyan derneklere de üye olmak ve yıllık ücret yatırmak, denetlemelerini kabul etmek gerekir. İki derneğe yıllık 600 dolar yatırıyorum. Sufi Terapi şirketim vergisini ödüyor ve kendi müşterilerine terapi sunuyor. Bunu engellemeye çalışan hacker timleri ancak geçici olarak Türkler üzerinde başarıya ulaşabilir. Korku ile güvenli ortamı yıkma çabaları terapi hastalarımı etkiledi ve kaçırmış olabilir. Ancak hastalarım sadece Türklerden oluşmuyor ki. Ne yapacaksınız, yabancıları nasıl etkileyeceksiniz? Türkiye, Süfyan'e esir oldu. Türkler için üzülüyorum, o kadar...
AKP ve Erdoğan ile biat kültürü sorgulanıyor ve yıkılıyor. Lider sultası bitiyor. Hizmet, bu hataları yapmadığı sürece insanlık yapıyor. Umut ve güven vaat ediyor. Erdoğan, her şeye AKP ile kurduğu hortum düzenini korumak için katlanıyor. Kredisine toz kondurmuyor. Aynı hatalara düşmek ahmaklıktır. Soyut kredileri korumakla değil, travmaya uğrayan insanlarla ilgilenmek ve uzman terapistlerin işlerine burnunuzu sokmamanız gerekir. Yetkiyi veren de denetleyen de bellidir. Kendi paramla eğitimimi aldım ve terapi yapıyorum. Buna engel olan zalimlik peşindedir. Zulmün kimden geldiğini bazen kestiremiyorum. Terapistlere çok ihtiyaç var. Özellekle boşanmalar arttı, aile terapisi yapanlara ekmek su kadar muhtaç olunan bir süreç bu.
ABD kadar gücün olsa içinde ahlak ve etik olmayınca Vietnam gibi güçsüz bir topluma karşı savaşı kazanamıyorsunuz. Hizmet tabi kazanacak ama ahlaki değerlerden taviz vermemelidir. İnsanı yaşatmayan, bireyin yaşam alanını daraltan Büyük Süfyan sistemi kötüyü tanıttı. Hizmet erenlerine, bakın böyle olmayın diyorlar! Ya sizde AKP gibi olursanız diye Hizmet için kaygıları olanlar vardı. İnsana yapılan her zulüm bu endişeleri haklı çıkarır. Sanırım Erdoğan gibi olmak veya AKP gibi yapmak diye iki ana kilişe hafızalara yerleşti. Şeytanlık yapanları bu tabirlerle uyaracağız. Erdoğan'ın zulmüne verdiğiniz reaksiyon hafızanızda bir daha asla düğmesi oluşturdu. Gücün kötüye evrilmesine asla imkan vermeyeceksiniz.
Toplumsal cinnete yol açan travmalarda nerede olduğunuzu hatırlarsınız. 11 Eylül böyle bir travmaydı. Erdoğan'ın Selefi terörcülere desteği ve terörleri öyle bir travma ki terapisi çeyrek asır sürebilir. Kamu soygunu keza öyle! Paradigm değişimi yaşanırken yeni hayatlar kurulur. Erdoğan'ın zulmü yaşanırken nerede durduğunuzu asla unutmayacaksınız. Bu bir trigger, travmayı etkileyen unsurdur. AKP zulmüne benzer zulümler hemen tetikçilik yapabilir.
Amerikalılar, Vietnam'da bir hiç uğruna travma yaşadıklarını anladıklarında sivil toplum hareketleri hızlandı ve poltik terörü durdurdular. Türk toplumundan son 4 yıldır benzer bir sosyal tepki bekledim. Sosyal çalışan ve terapistlerin bir görevi de toplum eğitmeni olmaktır. Bu görevimi yapmaya gece gündüz azimle çalışırken ayağıma dolaşanlar, karakter suikastı yapanlarla zerre miktar ilgilenmiyorum. Kim olduklarına da bakmıyorum. Kredimi hedef almaları normaldi. Gay, MOSSAD ajanı ve Hıristiyan oldu iftiraları bunun içindi. Ahlaki değerlerimin olmadığı çakma yollarla ispatlanmaya çalışıldı. Bela ve musibetler Allah'ın sevdiği kula gelirmiş. Eyvallah, gülüyoruz. Bunu yapanların zerre miktar ahlaki değerleri yok. İşlemedikleri günah kalmamış. Hizmetle ilişkili insanlarda ise zerre günah istemiyorlar. Gökten melekler gelse ve doğruları söylese yine iftira atarlardı, neden kanadın yok derlerdi.
AKP'liler biz neden İslam'ı dünyada en güzel biçimde temsil eden Hizmet ile savaşıyoruz, niçin diye sorgulayınca, Büyük Süfyan gözükür hale gelecektir. Acelem yok doğrusu. Kaç yıl sürerse sürsün, mücadelem son nefesime kadar, tek başıma kalsam bile devam edecektir. Gülen yeter dese bile duracağımı sanmıyorum. Travma kalkana kadar bireysel ve toplum terapisi sürecektir. Erdoğan ve AKP, çoktan ahlak savaşını kaybetti. İnsani değerlere yaslanan bir morality ve dignity olmayınca, oluşan travmalardan geriye toplumsal enkaz ve garip insanlar kalacaktır.
Bir toplumda ninniler, düğün şarkıları ve ağıtlar geçmiş kültürü geleceğe bağlar. Vietnam savaşında ölüler törenle gömülmemeye başlayınca savaş bitti. Erdoğan'ın kirli nifaklarla inatla devam ettirdiği Hizmet'le savaşın şarkısı, ninnisi, türküsü olmaz! Ağıt bile yakılamaz. Ancak ağıt yazmak bizim geleneğimizde vardır. Travma tedavisinde gereklidir. Sanat formatında şiir, resim olabilir. Travmayı anlatmak için sanatsal formlarla ağıt kültürümüzde vardır. Tarihi bunlar taşır. Mersiyeler buna en güzel örnektir.
Muhammed Ali, Vietnam savaşında askere gitmeyerek bir sosyal inşaatı bozan bir kahramandı. Sivil itaatsizlik politik terörde gereklidir. Hizmet aslında bunu yapıyor. Toplum belki 5 veya 10 sene sonra daha net kavrayacaktır. Umarım 50 yıl sürmez. Vietnam savaşında ABD'nin hedefi belirsizdi. Komünizmi bitirme yalanı fostu. Erdoğan'ın savaşında hedef yok, Hizmet'i bitirme misyonu gerçekten uzak bir ütopyadır! Realitisi yok, güncel bir algıdan ibaret ve başınızdaki firavunun intikam zevklerini tatmin etmekten başka bir işe de yaramıyor. Haramilerin gaspla yürüttüğü soygunda yaşanan sermaye transferleri de kan davaları oluşturuyor. Kimse malını mülkünü hırsıza, soysuza kaptırmak istemez. Er veya geç geri alır. İntikam güçlü bir duygudur.
ABD'nin Vietnam savaşını kaybetmesinin diğer sebebi, savaşta ölenleri artık kimse vatansever görmüyordu. Erdoğan'ın savaşı da ülkemizde böyle cinnetle travmalarla yıkımdadır. ABD, Vietnam savaşında sayısız yalan söyledi, gerçekleri toplumdan medya ile gizledi. Erdoğan'ın Hizmet'le savaşında yalanlar ve iftiralar 50 bini geçti. Düzelt düzelt bitmiyor. Erdoğan'ın Hizmet ile ahlaksız savaşı, ABD'nin Vietnam savaşına benziyor. Komünistlerle mücadele algısı, sivil toplum çabası ile çöktü. Vietnam savaşını neden ABD kazanamadı biliyor musunuz? İçinde ahlak yoktu. Toplum başından itibaren tıpkı Muhammed Ali gibi desteklemedi. Helal olsun. Çok sevdiği bokstan, spordan mahrum bırakılmasına rağmen bu riski göze aldı. Hizmet, bunu yaptı.
Erdoğan'ın yaşattığı insanlık dışı travmalarda mağdur edilenler bilsinler ki, bu sizin suçunuz değildi. Büyük Süfyan'ın egosu, kibri çok büyüktür. Deşilmese idi hepinizi yutacaktı.Travma yaşayan birini konuşturmak soğanın kabuğunu soymak gibidir. Kabuslar dökülür. Ancak anlatmadığınız zaman da kötü, içinizi kemirir ve size kabuslar gördürür. İnsanlar yaşadıkları travmayı anlatmadığı zaman bu travmayla ömür boyu yaşarlar. İntikam almak kin ve öfke ile büyür, mağduru mahv eder. Öfke kendi kabına zarar verir. Allah, buna sınır koymamıştır.
Erdoğan'ın çaktığı toplumsal cinnet ve bireysel travmalardan iyileşmenin yolu yaşadığınız zulümleri detaylarıyla güven duyduğunuz birilerine güvenli atmosferde anlatmaktır. Yapılan Psikolojik araştırmalar travmanın kolay kolay yok olmadığını ispatlıyor. Erdoğan'ın insanlarda oluşturduğu bu travma kalıcıdır. Bunun hayır ve hikmeti elbette vardır. Örnek verirken kolaylık olacaktır. Erdoğan'ın şizofrenik hali ve topluma çaktığı cinnet, 'disorganized distortion' olarak ta tanımlanır. Travma geçiren geçmişte yaşıyordur. Eskiden travmaya uğramıştır ve intikam peşindedir. Erdoğan, aslında geçmişin intikamıyla doluydu, gücü elde edince fırsatı kaçırmadı.
Erdoğan'ın meydana getirdiği travmalar bulaşıcıdır. Nesilden nesile geçebilir. Eğer bugün çaresini bulamazsak gelecek nesil bize çok sövecektir! Psikoloji'de compulsion var, yani travma kendi kendini tekrar eder. Erdoğan gibi kendini lider zanneden deliler geçmişte de travma yaptı. . İngilizce Captivity deniyor, travma yaşayayan birey esir oluyor. Hafızalarda travma kalıcı iz bırakıyor, flaşbacklerle sürekli geri döner. Captivity'den yani zalim firavuna esir olmaktan kurtulmanın yöntemi mağdura özgür olduğunu öğretmektir. Opsiyonlar travmayı kaldırabilir. Bugün yaşanan Captivity'nin derin anlamı şudur: Büyük Süfyan'ın toplumu esir aldı; ekonomik, duygusal ve fiziksel olarak kendisine bağlaması ile mağdur kurtulamam sanıyor!
Özgürlük, psikolojik bir fantazi oluverdi! Büyük Süfyan, bu nedenle demokrasiyi gereksiz görüyor, insanların uydurması olarak algılıyor. Sorun çözümünde şıracı ile bozacıyı aynı anda odaya alıp, ortaklık yapmasına izin vermiyorsunuz. Herkesle ayrı ayrı ilgilenmek abilerimizin ve ablalarımızın insanlık ve terapi görevidir. Güven yıkıldı ve Büyük Süfyan yıkılıyor! İbni Arabi, Limbo aşamasından bahsediyor. İnsanda kimlik krizi oluşur. Arkadaş, cemaat, aile üyelerinden koparılan fertler havada kalıyor. Çaresi, güven ve güvenlik zemini oluşturup bireyleri yeniden topluma kazandırmak, gruplara katmak ve kurdun insafına bırakılan kuzu olmalarını engellemektir. Toplumun terapi almasına engel olmak zulümdür. Travma, zaman ve yer konusunda gerçeklikten uzaklaşma ile derinleşiyor ve bu kabuslar rüyalarda daha derin yaşanıyor. Biliçaltınız ise rüyalarda kurtuluş için senaryolar üretiyor. Gerçek özgürlük Allah'a kul olmaktan geçer. Allah'tan başka kimseye güvenmiyor, dayanmıyoruz, hep hamd ve şükrediyoruz. Temiz niyetimiz, doğruluk, sabır, güvenirlik ve teblig bizi selamete çıkaracaktır.
Terapi de 1. kuraldır. Ortada doğru yoksa terapi de yoktur.
Terapi de 1. kuraldır. Ortada doğru yoksa terapi de yoktur. Doğrular ile yüzleşmeyen toplumlar gazetecileri sustururlar. Cesu gazeteci meslektaşlarımızın yaşadığı travma büyük. Üstad Said Nursi'yi 2. Abdülhamit karşıtı diye aklını yokladılar. Medyanın susturulması insanlığın, özgürlüğün, adaletin, terapinin susmasıdır. Mazlumun hakkını aramak terapi demektir. Terapi için hakkı batıldan ayırmak Faruk'luktur.
Fransa IŞİD'i bombalıyor, Havuz gururla manşet geçiyor! Ülkemizde 2 bombalı eylemde 140 kişi öldü, IŞİD'i nokta atışı vurdunuz da haberimiz mi olmadı? Nusaybin'de 5 aylık hamile bir kadın öldürüldü! Hepimizin annesi var, ülke bizim ülkemiz, nasıl kayıtsız kalınıyor? Fransızların canı canda Türklerinki, Kürtlerinki patlıcan mı? Paris saldırıları olunca 2 saat içinde taziye sunanlar 12 gündür Silvan'a Nusaybin'e Şırnak'a Fransız! Bunu yapan zalimlere bir çift lafınız yok mu insanoğlu? Yoksa PKK'dır deyip geçiştirecekmiyiz bu vahşeti. Kürtlerin hakkını korumak insanlığı koruma terapisidir. Fikir ve görüşlerini dile getirdi diye hapsedilmek travmadır. Ya katledilmek? Bu nasıl bir adalet ve insanlık, nasıl bir devlet anlayışıdır? Her ne hikmetse ortalığı karıştırana bir şey olmuyor; domuz gibi sağlamlar, fesatlarının bedelini masumlar ödüyorlar.
Zalim, boynuna günahına alırken Allah'ın dinine hizmet etmiştir. Süfyan'a ve avanelerine acımak gerekir. IŞİD turnusol gibi ayrıştırmıştır. Paris saldırıları İslam'a karşı açılan bayrak için kurgulandı. Ancak Allah'ın hikmeti; İslam'ı temsil edenlerle, ediyor görünenleri ayrıştırdı.
Göktürk ve Süfyanizm sahadalar. Demek ki, takdir tüm planlarının gerçek yüzünün ortaya çıkmasıyla bütün sistemlerinin çökmesi ile son bulacaktır. Eğer şartlar olgunlaşırsa IŞİD'e karşı TSK Suriye'ye girerken, Rusya destek bile vermeye kalkabilir. Fransa artık TSK'nın yanında yer alır. Bu dava Allah davasıdır. Ben veya başkası söylediği için değil, bizzat Allah takdir ettiği için bu böyle. IŞİD'in babaları asla gizlenemezler. Algı ile sizi kandırmaya çalışıyorlar. 4 yıldır yedikleri içtileri ayrı gitmedi.
IŞİD mekanizması herkesi ısırdığında birleşen dünya IŞİD ve onun mahdumunu karşısına alır. İslam'ın Gülen yüzünü herkes çok net görecektir. Hedef İslam olmaz, IŞİD olur. Global Deccal'in de planları suya düşer. TSK IŞİD'e vuracaktır, vurmalıdır; ancak bu siyaset çöktükten sonra. Selefi terörünün babaları ile IŞİD'in vuracağına sanırım TSK'da inanmıyordur. Önce sırtınızdan bu kamburu atmalısınız. Elbet oyun kurucular arka planda Büyük Deccal için çalışıyorlar, ancak dünya çapında Süfyanizm'den kar elde edemeyeceklerini artık görüyorlar. Deniz tükendi, nifakı terk ediniz.
Camia herkesi kucaklar. Çünkü Efendimizin (SAV) Mekke'nin fethindeki sünneti budur. Hiç kimse suçlanmayacaktır. Hainler ve katiller müstesna! IŞİD'e bulaşanlar yandı! Dünya barışa hazırlanırken siz bu manzarayı göremiyorsanız, paçayı kaptırdınız demektir. Allah, haklıdan yanadır, zalimden yana değildir.
IŞİD tezgahını kuran konsorsiyum rezil durumda, ortak hareket edenlerin eli iyice zayıfladı. Kızıldeniz etkisi. Kazdıkları kuyuya düşerler. IŞİD ile "İslam'ın yüzü kanlıdır" politikasını yutturamıyorlar, bu siyaset para etmez. Süfyan bin takla atsa da sustursa da hakikat susmaz. Ahir zamanda hükmü Allah vermiş, Efendimiz'e bildirmiş hadislerle bize ulaşmıştır. Zaten olacaklar. Deccalizm öldü, kaderin kazası yaşanıyor.
Yavuz'un kimliği de Fuat Avni'nin kimliği de önemli değil. Elbet bir kahramanlık destanı yazıyorlar. İslam, insanları katiyen putlaştırmaz. Düşmanımız yoktur. Bütün herşey sona erdiğinde, size zulmedenlere Kur'an, Hadis ve Risalelerle gidip tebliğ yapıp, kazanmaya çalışacaksınız.
Hz. İbrahim'e Kabe'yi yaptıktan sonra "Sen çağrını yap biz insanlara iletiriz" diyen Hz. Allah(cc) İslam hakikatini kalplere duyuracaktır. Samanyolu'nu Karartan Karanlık Ruhlar ve Asrın Firavun Sihirbazları… Allah`ın (cc) Habir ismini, Hz. Musa'nın Rabbini unuttunuz. Başka Tanrılar edindiniz...
Bataklıkta batacaklar BERDA koyarlar berbat hallerini cihana ilan etmek için. Selam'ı dahi esirgerler. Kalbinizi temiz tutun, ihlas kazanır. Ruhu kararmış, kalbi mühürlenmiş olanlar birbirlerini bulur. Ruhu temiz olanlar, yapışan kirleri temizlemek isteyenler tevbe kapısını bulur.
Hayır ve şerler ayrılır. Ruhları kaynaşmış ordulardır. Ruhlar aleminde birbirleriyle birleşen ruhlar dünyada da birbirlerini bulacaklardır. Yenen kul ve kamu hakkı için özür dilenmesi, helallık alınması gerekiyor. Yüzleşme olmadan hiç bir travma kalkmaz, bu ana terapi kuralıdır.
İsrafil, Sur borusunu üflese, Kıyamet kopsa uyanmak istemeyen, basireti bağlanmış sözde Müslümanlara, özde Sufi terapi için gayret edeceğim. Aktualite, günlük gelişmeler, algı ve nifak oyunları ile ilgili yorum ve analizimi merak eden, geçmiş twitime, kitap ve makalelerime baksın.
Bireysel, aile, grup ve toplum terapisi önemli. Aşk, ihlas, samimiyet ile HU nifakı bozacaktır. Moğol istilası ve Timur travması sonrasında böyle nifak dönemi yaşandı. Mevlana, Yunus Emre birinde, Emir Sultan diğerinde terapi yaptılar. Nifak ve Zındıka komitesinin psikolojik savaş planlarını ve uygulamalarını zaten değiştirmelerini beklemiyordum. Terapim şimdi başlıyor.
Nifak ve zındıka komitesinin tüm planlarını ince ince önceden yazmam, deşifrem, planlarında değişme, zulümlerde de azaltma meydana getirmedi. Geleceği geçmişten gelen, yüksek insanlık medeniyeti sunan Kur'an, hadis ve icma kaynaklarımızla kuracağız; nifak şebekesi kininde boğulsun.
Kendisi Virüs olan ve hackerlerle virüs saçan, bulaştıran nifak şebekesinden gelen mesajlara aldırmayın. Virüs, kanlarında beyinlerinde var. Kalplerde, ruhlarda, gönüllerde darbe var iken, terapi gerekir. Varsın nifak onların olsun, cehalet, fakirlik ve ayrılıkla mücadele zamanı!
Bir hatıra: Gürcistan'da Stalin'in treni ve evlerini gezdim; tek elbisesi vardı. Borjomi'de yazlığına gitmiştim, gardorubundaki 20 takım elbiselerin hepsi aynıydı. Doğduğu yatağı da yanlışlıkla kırmıştım. Stalin'in doğduğu yatağa Gori'de müze evinde yorgunluktan oturunca, kırıldı, biraz sakarımdır. Milli serveti kırdım, infazdan zor kurtuldum!
Sovyetler yıkılırken, heykelleri paramparça edilen ilk Stalin olmuştu. Sonra Lenin, en son Karl Marks heykelleri yıkıldı. Korku sevgi olmaz!
Stalin ile Erdoğan arasında nasıl bir benzerlik var diyeceksiniz? Sovyet halkı celladı Stalin'e aşık olmuştu. AKP'liler de Erdoğan'a aşıklar!
Stalin, eğitimsiz biriydi. Polonyalı bir askerle Gürcü yahudi bir aşufteden olma zina çocuğuydu. Lenin'i infaz ederken, Troçki'yi de Meksika'da öldürttü.
Stalin, tek parti devletinde Komünizmi din haline getirirken tüm dinlerin mabetlerini yıktı, din adamlarını öldürdü. Politbüro, Ayetullahdı!
Stalin, 2. dünya savaşında Almanlara esir düşen teğmen oğluyla bir Alman genaralin takas edilmesine karşı çıktı ve oğlu öldü. Çok acımasızdı.
Asil kartallar 14 yıl yaşar. Ömrünün yarısında yaşlanır; yükseklerde gagası ve tırnaklarını kendi söker. Yeniden çıkar hepsi, hep zirvededir.
Stalin'in kurmayları halka baskı da ileri gitmiyoz mu diye sormuş. Stalin tavuk getirmiş, tüylerini yolmuş, korkudan tavuk Stalin'in ayakları dibine sığınmış.
Stalin, kurmaylarına demiş ki, halk bu tüylerini bağırta bağırta tek tek yolduğum tavuk gibidir; tavuğu acıtarak yolacaksın ki sana sığınsın! Stalin'in tavuğu sendromu yaşanıyor. Korkudan Süfyan'a sığınan tavuklar ile cesurlar belli oldu; gerisi hikaye...
İslam toplumunda iyi yönetimin karşılığı adalettir. Yani özgürlük değil! Özgürlük köleliğin karşıtı. Süfyan celladına aşık olmuş köle çok! Bir Fransız Türkiye Paris Konsolosluğu önünde ülkemizi IŞİD'i kurmakla suçladı, bunun arkası gelebilir. Nemrudlar, Firavunlar, Yezidler ne zaman Allah dostlarını dinledi ki? Dinleseydi, Firavun Kızıldeniz'de boğulmazdı. Arkalarına Global şeytani güçleri alan Erdoğan ve AKP iktidarının maskesi düşüyor.
Düşünün bir, iddia edildiği gibi @gazetesozcu ve @zamancomtr Amerikan uşağı olsaydı, The Times gibi G20 zirvesini takip edebilirdi. ÖYLE DEĞİL Mİ? Arkasında ABD ve İsrail olsaydı, zaten Erdoğan ve Göktürk, Hizmet camiasına bu zulmü yapamazdı. ALLAH var. ONUN RASÜLÜ var. AZRAİL, MİKAİL, İSRAFİL ve KIYAMET var. İŞİN ÖZÜ ÖLÜM VAR. BİR KOCA RÜYA, 7 SANİYE.. "İnsan öldürerek bir yere varmak ve bir hedefe ulaşmak hiçbir peygamberin, hiçbir Hak dostunun defterinde yoktur."
Erdoğan ve Fidan'ın bu nedenle iki cihanda da yatacak yeri yok. Fidan, zaten yakında CIA'ya sığınıyor. Rus Putin'e sığındı ama kurtulamadı, hepsinin kendi çıkarları var. Hainlik sığınma düşmana.
Artık rejim endişelerinizi gündemden çıkartabilirsin. Başınızda diktatör padişah var, demokrasi yok. Büyük Süfyanı yöneten Global Savaş Deccalizm Komitesi, TSK'yı Suriye'de batırmak istiyor. Hizmet medyası da susunca, algıya açık olacaksınız. Esad, 'Fransa, Suriye'nin beş yıldır yaşadığı terörü dün akşam yaşadı' demiş. Savaş lobisini durduracağını sanmıyorum. Medya susturuluyor. Bu yanlış hesap Allah'tan döner. Yaşarsak göreceğiz inşallah. Anayasa ve hukuk rafa kaldırıldı.
15 Kasım için bahsettiğim Darbe yaşanıyor. Siz 13 kanalı, 2 tv ve 2 gazeteyi, yurtları, dershaneleri, etütleri, Kolejleri kapatın; gazeteciye, öğretmene, avukata, savcıya, hakime, polise, askere terörist deyin. Davudoğlu'nun deyimiyle IŞİD ve AŞİH militanları gibi kafa kesenler öfkeli gençler olsunlar, öyle mi?
Utanacaklar mı? Hiç sanmıyorum. Çok pişkinler. Neme lazımla mı, insan merkezli medeniyet, Yeni Türkiye kuracaktınız? Yazmak aydınlığın, gazeteciliğin namus borcudur. Susmadım, susmayacağım, terapi eksenli yazmaya devam edeceğim.
IŞİDciler batar, Hallac-ı Mansurlar kazanır!
İlim, sanat ve edebiyatın koruyucusu Müslüman Samanoğulları devrinde İbni Sina ve Firdevsi yetişti. Hoca Ahmet Yesevi bir ışık oldu erenlere. Hallac-ı Mansur Hicri 244 ( Miladi 858) yılında Beyza yakınlarında bir kasaba olan Tur'da (Farsa Türk) doğdu. Ana dili Türkçe olan bir alperendir. Erdoğan ise, Arap Müslümanlığının en kötü tekfirci selefilerden paralanarak, Hoca Ahmet Yesevi ve Alperen Sufiliğini yıkmaya çalışan bir Yezid'tir. Hoca Ahmet Yesevi, Türk töresi ile gerçek İslam'ın özü tasavvufu bağdaştırdı, evlendirdi, Alperen kültürü doğdu, Arap müslümanlığı yıkıldı. Hallac-ı Mansur'un ilim ve adalet ikliminde İmam Maturidi ve Abdülkerim Satuk Buğra Han yetişti. Karahanlılar ve Samanoğulları müslüman oldular.
Hallac-ı Mansur, Kallaç Türklerindendir; en iyi arkadaşı Ebu Bekir bin Şibli'de Samaralı bir Türk idi. Emevi ve Abbasi zulmünün tesirini yıkmıştır. Hallac-ı Mansur, Türkçe konuşup, 5 yıl boyunca Doğu Türkistan'da 120 bin Türkün müslüman olmasını adalet ve hizmet (samimi ibadet) ile vesile olmuştur. Türklerde adalet ve devlet beraber vardır. Vatan, İslam'ın, Türk töresinin yaşandığı yerdir ve Allah'a tahsis edilir. Vaad edilme gereksiz bir ayrıntıdır. Allah'ın ihsan ve inayeti adalet varsa verilir, yoksa zulümle abad olunmayacağı için temsil ve tebliğ hakkı zehirli güçle verilmez.
Hallac-ı Mansur'da adaleti gören Türkler müslüman oldu, yoksa Emevi valileri ve orduların zulmü ve kılıcını tadarak 150 yıl müslüman olamadılar. Hallac-ı Mansur'un idam cezası 'Enel Hak' (Ben doğruyum) dediği için verilmedi. Bir el kitabında 'birini Müslüman yapmak hac yapmaktan evladır' yazdığı için zındık olmak ve dinden çıkmakla suçlandı.
Zalim halifeler Hallacı Mansur'u Türklerin müslüman olmasına vesile olduğu için cezalandırıyordu. Savaşçı Türkler cizre ödemezse bela olurdu Araplara göre. Hallacı Mansur hapiste 2 İslam halifesi harcadı. Hapishaneyi medreseyi Yusufiyeye çevirdi. Elleri kolları kesilirken dirilir diye korktular. Hallacı Mansuru susturamayan zalim İslam halifesi onu hapsetmişti. 8 yıl hapiste kaldı. Taviz vermedi. Aracılar halifeyi zulmünden vazgeçiremedi. Erdoğan, Arap Müslümanlarının Mutezile, Eşari, Harici, Vehhabi zihniyetini RABITA, IRCICA, Suudi, Katar paralarıyla Türklere kılıçla sunuyor. Bugün İslam'ı tüm dünyada yayan, kalpleri fetheden Müslümanları hapsediyor. Benzer bir infazı seyre zorluyorlar. Havuz medyası, zulmü teşhir görevi yapıyor.
Hallac-ı halka teşhir için tüm Bağdat sokaklarında gezdirdi. Hallac-ı Mansur; idama getirilirken önce taşlandı, 1000 kamçı vurularak kamçılandı, sonra darağacında asılarak gövdesi param parça edildi. Hallac'ın gövdesinden kesilerek koparılan her bir parçası, her bir uzvu "Enel Hak" (doğruyum) diyordu. Buna rağmen Yezidler inanmamışlardı. Halk, Hallac'ın kafasının kesilmesini seyre zorlandı; ama kesik kafa yine "ben doğruyum" dedi. Tüm olup bitenlere rağmen kafası kesilen Hallacın gövdesi yakılarak külleri suya serptirilmiş, yine de nehrin suları "doğruyum" diye bağırdı. Hallacı Mansur'ın şehit bedenini parça parça edip ülkenin dört bir yanına gömdüler. Kuran'daki ayeti unuttular, Allah Türkleri adalet için görevlendirdi.
Yezidler ülkemizde korku cumhuriyeti kuramayacak, Türkiye'de civanmertlik ölürse medet bekleyen İslam dünyası kan ağlar. Susmayacağız. Korkusuz insanlar, korkak iktidarların kabusudur. İbni Arabi hazretleri 500 makale ve kitap yazmış, bunlardan 27 tanesini dostlarına emanet etmiş ama geri alamamış. Hırsız ve paraya mala mülke tapan Müslümanlara direndiği için tecrit edilmişti. İlim ehli susmaz. Hallaclar susmaz. Hızır paşa bizi ilga etmeden, açılan kapılarla dosta gidelim Siyaset ehli Yezidlik etmeden, açılan kapılardan dosta gidelim.
Hallac-ı Mansur, Sufi bilginleri Sehl b. Adullah et-Tüsteri, Amr b. Osman el Mekki ve Cüneydi Bağdadi'den dersler aldı. RetHallac, Sufi alim Ebu Yakup el-Akta'nın kızı Ümmü Hüseyin'le evlendi. Süleymen, Ahmet (Hamd), Abdüsamed adında üç erkek, bir kız çocuğu oldu. İslam halifeleri onu asla çekemedi. Hallac-ı Mansur küçük yaşlarda Kur'anı ezberlemişti. Kur'an'ın Batının ve Batınının Batını yorumlarını yaparak Zalim, aşırı milliyetçi Arapların siyasi İslam anlayışını her yerde rezil rüsva ediyordu. Hallac-ı Mansur, 922 de Muktedir'in buyruğu üzerine Bağdat'ta asılarak, uzuvları kesilerek işkence ile öldürüldü. Birde halka taşlatmışlardı. Neden? Sindirmek gayesi ile zalimce idam edildi.
"Seven ben, o sevilen de benim; Bir bedene girmişiz iki ruhuz biz O diye gördüğün benim bedenim Bana bak, onu gör; hep aynı şeyiz!" der Hallac-ı Mansur ve ekler:
"Aşk'ta kılınan iki rekat namazın abdesti ancak ve ancak kanla alınırsa sahih olur!"
Hallac sayesindedir ki, ölümü düğün yani Allah'a varış, sevgiliye vuslat telaki eden anlayış sufi ekollerinin tümüne bir esas olarak girdi. Gerçeği işaretle anlatan Hallac'ı halk darağacına çekti. "Hallac sağ olsaydı sırlarının büyüklüğü yüzünden o beni darağacına çekerdi." demiş Mevlana Rumi. Aşk darına dost zülfü asmıştı beni yağlı urgan! Doğruyum dedik ya! Yezid eyler feryad ü fiğan! Dininiz darda dost, binlerce Hallaclara kurban! Büyük işler ancak ortak çalışma ile olur. Dara çıkmak bu fena darda Mansur'a düşer. Küllü yer ve Gök Hak olur, Halkla olur. Yezid Hak ile yeksan olur. Ölümü göze alıp buna cehdle azmetmek aşk erbabı için esas. Dar ağacı her şeyden evvel, aşıkların zinneti... Darağacı, aşıkların gelin yatağı, süsü, bezeğidir.
Zalim korkar. Aşıklar her saat darağacına meyleder, çünkü Mansur'u darağacına çıkaran bu alev, aşkın alevidir. Aşkın üst mertebesi dar ağacıdır. Hallac, "beni öldürün ki dirilsin düşüncelerim" dedi. Bu acıların genel adıdır. Hallac bu iztırabı ve acıyı duyan ve yaşayan ölümsüzlerdendir. Tasarrufu devam ediyor.
Miladi 908 de baş gösteren Hanbeli ayaklanmasına katılmakla suçlanmıştı. Sufiler de Hallac-ı kaldıramadı, bolca gıybetini yaptılar. İsnat edilen iftira ve dedikodulara daha fazla dayanamadığından Basra'dan ayrıldı. Maliki kadısı Ebu Ömer Hammadi'nin fetvası ve Abbasi Halifesi Muktedir'in Hallac emri bir siyasi karar ve kurguydu. Bu öz İslam ile çakma kirli siyasi İslam savaşıdır. Hallac'ın baş düşmanı Ebul Hasan Ali b.Ahmet er-Rasimbi tarafından tutuklandı. Sekiz yıl tutuklu kaldıktan sonra Bağdat'a götürüldü. Hallac-ı Mansur'u değişik inançta ve mezhepte kimseler savunmuştur.
Oysa Hallac der ki: "Dini İslam, tavrı sünnet olanım. Bunu gösteren kitaplarım çarşı-pazarda herkesin elindedir. Allahtan korkun da hayatıma kast etmeyin" Bunu dedi hakimlere. Cüzi iradesini siyasileşmiş yargıya karşı sonuna kadar kullandı ve zalimlerin fetvasına direndi. Hallac, en sonunda hakkındaki tüm haksız suçlamalara karşı artık kendisini savunmanın boşuna olduğunu anladı ve kendisini yargılayan kadılara kitaplarını gösterdi. Yasak ettiler kitap ve eserlerini… Bugün kitapları yasaklananlara bakın.
Hainlik ve casusluk suçlaması elbette Halife ve nifakcı bürokratların bahanesiydi. Halifenin mollaları için Hallac'ı asmanın tek yolu dini jargonla buydu. Maliki mezhebine göre Zındıklığın tövbesi kabul olmazdı zira. Büyük bir İslam alimi ve Türkleri müslüman yapan derviş olan Hallacı, şeriata karşı diye yargılayamayan mollalar, "Zındıklıkla " suçluyordu. 'Hz. Muhammed (sav) sürekli olarak sufilerin kalplerini yakan sönmeyen bir nur'dur diyen Hallac'a bir "Karmati Papazı" diyen siyasiler birer alçaktı, onursuz, şerefsiz ve epey hırsızlardı. Erdoğan'dan aşağı kalır yanları yoktu.
Bağdat ahalisi Hallacı taşlarken Şibli bir gül atmıştı. Baktı, gülümsedi. Doğru söyleyen Hallaclar taşlanırken bir gül dahi atamayanlar utansın! Şibli'ye dedi ki: "İdam edilip yakılacağım. Benim küllerimi nehire serptirecekler. Nehir zulme susmayacak Allah'a dayanan hiç bir zaman yıkılmaz." Şibli; Hallac'ı idamından sonra rüyamda gördüm diyor: Allah sana nasıl muamele etti? Dedi ki "Beni bir misafir gibi karşıladı ve bana ikramda bulundu." Ya zalimleri!
Börek yapan başörtülü bacılarımıza kelepçe taktıran bir Yezid, Müslümanları arkadan hançerleyen bir Tiran var. IŞİD'ten petrol alacak kadar haysiyetsiz, yalancı ve alçak! Ehli Beyte sövmeyi 4 yıl boyunca hutbelere geçirten Yezid, Medine'yi işgal edip 3 gün ahalinin malını ve ırzını helal saymıştı. Müsadere anlayışları budur. Hallac-ı Mansur devri başladı; Yezid halife bozuntularıyla adalet ve doğru konuşarak galip geleceğiz. Doğru olmayan yerde terapi de olmaz. Hallacı Mansur, masumiyet ve adaletle zalim Halifeleri yendi.
IŞİD, Siyasi İslam'ının Süfyan ve Halifeleri batacaktır
Can Dündar ve Erdem Gül doğru söylüyor, Erdoğan yalan söylüyor ve inanmamızı bekliyor. Böyle haysiyetsiz bir yalancıyı tarih az görmüştür. Domuz sütünü içen IŞİD, Taliban, Boko Haram, El Kaida gibi terör örgütlerini destekleyen Batılı koloniciler ve istibaratlar ateşle oynuyorlar. IŞİD'in kontrol ettiği 12 petrol kuyusundan satış yapmasında müthiş bir organize var. Bölgede 350 bin askeri olan ABD peki neden engellemez? IŞİD'i destekleyen örgütler yapısını detaylı biçimde kitaplarımda inceledim. 21 bin yabancı savaşçının kimler olduğu, Irak BAAS katılımı da bellidir! IŞİD'in militan ve finans yapısından, hangi örgütlerin ve siyasi liderlerin destek verdiğine kadar her şey bellidir. Erdoğan böyle saçmasapan algıyla bu defa yırtamaz. Mısır'da Müslüman Kardeşler, Türkiye'de ve dünyada Hizmet camiası, IŞİD projesine karşı çıktıkları için cezalandırılıyor. Erdoğan Gladyo ekibinin kuklasıdır!
Medyayı ve gazetecileri susturmak istemelerinin ana nedeni, koloniciler Ortadoğu'yu IŞİD aracı ile paylaşırken, Türk milletinin uyanmamasıdır. Beni hacklemelerinin ana nedeni de zaten IŞİD günahını yüzlerine vurmamı engelleme, deşifre edeceğimi bilmeleridir! Korkunun ecele faydası yoktur. 4 yıldır IŞİD nedir, ne değildir her detayı yakaladım; delilleri karartma ile Erdoğan'ı kullanan Global ve yerli çete, suçlarını aklayamaz. Arap krallıkları, RABITA, IRCICA, İslam Kalkınma Bankası üzerinden Erdoğan, AKP ve Gladyocu ÖKK çeteye Vehhabi milyar dolarları akıttılar. Arap petrol krallıkları, IŞİD aracı ile Batılı koloniciler ve İsrail ile Türkiye'yi kirletip IŞİD tezgahı kurdular, bu akılsızlık çökecektir.
IŞİD'i finanse eden 40 ülkedeki iş adamlarının kim oldukları ortaya çıkacak, 80 ülkedeki Selefi networkünden militan devşirenler eski Batılı kolonicilerdir. IŞİD, Batılı kolonicilerin Ortadoğu demografi haritaları değiştirmek için kullandığı terör markası, malum milletin zenginleri finanse ediyor. IŞİD'in yok edilmesini engellemeye çalışan Erdoğan, Gladyocu ÖKK çete, artık tasfiye edilmelidir. Rusya ve Fransa ile TSK IŞİD'i temizlemelidir. IŞİD'i temizleyen İslam'a büyük hizmet eder. 34 ülkeyi etrafında topladığını iddia eden Suudi Arabistan,, sorunun asıl sebebi olduğu için terörle mücadelede liderlik yapamaz. İran, El Nusra ve IŞİD militanlarının ilk eğitildiği, Maliki hükümeti ile Irak hapishanelerinden militan devşirten ülke.
11 Selefi, 8 Kürt terör örgütü, IŞİD gibi masum sivilleri katlediyor. Erdoğan'ın sevdiği El Nusra ve AŞİH, en az IŞİD kadar cinayet işledi. Irak ve Suriye'de ılımlı, ılımlı olmayan diye kimse yok. 11 Selefi, 8 Kürt terör örgütü var. Türkmenlere sadece 1 tır mı silah yolladınız? Börek yapan başörtülü bacılarımız mı terörist, yoksa IŞİD gibi eli kanlı çetelere silah militan yollayan Erdoğan ve Gladyocu ÖKK çetesi mi? Rus şirketleri IŞİD'e ortaksa Rusya neden IŞİD petrol tankerlerini vuruyor? Kendi işini baltalamak için mi? Erdoğan'a inanan daha kaldı mı? Demek ki yüzde 1 oyu olan cemaatı yok ettirmeye çalışan, 180 ülkedeki İslami hizmetleri kesmeye çalışan IŞİDci Erdoğan, Gladyocu ÖKK çetesidir!
Erdoğan ve Gladyocu ÖKK çetesi, IŞİD günahını yüzlerine vuranları hapse atmadı mı? Gazeteciler niye içeride? Kimi kandırıyorlar bilemiyorum! Ancak Erdoğan ve Gladyocu ÖKK çetesi IŞİD ve diğer 10 selefi terör grubuna silah ve militan yollandığını ortaya çıkaran herkesi mağdur etti. Erdoğan ve Gladyocu ÖKK çetesi, IŞİD ile petrol ticareti ve militan eğitimi business'i yapmadığını Rusya'nın DAİŞ'e ortak olduğunu savunuyor. Ruslar, belgeleri Koz veya Şantaj unsuru olarak kullanıp hasır altı ederlerse, Suriye'de istedikleri tavizi Erdoğan'dan kopardılar demektir. Türk askerinin Irak'tan, Suriye iç savaşının sonlanmasında BM sürecinde Ankara'nın masadan Ruslar tarafından kovulması, İsrail ile enerji işbirliği savrulmanın şiddetini ispatlıyor. Irak ve IŞİD petrolünü çalıp İsrail'e ucuza satan bir soygun şebekesi elbette kimseyi dinlemez, medyaya susturur, Hallacı Mansurları hapseder.
Sünni İslam'ı kirletme projesi olan IŞİD'e destek veren Erdoğan ve arkasındaki büyük çete, ne kadar güçlü olursa olsun, Müslümanlar bu savaşı kazanır.
Üzülmek yeter mi? [Konuk Yazar: Mahmut Akpınar*]

Türkiye ağır bir travma yaşıyor. Ülkenin yetişmiş insan kaynakları 'darbe' bahane edilerek tasfiye ediliyor. Kırsaldan, alt toplumsal kesimlerden okuyarak, çabalayarak bir yerlere gelmiş dürüst, nitelikli, mütedeyyin insanlar hem de dini söylemlerle biçiliyor. Yüz binlerce insan işinden atılıp açlığa, yoksulluğa mahkûm ediliyor. 'Anadolu Kaplanları', ülkenin ekonomisini ticaretini zıplatan başarılı ticaret erbabı bitiriliyor. İnsanların teriyle, emeğiyle kazandığı helal paralara, sermayeye el konuyor. Bu kaynaklar partizanlara transfer edilerek yeni haramiler oluşturuluyor. Herkesin bildiği namuslu, yiğit ve cömert işadamlarına itibar suikastları yapılıp cani gibi tutuklanıyor, babadan kalma evlerine, mülklerine dahi çökülüyor.
Dünyanın ilkel-gelişmiş bütün hukuk sistemlerinde doğum yapan kadına dokunulmaz. Ama kendine 'İslamcı' diyen ilkesiz ve insafsızlar bir hanım öğretmeni tutuklamak için doğumhanenin kapısında polis bekletmekten utanmadılar. Doğumdan bir gün sonra da ayakta zor duran o anneye kelepçe takıp tutuklamak yüzlerini kızartmadı.
Ülke bir cinnet tünelinden geçiyor. Geniş bir toplumsal kesim, bir sosyal gruba yakın diye linçe maruz bırakılıyor. Bu zulümden, yeni doğmuş bebekten 80-90 yaşındaki beli büküklere kadar herkes zarar görüyor. Aileler perişan. Hem annesi hem babası tutuklu olup ortada kalan çocuk sayısı binlerce. İnsanlar yıllarını verip kazandığı statülerini, konumlarını, servetlerini bir gecede kaybetti. İnsanlık tarihinin en organize ve güçlü suç/zulüm şebekelerinden biriyle muhatabız. Bunlar Allah'tan başkasına minneti zul sayan insanların itibarına, saadetine, aile bütünlüğüne kastediyor. Ülke açık hapishane oldu. Cezaevindekiler ağır baskı ve işkence altında.
Türkiye'deki insanlar -AKP biatçıları hariç- adaletten, hukuktan ve toplumdan umutlarını yitirmişler. İnsanlar çevresine, akrabalarına küskünlük ve kırgınlık içinde. Zira topyekûn bir akıl tutulması yaşanıyor. Mağdurlar zulümden öte, bu ağır zulmün yok sayılmasından inciniyor, içe kapanma eğilimine giriyor.
PEKİ, YURT DIŞINDAKİLER NE YAPABİLİR?
Hazreti Peygamber bir hadisi şerifinde: "Bir şerri, zulmü gördüğünüzde onu elinizle, gücünüz yetmiyorsa dilinizle düzeltin, ona da gücünüz yemiyorsa kalben buğzedin" diyor. Bu süreçte zulme elle/güçle direnme imkânı kalmadı. Devlet gücü ile direnen herkesi ezip geçiyorlar. Bugün özellikle yurt dışında yaşayanların yapabileceği iki önemli şey var:
1- Mazluma yardımcı olma, onun ihtiyaçlarını, sıkıntılarını gidermeye çalışma, maddi manevi destek olma
2- Bu zulmü dünyaya anlatma, yaşananları tespit etme ve belgeleme.
Yarın şartlar değişebilir, yapılacak şeyler artabilir ancak şu anda maruz kalınan zulümlere karşı hukuk mücadelesi vermek, bunu dünyaya anlatmak, demokratik ülkelerin kamuoylarına ulaşmak en önemli mesele görünüyor.
Bu noktada eli kalem tutan, ağzı laf yapan, dil bilen insanlara çok iş düşüyor. Hapiste olanlarla ve pasaportuna el konanlarla kıyaslanacak oranda olmasa dahi Türkiye'deki zulümden bir şekilde kaçabilmiş, yurt dışında yaşayan pek çok gazeteci, akademisyen, okur-yazar var. Bu insanlardan bazıları güzel işler çıkarıyor, yararlı şeyler yapıyorlar. Yapılanlar giderek güçleniyor, etkili hale geliyor. Ancak epeyce insan buruk ve kırgın şekilde kendi hüznüyle baş başa kalmayı tercih ediyor. Birilerinin kendisine iş buyurmasını, bir şeyler söylemesini bekliyor. Bu atalet ve bekleme psikolojisi insanların ruh dünyasını ve hayata tutunmasını olumsuz etkiliyor. Kendinden motorlu, iç motivasyonuyla bir şeyler başlatıp yürüten çok kimse çıkmıyor. Bireysellik hep olumsuzlandığı için başlanacak hayırlı bir iş için bile insanlar "acaba" diye tereddüt geçiriyor. Bireyin bu kadar geri plana itilmesi ve bireysel inisiyatiflerin önünün açılmaması daha sakin bir zamanda tartışılması gereken ayrı bir konu. Ancak şu anda üzülmek, ağıtlar yakmak, neticesi olmayan eleştirilere girişmek değil; imkanlarımız, becerilerimiz nispetinde bir işin ucundan tutma, inisiyatif alma, bir şeyler başlatma zamanı. "Her şeyin şükrü kendi cinsindendir" kaidesince sahip olduğumuz kabiliyet ve imkânlarla zulümle mücadele etmeli, mazlumlara arka çıkmalıyız.
YABANCI DİLLERDE BLOG AÇIP KAYIT TUTULABİLİR
Dünyanın neresinde olursa olsun dil bilen, eli kalem tutan, ağzı laf yapan herkes yaşanan zulmü anlatma ve mağdurların hakkını savunma konusunda inisiyatif almalı. Yaşanmış acı insan hikâyelerinin anlatılması ve bunların paylaşılması ilgi çekiyor. Dil bilmeyenler dahi yanına birini alarak farklı mecralarda bizzat yaşadıklarını, mağduriyetlerini dile getirebilir. Akademisyenler bu mağduriyetleri kendi alanlarına dair akademik çalışmalarla yayınlarla, bilim dünyasına mal edebilir. Yaşananların sıcaklığıyla tarihe mal edilmesi, literatüre girmesi ve akademik yayınlarda yerini alması yarın yapılacaklar için fevkalade önem arz eden şeyler. Gazeteciler bu mağduriyetleri kitlelere duyurabilir, bir mecra bulamıyorsa blog açıp orada yayınlayabilir. Hukukçular uluslararası mahkemelere taşıyabilir. Dünyada insanlar mesleki dayanışmaya önem veriyor. Her mağdur mesleğiyle ilgili kurum ve kuruluşlarla irtibata geçebilir, ülkenin durumunu ve kendi hikâyesini anlatabilir.
Türkiye'de şu anda ağır bir zulüm var. Yurt dışında yaşayanların yüreği kendi sıkıntılarından öte Anadolu'nun acılarıyla buruk, akıllar Türkiye'de. Yurt dışında veya Türkiye'de hürriyetini kullanabilenler ah-vah etme, yakınma dışında bir şeyler yapmalı. Sağına soluna bakmadan "ben varım" deyip imkân ve kabiliyetine uygun çaba göstermeli. Yoksa Hakkın divanında hesap vermek ve yarın mazlumların yüzüne bakmak zor olabilir.
* Doç. Dr. – Keele Üniversitesi Öğretim Üyesi – U.K.
Bu yaşananlar kaç 28 Şubat eder? [Haber-Analiz: Erman Yalaz]
 
Erman Yalaz /

Postmodern darbe süreci 28 Şubat'ın üzerinden 20 yıl geçti. Bugün iktidarda olanların 'mağduruz edebiyatı' ile sıkça kullandığı 28 Şubat uygulamaları son 3 yılda bizzat 'sivil iktidar (!) eliyle hayata geçirildi. Askerlerin başaramadığını, Tayyip Erdoğan ve AKP rejimi sivil bir vesayet inşa ederek başardı. Zulüm ve haksızlıklar o kadar çok ki, artık kimsenin bugün yaşananları 28 Şubat ile kıyaslayacak gücü kalmadı. Çünkü her gün her hafta, her şehirde, her ailede bir 28 Şubat yaşanıyor.
Kitlesel fişleme, kitlesel tasfiye, işkence, kötü muamele, ifade ve basın özgürlüğünü sıfırlama, kapatılan gazete, tv ve yüzlerce yayın kuruluşu, kapatılan okullar, yurtlar, haksız yere mahpus yatan 100 binler, Anadolu sermayesinin tasfiyesi ve el koymalar, başörtülü kadınların öğretmenlikten, teyzelerin kermesten tutuklanması… Liste uzun. Ortada ikna odaları yok, çakma manşetler dışında. 28 Şubatçılar başaramadı. Ama 20. yılında AKP ve iktidarı 28 Şubatçıların '1000 yıl sürecek' diyerek dillendirdiği zulmü 3 yıl gibi kısa bir zaman dilimine sığdırdı ve başardı. Bakın askeri vesayetin isteyip de başaramadığı neleri başardı AKP ve Erdoğan iktidarı…
KİTLESEL GÖZALTI VE KİTLESEL TUTUKLAMA: 120 BİN GÖZALTI-46 BİN TUTUKLU
15 Temmuz öncesinde 'paralel' safsatasıyla başlatılan cadı avı kapsamında önce polisler, işadamları, esnaf, öğretmen ve gazeteciler ile başlayan tutuklama furyası bir yıl içinde felaket boyutuna ulaştı. 15 Temmuz darbesinden sonra somut dayanaktan yoksun bir şekilde, 120 bine yakın gözaltı yapıldı, 45 bin 882 kişi tutuklandı. Halen cezaevlerinde 123 bin hükümlü, 79 bin tutuklu var. Bunların yarıya yakını f.. iftirası ve iddiasıyla tutuklanmış durumda. 7 aydır hapiste tutulan, hakkında suçlamaları bilmeyen ve iddianameleri hazırlanmamış onbinlerce insan var.
KİTLESEL TASFİYE ve İHRAÇLAR: SEZER'İN YAPMADIĞINI ERDOĞAN KHK İLE YAPTI
28 Şubat'ta sürecinde askerlerin talebiyle mütedeyyin memurların ihracı için AnaSol hükümeti isteğiyle Memurlar Karannamesi çıkarıldı. Bugün vesayetçi olarak eleştirilen dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer düzenlemeyi veto etmişti. AKP hükümeti ise 15 Temmuz bahane ederek çıkarttığı Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kitlesel tasfiye kararları alıp uyguluyor. Ülkede 7 ayı aşkındır OHAL rejimi uygulanıyor. Tayyip Erdoğan başkanlığındaki bakanlar kurulu kararları, MGK tavsiyeleri ile 130 binden fazla memura işlem yapılırken, solcu-sağcı, milli görüşçü-cemaatçi deyip 100 binden fazla kamu personeli işsiz bırakıldı. Kapatılan üniversitelerle birlikte 7 bin 500'e yakın akademisyen işsiz bırakıldı ve ihraç edildi.
DÜN 'YEŞİL SERMAYE' İDİ, BUGÜN ANADOLU SERMAYESİNİN TAMAMINA EL KONUYOR
Kombassan, Yimpaş ve Petlas gibi şirketler 'yeşil sermaye' denilerek hedef haline getirilmişti 28 Şubat'ta. Ürün ve şirketleri boykot kararları alınmıştı. Ancak hiçbir zaman müsadere ve el koyma kararları alınmadı. AKP'nin muhalif işadamlarına yönelik baskıları 2015'te başladı. TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz'dan TUSKON üyelerine, Akın İpek, Boydaklar gibi Anadolu sermayesinden Aydın Doğan'a herkes halen hedef. İşadamlarının şirketlerine, mal varlıklarına tek bir hakim kararıyla sulh cezalar eliyle el konuyor.
Bank Asya, İpek-Koza, İstikbal, Feza Gazetecilik, Küçükbay Yağ, Dumankaya, Naksan, HES Kablo, Kaynak Holding, Fi-Yapı, Alfemo, Akfa holding gibi Anadolu sermayesi TMSF'y e devredildi. Tasfiye ve müsadere hakkı tanınan TMSF'ye 22 Şubat 2017 tarihi itibariyle devredilen ve kayyım atanan şirket ve holding sayısı 810. (http://www.tmsf.org.tr/sirket) Hiçbir mahkeme kararı, yargılama yapılmadan şirketlere el kondu, ne evrensel hukuk ne İslam hukukunda olan 'müsadere' uygulanıyor. Binlerce esnaf, işadamı, ara ve tepe yönetici , uzman hapiste. Hazine ve Çevre Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Tapu Kadastro Müdürlükleri eliyle gasp edilen özel gayrimenkul sayısı Ocak 2017 itibariyle 70 bini geçmişti.
GÜLEN'E 28 ŞUBAT SÜRECİNDE TEK DAVA, AKP İKTİDARINDA 27 DAVA
28 Şubat sürecinde Refahyol (Refah Partisi-Doğru Yol Partisi) iktidarına yönelik siyasi kararlar alınırken tek kişilik terör örgütü üyeliğinden dava açılan isim Fethullah Gülen idi. 20 Haziran 1999'da 'irtica, örgüt üyeliği ve devleti el geçirme' suçlamasıyla dava açılan ve 'idamla' yargılanan Gülen, 8 yıl süren yargı sürecinde Yargıtay onamasıyla 1999'da beraat etti, suçsuz bulundu. Bugün ise hakkında yine idam manşetleri atılıp, idam yargılamaları yapılıyor. İstanbul ve Ankara'daki iki ana davanın dışında Gülen'e yönelik 2 yıl içinde ' müebbet istemiyle' açılmış dava sayısı 27.
EĞİTİMDEN SİVİL TOPLUMA DARBE DÖNEMLERİNİ KATLAYAN TASFİYELER
Başörtüsü yasağı, katsayı zulmü, üniversite ve MEB'de fişlemeler 28 Şubat'ın gündemiydi. AKP'nin son 7 KHK ile ortaya koyduğu akademik tasfiye 28 Şubat'ı da 12 Eylül darbesini de solladı. 12 Eylül darbesinde 3 bin 854 öğretmen, 120 akademisyen ihraç edilmişti. 15 Temmuz bahane eden AKP iktidarında son 7 ayda önce dekanlar istifa ettirildi, 80 bin öğretmen açığa alındı, 7 bine yakın akademisyen ihraç edildi. Rektörlük seçimleri kaldırıldı, YÖK eliyle rektörlük kurumu ve seçim Cumhurbaşkanına yani Erdoğan'a bağlandı.
15 üniversite kapatılırken yurt, okul, etüt merkezi olarak kapatılan kurumların sayısı 2 bin 400. Sivil toplumda da büyük tasfiye yaşanıyor. 19 sendika, 1700 dernek ve vakfın faaliyeti durdurulup mal varlıklarına el konurken, konuşan STK'lar ve başkanları hedefte. Askeri okullar, polis okulları ve koleji kapatıldı. Türkiye'nin başarılı 170 lisesi öğretmen tasfiyeleri eliyle parti okulu haline getirildi.
GİTTİ BRİFİNG MEDYASI, GELDİ YANDAŞ VE TETİKÇİ MEDYA
28 Şubat sürecinin en hatırda kalan yanlarından biri askeri vesayetin medya eliyle attırdığı manşetler, andıçlanan gazetecilerdi. 'Üst düzey bir komutana' dayandırılan manşet haberlerle siyaset ve siviller baskı altına alınmaya çalışılıyordu. Genelkurmay sözcüsü Erol Özkasnak'ın medya brifingleri tarihe geçmişti.
AKP ve Erdoğan ise muhalif basının tamamını el koyma, kapatma, gazetecileri hapse atma gibi daha kalıcı ve kesin bir çözüm (!) üretti. Süreç 2014 Aralık ayında Zaman, Samanyolu, İpek Medya (Kanaltürk, Bugün TV, Millet ve Bugün) gazetelerine baskınlar ve el koymalarla başladı.
Mart 2016'da 1 milyon tirajlı Zaman'a ve bünyesindeki Aksiyon, Cihan Haber Ajansı, Irmak Tv gibi yayın kuruluşlarına el konuldu, kayyım atandı. 15 Temmuz darbesinden sonra tablo felakete döndü, 170 basın kuruluşunun kapısına kilit vuruldu. Darbe karşıtı yayınları çok net bilinen ve AKP muhalifi olmak dışında bir suçu olmayan yüzlerce gazeteci talimatla tutuklandı. Halen cezaevlerinde 191 gazeteci var. 5 haber ajansı, 32 Tv kanalı, 62 gazete, 21 dergi, 31 radyo, 29 yayınevi kapatıldı. Yüzlerce gazeteci işsiz ve sürgünde…
HAVUZUM GELDİ TETİKÇİ GAZETECİLİK TÜREDİ
Zaman, Cumhuriyet, Özgür Gündem, Birgün, Evrensel, Hürriyet, Cihan Haber Ajansı, DİHA, Jinha, Etha TRT, Meydan, Özgür Düşünce, Aksiyon, Vatan, Azadiye Welat, Sözcü, Yeniçağ … Fikirleri farklı bütün yayın kurumları AKP karşıtı olduğu için hedefe kondu.
Bu manzara içinde en korkunç olanı ise, köşelerinden, tv ekranlarından gazetecileri hedef haline getiren, tutuklayıp dayak attıran Cem Küçük, Fatih Tezcan vari isimlerin gazeteci olarak anıldığı yandaş, tetikçi medya oluşturulmasıydı. 17-25 Aralık sürecinde medyayı ele geçirmek için Erdoğan ve Binali Yıldırım ekibinin kurduğu iddia edilen komisyonu 'havuz'u oluşturulduğu (ihale karşılığı işadamlarından 600 küsür milyon dolar toplanmak suretiyle) ortaya çıktı. Gözaltı, tutuklama, el koyma ve tehditler ile medya AKP ve Erdoğan bağımlısı yayın yapar hale getirildi. Gazetecilik öldürüldü, halkın doğru bilgilenme hakkı yok edildi.
İŞKENCE VE ZULÜM ZİRVE YAPTI
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Venedik Komisyonu, Avrupa Parlamentosu gibi doğrudan anayasal ve yasal bağlayıcılığı olan kurumların uyarılarına rağmen hukuk askıya alındı, ülke OHAL ve KHK'larla ülke yönetiliyor. Türkiye tarihinde ilk kez hükümet Birleşmiş Milletler'e başvurarak adil yargılamayı rafa kaldırdığını, tutuklananlara insanca davranmayacağını, dünyaya ilan etti. İşkence itirafları ve tespitleri mahkeme kayıtlarına girdi.
Kırıkkale'de 48 tutuklu işkenceyi ve işkenceci polisleri tek tek anlattı. Cezaevleri, emniyet sorgu mekanlarında işkence yapıldığı insan hakları dernekleri ve avukatlar eliyle tescillendi. Uluslararası gözetim kurumları Af Örgütü ve AİHM ve BM komisyonları raporlarına girdi. Cezaevlerinde ve soruşturmalarda şüpheli şekilde ölen, ancak intihar etti diye kamuoyuna duyurulan 40'tan fazla insan olduğu ortaya çıktı. Gazetecilere sözlü, fiili taciz edildiği, bayan öğretmenlere tecavüz edildiği belirlendi, polis-asker-öğretmen sivil ve memur erkek kişilere şişe ve copla tecavüz, fiili tecavüz suçları işlendi.
Evet AKP rejiminin bütün bu zulüm çemberi içinde insan haklarını, demokrasiyi hukuk devletini yerle bir etti. Örnekler onlarca sayfayla çoğaltılabilir.
"Eskiden olan da buydu. MGK bir karar alır, bunu hükümete bildirirdi. Hükümetin işi de onu, devletin diğer kurumları tarafından uygulanmasını sağlamaktı. Genelkurmay da bu kararlar doğrultusunda brifing verirdi. 28 Şubat'ta gördük. Bunlar yargı mensuplarına anlatılırdı. Yargı da karar alırdı. Bugünkü de aynı şey. Askerin yapacağı işi seçilmişler yapıyor." 15 Temmuz darbe girişiminden 15 gün önce Eski İstanbul Baro başkanlarından tecrübeli hukukçu Yücel Sayman'ın sözleriydi bunlar.
Seçilmişler (!) hukuku ve demokrasiyi askıya aldı ve bunları yaptı, yapıyor. Despotik ve tek adama dayalı bir rejim inşasını tescillemek için şimdi 16 Nisan'da başkanlık sistemi getirilmesi için Türkiye referanduma götürülüyor. Fiilen anayasa rafa kaldırıldı, hukuk ve insan hakları yok. Çaya çorbaya meze haline getirilse de İslam ve insanlık adına hiçbir kutsal ve değer kalmadı.
Kurban kesmek, burs vermek, kermes yapmak, bankada hesabı olmak, gazete aboneliği, evinde elinde risale-Gülen kitabı bulunması gözaltı ve tutuklama sebebi oldu. Teyzeler, nineler, ablalar, dedeler, lohusa kadınlar,başörtülüler, açıklar, Aleviler, Sünniler, Kürtler, milliyetçiler, solcular, sağcılar; muhalif herkes, Erdoğan ve AKP karşıtlığının bedelini ağır bir şekilde ödüyor. Evet, 28 Şubatçıların başaramadığını, AKP ve Erdoğan başardı!


SAVUNMA HAKKI BÖYLE YOK EDİLDİ: Konya'da gözaltına alınan 12 avukattan biri olan M.K., gözaltındaki aşağılama ve yorgunluğa dayanamayarak bayıldı. M.K'nın elleri kelepçeli ve baygın fotoğrafı, avukatların düşürüldüğü durumu özetliyor. Halen 300'dan fazla avukat tutuklu. Savunma hakkı tamamen ortadan kaldırıldı, bazı şüpheliler avukat dahi tutamıyor. onbinlerce kişi hakkında suçlamaları bilmiyor ortada iddianameler bile yok.


Sarayın fetvacısı yüzleşme günü ne yapacak?

Sarayın fetvacısı yüzleşme günü ne yapacak?
Gazeteci Yazar Faruk Mercan Samanyoluhaber.com için yazdığı yazıda 'Fetvalar ile Saray rejimine destek olan Hayrettin Karaman'a zor bir soru soruyor
Tablo bugünkü gibi gözümün önünde...
2000 veya 2001 yılıydı.
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın İstabul Altunizade'deki toplantı odasında, masanın en başında Hilmi Yavuz, Mete Tunçay ve Hayrettin Karaman yanyana oturuyorlardı. Oturumu, ikisinin ortasına oturan Hayreddin Karaman yönetiyordu.
Bu üç isim, belirli periyodlarla vakfın Altunizade'deki merkezinde önceden belirledikleri bir konu üzerinde konuşuyorlarlardı. Dinleyicilerin de katılımı ile toplantı bir entellektüel beyin fırtınası olurdu.
O gün Hayrettin Karaman'ın Mete Tunçay'a dönerek söylediği şu söz hala aklımda:
"Ahirette, Mete Hoca'nın iyi bin insan olduğuna şahitlik yapacağım..."
Hayrettin Karaman, yıllardır Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın bünyesindeki Abant Platformu'nda yönetim kurulu üyesiydi.
Karaman, vakfın düzenlediği ilahiyatçılar toplantılarının da müdavimlerindendi. Bu ilahiyatçılar buluşması, İstanbul'da Mabeyn lokantasında yapıldığı için "Mabeyn Toplantıları" olarak bilinir.
Hayrettin Karaman aynı zamanda, Samanyolu Televizyonu Danışma Kurulu üyesiydi uzunca bir süre... Karaman, Cemaati ve faaliyetlerini bilmeyen bir isim değildir anlayacağınız... Tam tersine 20 yıl boyunca bu faaliyetlerin bir bölümüne fiilen katıldı. Mesela Bank Asya kurulurken ve faaliyete başlarken, Hayrettin Karaman'ın görüşlerine müracaat edildi. Onun verdiği fetvalarla şekillendi bir çok şey...
Abant Platformu'nun yaklaşık 30 kişilik yönetim kurulu listesi ve yüzlerce katılımcısı, Türkiye'nin bütün renklerini temsil ediyordu. İki yıl genel sekreterliğini yaptığım bu platformun toplantılarına katılan bir çok isim şimdi hapiste:
Ali Bulaç, Mümtazer Türköne, Mehmet Altan, Şahin Alpay, İştar Gözaydın, Ahmet Turan Alkan, Nazlı Ilıcak...
Hilmi Yavuz da gözaltına alındı, malvarlığına tedbir konuldu, sonra serbest bırakıldı.
Her yolcunun kendi yolunu tercih ettiği, geleceğin nesillerine öyle intikal edecek çok tarihi bir dönem bu...
Hayrettin Karaman da yolunu seçti. Sarayın fetvacıbaşı oldu. Bir haber sitesine bakarken Hayrettin Karaman'ın, "Tövbe eden Cemaat mensuplarına yeni bir fırsat verilsin" dediğini gördüm.
Hayrettin Karaman bir ilahiyatçı, İslami terminolojide tövbenin muhatabının kim olduğunu çok iyi biliyor. Tövbe, günahlardan dolayı Allah'tan af dilemenin adıdır. Müslümanlar, bunu her gün, her namazda yaparlar.
Saraydaki Şahsın bütün cürümlerine dini meşruiyet sağlayan fetvalar veren Hayrettin Karaman'a bugün soru sormanın bir anlamı var mı bilmiyorum. Ama tarihe ve gelecek nesillere emanet etmek üzere buraya bir kaç satır yazmanın lüzumuna inandım.
Neden tutuklanıyorlar, işkence görüyorlar, devletteki görevlerinden atılıyorlar Cemaat mensupları?...
Banka Asya'da hesabı olduğu için, Cemaatin açtığı okullara çocuğunu gönderdiği için, Zaman gazetesine abone olduğu için tutuklanıyor, işkence görüyor, işlerinden atılıyor insanlar...
O zaman Hayrettin Karaman'a soralım:
Bank Asya'nın faaliyetlerine fetvalar verdiniz, tövbe ettiniz mi bundan dolayı?
"Bu okullara medeniyet projesidir" diyen makaleleri var Hayrettin Karaman'ın... 20 bin öğretmen, sırf bu okullarda görev yaptığı için atıldı, tutuklandı. Binlerce insan çocuklarını bu okullara gönderdiği için tutuklandı. Bu sözlerinden dolayı tövbe edecek mi Hayrettin Karaman?
Yıllarca, Zaman'ın kardeş kuruluşu Samanyolu TV'nin yönetiminde bulunan Hayrettin Karaman, Zaman abonelerine terör örgütü üyesi muamelesi yapılırken tövbe edecek mi?
Bu süreç bize şunu gösterdi: İlahiyatçı olabilirsiniz, profesör olabilirsiniz, marksist veya dindar olabilirsiniz... Ünvanınız ve göreviniz ne olursa olsun, insan olmak başke birşey... Ve insanın gerçek karekteri böyle zor zamanlarda ortaya çıkıyor.
Mehmet Altan'a, Şahin Alpay'a, Ahmet Altan'a bakın... Bu insanlar hiçbir zaman dindar olmadılar. Din üzerinden kendilerini pazarlayan, dini dünyevi ikbalin aracı haline getiren insanlar olmadılar.
Ve böyle zor bir dönemde, insanlıklarını terketmediler. Hayrettin Karaman gibi, Cemaat mensuplarına iftira atmadılar mesela... Kendilerini kurtarmak için düşüncelerinden ve inançlarından da vazgeçmediler. Zindana girmek pahasına...
Hiç unutmuyorum, Bir grup yazarla umreye gitmiştik. Aramızda Mehmet Altan da vardı. Ve Mehmet Altan, kendisini hazır ihssetmediği giçin ihrama girmedi. "Ruhen hazır değilim, size şirin gözükmek için ihrama girersem sahtekarlık olur" dedi. Yıllardır Abant Platformu'nun yönetim kurulu üyesiydi, ama hiçbir zaman bunu avantajlara dönüştürmenin peşine düşmedi Mehmet Altan...
Ali Bulaç ve Mümtazer Türköne de öyle... İkisine de bu süreçte milyarlarca liralık cazip tekilfler yapıldı Zaman gazetesinden kopmaları için... Ali Bulaç Habertürk'e, Mümtazer Türköne Sabah'a transfer edilecekti. Teklif bizzat Saraydan geliyordu. Eğer onlar da Hayrettin Karaman'ın yolunu seçselerdi, şimdi zindanda değil, Hayrettin Karaman gibi el üstünde olurlardı.
Mümtazer Türköne, teklifi getiren şahsa şöyle dedi: "Böyle bir teklife maruz kaldığım için şu anda çok üzgünüm. Acaba hangi hareketimle, sizde böyle bir umut uyandırdım ki bana geldiniz. Ben satılık bir adam mıyım?"
Teklifi getiren ve Mümtazer hoca tarafından böyle kovulan şahıs şimdi hükümette en önemli bakanlıkların birinin başında, Mümtazer hoca ise zindanda...
Bugünlerde Hindistan üzerine bir kitap okuyorum. İmam Rabbani Hazretleri'nin nasıl hapse girdiğinin hikayesi de var kitapta... Sadece İmam Rabbani değil, sultanla işbirliği yapmayı reddedip zindana giren, işkence gören İslam alimleri çok fazla...
Ali Bulaç'ın dediği gibi, İslam tarihi aslında zulme karşı bir direniş tarihidir. Ve bugün bu zulme karşı direniş görevi Cemaat mensuplarına ve hakkaniyeti temsil eden aydınlara düşmüş durumda...
Gerisini Hayrettin karaman düşünsün... Yıllarca beraber olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkan Yardımcısı Cemal Uşşak, gurbette hastalandı, ülkesinde ölmesine bile izin verilmedi. Hayrettin Karaman, ahirette Cemal Uşşak'ın yüzüne nasıl bakacak?
Mete Tunçay'a ahirette şahitlik yapmaya kendisini ehil gören Hayrettin Karaman, verdiği fetvalarla faaliyet gösteren Bank Asya'da hesap açtığı için hapse giren binlerce insanın yüzüne nasıl bakacak ahirette?..
Büyük yüzleşme gününde, o büyük aldanma gününde herkes semeresiyle orada olacak. Hayrettin Karaman da...

Ben milliyim diyen zata bakın...
Ben milliyim diyen zata bakın: Kılavuzları Hamaney ve Kardavi, ortakları Katar Emiri ve Rıza Sarraf...
15 Temmuz sonrasının Türkiye'sine bakın...
En kazançlı ülkeler hangileri?..
Şüphesiz Rusya ve İran...
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Amerikalı yönetmen Oliver Stone'a verdiği röportajda, "Amerika'nın 15 Temmuz'u önceden bilmemesi imkansız" diyor.
15 Temmuz öncesinde, Amerikan medyasında çok önemli üç makale yayınlandı. Haber kaynakları kuvvetli Türkiye uzmanı Michael Rubin'in "Türkiye'de Erdoğan'a karşı bir askeri darbe olacak mı?" başlıklı yazısı, "Newsweek" dergisinde 24 Mart 2016 günü yayınlandı.
Rubin, yazısında, "Amerika, böyle bir müdahaleye itiraz etmez. Erdoğan ve yakın çevresinin yargılanmasına karşı gelmez. Ama idam edilmesine karşı çıkar." diyordu.
İkinci makale, "Foreign Affairs" dergisinde, 30 Mayıs 2016 günü yayınladı. Washington'daki Middle East Institute uzmanı Gönül Tol'un imzasını taşıyan yazının başlığı şöyleydi: "Türkiye'nin Gelecek Askeri Darbesi."
Üçüncü makale, 15 Temmuz'dan tam bir ay önce, 15 Haziran 2016 günü "Foreign Policy" dergisinde yayınlandı. Beyaz Saray'ın eski ulusal güvenlik danışmanlarından John Hannah'ın imzasını taşıyan yazı, "Erdoğan gibi bir problemi nasıl çözersiniz?"başlığı ile yayınlandı. Yazıda, yakın gelecekteki askeri darbe ihtimalinden bahsediliyordu.
Doğal olarak, Rusya Devlet Başkanı Putin, Türkiye'de NATO destekli bir askeri darbeden endişeliydi. Bu endişeye sahip Putin, bazı hamleler yapmaz mı? Elbette yapar...
Nitekim, Türkiye'de Doğu Perinçek grubu ile yakın ilişkisi olan "Avrasyacılık" projesinin mimarlarından Aleksandr Dugin'in darbeden bir gün önce, 14 Temmuz günü Ankara'da olduğu ortaya çıktı. Mesela NTV'nin 3 Ekim 2016 tarihli haberi şöyle:
"Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Özel Temsilcisi Aleksandr Dugin'in, 14 Temmuz günü Ankara'da olduğu ve o gün birkaç kişiye ordunun içinde hareketlilik olduğunu anlattığı ortaya çıktı."
Böylece, "kontrollü darbe" senaryosu sahneye konuldu.
"Avrasyacılık" projesi, Türkiye'nin NATO'dan çıkmasını, Rusya ve İran ekseninde yeniden şekillenmesini öngörüyordu. Bu projenin Türkiye'deki fikir babası Doğu Perinçek ve onun güdümündeki Tuncer Kılınç gibi bazı eski askerlerdi.
15 Temmuz sonrasının Türkiye'sine bakın... Amerika'nın IŞİD'e karşı yaptığı RAKKA harekatında yer verilmeyen, NATO subayları tasfiye edilmiş ve Rusya ile füze anlaşması yapan bir Türkiye var... Bir anlamda Türkiye, "Avrasyacı" Doğu Perinçek'in dediği çizgiye geldi.
Şimdi bütün mesele, Osmanlı'dan beri yüzü Batı'ya dönük olan Türkiye'nin, kıstırıldığı bu kıskaçta ne kadar tutulabileceği... Türkiye'nin tarihi dinamiklerine ve günümüzde yaşanan olaylara bakıldığında, bu sürecin uzun olmayacağı muhakkak...
Rusya Devlet Başkanı Putin, şu andaki durumdan oldukça memnun... Ama, dış politikada olaylar çok hızlı değişir. Yarın bir gün Rusya'nın menfaatleri gerektirdiğinde Saraydaki şahsın gözünün yaşına bakmaz. Nitekim, Rus uçağının düşürülmesinden sonra Putin'in Saraydaki şahsı nasıl ablukaya aldığını hatırlayın. Rusya devlet televizyonu hemen her gün, baba-oğulun sıfırlama konuşmasını yayınlıyordu. Hatta Rusya, Saraydaki şahsın IŞİD ile ilişkilerini Birleşmiş Milletler zeminine taşımıştı.
Saraydaki şahıs için tarihin akışının hızlandığını söylemek kehanet olmayacak... Manhattan hapishanesindeki Rıza, Malta dosyaları, bir çok ülkenin radarına yakalanan terörist gruplarla ilişkiler ve son olarak Katar olayı...
CHP milletvekili Enis Berberoğlu'nun tutuklanmasından sonra yapılan "Adalet yürüyüşü"nden bu kadar korkmasının sebebi bu... Hileyle zar zor kazanılmış bir başkanlık referandumundan sonra, ivme kazanmış bir toplumsal hareketle iktidarını kaybedeceği korkusu bu...
Ama korkunun ecele faydası yok... İç ve dış dinamikler, onu kaçınılmaz sona doğru sürüklüyor.
Dikkat edin, Hizmet hareketi ve başkalarına yaptıkları, tek tek onun başına geliyor.
Suudi Arabistan ve Mısır'ın başını çektiği İslam ülkeleri, Katar'ı terörist listesine alınca, "Müslüman müslümana bunu yapar mı, üstelik Ramazan'da..." diyor.
Sanki Ramazan'da yeni doğum yapmış kadınları bile tutuklatan, 17 bin dindar kadını hapishaneye gönderen kendisi değil...
Yusuf Kardavi gibi kişilerin ve bazı Katarlı kurumların terörist listesine alınması üzerine, "İslami hayır kurumlarına terörist diyorlar. Böyle şey olur mu? Hiçbir delil yok..." diye bağırıyor.
Sanki, Türkiye'deki yüzlerce hayır kurumuna mesnetsiz terörist damgası ile el koyan kendisi değil...
Mısır'da Mursi devrilince, tehditler savurup "Her Finavun'un bir Musa'sı var" diye bağırıyordu. Bugün bu söz, adalet yürüyüşünü yapanlar tarafından ona söyleniyor.
Hizmet hareketine darbeci diyordu, bugün ona 20 Temmuz darbecisi deniyor.
Allah büyük... Kim bilir daha neler göreceğiz ve yaşayacağız...
Ve kim bilir, Türkiye'nin yaşadığı bu olayların perde arkasında nelere şahit olacağız...
Saraydaki şahsın, medya patronlarını toplayıp, onlara "milli duruş" sergilemelerini tebliğ ettiğini duyunca acı acı güldüm.
İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'e "Rehberim" diyen, İslam ülkelerinin terörist listesine aldığı Yusuf Kardavi'yi şeyhi olarak gören, Katar Emiri ve Rıza Sarraf'la ortaklık yapan Saraydaki şahıs, millilikten bahsediyor!..
Türkiye'nin bütün sünni dinamiklerini ve sünni birikimini yok etmek için elinden geleni yapan Saraydaki şahsın bu "terörist proje"yi kimler adına yürüttüğü elbette açığa çıkacak...
Katar'daki finans ilişkileri, Suriye'deki terörist gruplarla ilişkileri, Batıya sevk ettiği teröristlerle ilişkileri gibi...
İşte o zaman kimin milli, kimin yabancı ve kimin terörist olduğuna 7 milyar dünyalı şahitlik yapacak...
Katar'da askeri üssü bulunan Amerika, bir yandan Katar'ı terörist gruplarla ilişkisini kesmeye zorlarken bir taraftan da 12 milyar dolarlık askeri uçak satışı yaptı Katar'a... Katar'ın başka seçeneği yok...
Wall Street Journal gazetesinin yazdığı gibi, Saraydaki şahıs sıranın kendisine geleceğini bildiği için hopladı, gece yarısı Katar'a asker gönderme kararı imzaladı. 10 bin Amerikan askerinin olduğu Katar'a, asker gönderse ne değişecek? Hiçbir şey...
Saraydaki şahıs, Katar'ı en güvenli limanı görüyordu. Ama işte bir yere kadar... Bugün sığınılacak liman gördüğü Rusya da günü gelince gözünün yaşına bakmayacak...

Faruk Mercan
Suudi Arabistan'dan tansiyonu yükseltecek adım
Reuters haber ajansı, Suudi Arabistan'ın İran Devrim Muhafızları'na bağlı 3 askeri gözaltına aldığını duyurdu. Habere göre, Marcan petrol sahasına botla yaklaşan İranlı askerlerin gözaltına alındığı belirtildi.
 
Reuters haber ajansı, Suudi Arabistan'ın İran Devrim Muhafızları'na bağlı 3 askeri gözaltına aldığını duyurdu. Habere göre, Marcan petrol sahasına botla yaklaşan İranlı askerlerin gözaltına alındığı belirtildi 
İran'ın bu gözaltılara sert bir tepki göstermesi bekleniyor. Suudi Arabistan Enformasyon Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, üç İranlı askerin gözaltına alındığı, iki askerin ise kaçmayı başardığı belirtildi.
 
BAE: ÖFKE VE İNKAR HALİNDELER
 
Öte yandan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver bin Muhammed Karkaş ise bazı Arap ülkelerinin Doha'ya yönelik tecritinin yıllarca sürebileceği uyarısında bulundu. Fransa'nın başkenti Paris'te basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Katar'ın dış politikasını değiştirmemesi durumunda bazı Arap ülkelerinin Doha'ya uyguladığı tecritin uzun yıllar sürebileceğine işaret ederken, Kuveyt'in ara buluculuk girişiminin faydalı olabileceğini belirtti.
 
Bakan Karkaş, "Kuveyt'in ara buluculuğu yararlı olabilir. Katar bunun yeni bir durum olduğunu ve tecritin yıllarca sürebileceğini anlayacak. Onlar siyasi rolleri ve yoldan çıkmış görüşleri yüzünden tecrit edilmek istiyorlarsa, bırakalım tecrit edilsinler. Onlar hala öfke ve inkar halindeler." ifadesini kullandı.
Bazı Arap ülkeleri için en önemli endişe kaynağının, Doha'nın bölgede El-Kaide, Müslüman Kardeşler, Filistinli Hamas grubu ve diğer gruplarla ilişkileri olduğunu kaydeden Karkaş, Arap ülkelerinin Katar'a yönelik hazırladıkları şikayet listesinin birkaç gün içinde tamamlanacağını söyledi.
Türkiye'nin Katar konusunda izlediği politikaya da değinen Karkaş, "Türkiye kendi ideolojik görüşleri ve ulusal çıkarları arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Onların anlayışlı davranmalarını, bizim ne yaptığımızı ve bunun da onların çıkarına olduğunu anlamalarını bekliyoruz." dedi.
 
KATAR: "TAVIR DEĞİŞTİRMEDİKÇE MÜZAKARE ETMEYİZ"
 
Katar Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdulrahman al Sani, Katar'a yönelik ekonomik boykotun devam etmesi durumunda B planlarının hazır olduğunu ve
bu planın Türkiye, Kuveyt ve Oman'ın desteğine dayandığını söyledi. El Sani, uçuşlar için gerekli geçişler için de İran'ın kolaylıklar sağladığını belirtti.
El Sani, Katar'ın, kendileriyle ekonomik ilişkilerini kesen ve seyahat kısıtlamaları getiren Arap ülkeleriyle bu tavırlarını değiştirmedikleri sürece herhangi bir
müzakere yapmayacağını belirtti ve böylece Katar'ın iç işleri ya da El Cezire televizyonunu yayınları konusunda görüşmeler yapılabileceği tartışmalarına son noktayı koymuş oldu.
 
KOMEDI
Kişi başına düşen milli gelirin 135 bin dolar olduğu ülkeye 71 uçak dolusu yardım
Körfez ülkeleriyle kriz yaşayan Katar'a Türkiye'nin yaptığı yardımın miktarı belli oldu. TİM Genel Kurulu'na katılan Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Katar'a 71 uçakla 5 bin ton gıda gönderildiğini söyledi. Zeybekci, Katar'a yapılan yardımlarla ilgili şu bilgileri verdi: "Bizim geleneğimizde övünmeyi pek beceremeyiz, ama yeri geldiğinde hakkı da teslim etmek lazım. Katar krizi başladığında, henüz Katarlı kardeşlerimiz dahi işin vahametini fark etmeden, birisi her şeyi düşünmüş, yaklaşan krizi her boyutuyla fark etmişti. Milletimizin çok özel bir refleksi vardır. Bu tür durumlarda kim haklı-kim haksız bakmadan, derhal zayıf olanın yanında yer alır. Engin ferasetiyle ve her şeyi öngören uzakta değildi, yakınımızdaydı, evet kendisi, Türkiye'nin lideri Recep Tayyip Erdoğan'dır. Derhal talimatlarını verdi, sakin ve sessizce zat-ı alilerinin liderliğinde Katarlı kardeşlerimizin tüm ihtiyaçlarını karşıladık. Yüksek müsaadeleriyle kamuoyu ile ilk defa paylaşıyoruz. Şu ana kadar 71 uçak ile yaklaşık olarak 5 bin ton gıda maddesi Katar'a ulaştırıldı. Katarlı kardeşlerimizin acil bir şekilde temel ihtiyaçlarını giderdik. Bu hafta sonu gemi sevkiyatımız da başlıyor. Tırlarımız ise yolda. Herkes şunu bilsin ki; Türkiye olarak, her kim ki muhtaç veya mağdurdur, yüzünü bize çevirmiştir, bu aziz millet sayın cumhurbaşkanımızın liderliğinde hiçbir şeye bakmadan orada olur. Ve bundan sonra da olacak. Çünkü biz, Yunus'un yolundan gitmeye çalışıyoruz. Ve onun güzel diliyle diyoruz ki 'Biz gelmedik davi için, Bizim işimiz sevi için, dostun evi gönüllerdir, biz gönüller yapmaya geldik…'

ÖZÜNDEN KOPARDIĞIMIZ ŞEHİTLİK KAVRAMI
Şehitlik gibi kutsal bir kavram her nekadar dinimizde önemli bir yere sahip olsa da, birçok dini değer, kavram ve ifade gibi o da suistimale uğrayabiliyor. Onları istismar etmeyen çoğumuz da bu sefer laubali, üstünkörü ve özünden uzak kullanımlarla bu tür kavramlara zarar veriyoruz.
Mesela en basitinden; 'Ya Allah!', 'Bismillah!', 'Allahuekber!', 'İnşallah' gibi ifadelerin toplumumuzdaki lakayd ve özlerinden yoksun şekildeki kullanımları bu kavramların aslen temsil ettikleri derin manaların üzerine laubalilik örtüsü örtüyor. Yıllar önce ABD'de Hristiyan bir papaz ile bir konuşmamı hatırladım şimdi. Kendisi bana Arap ülkelerinde yaşadığını ve dinimize aşina olduğunu söylemişti. ''Sizdeki inşallah ifadesi ve temsil ettiği mana çok hoşuma gidiyor; bizim dinimizde bu yok!' demişti. Şunu da ekledi sözlerine sonra: ''Ama hangi Müslümanla karşılaştıysam inşallah dediklerinde aslında o işi yapmak gibi bir niyetleri olmadığını, karşısındakini geçiştirmek adına o şekilde söylediklerini anlamam uzun sürmedi.'' Belki Müslümanların çoğu o niyetle kullanmıyorlar o ifadeyi; ancak kullanımda ve uygulamada sergilenen birtakım samimiyetsizlikler ve ifadenin özüne zarar verici bir kısım sadakatsizlikler o papaza öyle düşündürtmüş olmalıydı. Haksız da sayılmazdı!
Tıpkı bunlar gibi, biz Müslümanların ve tesis ettiğimiz devletlerin şehitlik kavramına bakış açılarını da belirli yönleriyle kusurlu bulmuşumdur hep. Sanki şehitlik kavramını, Allah (c.c.) için fedakarlıktan; vatan için, dava için feda etme noktasına indirgiyoruz gibime geliyor… Oysa şehitlik, Allah'ın rızasını kazanma uğruna yaptığımız bazı fedakarlıkların O'nun tarafından muhatap alınması ve onlara lütfu ve rahmetiyle bir değer atfedip onu bize bir hediye gibi sunması sayesinde elde edilir.
Uğruna öldüğümüz dava veya vatan, yani eylem, O'nun rızası, lütfu, iradesi ve hikmeti istikametinde bir değer ifade ediyor ve kabul görüyorsa şayet şehitlik ünvanını kazandırır bizlere. O da ancak Allah rızasına kilitlenmiş sağlam bir irade, o rızadan beslenen saf bir niyet ve o yolda çekilecek sıkıntılara karşı da derin bir sabır ve sadakat taşınarak elde edilebilir. Böyle bir lütfun doğası gereği de, insanların belirli şekillerde ölen insanlar için hemen şehitlik etiketini kullanmaları sorunlu olabilir.
Elbette bu kullanımların bir kısmı Kur'an'da geçen bazı ifadelere dayanılarak yapılıyor. Belki kullananı mesul bile yapmayabilir o sözler. Benim dikkat çekmek istediğim husus; bu ve benzeri kavramların kullanımlarında daha takva yörüngeli ve temkinli hareket etmek gerektiğine dair bir tavsiye sadece. Yani, her ne kadar Kur'an'da belli işaretler olsa da, direk olarak 'şehit oldu' demek yerine 'inşallah Allah şehitlik makamı nasib eder!' diyerek bunu bir temenni, bir dua şeklinde Allah'ın iradesine, yani gerçek sahibine yöneltmeli ve O'nun rahimiyetinden, lütfundan, kereminden talepkar olunarak gerçek bir kul-Rab ilişkisi çizgisinde hareket edilmeli…
Bu yazıda ele aldığım bu mesele bazılarınıza çok küçük ve önemsiz bir konu gibi gelebilir. Oysa bazı küçük belirtilerin ve semptomların aslında daha büyük hastalıkların göstergeleri olduğunu da unutmayın. Kendi öz kavramlarına lakayd kalabilen bir topluluk belli değerlerin özünden kopuş yaşıyor olabilir. Koptukça da artık daha çok folklorik kavrayışların ve şekli uygulamaların kurbanı olabilirler. Bugün Müslümanların içinde yaşadıkları boşluk bunun önemli bir göstergesidir.
Şehitlik kavramı ile birlikte el ele anılan kavramlardan olan cihad kavramına bakın mesela. Yabancıların cihad kavramını Müslümanlar aleyhine bir algı aracı olarak kullandıklarını çok dile getiririz de, o kavramı asıl Müslümanların kirlettiklerini pek seslendirmeyiz. Bu bağlamda Fethullah Gülen Hocaefendi'nin, ''Müslüman terörist olamaz, terörist de Müslüman olamaz!'' sözü daha önemli bir hale gelmektedir.
Bugün bazı art niyetli ve fırsatçı çevreler, bir kısım insanların ve grupların fakirliklerinden, çaresizliklerinden, eğitimsizliklerinden, korkularından ve ruhsal birtakım boşluklarından yararlanmak suretiyle onlara içi boş ümitler, sahte kahramanlıklar, cennetler, huriler, zaferler ve hilafetler vaad ederek onları kandırıyorlar. Bunu da 'cihad' aromalı şehitlik haplarıyla uyuşturulmuş beyinlere cesaret aşılamak suretiyle başarıyorlar.
Bunu günümüzde; sağda solda bilinçsizce kendini patlatan veya silahlı eylem yapan talihsiz insanların acı akıbetlerinde ve siyasilerin gazına gelerek 'şehitlik' aramak için yanlış yöntemler peşinde koşarken öldürülenlerin kaderlerinde hep bunun izlerini görüyoruz. Bunlardan birinci gruptakilerin Müslüman bile kalamayacağı üzüntüsüyle titrerken, ikincilerinse, yine siyasi propagandalar ve kazanımlar uğruna, hemen 'şehit' olarak lanse edilmelerine temkinle yaklaşıyoruz; nihai kararı siyasilerin aceleci fırsatçılıklarından ziyade, Rabbimizin rahmetine havale ediyoruz!
20. yüzyılın başlarında yaşamış olan Amerikalı düşünür Hoffer, kitle hareketlerine katılan insanların motivasyonlarını analiz eden çalışmasında onların sadece taşıdıkları fikirlerle (ideolojilerle) değil bazı temel psikolojik ihtiyaçlarını da temin etmek maksadıyla bu hareketlere katıldıklarını irdeler. Ben buna daha çok hamasi hareketleri dahil ediyorum. Bunu biraz daha genişleterek konumuza bağlarsak, bizler de biliyoruz ki, bugün 'cihat' ve 'şehitlik' uğruna kandırılan birçok insan, az önce de özetlediğim gibi, hem maddi birtakım mağduriyetlerden hem de bazı ruhsal ve iradi boşluklarından ve ümitsizliklerinden yakalanarak motive edilip yönlendiriliyorlar.
Öyle bir fitne döneminde yaşıyoruz ki, doğru ile eğriyi birbirinden ayırt etmek, meselelere basiretle bakabilmek, gerçek niyetleri okuyabilmek artık çok zorlaşmış durumda. Dine, kutsala, topluma, vatana dair ne tür değer varsa neredeyse hepsi siyasi odaklar ve çıkar grupları tarafından suistimal ediliyorlar. Bundan en çok da yüce dinimize ait kavramlar nasibini alıyorlar. Maalesef, kendilerine İslamcı diyen birçok kişi de bu konuda şeytanlara bile taş çıkartacak marifetler ve refleksler geliştirmiş durumdalar.
Yolsuzluklar yapıp, insanların hakkına giren, birilerine zulm eden bir 'Müslüman' bir kazada veya askerde nöbette veyahutta toplumun 'şehit olursun' dediği bir eylem üzerinde iken öldü diye hemen 'şehit oldu' mu diyeceksiniz? Tersinden de bakalım: Bir hadiste Efendimiz, "Kim samimi bir şekilde şehitliği istese, yatağında ölse bile Allah onu şehitler menziline ulaştırır" der. Yani yukarıda ifade ettiğim şekliyle, kimin o makama nail olacağı bizce belirsizdir. Şehitlik ancak, bu yazıda resmetmeye çalıştığım irade, sabır ve niyet neticesinde sadece Allah tarafından bahşedilebilecek bir lütuftur. Demek ki, hiç bir ölüm karşısında kendi fikir ve hissiyatımızı Allah'ın iradesi önüne koymamalı; kesin bir dille ne 'şehit oldu' demeli, ne de 'şehitlikle ne alakası var' benzeri hükümler vermeliyiz…
Uhud savaşındaki kahramanlıkları karşısında insanların, hakkında; 'ölürse şehit, kalırsa gazi' dedikleri Kuzman, ''Ne şehitliği! Ben kavmimin şerefi adına savaşıyorum!' diyerek aslında bu yazıda anlatmaya çalıştığım hakikatın resmedildiği tabloya elindeki kılıç ile bir boya çalıyor adeta..
O yüzden şehit değil demek de, oldu demek de mahsurlu gibi görünüyor bana. En azından ben, Rabbimizin iradesine olan saygıyı ön plana çıkararak imtina ediyorum böyle kesin hükümler vermekten ve iyi insanların o tarz ölümleri karşısında 'inşallah nasib olmuştur' diyerek bir dua, bir temenni ile meseleye yaklaşıp, nihai kararı Rabbimizin iradesine havale ediyorum. Kanaatimce de bu yaklaşım ve hassasiyet Rabbimize karşı duyduğumuz kulluk bilincine daha uygun olan bir davranış biçimi ve bir kulluk ahlakıdır.
Şehitlik konusunda kısaca değinilecek bir başka husus da, bu kavramın devlet düzeyinde ele alınış şeklidir. Bazı devletler ki bugün kendilerini 'İslam Devleti' olarak tanımlayan rejimler de bu kategoridedirler, kendilerine bir nevi kutsallık ve 'dine hizmet' kimliği biçtikleri için vazife başında ölen bazı fertlerine şehitlik payesi vermektedirler. Bu çoğunlukla aslında bir kategorize yöntemidir. O insanların ailelerinin mağdur olmaması adına bir sistem lazımdır ve şehitlik kavramı bu vazifeyi görmektedir. Normal işleyen devletlerde bu normal bir tavır olabilir, ancak bu kavramı suistimal eden devlet rejimlerinde durum irdelenmeye muhtaçtır.
Türkiye gibi laik bir toplumda devlet kendisine bu tarz bir 'dine hizmet' rolü biçemezse de 'devletin kutsallığı' meselesi yakamızdan hiç düşmeyen bir yanlış olarak kalmıştır. Bu kavram her nedense din-devlet ayrımı gibi bir bakış açısı kapsamından çıkarılmış ve istisna tutulmuş bir olgu gibidir; çünkü askeri motivasyonları çok ön planda olan bir rejimin temeli olan bir ordunun halk ile bağını sağlamlaştıran güçlü bir araçtır. Bu olmamalı demiyorum, sadece laiklik ilkesine taparcasına bağlı bir rejimin bu konudaki samimiyetsizliğine işaret ediyorum. Kısaca, laik bir devlet şehitlik kavramını kullanarak zemin oluşturamaz, ama fert bazında Müslümanlar vatanlarını korumak adına şehitlik arzusu ve niyeti taşıyabilirler. Demokratik bir devlet de buna saygı duyabilir ve onure edebilir.
Aslında Türkiye'de geçerli bu konunun da sosyo-psikolojik-politik yönden incelenmesi gerekmektedir. Bugün Ergenekon gibi suç örgütü haline gelmiş bir oluşum adına cinayet işleyen bazı insanları dinlediğinizde onların da hep ''devletim için yaptım!'' dediklerini görürsünüz. Bu insanlar da öldüklerinde devlet tarafından şehit muamelesi görmektedirler. PKK bile bu kavramı suistimal etmekte, Kürt kardeşlerimizin çoğunluğunun İslami hassasiyetleri güçlü olduğundan, kendi militanları için şehitlik etiketini kullanmaktadır. Bu suistimali kelimenin lafzından ziyade manevi karşılığına atıfta bulunmak suretiyle yapmaktadır. Liberal demokratlarımızın bile gösteride ölen bir sevenleri için 'demokrasi şehidi' tabirini rahatlıkla kullanabilmeleri toplumca bu kavramı nasıl dünyevileştirdiğimizin ayrı bir göstergesidir.
Şimdilik burada bırakıyorum.
Tüm yazılar için blog: http://akliselim.blogspot.com veya http://www.yeniyon.tv/author/ugur-tezcan/
Twitter: https://twitter.com/ugur_tezcan
Ölmeden ölmek Sufilikte bir makamdır!
Ölmeden ölmek Sufilikte bir makamdır. Bu makama erenler Allah'tan başka kimseden korkmazlar. 1 Eylül 1983'de başladı maceram. GATA Sağlık Astsubay'a girdiğimde 14 yaşındaydım.

Ölmeden ölme yolunda olduğumu bilemezdim. 1987'de GATA'daki işkencelerde İstihbaratçı Albay Ayfer Yılmaz boğazımı kravatımla esas duruşta GATA Yüksek Disiplin Kurulu önünde 4 dakika sıkıp aslında beni ölüme yakın bir noktaya getirdi. 'Elebaşı bu' dedi, 'şimdi huzurunuzda öldüreceğim.' İçimden, 'öldür bakalım, öldürebiliyor musun?' demiştim. Hodri meydan. 17 yaşımdayım. Güçsüzüm ama imanım var. Tüm güç zalimlerin elinde ve esirdim orada. Azrail ile yakınlaşma anıydı. Orada karar vereceksiniz, gitmek mi istiyorsunuz, kalmak mı istiyorsunuz.

Kurulda generaller, subaylar ve sivil askeri hocalar var, en az 20 kişi bu sahneyi izliyor ama gıkları çıkmıyordu. Eğer Yunus'un (As) balık karnındaki ismi azam duasını bu zalimin yüzüne içimden son sadisede okumasam şehit olup gidecektim, okudum ve hayatta kaldım. Ayfer Albay, boğazımı sıkmayı bırakırken, 'bu bir deli dava adamı' dedi ve ekledi 'ölecek ve katil olacağım ama asla konuşmayacak. 1980'de Mamak'ta nice babayiğitleri konuşturdum ama böylesini az gördüm.' Gülümsedim ve kuruldakiler daha fazla gıcık oldular. Üstadın bir talabesine bunu 1988'de Alanya'da anlattığımda, 'oğlum sen ölmeden ölmüşsün, ya şehit olmuşsun veya 2. bir hayatı yaşıyorsun, bunu çok iyi değerlendir' dedi. Öldü saydım kendimi ve bu dünyada kalacak gibi hiç davranmadım, dünya bana kendini sevdiremedi. Mal mal edinmedim, herşeyi imtihan gördüm. Şan şöhret, makam, enaniyet diyorlar, gülüyorum. Bunlar talep edende olur, ilim isteyende ilim olur.
Üstadın yanından hiç ayrılmayan bu Barla köylüsü hayat hikayemi dinledikten sonra bir soru daha sordu: Risaleyi Nur nedir? Taklidi imanı tahkikiye çevirmektir cevabını hemen verdim. Üstadın talabesi başında yeşil sarık, toprak rengi bir cübbe, kara şalvar ve ayağında enterasan bir çarık vardı. Güldü, dosdoğru söyledin, Risaleyi anlamışsın dedi. Üstadın o Barla talabesi ismini Abdurahman dedi. Çok şaşırtmıştı beni. O zamandan beri ölmüşler kategorisinden sayarım kendimi. Neden böyle söylemişti? Bunu Mustafa Tezcan Uşaki hocama 1990'da Çamlıca'da anlattım. O'da sen ölmüşsün dedi. GATA, 31 Mart 2011'de bana yoksun diye bir mektup yolladı. Öldüğüm onaylandı. Mahkemeye verip var olduğumu ispatlamasam Yaşar ne Yaşar ne Yaşamaz sayılacak ve yok olacaktım. Ölü sayılmayı sevdim. Birde bana meczup diyorlar. GATA'nın yaptığına ne denir. Size 1990'a kadar bir ev parası tazminatı taksitle ödedim. Eğer ben öldüysem, neden tazminatı almak için her ay mektup yolladınız, işinize gelince varım, gelmeyince yok oluyorum.
Hocaefendi'nin de 2003'de böyle bir anı oldu. Kalp krizi geçirmiş, ambülanstaki 3 müdahalede hayata döndürülememişti. Çevresinde ağlayan talabelerini duyuyor ama ayağa kalkamıyordu. Ruhun üstüne Naşitat melekleri çöküyor bu esnada. Azrail'in son kararını bekliyorlar. Hocaefendi, eğer 2003'de ölseydi, diyalog hizmetleri belki hiç başlamayacak, Batı dünyası Hizmet'i ya hiç tanıyamayacak veya bugün Zındıka ve Süfyanizm'in tanıttığı gibi kötülük merkezi şeytanlar sanacaklardı. Hocaefendi de hayatta kalmaya hizmet için karar veriyor. Hangi ismi azamı okuduğunu aslında bamtellerinde defalarca söyledi. Yunus AS duası. Bu duayı 32 yıldır hergün 7 defa okurum, zira beni Hizmet'e döndüren duaydı. Azerbaycan'a 1991 sonu giderken, Hocaefendi eline kalem aldı ve hergün okuyacağımız ismi azam duaları yazdı. Baktım ki benim duam ilk sırada: Yunus duası. 1987'de Azrail gülümsemişti. 1991'de Hocaefendi gülümsedi. Zamanlar değişir, zalimler değişir, zulümler değişir, ama dualar ve Rabbe tevbe, iltica değişmez demek istediler.

Bu hadiseyi iki farklı kaynaktan dinledim, aynı olayı anlattılar. Bazı Erdoğancı Nakşiler ve bozulmuş Nurcular, Hz. İsa'nın ruhu bu esnada Hocaefendi'ye girdi ve yeniden dirildi merkezinde yazılar yazıp olayı çarpıttılar. Yazanın kim olduğuna bakarım adam mı diye, niyetleri kötüydü. Hocaefendi'ye mehdilik iddiası yapıştırıp bertaraf etme alçaklığı idi. Bu oyuna pek çok aklıbaşında, aklıselim şakirdlerin de düşmesi karşısında irkildim. Ahirzaman nifakları ne dehşetliymiş. Şeyh uçmaz, mürid uçurur derler. Hocaefendi, böyle ünvanlara ihtiyacı olan biri değil. Boş yere uğraşıyorlar. Mehdilik iddiasında olan Erdoğan, Adnan Oktar ve bir yığın serseri mayın.
Cennet ve cehennemi sanki Erdoğan dağıtır olmuş ülkede. Azrail'den de görev çalmışlar. Ölüm meleği gibi dolaşıp masumları katledip, işledikleri cinayetlere siyasi donlar, fetvalar, devlet teraneleri biçiyorlar. Bir kere Hizmet erenleri ölümden korkmaz, sahabe ordusu gibidir, karşılarında Roma ve Sasani olsa durduramaz ve yıkılır. Sufiler için kuraldır, ölmeden ölenler Azrail'den korkmazlar ki. Bir kere Allah'a size ulaştıracak en sevimli melektir. Eger hayatinizi duzgun yasamak istiyorsaniz sekerat anlarini izleyin, mezarlari gezin, bir gun orada yatin! O zaman Sufyan'a Sufyan dersiniz. Bir kaç tanesini paylaşayım, görene herşey ibret, görmeyene Ayı ikiye bölsen sihirdir; keramet göstersen de inkar eder. Geylani boş yere beddua etmemiş ki.
Mehmet Selim Tunc, Şubat 1992'de Baku'den annesine yolladigi mektubu okutmustu, sehit olacagim diyordu! H.B'a benim mektupta biraz daha Hizmet yaziyordu! Babama ilk ve son mektubumu postladım Bakü'den. Ahirzaman nifakcilari sehit olmaktan korktugumuzu saniyor! Keske ruhumuzu sehit olarak teslim etsek! 33 yildir sehitlik duam kabul gormedi! Elbet bir gün kabul olur umuduyla yaşıyorum. Azerbaycan ve hicretin ilk sehidi Mehmet Selim Tunç idi. Zakatala ile Balaken arası 1992 Ramazan'ı Kadir gecesi iftiara giderken oruçlu vefat etti. Kah müftüsü İbrahim'in iki ayağı birden kırıldı ve ağ kaldı. Bir hafta sonra onu Bakü morgundan alip airporta gotururken ve yolda Yasin okurken guldu; sehit olamadik diye agladim! Ambulansı kullanan Azeri şoför yolda durdu, ne oluyor dedi. Şu ölünün simasına bak dedim, hiç ölü gibi duruyor mu? Şehit taşıyorsun, yavaş git.
GATA'da trafik kazasinda adasim sakird Faruk Uzun'un sekeratinda yanindaydim! Nasitat meleklerine gulumsedi, cenneti gordu, elimi kalbe koydu. Adasim Faruk Uzun'un yerine o gun ruhum alinsin istemistim, ne kadar guzel bir Refiki Ala'ya Dosta kavusmakti oyle! Yeni sakirtti, gunahsiz! 4. Sınıftı, ben ise alt devresi 3. Sınıf. Hocam derdi, abi dedirtmezdi. 3 sene boş yere hazırlık okulunda yaşamışım derdi. Herkes Alevi Ahmet yüzbaşının namaz kılanı okuldan atarım tehditleri ile korkup sinerken o cesareti ile yanımda oldu. Cabir ve İlyas bile korkmuştu. O korkmamıştı. Nasıl sevmem Faruk'u. 4. Sınıfta adam kalmadığı için 3. Sınıfta iken mecburiyetten okulun abisi olmuştum. Ahnet yüzbaşı bana batamadı, sınıf yüzbaşımız Kemal Akkarpart dersini verdi. Kemal yüzbaşı, bana çok güvenirdi, gizli namaz kıldığımı bilirdi. Eski Hava Kuvvetleri komutanı Muhsin Batur'un damdı olduğu için kimse ona yan gözle bakamazdı. Çok sert bir subaydı, Beton Kemal takmıştı öğrenciler adını. Vukuatları her sabah benden alırdı.
GATA'da 4. Sınıf ogrenci ve kliniklerde staj yaparken iken Dahiliye'de zulumkar bir generalin son nefesini Azrail'e nasil verdigini gozlemledim! Her 30 dakikada bir nabız ve tansiyonunu ölçüyordum. Nabız yok, tansiyon 2 çıkınca arkadaşım Ufuk'tan doktorları hemen getirmesini söyledim. Odada yalnız kaldım. General'e Naziat Azap melekleri cehennemi gosteriyordu! GATA'da ki bu sekerat halindeki generalin bilinci yoktu, cehennemi gorunce gozleri kan rengine dondu, yerinde hopladi, doğruldu ve bağırdı, 'ben gitmek istemiyorum' demişti! Güldüm, gideceksin hemde tıpış tıpış... Doktorlar geldi, 3 defa masaj ve en son kalp kasına adrenalin zerki generali hayata döndüremedi. Azrail ile bir bulaşma anı daha. Gülümsedi ve gitti.
1993'de Azerbaycan'in Ilk Komunist sakirdi Heybet Kadirov'un sehadetinde yaninda Yasin okurken elimi tuttu, sen kefil misin dedi! Evet demistim. Azervaycan'da 2 yıl Kürdemir'de elimizden tutan ve bizi koruyan bu zatı muhterem imanla gitti, Ebu Talip gibi olmadı. Son nefesinde eski Komünist arkadaşları, eşi ve çocuklarını dışarı çıkardı ve odaya beni aldı. İmanla ölmek istedi.
Herkes kendi sınavını veriyor. Bu surecte zulumlere Susan ve dilsiz kalan, hayati Kuran hizmeti ile gecmis bir alimin kabirde agzi kapatildi, cok gecti, konusamazdi artik! Babasi MIT elemani, namazsiz ama az zulum etmis bir dostum vardi, babasini penceresiz bir odada comelmis titreyerek bekledigini ruyada gordu. Bu dunyada nasil yasamis iseniz kabzedilmis ruhunuz mahseri o sekilde bekler! Eğer hadis alimi Hizmet ereni Ibrahim Canan iseniz, kutuphanede kitap yazarak beklersiniz mahşer gününü! Öldüğünüzü de bilmezsiniz. Neden kütüphaneden hiç çıkamadığınızı da bilmezsiniz. Hayatınızın en belirgin ameli sizi farklı boyutta yaşatır.
Yeriniz cehennemse Azrail ruhunuzu almaya Azap melekleri Naziat ile gelir! Allah'a yukselemez, ruh kabire iade edilir ki kabir azabi ceksin. Kabirde, alemi berzahta kabzedilen ebedi ruhunuz Buyuk Bulusma'da hesap gununu nerede ve nasil bekleyecek! Araf'takilere azap var mi? Var! Azrail gelipte ruhunuzu teslim almadiysa bunun ayri bir hikmeti vardir! Azrail size dusman degil dost olur, duacinizdır belkide! Ecel birdir, degismez! Süfyanlar, Firavunlar can alamaz Allah istemedikce. Azap melekleri Naziat, islediginiz kotu amelleri Sicciyinde ebedi kalemle kitabiniza kaydeder. Kiramen katibinin gorevi biter, kayit saglamdır! Süfyan'ı fişlemeleri yalan olur. Sahte devlet belgeleriyle kumpaslar, yalanlar ve iftiralar yüzlerine çarpılır. Yeriniz cennetse Azrail ruhunuzu almaya Nasitat melekleriyle gelir, Illiyyun'da butun hayirlariniz ebedi kaydedilir, ruhunuz Allah'a ulasir! Yalancıların varacağı yer ateştir.
Israrla şer olan ve kötülük yapanların cezaları ilahi adaletle verilecektir. Siz size düşen iyilik ve sevgi kapılarını açmaya niyet edin. Gayemiz sadece Allah'ın rızası , Efendimizin (sav) adını güneşin doğup battığı her yere götürmek. Bu ülke'de her zaman bir zulüm edebiyati yapanlar bir de gercek mazlumlar; bir hizmet edebiyati yapanlar bir de gerçekten hizmet edenler vardir. Bu ülkede camiden çıkan güruhlar insan yaktı. Azınlıkta olan inanç grupları, muhalifler ve ateistler Hizmet erenleri kadar mağdur olmadı... Savcilik gorulen manevi ruyalari, Peygamberimizi (sav) bile dava iddianamesine koymus Malatya'da! Kopyasi var bende. Islam ile savasiyorlar! Sitemi erişime kapattılar, farukarslan.com 10 yıldır bir deniz feneri gibi nifakçıları paramparça ediyordu. 2013 beri konuşuyorlar yalanlarını çökerttiği için işlerine gelmedi. Bu şiirim size belki bir şeyler anlatır, kimle uğraştığınızı anlarsınız.

Darbeyi cemaat yaptı diyen alçaklar arttı. Abdullah Gul efsanesi de boyle bitti! Yalanlarini inandirici kilmak icin tum araclari kullandilar ve deniz tukendi! Domuzluk degilde nedir Gül'ün yaptığı? U dönüşü yapan Bülent Arınç'a ne demeli, darbe cemaatın, haksızsam ahmakım dedi, zaten ahmak.
Sufyanvari firavun guya Islamci halifelerin said olan Hak dostlarini baği ilan edip otekilestirmesi tuhaf degil! Ehli hak yol ortaya cikar. Eger devlet bir Yezidin elinde, insanlar zulumlerle inliyorsa, Kuran okuyan ve namaz kilan bir Haccaci Zalim gibi 80 bin musluman katledilir. AKP'nin bir il başkanı, ellerinden bütün imkanları alınan insanlar için, "Ağaç kökü yesinler" diyor. 1400 sene öncesinin Ebu Cehil'i gibi.. Topyekün imha planının son aşaması suikast mi geliyor? Peygamberimize de denemişlerdi. Defalarca. Eger devlet Hz. Omervari bir halifenin elinde olsaydi itaat farz idi. Nifak ve fitne olmaz, is ehline verilir, kamuda soygunlar da olmazdi. Uretmeyip tuketen iktisatsizlar gozlerini rizik diye devlete dikince Rabbini sasirir! Devlet Sufyanin elinde esir ise cehenneme odun yetisir. Ahirzaman nifakçıları ikna edilemez, farkındayız ama uyarmak görevimiz. Eğer susarsak ahirette haberimiz olmadı, neden beni pislikten kurtarmadınız derler.
Gladyo hackerleri ve şantaj çetesi, benim gibi ölmüş birini ölümle korkutunca sadece gülüyorum. Ölmüş birinden bu kadar korkulur mu ya HU! İlginçtir, her çalıştığım kurum bana yıllardır ölmüş muamelesi yapıyor, yok sayıyor. Aslında memnunum. Ölü birini mahkemeye veremiyorlardır! Özetle ölmüş bir şehit kategorisinden hayatta bulunduğum için ölüm tehditi vız gelir. Ölüm, Hakiki Dosta, Allah'a kavuşmaktır, bir terhistir. Ölüm, tek Sevgiliye kavuşmaktır.
20 yaşımda Barla'da üstadın sabahlara kadar vird ve zikir çektiği evi ve ağacı seyrederken, üstadın çamaşırlarını yıkayan bacı ile konuştum. Üstadın çamaşırlarını yıkayan bacıya nasıldı diye sordum: Sabahlara kadar arı sesi gibi sesli zikir çeker, vird okurdu. Tam bir Sufiydi dedi. Risale-i Nurlar'la yapılan taklidi imanı tahkiki imana çevirme hizmeti kıyamete kadar devam edecek. Hizmet, 2. ve 3. hizmeti yapan Ferdiyet makamında şahsı manevidir. Süfyanizm'in AKP'yi kullanarak yaptığı savaş ve alg operasyonu kaderin cilvesi ve bir hükmüdür.
HIZIR KİM, NEREDE, NE İŞ YAPAR?
Hz. Hızır, hakikata bakar, zahire, gorunene gore hukum vermez. Gercek kazanir sonunda! Seriat uyguladim sananlar yanilir, sahte delil ve sahit cehenneme yolcu. Yalanla abad olunmaz. Hz. Hizir ile Hz. Musa arasindaki fark barizdir. Musa, kalpte seriattir. Zahiren hukum verir. Hizir ise hikmettir, Batini ve daha derini biliyor. Hz. Hizir, bazen Ustad Said Nursi'yi Sibirya'daki hapishaneden sirtinda Avrupa'ya tasir, kimi zaman Hallaci Mansur olur ve İslam Halifesi alçağının yuzune tukurur. Asarlar, keserler, taşlarlar ama gerçek öldürülemez.
Hz. Hizirlik ayrica hakkalyakin imanda bir makamdir, sartlari, kivami vardir! O noktaya gelmeden size Hz. Hizirim dese inanmayan gafil çok olur. Niyazi Misri, Hz. Hizir makaminda oldugunu ifsa eden ender Hak dostlarindandi! Surgunde Refiki Ala'ya kavustu, Hizirligi devredip gitmistir! Allah, cogunlukla bazi insanlari Hizirvari kullaniyor, bunlarin bir kismi Hizir oldugunu bilmez, kimi bilir de asikar etmez! Kalp ve ruh isidir, cismaniyetten çıkamayanlar ve dünyevi emellerle takıntıları olanlar, Allah'a açık veya gizli şirk koşanlar Hz. Hızır'la buluşamaz. Buluşsa bile Hz. Hızır olduğunu asla anlayamaz. Hz. Hizir'in işinin sadece adı muslumanlar arasinda dolasip, muhtaca yardim etmek olduğunu zannedenler yaniliyor. İnsanin yardimina kosar, ayrimci degildir. Yardım istemeyene de yardım etmez pek. Kibirlileri kendi haline bırakır. Hz. Hizir, bir nevi Hz. Azrail gibi cok yerde ayni anda bulunan bir nurani ve hikmet ilmi sahibi oldu. Farki insanlar gibi yer icer ama sıfatı, kişilik yapısında egemen esma Hayy idi. Hep diridir.
Hz. Hizir nasil Hizir olmustu biliyor musunuz? Islam ordusu bozguna ugramis, kaciyordu! O kacmadi, dusmanin ustune tek basina yurudu ve küfrü dagitti. Zindika, munafik ve kafir ordusu, Haksiz ve adil olmayan bir savasta muslumanlari susuz birakmis, telef ediyordu. Hizir onlara su getirmisti. Onu sadakatı, vefakarlığı, cesareti, mertliği, yüksek isar duygusu ile tanırsınız, kardeşini kendisine tercih eder. Hz. Hizir kim ve nerede diye soruyorlar. Islam darda iken kendini ortaya atan yigittir. Bugunlerde sanırım Silivri'de dolaşıyor, belki de hapishanelerdeki yigitlerden! Hak etmeyen Hızır olmaz, Hızır olan ise Hızırım demez.
Cehennemin dibindeki münafiklar çok iğrençleşti: Hizmeti bir Bahai hareketi, Gulen'i "cocuk tecavuzcusu" gosteren kitaplari da Milli Görüşün en ahmak adamı Ahmet Akgul yazmış. İlkokul mezunu ve generallerin 40 yıldır kullandığı serseri mayınlardan. Ne yazdiysam cikiyor degil mi? Simdi de sufyan Erdogan'in fetvacisi Yusuf el Kardavi'nin gercek yuzuyle tanisma vakti geldi: Zindika adami! Katar projesi Kardavi, Müslüman Alimler Konseyi başkanı. Sadece İhvanı Müslim'in yaşlı kesimini etkilemiyor, tüm selefi terörristlerde onun fetvaları ile insanlar arasında ayrımcılık yapıp katil oluyorlar. 1962'de Mısır'dan kaçtığından beri Katar ve Londra arasında mekk dokuyor. Lawrence'ın müslüman olmuş hali gibi. Erdoğan'ı desteklemesi tesadüf değildir. Hainliklerle Allah ile, İslam ile savaşanların yanında olanlar ahirete inanmıyor galiba!
SELEFİ TERÖRİZMİ ANADOLU SUFİLİĞİNE KARŞI SAVAŞIYOR
Horasan Sufiliğinden gelen Türk İrfan geleneği, Yesevi ve Vefayi tarikatları ile Anadolu'yu 200 yılda Müslümanlaştırdı. Tasavvuf yok olmuyor. Ertuğrul Gazi'nin Osman'a vasiyetini okurken, Hizmet'e zulmetmek için Doğu Perinçek, Rothchild ve Amsterdam'ı kiralayan aklıma hemen geldi. Hiç bir zulümde iyi niyet ve ihlas yoktur. Ertuğrul Gazi oğlu Osman'a vasiyetinde 'Allah'tan korkmayanlara devleti asla teslim etme' diyordu.
Osman Gazi'nin ikinci eşi Şeyh Edibali'nin kızı Rabia Bala hatundur, şehzade Alaaddin onun . Malhun Hatun Orhan Gazinin annesidir, bir Selçukludur. Osman Gazi'nin ilk eşi Şeyh Edibali'nin kızı Malhun hatun değildir. Malhun hatun, Selçuklu veziri Ömer Abdülaziz'in kızıydı. Osmanlı soyu buradan geliyor Ertuğrul Diriliş dizisi umarım galatı meşhuru düzeltir. Meşhur rüyayı Osman Gazi de il Ertuğrul bey gördü. Rüyayı yorumlayan Abdülazizin kızını oğluna aldı. Kalenderi, Melami, Haydari, Babayi gibi nice tarikatlar Vefayi tarikatını ilk 5 Osmanlı padişahının benimsemesi nedeniyle erimek zorunda kaldı. Pek çoğu Bektaşilik çatısı altına girdi. Diriliş Ertuğrul, Vefayi tarikatı Anadolu lideri Şeyh Edibali ve hocası Ebu'l Vefa El Kürdi Bağdadi'yi bakalım İbni Arabi kadar seviyor mu?
Mason Bektaşiler kitabımda içi boşaltılan, yozlaşan Bektaşi, Mevlevi ve Yunus geleneğinin, Alevi kültürünü neden dışladığını masaya yatırdım. Mevleviliğin ana Osmanlı tarikatı olması 2. Beyazıt dönemindedir. Vefayi tarikatı, Hacı Bayram Veli'ye bayrağı 2. Murad devrinde teslim etti. Mevlana'nın torunu Mutahhara Hatunla evlenen Yıldırım Beyazıt'a Mehmet Çelebi'yi doğurdu. Timur yıkıntısından Osmanlı'yı toparlayan Çelebidir.
Koreli Kim'in 410 sayfalık doktora tezini okudum. Türk derin devleti de Mevlana, Yunus, Bektaş ekolünü güya sever ama nedense Gülen'e hep düşman oldu. Koreli Kim hanımın doktora tezinde Gülen Sufiliği incelenmiş. Aksiyon merkezli diyaloğa açık modern Sufilik anlayışı Mevlana, Yunus, Bektaş ekolünden izler taşır. Nakşi ve Kadiri geleneği de barındırıyor. Batı'ya son yüzyılda Sufiliği taşıyanlar İnayet Han, Bawa Muhaiyaddeen, Süleyman Loras, Muzaffer Özak, Ali Bülent Rauf, Muhammad Nazım ve İranlı Cevad Nurbakşi'dir. Neo Sufizm devrindeyiz. Boutchichiyya ve Gülen Hareketi karşılaştırılabilir. İkisi de "eclectic, syncretic, and hybrid" barışçı bir sivil toplum sunuyor. Fas'ta Boutchichiyya Hareketi Sufiliği de Siyasal İslam ve selefizme karşı Hizmet hareketi sufiliği gibi alternatif oluşturduğu için hedefte yer alıyor. Gülen Hareketi moden Sufilik. Sufizmde 5 karakter var: Mysticism, Islam, asceticism, sociality, and saint veneration https://www.academia.edu/19864603/Islamic_Mysticism_and_Neo-Sufism?auto=view&campaign=weekly_digest …
Ölmeden ölmek "fena fillah"tır. Bu Hakk'ta fani olmak; yani ene/ben'i öldürmektir. Marifet sırrını elde etme ve gerçek âşık olma şartıdır. Ölmeden öldür öldürüp dirgür.Vaslına irgür ey ulu Mevlam.Gel bu sırra mahrem olmak diler isen ey hâce.Dünyede ölmezden ölmek gerek der Vuslatî. Ölmeden önce ölmek için nefsin eğitilmesi gerek. Bu kolay olmayıp herkesin başarabileceği bir iş değildir. Çileyi ve derdinizi sevmelisiniz. "Hayât âbın içüp ömr-i ebed bulmak nedür ey dil. Düşüp ışk u mahabbet tîgine ölmek durur ölmek" diyen Hayretî'ye hayret edenlere hayret ediniz.
"Ölmeden evvel ölüp kabre girüp hem haşr olup. Mâlikü'l-mülkün şühûdunda gönül hayrân gerek" diyen Niyazi Mısri'yi anlamak ne kadar kolaydır. İsmail Ankaravi, "Ey güvenilirler! Beni öldürünüz, beni öldürünüz. Hayatım ölümümdedir benim" derken herhalde "ölerek dirilmeyi" itiraf eder. Hatta Sufiler, "Ölmeden önce ölünüz!" emrine dünyada iken uymayan kişinin insan bile olamayacağını söylemiştir. Razı olan ve olunan nefistir.
Yunus "sen aşık olamazsın" diye boş yere demez erenler: "Yüz bin riyâ çerisi bilün vardur bu yolda. Nefs öldürmiş er gerek ol çeriyi kırası" Allah can verir dervişe ve gerçek diriliğe erer: Yunus der "Ol can kaçan öliser sen ana can olasın. Ölmiş gönül dirile anda ki sen olasın." Tasavvuf yolunda binlerce riya askeri bulunmaktadır, bunlarla nefsini öldürmüş kişiler baş edebilir. Siyaset yoluna girenler Sufiyi anlamaz! Yunus, ölmeden ölmeyi en güzel anlatan şairdir: "Öldür nefsün dilegini ilet teneşür üstine. Yohsa gensüz ölicegez sana fermân olur gassâl."
Sen seni terk eyle! Ey gönül ağla, gönülde hükmeden sultanı bul. Sen seni terk eyle, sende sâhib-i fermânı bul diyor Hamzavî-Melâmî Kemâlî Efendi. Niyazî-i Mısrî de ölmeden ölmeyi pek güzel izah eder: "Terk it Niyâzî sen beni bir eylegil cân u teni. Tuysam diyen Hak sırrını sırr-ı Hudâ halvetdedür." Sufiler ölmeden ölmeyi Hakk'ın "Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön" (el-Fecr 89/28) buyruğunu yerine getirmek için iradi yaparlar. "Ölmeden önce ölün" sözünden anlaşılması gereken nefsin sufli taleplerini öldürme türü bir ölümdür. Putlarını kırmaktır. Fecrin son ayetidir. Ölmeden Ölmek, 'beni' öldürmektir ve net bir konseptir Tasavvufta. Buna "Birlik" veya "Cem Makamı" da denilmektedir.
İmandan sonra salih amel gelir. İbadetlerini yaptığı halde salih amel işlemeyen çok. İman ve amel ilişkisinde iyi niyetli amel ihlasla olur. Emaneti kabz etme gününe kadar bizi emanetinde emin kıl Peygamberimiz (sav) duasıdır. İnsanlığını kaybeden birey imanı kalbinden sökülendir. Üstad Said Nursi, hayvanlık cihetinde insan bir serçe kuşuna yetişemez diyor. Kalp ve ruhun derecelerine çıkmayan cismaniyeti bırakmayan insan olamıyor. Sufiler, hayvani hususiyeti kişilik yapısı haline getirmiş, vicdanı öldürüp, mühür basılmış bireye insan demiyor, insanlaşmaya aday diyor. Sufilere göre, hayatımız boyu tabiatımızda gizlenmiş 14 çeşit hayvan hususiyetini eğitir, esmaül hüsnamızı bulursak insan olmaya çalışırız.
Her bireyde aşkı kemalat ve aşkı münteha noktası, zirvesi farklı olduğu için kişilik yapısı üzerindeki egemen esma zikri eğitimi çok önemlidir. Ferdiyet makamını gizlemeniz mümkün değildir. Bunun enaniyetle, kibirle alakası yok. Her yapılan zulüm daha da parlak ve görünür hale sokar. Hz. Üstad Said Nursi, 40 bin esma levhasını tefekkür eden, Ayeteül Kübra'da seyr ü sulük eylemiş, Hakim, Rahman, Rahim, Cebbar, Ferd, Kuddüs ismi galibiyelerini üstünde toplamış gavsı azamdır. Bu nedenle Risale-i Nurlar'da Ferdiyet ve Gavsiyet makamı var. Hz. Zülkarneyn tahtı, Hz. Mesih nefesi, Hatemül Enbiya kürsüsü, teblig makamı da bulunuyor.
Bireysellik ile kolektif kültürün çakıştığı, ayrıştığı noktadayım. Buz Enaniyeti Havuz'a atıp eritmek hünerdir. Ferd ve Habir ismi galibiyelerinin liderlik yaptığı biri için çok zor bir sanat bu. Mütevaziliğin kibrini enaniyetini yapıp gösteriş için tevazu takılmaktansa olduğum gibi olmayı yeğlerim. Fıtri olan tevazuda temrin de, zorlama da lazımdır. Biat kültürüne doğuştan uzağım, Allah'dan başka kimseye biat edemiyorum, elimde değil.
İslam tasavvufu ihsan ve irfan medeniyeti dinin özü, ruhsal yanıdır. IŞİD ile bunu öldürmeye çalışıyorlar. Bu mücadeleyi mana alemi kazanır. Küşeyri, Muhasibiden İmam Gazali, Fahrattin Razi'ye Geylani, İbni Arabi, Mevlana, İmam Rabbani, Said Nursi'den Gülen'e terapi kanalı vardır. Her dinde ruhsallık, yani spirituality ortak paydası vardır. Zaten tahsil aldığım doktora bölümümün adı İnsan İlişkileri Davranışlar Ruhsallık& Psikoterapi. Üstad Said Nursi'nin Protestanlık bir kez daha yırtılacak öngörüsüne şahitlik ediyorum, bu nedenle çok heyecanlıyım, katkı sunarsak ne mutlu bize. Martin Luther Üniversitesi kurulması onayı geçtiğimiz Mayıs alındığı halde ayrışmada Wilfrid Laurier direniyor. Din ve bilim barışacaktır.
Henüz maalesef dünya çapında üniversitelerin Din ve Kültür Kürsüleri 1960'ların sosyal mühendisliği ile akademik eğitim veriyor: Yıkılacak bu düzensizlik ve çakma bilimsellik! Din ve Kültür Kürsüsünde profların tamamı Sufizmi İslam'ın ötesinde insanlık noktası olarak çalışmamı istediği için ayrıldım, saçmalık işte budur. Sufilik, İslam'ın tasavvufudır, üç parçasından biridir, ayrılamaz, üstün de olamaz, eksikte kalmaz. İslam'in üstünde göstermek bir ihanettir. Din ve Kültür Kürsüsünde profesörlerın yüzde 99'ı din ve Allah'ı insanların uydurduğu kültür olarak gördüğü için buradan ayrıldım, bu saçma sosyal mühendislik maalesef sürüyor.
Kanada'daki eğitim sistemi de British tarzı seküler, Fransız tarzı totaliter laik olmasa da Sufi terapi yazmak için şartları aşırı zorladım. Şu da bir gerçek ki master tezleri ve doktora tezi konularını Türk akademisinde bana yaptırmazlardı. Katı, ezici seküler sistem devam ediyor Kimileri bana Mecnun veya deli diyor; kimisi Veli diyor. Her ikisi de değilim. Sıradan bir insanım, abartmaya hiç gerek yok. İlim peşindeyim sadece. Doktora tezimde ismi galibiyenin kişilik yapısı enigma sistemi, oyun terapisi ile 6 ile 17 yaş terapisi ve rüya yorumu terapisi inceleniyor. Sufi terapi tezimde tek kelime politika yoktur, IŞİD ile ilgili tezimde ise, full politika ve din ilişkisi vardır. İkisini karıştırmayalım. IŞİD tezgahında 25 Aralık 2013 davası açılsaydı, şizofreni geçiren Erdoğan rejimi ve algı manyağı yaptığı toplum terapi ve tedavi olabilirdi! Üstad Said Nursi'den Risaleden çıkardığım 40 terapi kuralını Sufi terapi master tezimde Kanada akademisine kabul ettirdim, Türkler direniyor
Her şeyde bir hayır ve hikmet aramak Said Nursi'nin Risalelerde 1. terapi kuralıdır. Tam tevekkül, tam sabır ve tam af etme mutmain kılıyor. Gladyo hackerleri boş yere bana kimlerin bilgi akıttığını bulmaya çalışıyor. 20 bin emalimi okudunuz, hani nerede belgeler? Yokmuş değil mi? Adı, soyadı Gül, 26 yıllık bir dostum var, sakın kalbine gelen, kulağına üfleyen şeytan olmasın diyor; yok diyorum daha çok meleğe benziyor! İsmi galibiyemle müsemma olmaya çalışıyorum. Gül dostuma, Hallacı Mansur halk önünde zalimce infaz edilirken taş yerine Gül atan İmam Şibli gibisin diyorum; gerçekten öldükten sonra mı anlayacaksın acaba?
Vicdanen kalbe geleni yazarım, buna Sufi ilminde, İlham (inspiration), sünuhat (accesses), hads (spiritual analogy), tuluat (offshoots), tahattur (remembering) deniyor. Münzevi bir Sufi dervişim diyorum, kimse inanmıyor. Bu kadar bilgi nasıl akıyor? Hem Kesbi hem belki Vehbi ilimledir, kalp Sufilikte bilgi merkezidir. Erdoğan rejiminin derin askerleri 5 yıldır tecritte bulunan benimle Hizmet arasında bağlantı bulmaya çalışıyorlar. Bulamadıkca kuduruyorlar! Hizmet'in bana uyguladığı tecrit politikası 2 master ve doktora yapmak için zaman bulmamı sağladı çok müteşekkirim. IŞİD ve Sufilik çalıştım. Beni beğenmeyenleri severim, kendimi ben de beğenmiyorum, beni beğenenleri de beğenmiyorum.
İslam'ın özü olan irfan ve ihsanı tasavvuf temsil eder, IŞİD ile çakılan ruhsuz, tasavvufun özün olmadığı 'Şiddet İslam'ı projesine düşmanımdır. Parti pırtı, sandık, seçimle en başından beri ilgili değilim, şahıslarla da aslında uğraşmıyorum. IŞİD ile kurgulanan kıyamet savaşı derdim! Terapide net bir kural vardır: Gerçek ortaya çıkmadan gerçek travma tedavisi olmaz. Erdoğan, selefi terörizmini, tekfirci zihniyeti ve yobazlığı ülkemize çakmaya çalışan bir haindir ve Anadolu Sufiliğinin manevi gücü, dinamikleri, ölü ve diri erenlerinin gayreti, himmeti, duası bu kumpası bozacaktır.
Allah'a havale zulümler... Kızıldeniz de boğulmaya koşar adım...
Bu fotoğraf bugün Antalya'da çekildi. 39 öğretmen ev hanımı ve esnaf terörist gibi sıraya dizildi. Erkekler ve başörtülü imanları sağlam hanımefendiler kelepçelendi. Allah'a havale zulümler...
Kızıldeniz de boğulmaya koşar adım giden domuzlaşmış güruhu ikna etmeyi artık bırakalım! Allah, salih ve salihaları kurtarır, Firavunu değil. ABD' de çocuklara karşı işlenen suçlar Federal Suç kapsamındadır ve bu suçlara FBI bakar. Bizde koca parti pedofili itlerine sahip çıkıyor. Ümit Dündar denen Genelkurmay 2. Başkanı olan korkak Yurtta Sulh Konseyi denen 15 Temmuz darbecilerinin Genelkurmay Başkanı idi, şimdi çark etti, Darbe Araştırma Komisyonunda çark etmiş. Erdoğan'a güya Ankara'ya gitmeyin size ben korurum dediğini iddia ediyor. Ortaya çıkmaktan korkan Darbenin lideri bunu söylüyor. Darbeciler ilk teklfi Salih Çolak'a yapmış, başımıza geç diye. 15 Temmuz gecesi yaşananları doğru biçimde halk öğrenmediği sürece ÇADIR TİYATROSU devam edecek gözüküyor.
Cemaat gibi eğitimli, hosgörülü, uzlaşmacı bir kesimi bir türlü sindiremeyen laikler; Silahlı ve nefret dolu aktrolleriniz, akmilislerin hayırlı olsun size! Birbirinizi yiyeceksiniz belli, cemaat bahane. Korkaksınız ve hepiniz cemaatı günah keçisi yapıp devleti domuz gibi yeme peşinde olan çakallarsınız. Osmanlı Ocakları ve SADAT, 5 bin kişilik silahli terör örgütü Akmilisleri kurdu. Darbe yapmak isteyenleri bastıracağız diyorlar ama masum olan halka çöküyorlar. Gasp ve tecavüzler had safhaya çktı. Halkı silahlandırdılar. Eskidende her evde bu kesimlerin pompalı tüfekleri vardı. Domuzlar savaşında kim kazanacak bilemeyiz. Topal Perinçek'in Saldıray Berk grubu, devlet kaymağını Erdoğan haramzadeleriyle bölüşmemekte kararlı. Gerekirse Rus işgaline bile razılar. TSK, böyle bir ihanet sarmalı içinde Gladyo operasyonu ile boğuşuyor. Tüm hainlerin farkına vardı ama çok geç kaldı. Topluma sürekli nefret ve şiddet duygusu körüklediler şimdi de silahlanmanın yolunu açıyorlar; Türkiyeyi Irak-Suriye yapma yolundalar... Pakistanlaşma süreci tamamlandı. Selefi terör örgütü yetiştirme merkezine döndü Erdoğan rejimi!
Bursa'da Rotary Kulüpleri toplantısına katılan İlker Başbuğ "Erdoğan'ın Cemaat mücadelesini destekliyorum" diyor. Anlayana çok şey söylüyor. AKP, büyük bir katliama hazırlanıyor. Okullarını, şirketlerini, ev, araba, paralarnı vs gasp ederken isyan etmenler hapiste mi isyan edecek dangalAKLaR?! Erdogan gitmemek icin direniyor ve cirpiniyor AMA sana bu gucu derin generaller verdi, geri almasini bilirler! Bari giderken az kan doksene! Tecavüzleriniz Yezid'i geçti. Onursuz, ahlaksız, imansız dava olur mu? Hocaefendi, mertliği, babayiğitliği temsil ediyor. Erdogan'in her zulum oncesi ve sonrasi halkin iradesi arkamda yalanina sarilmasi 12 general icin komedidir! 3600 yolsuzluk dosyan ellerinde! Her günahlarınız detaylandrılmış. Derin general konseyi, Erdogan ve AKP'nin bittigini, daha fazla oyunun suremeyecegini goruyor. Zaten Saldiray'i kisa Sufyan'i getirecekler! Kahraman olmak istiyorlar. Hizmet insanlarını görecelş zulmü azaltıp kendi cenahlarına çekip kullanmak isteyeceklerdir. Mümkün olduğu kadar çok insanı hicrete çıkarmak lazım diye boş yere yırtınmıyorum. Süfyan'ının uzununa da kısasına da lanet olsun!
Merak ettigim husus, 12 derin general, birakin tekfirci Selefi teroristi hic bir Muslamani sevmezler! Erdogan'i Selefi teroruyle batirdiniz! Derin devletin 12 generali sadece yasli geyik yapan adam degiller ki! Emirlerinde bir sistem var! Halkin secmesi bir sey ifade etmez onlara! Genelkurmay baskani ve Fidan'i emir postalari olarak kullanan 12 derin generalin Hocaefendi ve Hizmet'e saygi gostermesini hic beklemeyiniz! Zulum ne zaman bitecek diye soranlar sorunu anladi mi? Mesele Erdogan& AKP meselesi de degil! Siyasi Islam'i bunlarla bir kerelik bitirdiler! Müslümalar 40 seme kendilerine gelemezler bu gidişle. Kimse güvenmez.
Mefta olmadan derin koltugu terk etmeyenler, genelkurmay baskanini dunku cocuk olarak gorurler! Hulusi Akar ne yapsın? Hocaefendi gibi hic biat etmemis birini derinciler hiç sevmezler! Derin devletin 12 uyesi kendilerine Milli Birlik Konseyi diyor, meftadan olmadan da asla gitmiyorlar! Erdogan secilmis figuranları oldu! Hizmet'i bitiremedi, bu nedenle gidecek! Yoksa gayet başarılı buluyorlardı. Dünyada itibar kalmayınca daha fazla oynayacakları yerleri kalmadı. Sisi Saldıray'a geçebilirler. Nisbeten yumuşama olacaktır ama yeterli olmayacaktır. Bu şerefsizlere 5 yıl hiç selam dahi vermeyelim diyorum. Planlarında ahlaksızlıklar var.
Son 2 yilda derin devletin 12 sabit uyesinden 3'u mefta oldu. Kenan Evren, Tahsin Şahinkaya ve Sabri Yirmibeşoğlu Yerine secilen 3'u tum operasyonu yonetiyor! Saldiray Berk, Tuncay Balaban ve Yaşar Büyükanıt! Askeri Veayet hi bu kadar güçlü olmamıştı. Erdoğan korkuluğu görmenizi engellemek için kullanılıyor. Kargaları kovalamak kolaydır, korkuluğa ortada ürün kalmayınca ihtiyaç kalmaz. Korkuluklar her zaman lazım olmaz. Bugun yapilan zulumleri derin devletin bu 12 adami belirler! Bunlar dur demeden durmaz! Hepsi cemaat dusmanidir! İsmail Hakkı Karadayi bazen insaf ederdi ama Necdet Öztorun gibileri çok insafsız, dinsizlerdir. Öztorun'u hatırlayacaksınız, rahmetli Turgut Özal, 1987'de genelkurmay başkanı olmasını engeledi. KKK komutanı idi, 1986 Gladyo operasyonunu yönetmiş, binlerce namaz kılan Anadolu evladını askeri okullardan ve ordumuzdan kumpaslarla attırmıştı. Ödül olarak orda.
Eski genelkurmay Başkanı Hüseyin Kivrikoglu da Türkmen kadrosundan olarak, derin devletin 12 adamindan biri! Digerlerinin en az 7 tanesiyle sahsen degisik kimliklerle caktirmadan konusmuslugum vardir! NATOcudur hepsi, eğitimleri öyle ama gerekirse Komünist gerekerse dinci gerekirse mason gerekirse Türk milliyetçisi veya ulusalcı olurlar. Münafıklar kısacası.
Kivrikoglu gibi adamlari konusturmak icin cebimde sigara tasirdim; sakirdler sigara icmedigi icin Zaman'dan oldugumu anlamazlardi keratalar! Haşhaşin diyenler cemaat insanlarının sigara içmediğini dahi bilir. Bu nedenle askeriyede sigara içerdim, hiç sevmediğim halde. Sigara içmeyince hemen fişlenirsiniz. Hatta ceza almak için göstere göstere içmiş, yakalanmıştım da 1985'de. Ama komutanlarım beni o kadar severdi ki iptal etmiştilerdi sigara içme cezamı. Neyse uzun hikaye. Taktik sağlam. H. Kivrikoglu, 30 Agustos 2000 resepsiyonuydu, sorum uzerine patladi: Gulen devletin altini oyuyor dedi. Meger acilan davayi yazdirmislardi! Biliyordum, deşip ortaya öıkartmak için sordum zaten. Elimizde siğara tüttürerek konuşuyoruz. Kıvrıkoğlu, çubuklu kullanırdı, cebinde taşırdı. Filterli güya daha az zehirliyor. 2000'de GenelBaşkani olan Huseyin Kivrikoglu'na sigara tuttum, verdim ve tutturduk bir güzel. En iyi bilgileri böyle alırdım ne yapayım? Tuhaf şakirdim vesselam. Gulen'i neden istemiyorsunuz diye sordum! Tanimiyordu beni, anlatmisti tabi!
Ankara Garzizon komutani 2000'de Hocaefendi nefretini resepsiyonda anlatti (beni tanimiyordu). Bir imam nasil TSK'ya akil verir, anlamiyoruz, kim bu adam ya ilkokul mezunu bir Diyanet vaişzi işte dedi. Kivrikoglu ve Ankara Garnizon komutanini anlatmamin sebebi, hepsi Cemaatin TSK'da darbe yapacak, yaptiracak gucu olmadigini pek iyi bilirler. Hocaefendi bir keresinde TSK'da cemaat nefretinin boyutunu soyle anlatmisti. Insan gormediler! Boynuma ip baglayip 1971'de muamele ettiler! İzmr sıkıyönetim darbe komutanın eşi merak etmiş Gülen'i. Bu yobazlar insana benziyorlar mı diye. Görünce, aaaa buda insanmış demiş. Bu kadar cahil yani. Ayrımcılık ve kin had safhadadır bu konkencilerde. TSK'nin handikabi ve asamadigi cemaat nefretidir! Mesele cemaat meselesi degil ki artik! Gladyo'dan kurtulma meselesi! Hainleri TSK biliyordur!
TSK, ulkemizi Ruslarin isgal etmesine bile razi olan Saldiray, C. dogan ve perincekgilleri de goruyor! Sadece tek satkin Erdogan degil ki! 28 subatta piyasada bir suru askeri istihbaratci sapik seriatci vardi, hepsi AKP de cemlesti, Akmilisleri bunlar organize ediyor Aksalaklar! Kac defa yazdim, fuat avni ve realistman cemaattan degil, askeri istihbarat ama Erdoganci ve Perincekci degil! TSK, bir ic savasa goturmez diyorsanız yanılıyorsunuz. Çevik Bir, 1999'da getirdi bu planı ve Ecevit'e zorla imzalatmaya öalıştıç. Oradaydım, kapıda bekliyordum. Ecevit imzalamadı, özel kalem Zeynelabidin bey söyledi: Ecevit bir iç savaş çıkar bu planla demiş. Haklıydı, şimdi haklı olduğunu görüyorsunuz. Ecevit bir Osmanlı vezir ailesinden gelen beyefendi idi. Erdoğan, çingene bir Gürcü Yahudi kırması, çapulcu. Kalite farkı bariz.
Ne Arabin yuzu ne Sam'in sekeri diyen TSK'nin Erdogan'in kuyruguna takilip ulke yuzune tekfirci teroristsevici lekesi calmasina inanamiyorum. El Cezire, Nisan 2015'den beri Colani ile hergun ISID'ten El Nusra'ya gecin cagrisi yapti! Proje Katar'in! Erdogan'i tepe tepe kullandi seyh! Demek ki askerlerin laiklik ve Atatürkçülükleri de numara imiş, yoksa böyle olmazdı. Erdogan'in yeni Osmanli kurmak icin bel bagladigi 30 tekfirci Selefi teror orgutunun kimin kontrolunde oldugunu Ruslar ve Avrupali biliyor da TSK bilmiyor mu sanıyorsunuz. Benim bildiklerimin 10'da birini bilseler Erdoğan hapsi boylardı. Demek ki başka hesapları var.
Selefi teror orgutleri Mucahidin Surasi ile tek merkezden yonetiliyor! ISID'i yok etsen otekine geciyorlar! Tepeden bomba doktukce guclendi! Tekfirci Selefi teror orgutleri liderlerinin kilit 8 ismi Irak'taki Amerikan ve İsrailli kontrolündeki Bucca hapishanesinde yetistiler! Lawrence mirasi devranildi! Gençleri buraya atıp terörist yetiştirin dediler resmen. Tekfirci Selefiler uyanik; Yusuf el Kardavi'nin fetvalarini kullaniyor. Erdogan'in fetva imamidir! Ihvani Muslimi de boyle batirdi Kardavi! Tekfirci selefilik ideolojisinde kilit isimler var: Mustafa Sukru, Muhammed Makdimi, El Zerkavi, Ebu Katade lakapli El Kaida teorisyeni zat! Haziran 2015'de Ürdün hapishanesinden çıkardılar ki bu ülkedeki zavallı müslümanlardan aptal cihad orduları kursun ve bunları öldürmek için Batılı koloniciler daha büyük askeri işgalle gelip otursunlar.
Erdogan, tekfirci vehhabileri destekledigi ortaya cikti diye Hizmet'ten intikam aliyor! Iyi de bunu saklamasi mumkun degildi ki! Yama tutmaz ki! Osmanli padisahlari icinde bir tane bile ibni teymiye tarzi tekfirci Vehhabi yoktur, olamaz da! Osmanli'nin en buyuk dusmani olan asilerdi! Osmanli kuracagiz diyen tekfirci Erdogan guruhu biraz tarihi karistirsa Suudileri kurduran tum Ideolojik militanlari astigimizi ogrenecekti! Osmanli, Ingilizlerin Ibni Teymiye'yi kullanip asiri Arap irkciligini hortlatma hinligine karsi sayisiz eserler yazdi; Erdogan tekfiri giydi ve herkesi kesiyor. TSK, sanırım kontrolden çıkan Erdoğan'ı fazla küçümsedi. Osmanlı da aynı hatayı yapmış İngiliz istihbaratı ıyuncağı Abdulvehhab efendiyi Necef köylüsü diye takmamıştı. 17. Yuzyildan beri Islam'i ruhsuz hale getirmek isteyen Ingiliz istihbarati Ibni Teymiye tefsirini kullanir; Suudiler ve Erdogan yapitlari oldu! Bunu görmemek için kör, şaşı olmak gerekir.
Ibni Arabi'ye hak ettigi degeri veren Araplar degil Yavuz Selim idi. Araplar mezarini 500 yil copluk olarak kullandi, Yavuz, Şam'da ona bir türbe yaptirdi! Ertuğrul Dirilil dizisinde kullanılmasına bakmayın, O Zat bugün Gülen Hocaefend'nin yanında ve arkasında yerini aldı. Neden mi? Mücedditler silsesidir. Üstadın bir talabesi 120 gün erbain yapınca bunu İbni Arabi gelip yakazatan o azimli abiye söyledi. Çakallar boşuna İbni Arabi'yi istismara çalışıyorlar.
Ibni Arabi Ruhu temsil etti 500 eserinde! Tekfircilerin babasi Ibni Teymiye'nin hayati Ibni Arabi karsitligi ile gecti! Erdogan, tamamen soysuzlar gibi Suudilesti! Erdogan'in tekfirci Selefi ve Siyasal Islamcilari Ruhu yok ettikleri icin battilar! ISID turevleri bu yuzden once Sufi ocaklarina saldirdi! Kadiriler en büyük eziyeti görenler Irak ve Suriye'de! Ne kadar Sufi yol, iz, emare, aydın varsa yok ediyorlar. Bunu bilinçli yapıyolar. Halk böylece fenerini kaybediyor ve bu tekfirci tecavüzcülerin eline esir düşüyor. Ancak ruh var, bunu unutuyor ruhsuzlar!
Spirit yani Ruh tum din ve inanclarin ozunde olan temel akide! Ruhsuz Kuran ve Muslumanlik olmaz. Tasavvuf Islam'in ruhu, tekfirci karsidir buna! Erdoğan karşıdır. Yalancilik krali Uzun Sufyan'in nifaklari ile Turkiye'de ezilen Hizmet degil Ruh'tur! Ruhun kalmadigi yerde Hizmet edilemez, Ruhu temsil eden Cebrail kizar! Hıristiyanlar Spirit deyince Hz. Cebrail'i anlıyor. Hz. Meryem'e gelenşn Cebrail olduğuna inanır. Gelenin Hz. Paygamber Muhammed sav ruhunu öğrendikleri zaman bakalım ne olacak? Hz. İsa'nın annesi Hz. Meryem peygamberimizin cennetteki eşidir. O halde?
Evlatlarini Hizmet'in okullarina yollayan veliler cocuklarindaki ruh degisikligini hemen farketmistir. Kaybedince kiymeti iyi anlasilmistir! Çocuklarını kayneden aileler Hizmet sahp çıkmadı da böyle oldu diye kızarlar ve erenleri suçlarlardı. Şimdi de sövüyorlar ama bu sefer Hizmet okulları kapansın diye! Zindika, Deccaliyet ve Sufyanizm niye Hizmet'i yikamiyor anlayamadilar! Ruhu temsil eden bir kalbi heyecanla Hayy oldu, bu lezzet unutulmaz! Hizmet hangi ulkeyi giderse gitsin, suudi Arabistan'da bile Ruh (Spirit) olarak kabul goruyor. Hocaefendi eserleri " Fi Ruh" diye satiliyor! Osmanli 2. Mahmut ve devrin Fidan'i Haleti pasanin fasizmine kalsaydi 1826'da yikilmisti! Halidilerin yerini Hizmet aldi; Ruhu temsil ediyor. Ustad Said Nursi modelinde Sufyan nifakindan kurtulmanin devalari ve recetesi var! Nurlar her dilde yayildi, Sufyanizm kaybetti ve edecektir.
Mevlana Halid Bagdadi, Naksilerin 1826 kumpasini dervislerini devletten men ederek bozmustu! Osmanli'yi yuz yil daha yasatan ruhu kurdular! Devletten gecinen ve rizik icin siyasilerin gozunun icine bakanlar dervis olamazlar! Helal kazanci bagimsiz kazananlar Sufyandan kurtulurlar. Teblig icin tek ihtiyacimiz olan duru ve safi bir kalp! Islam'i A'dan Z'ye bilenleri bile Sufyan kandirdi, seytan ihlasli ruhlari kandiramaz. Fasizmin bu kadar hortlatildigi bir fetret donemi yikilma sureclerinde yasandi! Yunus Emre dervisligi gerekiyor ki kalpleri tamir edebilsin! Ulkemizde ne kadar iyi insan varsa magdur edildi ve cani acitildi! Siyasi Islam yobazliktan ibaret bir soygun ve Yezid duzeni, kabul edelim! Ortada Sosyolojik ve psikolojik gercekler var; sihirli bir degnegin herseyi duzeltmesini beklemeyin! Kirlenen ruhlar ve karbonlu kalpler var. Anlasilan Napolyon domuzu Saldiray ve Topal'in kopekleri ile Sufyan'in Akmilisleri devlet kaynagi icin kapisacak! Ruslar da bunu istiyorlar!
2000'de Tiflis'de Gurculer, 2. Dunya savasinda Gurculeri en on safta sehit etmesiyle ovununce patladim: bunun neresi iyi, sizi katlettirmis işte! Erdoğan da aynısını yapıyor. Stalin'in kizi Svetlana babasinin zulumlerine dayanamayarak ABD'ye iltica etti! Acimasiz Stalin en fazla Gurcu infaz etti, tam 600 bindir! Bununla övünmek için monumentler yaptırmışlardır. Putperestlik işte! 2. Dünya savaşında 55 milyon insan öldü. Bunu rejimi yerleştirmek için istismara çalışan bir Stalin vardı. Her beldede bir anıt vardır şehir merkezinde. Toplu tapınma yeridir. Eşekliklerini, cinneti savunma yeri. Vatanseverlik edebiyatı. Stalin, kizilkoyunlari fakirim diye aldatirdi! Ayni elbiseyi giyerdi! Oglunu bir Alman generalle degismeyerek vefatini umursamadi! Cins adamdı. Erdoğan gibi sınır ötesi kişilik bozukluğu vardı. Şizofreni idi. Stalin bir korku imparatorlugu kurmustu, Erdogan da bunu yapmak icin cabaliyor! Stalin'in diplomasi yoktu, Erdogan'in da yok! Ikiz ruhlardir.
Sovyetlerde Stalin'in seyahat ettigi trene binen Komunist olur diye ogrencileri buradan gecirirlerdi! Ben de bindim, acaba Komunist oldum mu? Dalga geçtim Gürcülerle! İmanı olan kainata meydan okur. Stalin'in Gori'de dogdugu yataga oturup sakarliktan kirmistim! Borjomi yazlik evinde gardrobunda ayni renk takimdan 10 tane saydim, guldum! Neden gülüyorsun dedi Gürcüler, sizinki sizi iyi kandırmış. Aynı elbiseyi giyerek sizden garip görünmüş zalim diktatör. Stalin ile Erdogan arasindaki benzerlikler etnik kokenden petrol isyani orgutculugunden fakir gorunen tiranligina kadar benzerdir! Hapishaneden onu Mehmet Emin Rsulzade kurtardı, zira o zamanlar Çarlığa karşı elebaşı idi Stalin. Bolşevikleri kullandı. Komünizm ütopyasını sevdi, oysa tek kelime kitap okumamıştır, entelektüel değildi ama mükemmel hatip idi. Erdoğan gibi yani. Stalin tipki Erdogan gibi davranmisti! Muhalif olan herkesi ic dusman saydi! Hatta Leninin fisini hastanede kendisi cekerek infaz etmisti! Stalin, sovyet devrimlerini 35 milyon kan uzerine kurdu! Kaygandi! Camileri ve kiliseleri 1937'de dinamitlerle patlatti. Din, Komunizm oldu. Stalin için kendisine biat edilmesi önemliydi, ideoloji değil. Boşsevizmin ideolohu Troçki'yi Meksika'da KGB ajanlarına infaz ettirirken hiç gözünü kırpmadan kararını vermişti.
Sovyetlerde Hicbir yerin vatandasi diye bir pasaport vardi! Iki arada bir derede kalanlara verilirdi! Iranlilarda vardi! Sufyan, tamamen Stalinlesti! Sufyan Erdogan Turk vatandasligimizi iptal edecekmis, zaten 10 yildir Turk pasaportumu kullanmiyorum, dunya vatandasi dervisin umrunda olmaz. Ama herkesin durumu benm kadar şanslı değil. Bu zalimle yaşamak zorunda kalırlarsa vay hallerine! Zamanla Stalin kültü ile yaşamayı öğrenip imanlarını kaybetti Sovyet halkı. Tavuk gibi tüylerini yolardı halkın ve halk korkusundan Stalin'i överlerdi.
TÜRKLERDEN UMUDU KESTİM
Kanada yerlileri Mennonite'ların temsilcisi "Yükünüz ağır,hem İŞİD'le İslama sürülen lekeyi hem size atılan iftirayı silmeye çalışıyorsunuz" dedi. Kanada Mennoniteların temsilcisi "Bu süreçten ve zulümden daha güçlü çıkacaksınız, Erdoğan bunu bilseydi size dokunmazdı" da dedi. Evet bunu 2014'de kasabalarindaki kiliseyi ziyaretimizde de soyledi! Ilk defa musluman biri iclerindeydi! İçlerinden menonit Bir profesör Islam'i anlatti, agladik! Sordu, güzel anlattım mı? Biz aha iyi anlatamazdık dedik. Zaten kilisedekiler adama müslüman mı oldun diye sordular. Güldü. Gerçekleri anlattım. Gülen'i ilk defa duyuyordu. Durumu anlattık. Başını salladı: ÇIKIN.
Aslında 2001'den beri Türklerde umut görmüyordum. Menonit bir profesor, master ve doktora ogrencisine Sufi terapi modelini anlatmam Turklerden daha kolay ve faydali! Turkler vakit kaybidir! Menonitlerin bir kismi cocuklarini devlet okuluna bile gondermiyor, home schooling yaygin! Kuzey Amerikada bu sisteme gecilmesi harika olur! Abdullah Aymaz abi Kitchener'da bir menonit profesorun evini ziyaretinde sok olmustu. Evde tv yok, cocuklar Hollywood artistlerini tanimiyorlardı. Murat bey hatırlar! Melek ruhlular melek ruhlulari, seytan ruhlular ise seytan ruhlulari bulur! Insan olanlarla beraberiz,menonitler gibi insanlar bizi bekliyorken Türklere harcayacağıınız zaman haram olur. Menonitleri ilk defa goren arkadaslar bunlar sakird mi diye soruyor! Simalari o kadar nurlu ve temiz! Allah'i Allah icin sevenler boyle olur işte!
Menonitler Hiristiyanligin en safi tarikatidir! Hic bozulma yok! Diyalog gezimiz sonrasi Ablalar ve Abiler sisteminizi aliyoruz dedi Levon! Menonitler, Hizmet'i Selefi terorculerin tek ilaci olarak goruyor, Erdogan'in Islama caldigi kara lekeyi temizleyen cemaata dayanin diyorlar. Menonitlerin her cesidinden arkadas sayim Turkleri gecti! Profesorunden koylusune guzel insanlar! Musluman gomlegi giymisler, yalanlari yok! Menonitlerin cogu Alman ve Hollandalidir. Levon dedi ki iki defa Islam kapimiza kadar geldi durdurduk! Siz geldiniz, size gidiniz denemez ki! İnsan adamlar başka oluyor. Mertlik bu insanlarda temel özellik.
Firavun ve Haman'in huyu hasiyeti belli iken 40 yilda yetisen altin nesli Hocaefendi'nin cakala kurda yem edecegini dusunenler Ebu Cehildir! Bir bamtelinde 1 milyon,digerinde 10 milyon Hicret etsin diyen Hocaefendi'nin devlet ele gecirmek ve darbeyle isi oldugunu soyleyen domuzdur. Müslümanlar domuz olmuşsa bize domuza domuz demek düşer. Zalime zalim demeyenin kendisi zalimdir. Aslinda Hocaefendi, Hz. Musa gibi demis 2 yil once, satin ve hicrete cikin; yuzde 20 dinledi, dinlemeyen yuzde 80'in birikimleri gasp edildi. Öğretmenler emaneti koruyordu, onlara bunu dememişler. Kurumları domuzlara veremezdik. Emaneti caımız namusumuz pahasına korumak zorundaydık ve koruyacağız son nefesimize kadar. Borcumuz bu.
Haramzadelerin haram paralardan verdigi himmetler nasil temizlenecek diye yillardir kara kara dusunuyordum! Sufyan gaspiyla kambur kalmadi! Ummeti Islam'a her farz namazdan sonra dua etmeyen ne sakird nede dervis olabilir! 7 yildir cok sukur sektirmedim; herkese tavsiye ediyorum! Akdomuzlar ve topalcilar bizim dunyayi sevdigimizi saniyor; harami bir devletten nemalanmak haramdi; Hizmet'te Kuddus var, hepsi kusuldu! Hizmet'e sehit olmak icin girdik, baska gayemiz olduysa Allah bizi kahretsin! Yasatma ideali varken yasamak luks geldi, dervis para tasimaz! Allahim! Emanetini kabz etme gunune kadar beni emanetinde emin kil duasini araliksiz 7 yil yaptigimi hatirliyorum, pesinden sehitlik arzusu! Şehitlik hak edene kısmettir.
Allahim! Esyayi bana gercek halleriyle goster duasini yapmaya korkar oldum! Tum maskelileri maskesiz gormek, kalpleri okumak huzun veriyor! Celali vechinle Azim sultanliginda sana hamdolsun Rabbim demek virdim! Hadistir! Boyle dua edin der Allah'in yuce nebisi, kurbaniz yoluna! 10 defa La havle cekmeden gunun gecmez! Ayetel Kursi'yi 7 veya 70 defa okudugunda en dehsetli ifritler etrafimi cevirse kedicige donuyorlar! Iki elim kanda olsa Tevbe suresinin son 2 ayetini okumak ta adetim 1991'den beri! Hocaefendi, Azerbaycan'a giderken elle yazdi da vermisti! Yunus (as)'in balik karninda yaptigi ismi azam dua 33 yildir duamdir! Hic gun sektirmedigim icin belki de! Devamli ve israrli yapilan evla!
Hz.Ali namaza girip Fatiha okumaya baslayinca dunyadan kopardi, etini koparsalar duymazdi! Boyle olaniniz var mi? Peki nasil olunur aradin mi hiç? Huşu kolay mı? Ustad said Nursi'nin yakaza istihare yontemi vardi! Fatiha'da gizlidir! 10 defa okudumu gayb perdesi acilirdi, hayri serri net goruyordu! Ibni Arabi'ye sormuslar hangi dua ismi azamdir. Gunde 40 fatiha demis! Namazda okuyoruz ya demisler! Demek ki okudugunla amel yokmus demis! Ustad gunde 500 defa Hasbinullahi ve Ni'mel Vekil cekermis! Ustad bugun olsaydi bin defa cekse az bulurdu! Yesil Sufyan nifaki kolay gitmez! Mutmain huzurlu nefis kahirda huzunde verse, lutufta nimette verse Elhamdulillahi Ala Kulli Hal diyendir! Hadistir! Rasulun ustadin sunneti!
Kac insan tanidigimi kalbime sorayim dedim. 40 bini gecmistir dedi! Yalnizliga mahkum edebilirler mi seni kalbim! Hayir dedi! Cahillik moda! Derslerini verdim sanırım. Akdomuzlar dertlerini bundan sonra Cehennemin Bas gardiyan melegi Malik'e anlatsin! Bunca cirkeflik icin bahanelerinizi dinleyecegini sanmam. Munker Nekir melekleri kabirde katlettiginiz masumlari, tecavuz ettiginiz pakizeleri sordugunda ama darbe yapmislardi mi diyeceksiniz? Kiramen Katibin melekleri daha temiz kayit tutar; yalan dolan iftira kumpas calismaz! Uzuvlariniz size kurdugunuz tuzak ve nifaklari soyler! Azrail ile anlasmis gibi Salih Zat'a omur bicenler, Azrail'i gorseler odleri kopar; oysa cok sevimli bir melektir! Cesareti yeten Azrail'i cagirsin! Bakalım kimin canını alıyor? Ecel birdir, değişmez. Allah dilemedikce canımızı alamazsınız. nAllah sevse dunya sevmese ne onemi var. Kara sevdalilar yalniz O'nun icin katlaniyor...
Mana aleminde Hz. Nuh'tan Hz. Yusuf'a Seyh Harrani'den Ustad hazretlerine kadar tum sultanlar Hizmet icin ayaktalar, Gonullere doguyorlar! Salih Zat'in gorevi 2016'da daha yeni basladi, endiseye mahal yok, suikast yapamayacaklar, cogunun cenazesini gorecek kadar yasayacaktir! İddia bana ait değil ve sağlam kaynaktır. Karun Erdogan'in satin aldigi sebekler komisyona cagrilip cik cik otuyorlar! Ne kadar katil varsa itirafci oldu! Yalanci sahidi ates paklar! Uzun Sufyan Erdogan, Saray'a tipki Cavusesku gibi kacis tuneli yaptirdi! Bir koylu tas atti helikoptere kacamadi Tiran ve yere düştü. Yezid'i de bir koylu halletmisti. Atı kükredi, dağ taş dolaşıp Yezid'in bedenini parça parça etti, 3 gün ordusu aradı bulamadı atı ve cesedi. Hizmet'e in diyen Goril öyle bir ine, mağaraya saklanır ki, bulurlar ve akıl hastanesinde ömrünü tamamlar Süfyan!
 BÜYÜK SIR! Sizi sulara gömülmekten kurtaran Seyri sülûkte tevhid!
Şeyh'ül Ekber İbni Arabi, «Hakikate şeriatın söylediğinden başka bir yol yoktur,» dedi. Hizmet, bunu yaptı ama Siyasi İslamcılar kıvırdı! Kuran'dan batın ve batının batını tefsirini yazınca anlayan insan çok az çıkıyor! Aslında anlayacak kalbi dervişleri arıyorum ve Yunus Emreler çıkaracak sufi terapi için insan tesbit ediyorum. Kiminin seyri Süluk'ü Hacı Bektaş Veli'ye, kiminin Hz. Hızır'a verilir, kimisi Hocaefendi'de muhkem kalır, kimisi Mevlana, kimisi İbni Arabi'de mürşidi bulur. Risaleyi Nurlar ve Hocaefendinin eserleri zaten yeterli mürşid idi, ama anlayana, okuyana, uygulayana...
Siyasi İslamcı, Tevhidi okuyamaz! Süfyanist. Tevhid sırrına ermeye sırru's-sırr denir. Sırrın sırrı , gizlinin gizlisi büyük sır…Süfyan ve Deccal putlarını yıkma dervişin görevidir. Şeyh'ül Ekber İbni Arabi bunu «Allah'ın onunla kuldan ayrıldığı şey» olarak tanımlar. Siyasi İslamcılar bu nedenle Arabi'den nefret ederler. İbni Teymiye'ye sarılan Süfyanizm'in terörcü Selefileri tevhidi koruma bahanesiyle herkesi münafık, kafir, fasık ilan eder ve yok ederler. Tekfirle yoldan çıkar harici olurlar. Siyasi ihtirasları ve dünyevi arzuları putları olur, şirk ile Allah'a ortak koşarlar. Buna gizli bile değil açık şirk denir aslında. Oysa Tevhid aşktır, ölüm aracı değildir. Ayrıştıran değil, birleştiren sözdür Birleme. Kuran, ortak söze Tevhide gelin diyor. Hizmet, sevgi ile barış ve diyalog ile bunu yapıyor, Uzun Süfyan Erdoğan ise Selefi tekfircilerle şirkin temsilcisi oldu.
Aşıklar Sultanı, Şeyh ibn el-Farid'in kullandığı gibi şifreli bir dil olmadan konuşulamaz. Etken/Edilgen'dir. Tevhidi keşfe dayanır. Bu, marifetin son aşamasıdır ve bu aşamada ruha, bu anlamlara uygun bir başka ad seçmek gerekir. Sır perdesi açılır kalbin, ruha doğru! Sır, giz. Bu, benlik alanımn üçüncü tasviridir. Batılılar otobiyografik tefekkür der. Şeyh'ül Ekber'in açık tanımına bakın ve anlayın: Bilginin sırrı, onu bilenin marifetine; halin sırrı, Allah'ın onda dilediğinin hikmetine; hakikatin sırrı, işaretin getirdiğine tekabül. Sizdeki kutsal çocuk, egemen esmalarınızı keşifle olur Menzile varmak. Sufi ölümden sonra yaşar. Sırrı, gizlinin gizlisidir, açıklanmaz. Sırrın ilk dairesi etkindir, gösterileni kavrama ve yalnızca Allah için himmete sarılma yetisi gerektirir, ikinci daire edilgendir. Burada bütün rehberler geride bırakılmıştır. Bu bilgiye gözlemlemenin (murakabe) derinliklerinde ulaşılır. Üçüncü sır daire, daha ince!
Ruhsal devrim. Bu bir kere görüldü müydü, artık arayıcıya ruhun sırrını bulmak kalıyor. Kendi özgün nefs'ini. Ademî suretini keşfetmeli. İbn el – Habib, Divan'nda anlatıyor: Ben bir nur olsaydım O'ndan başkası olacaktım, masiva yokluktur gerçekten. Bu yüzden onunla yetinme! Ruhum benimle konuşuyor ve diyor ki: Benim hakikatim Allah'ın nurudur, bu yüzden ondan başkasını görme.
Ruh, temaşa edendir, marifetlere aradaki perdeler kalkar bir bir. Ne kadar esmaları gözlemlersen, o kadar insan olursun der İbni Arabi. Zikir ve fikirle, arayıcı, insan yaratığının yerinin göründüğü gibi olmadığını ayırdedecektir. Ben'in kurgusu var, ruh devreye girecek! Beşerin bir melekesi olan zikir, kalbi arıtır ve böylece katı ve donuk nefs incelip nurlanır. Zikir ve dostluk nefse boyun eğdirmelidir.
Nefis kötü olandan daha dehşetli bir put. Nefs başka putları dikerken kendini deviremeyen büyük puttur; Süfyan ve sundukları putlardır. Nefsin bilinmesi yolculuk için gerekli temel şart. Beşer, hayvaniyattan insanlığa çıkmalı. Cismaniyetten kalp ve ruh derecelerine sefer! Himmet, ilimleri elde etmek için arzu. Ortada, doğrudan müşahadeye ulaşma .Sonunda ileri marifetlerle ödüllendirilme Rabb'ın temaşasıdır.
Süfyan'nın dünya rüşvetine tav olanlar ucuza ruhunu ve davasını sattılar. «Himmetini arzu ve hasreti ve Ebedî olandan azına razı olma!» İbni Arabi: Ah dostum, himmet malik olunacak bir mülkiyettir; eğer bütün ariflerin amaçladığını arzuluyorsan onu aramaya başlayabilirsin. Himmet nedir başka? «Kalbin tutkuyla özgür kılınmasına denir. Müridin içtenliğinin başlamasıdır. Bütün himmet, tutkunun arıtılmasıdır.»
Allah'a doğru yolculuk için gerekli üçüncüsü; himmet. Hizmet, Himmet idi. Kul, marifete kavuşur ve varoluşun sırlarını hızla kavrayacak. Zikir duyumsaldır, fikir anlamdır. Zikir zahiridir; fikir batınidir. Allah'a doğru yolculuk için üç şey zorunludur. Fikir, ikincisidir. Herhalde HU seni, unutkanlığın zikrinden uyanıklığın zikrine, uyanıklığın zikrinden Huzur'un zikrine, Huzur'un zikrinden Allah'a götürür.
Aşık dedi: Zikirde Allah'ın Huzur'unu duyumsayamıyorum diye zikri terketme! O'nun zikrini unutman zikirde O'nu unutmandan daha kötüdür. Allah amelinden hoşnut olsun, «Hali seni değiştirmeyen ve konuşması seni Allah'a yöneltmeyenle birlikte olma ! » Süfyan, şeytana çıkarır. "İnsanları ve cinleri yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım," buyurmuştur Allah. O'na kul olan ne Süfyan'ı takar, nede köle olurdu.
Neşe ve kederi unuttum. Hakikat'in Huzurunda olmanın hazzıyla hepsini unutmandır yol. Süfyan'la savaşmaya herkesin nefesi yetmeyecekti. «Mürid, irade'den gelir ve ihlas'a dayanır. Mürid'in anlamı, kendi iradesinden soyunan ve Allah'ın kendisi için istediğini isteyendir. Hakkın hatri herşeyden ali geldi. Edepsiz hırsız Süfyan'ı terbiye etmek, Goril terbiyeciiliğidir. Terbiye etsende hasiyeti asla değişmez.
Elindekilerde ve aldıklannda, kendinden önce kardeşini tercih etmelisin. Sonraki hizmetle, beklemekle, sabırla ve dinlemekle olur. Soyluya ve seçkine gösterilen bir edeb var. Şeyh'e gösterilen bir edeb var. Edebin kemale ermesi, kendinize gösterdiğiniz edeb iledir. Yol, edebden başka bir şey değildir. Yabancıya ve konuğa gösterilen bir edeb vardır.Fukaraya gösterilen bir edeb var ama Süfyan edepsiz.
Edep ve usül arasında bocalarken ahirzaman Süfyan'ının dehşeti karşısında susmak seyri Süluk'ten yeni dönene yakışmazdı. Hakikat konuştu. Sülûkun şartı, onu başka arayıcılar için de doğrulamak üzere geri dönmek, Hakikat'in dilinden olandan başkasını iddia etmekten kaçınmak! Yiğitçe davranmak mümkün olduğu zaman, sizi sulara gömülmekten kurtaran sülûktür. Makama bağlı kalmadan müşahadeye ulaşmak, mükaşefedir.
Dünya ve dünyanın kapsadığı herşey arayıcı için bir azap ve bir imtihan halini aldığı zaman, yoldaki kişi babayiğitce davranmak zorunda! Sülûk, iç ögelerin ilmidir. Sülûk, yüreği kıpırdadığında, aşk uyandığında mahlûkatın merkezinde aşk rüzgarlarıyla sırtı hikmete dayamak! Süluk, kişiye usulün hazmedilmesiyle halden makama yükselmeyi ve makamı da Esirgeyici Rabbin ileriki armağanlarının umuduyla bırakmaktı.
Yolumuz meczub olmak, sülûk sonunda cezbeye ulaşmaktı. Zahiren aklıbaşında ve batınen Allah delisi, dıştan dengeli, ayık, içten sarhoş… "Kendinizi kabir sakinleri gibi kılınız,» benzeri buyruklar Sahih'te birçok kez tekrarlanır. Büyük bilgiye ulaşmak için amel ve hikmetti.
Eğer hakikati arzu ediyorsanız, artık hayatınız asla eskisi gibi olamaz, «İnsan uykudadır, öldüğünde uyanır!» Hakikat uyanıştır, ihsan.
Maddi değildi cihat; Mana aleminde görüm'e ulaşmak, duyumsal ölümden önce mananın ölümüyle ölmektir. «Ölmeden önce ölünüz,» der ünlü hadis. Kamil insanlığa ulaşmak, kuralları yıkmadan mümkün değildi. Kuralların yıkılması denilen şey Yol'dur. Meyveleri şehadet ve aydınlanmadır. Yol, 7 ayet, Fatiha okusan yeterdi. Zaman dar. Kaçırılmamalı. Kestirmeden git! Bu dünyada herşey görünürdedir ama insanlar her yerde kör.
Hakikat, gerçekler, arayıcının kalbine akan bilginin iç parıltılarıdır. Kalbime akan bilgiden başka kaynağım yok dedim kimseler inanmadı. Nefis, saf ruhun nurlu hakikatine dönüşünceye kadar bir düşmandır. Şeriat boyun eğmektir. Tarikat teslimiyettir. Hakikat galibiyettir. Yol, iki karşıtlık arasında, şeriat ve hakikat arasında uzanır. Zahiriyle tanımlanabilir ve batıniyle tasdik edilir. İkisine de gelmedi Süfyancılar ve Süfyan kibri!
Şeyh'ül Ekber İbni Arabi, «Hakikate şeriatın söylediğinden başka bir yol yoktur,» dedi. Hizmet, bunu yaptı ama Siyasi İslamcılar kıvırdı! Hayatın işleyişinde zorlama yoktur, bunun için şeriata «örgütlenmiş bir din» denilemez. Hizmet, kalp, vicdan, insan dedi. İşlerine gelmedi...
Tevhid aşktır bir elif gibi. Ölüm değildir harici yezidler, tekfirci şirk ehli! Ey süfyanistler, ortak söze tevhide gelin ama katilseniz gelemezsiniz.
Vecd İhlası
Bu çalışmanın Ruhsal Danışmanlık Psikoloji ve Farkındalık Psikoterapisinde çığır açmasını umut ediyorum. Paralom şu: Allah'a kulluk Sufi'yi özgür kılar, Kalbin Zümrüt Tepeleri'ne çıkarır, Risale-i Nur ise İslam davasına kulu derviş yapar. Bu alanda sayılı çalışmalardandır.
PDF olarak buradan indirebilirsiniz. Yaymak serbesttir, basmak isteyenler [email protected] adresime bildirip izin isteseler fena olmaz.
https://www.academia.edu/29404040/VECD_%C4%B0HLASI
İngilizce anlayan okuyucularım aslından okusun, zira tezin yazılımı burada İngilizce anlayan kültüre ve kafalara göre yazıldı.
http://scholars.wlu.ca/etd/1634/
Sufi Terapi, kalp ve insan merkezli medeniyetimizdir, toplum vicdanındaki Kur'ani ve Peygamberani ahlak normlarını bozulmamış vicdanlara duyuran bir avukattır. Sufi Terapi, üstad Said Nursi ve Gülen Hocaefendi gibi psikolojik rehberlikte ihlas ve samimiyeti bir yöntem olarak kulanıyor, yüksek "trans-ihlas vicdan" ve ahlakını esas alıyor. Sufi Terapi, Üstad Nursi ve Gülen Hocaefendi gibi akıldan kalbe yolculuk yaptırıyor, nefsimize, çağın vicdanına ve bilime Allah'ı anlatıyor. Gülen Hocaefendi'den Sosyal Bilimlere ve Psikoterapiye kazandırdığı yeni tanımlama "Vecd veya Vicdan İhlası" terminolojisidir.
Bu kalp merkezli vicdan odaklı terapi metotu, vicdanın temiz hali olarak bilimsel kayıtlara Kanada'nın Wilfrid Laurier Üniversitsi'nde girdi. Batılı bilim adamları Gülen'in tanımını daha önce "Kozmik Vicdan" ve "Trans-Vicdanı" olarak tesbit etmişlerdi. Çünkü vicdan yanlış yapmaktan alıkoyan bir iç bekçidir, doğruları tartan iç ölçüdür, hakikatin nasıl yapılacağını anlatan bir iç eğilimdir. "Trans-Vicdan"lı, ihlas, samimiyet ve kalp merkezli Sufi Terapi der ki: "Allah'a kul olan, köle olan kula kul olmaz, kimseye köle olmaz, satın alınamaz çünkü vicdanı hür ve temiz özgür bir savaşçıdır."
Bediüzzaman'ın Risalelerinde psikoloji dersleri, sosyolojik tesbitler ve sosyal sinir bilim verileri sunuyor, bunlar kesinlikle Sufi Farkındalık Terapi öğretileridir. Sufi terapi, din ilimleri ile pozitif bilimleri evlendiren bir köprüdür, iman ilimlerinde Kur'an ve Hadis'e sadık kalarak öze bağlı değişim sunuyor. Sufi Terapi, dini iman bilmine Üstad Nursi ve Gülen Hocaefendi'den yararlanarak sosyal innovatif eksenli pozitif düşünce zemini kuruyor.
Sufi Terapi, üstad Nursi'nin vizyonu çerçevesinde ulu kişi, şeyh merkezli değildir, kalp, ruh, zihin birliği kurma yolunda eğitim odaklıdır. İlla ki bir şeyhe el verip, bir tarikata girip, verilen zikirleri çekerek kemalata ermek gerekmiyor, bireysel Sufilik sahabe kültürüdür. Bediüzzaman, Kur'an'ın sönmez ve söndürülmez bir eser olduğunu iman hakikatlerini Risalesiyle açıkca gösterdi, çağın derdine deva oldu. Bu yol kestirme ve sağlam Kur'an ve Sünneti Seniye caddesidir.
Allah ilmi isteyene verir, zenginliği istediğine verir. Dua dua yalvarmadıkça manevi ilimlere, ledünnü âleme, kalp, ruh, sır derecesine çıkılması zordur. Çilesiz, sınavsız cennet arzulayanlar rüya görüyorlar. Fikirlerin çatışmasından hakikat kıvılcımları ortaya çıkar. Kalbin, ruhun hal ve makamlarına, zümrüt tepelerine çıkmak azim, sebat ve istikrar istiyor. Sufi Terapi, duygu ve düşüncelerinizi, kendinizi tanımanıza yardımcı olurken, realist, sosyal aktivist ve irade insanı olmanızı öneriyor.
Sufi Terapi, Üstad Nursi gibi halen cehalet, yoksulluk ve ihtilaf sorunlarını ana düşman olarak görüyor, şahıslara değil kötülüklerin vasıflarına kızıyor ve onları terbiye etmek istiyor. Bediüzzaman, milletin vergisi ile görev yapan devlet idarecisi ve memuru, millete ücretli hadim ve hizmetçi olarak görür, despot, zalim, dayatmacı bir amir olarak değil. Sufi Terapi, İslam'da olmayan inanç ile Allah arasındaki ruhbanlık sınıfı ve aracıları ret eder. Zalime sivil itaatsizlik göstermenin büyük sevap olduğunu üstadın hayatı göstermektedir.
Sufi Terapi, üstadın önleyici sağlık ve psikolojide çözüm üretme kapasitesi bulunan Hastalar Risalesi ve Vesvese Risalesinden yararlanıyor. Sufi Terapinin sunduğu kalp, ruh ve zihini merkezi güç yapan vicdanla saldırgan matery-alizme üstadın akıl yürütme yöntemiyle çözüm sunuyor. Sufi Terapi, üstad gibi şiddeti itikadın son kalesi görüyor, bu devirde maddi kılıç kınına girdi, bu nedenle hakikat kılıcıyla 'Büyük Cihad' nefisle yapılan manevi cihattır.
Sufi Terapi, "medenileri galebe ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi zorla değil" prensibine göre önce nefsini ikna eder, sonra toplumun yardıma Hz. Hızır gibi hızlı koşar. Sufi Terapi, din için dini seven tüm insanları Allah için sever, diyalog kurar, terapi yapılırken insan olmak yeterlidir, ayrımcılık, ırkçılık, ötekileştirme Sufinin kitabında bulunmamaktadır. Allah Allah içindir ve Allah'ı Allah için seven herkes kalp merkezli farkındalıktan yararlanır.
Sufi Terapi, üstad gibi ihlas, kardeşlik ve samimiyette büyülü, manevi bir tılsım ve güç var diyor; eğer cismaniyetten çıkılırsa insanın 6 kalp boyutunda kat etmesi gereken 7 çeşit nefsin derecelerine ve nefisle mücadele metotlarına dikkati çekiyor. Sufi Terapi, okuduklarınızı yaşayarak, zikri ve duayı içselleştirerek tecellilere ulaşabileceğinizi hatırlatıyor, dinin nasihat ve öğütten olduğunu unutmuyor ve gerçek ilmin sahibi Allah'ın esmalarını kalbe ve ruha taşıyor.
Sufi Terapi, ilim ile hikmeti birleştirir, manevi kalp ile ruh arasında dolaşan Latifeyi Rabbaniyeleri mümkünse canlandırmanızı sağlıyor. Çünkü ebedi olan ruh atlasımızın kumaşını dokuyan bu ilahi ışıklardır, aksi halde insan insan kalamaz. Sufi Terapide zikri ve duayı içselleştirip özümsediğinizde ihsan şuuru meydana gelir, manevi âlemde şeytanın ulaşamadığı ihlâsa sizi götürür.
Bediüzzaman, ehadiyet hakikatlerine dayalı marifetulah dersi verdi, tarikat dersi ve şeyh olmadanda ihlâslı davamız bir "Asa-yı Musa"dır demek istedi. Sufi Terapide insan merhametlidir, şefkatlidir, sahici insandır. Maddi ve ilmi olarak yoksul bile olsanız kanaatla hamd ve şükürle zengin sayılırsınız. Gönül insanı takvasıyla varlıklıdan Allah nezdinde daha üstündür.
Ünlü davranış bilimci Irwin Yalom, psikoterapinin ikili bir dans olduğunu ve terapinin başarısının terapistin kimliği ile direkt ilgili olduğunu söyler ve haklıdır.
Faruk Arslan
Waterloo, Kanada, 24 Ekim 2016
NOT: Türkiye'de olanlar erişime kapatılması imkansız olan buradan da kitabı indirilebilir ve okunabilir.
https://www.academia.edu/29404040/VECD_%C4%B0HLASI
Hicret'ten dönüş yoktur, zamanınızı boşa öldürmeyiniz!
Büyüklerin katına varmak için
Ve es'elüke biesmâike
Yâ'Afüvv
Yâ Ğafûr
Yâ Vedûd
Yâ Şekûr
Yâ Sabûr
Yâ Rauf
Yâ'Atûf
Yâ Kuddûs
Yâ Hayy
Yâ Kayyûm
سُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ Sübhâneke yâ lâ ilahe illâ ente'l-emâ-ne'l-emâne ecirnâ mine'n-nâr.
Allah'ım Senden şu isimlerinin hakkı için istiyor ve yalvarıyorum.
Ey kullarını çok çok affeden Afüvv,
Ey kullarının günahlarını bağışlayan Gafur,
Ey itaatkar kullarını çok seven Vedud,
Ey rızası için yapılan işleri bol sevapla karşılayan Sekür,
Ey asileri hemen cezalandırmayıp çok sabreden Sabür,
Ey kullarına çok şefkat edip esirgeyen Rauf,
Ey kullarına karşı pek merhametli olan Atüf,
Ey bütün mahlukatın maddi ve manevi kirlerden arındıran Kuddüs,
Ey gerçek hayat sahibi olan Hayy,
Ey gökleri yeri ve bütün mahlukatı yerinde tutan Kayyum,
Sen bütün kusur ve noksan sıfatlardan münezzehsin, Senden başka ilah yok ki bize imdat etsin. Eman ver bize, eman diliyoruz. Bizi Cehennemden kurtar.
Ölümden korkarsanız, ölüm sizi parçalayan peşinizdeki Aslan olur, eğer ölümün sırtına binerseniz, ölüm size selamete çıkartacak küheylan olur. Ölümü öldürmeden Hizmet yollarında iman ve küfür mücadelesini kazanamazsınız. Korkuyu öldürün ki, takıntılarınızı çöpe atın ki, Veli olunuz. Veli olmak öyle çok abarttığınız gibi önemli bir makam değildir. Ölmeden önce ölmeden bu makama ulaşana rastlamadım. Çok yüksek makamlar var. Hz. Süleyman, istihbarat için Hüdhüd gibi melekvari güçler dışında en azılı ifritleri de kullanırdı. Bir kısmı cehennemlikti. İman zor iştir. Neml suresini yaşayacağız. Elbet bir Hz. Süleyman vardır Hizmet saflarında! Tüm devirlerin evliyalarını aranızda görüyordum, ortaya çıkıyor. Üstad Said Nursi, medenileri galebe ikna iledir demişti, Batı'da bu kolay da, Türkler gibi medeniyetsiz insanları galebe ikna ile de olmuyor.
Şeytanların ne yaptığını öğrenmek için kullandıkları ifritlere ihtiyacınız vardır. Yoksa her zaman trans yaparak, ne yapıyorlar, bakamam ki! Yeşil'in sağ kolu ile Tuncay Güney birbirilerini hiç sevmiyordu. İkisinde de ne kadar bilgi varsa söktüm aldım. Benim için bilgi güç, önemli! Yaşadıklarımız Allah'ın merhametinden fazla merhametin haram olduğunu öğretti.Aşırı muhabbeti hak etmeyenlere muhabbetimiz yeterince zulümdü. Üstad Said Nursi'nin sözü aklıma geldi. Ölümü öldüremezsiniz. Kabir azabı ve ahirette cehennem sizi bekliyor katiller. Allah, merhamet etsin. Hem bizim kamu hakları konusunda hakkımızı hela etmemiz imkansızdır.
Yeşil'in sağ kolundan Saldıray Berk projesinin tamamını Hong Kong üzeri Türkiye'de özel yolla aldım, Erdoğan bu şeytani projeyi satın almıştı. Şahsen benim hatam, 2011 yılına kadar Ergenekon operasyonlarının yem olduğunu anlayamamak oldu, 2012'de Yeşil'in sağ kolu uyardı. da uyandım. Sivildeki dostlar TSK'daki Gladyocuları çok küçümsediler, Ergenekon operasyonları yemdi, kendileri izin verdi, amaç fişlemeyi tamamlamaktı. Süfyanizm Gladyo Merkezi olsaydınız ve İslam'a savaş açtıysanız, bunu Erdoğan ve AKP'den daha iyi yapan birini bulmadan oyuncağı kırmazsınız. TSK'daki Gladyo Merkezi, 5 yıl aralıklarla müslümanları tırpanlıyor, bunu değişik maskelerle yapıyor. Erdoğan ve AKP en kullanışlı aptalları. 1986 ile 1992 arası TSK'da namaz kılanları atanlar onlara sivil hayatta cehennem hayatı da hazırlamıştı. Bugün değişen bir şey yok. Yol aynı.
Erdoğan ve Ergenekon'un katillerinin psikolojisini anlatmak için Yeşil'in sağkolu güzel bir örnek. Bilerek kötülük yapıp af dilenmek umudu! Yeşil'in sağkoluna madem ahirete hesap gününe inanıp cehenneme gideceğini de biliyorsun, bizim şefaatımız seni kurtarır mı, orda durma dedim.
Yeşil'in sağkolu birde espiri yaptı: Cemaat melekler gibi masum, benim gibi katil burada olmasa bu şeytanların kötü planlarını öğrenemezsin! Yeşil'in sağkolunun cevabını hiç unutmayacağım: Asıl patron İsrail değişmiyor, dün Mehmet Ağardı, bugün Erdoğan için katiliz. Ölüm kurtarır!
Yeşil'in sağkolu devlet için 1000 kişi öldürdüm diyen Ayhan Çarkçıdan daha azılı bir katil. Gladyo, Fransa ve İtalya'da bomba eğitimi vermiş. Katillerin Gülen Hocaefendi'den ortak bir dileği vardı: Ahirette şefaatcı olması. Küçük'ün adamı Güney'in mektubunu okumadan gönderemezdim! Yeşil'in sağkolu ve Tuncay Güney'in af dilenme mektuplarını Gülen Hocaefendi'ye bir yolla özel yolladım. Herkes kimin ne yaptığını biliyor!
Yeşil'in sağkoluna bu yaptığın büyük iyilik için ne istiyorsun diye sordum. Ergenekon için çok masum öldürdüm, katilim, ahirette şefaat dilerim dedi. Yeşil'in sağkolu Uğur Mumcu suikastını MOSSAD adına Ergenekon tetikçisi olarak yapan bir isim. Erdoğan'ın hainliklerine o bile dayanamamıştı.
Abim Ömer ve Çarli, oğlum Polat Alemdar mısın? Hadi başımızı belaya sokta görelim dedi. Çok kolay dedim, telefonundan bir mesajım yetmişti. Zavallı abim, telefonu tamirciye verdi, 3 gün haber çıkmadı, tabi MİT el koydu. Telefonda 'Cimbom ne haber'den başka mesaj olmayan abiciğim! MİT'i hedef saptırmak için Koyu AKPli abimin telefonundan Yeşil'in sağkoluna mesaj çektim. Telefonu bozuldu. Başımı hadi belaya sok demişti! Kardeşlerimin Alanya'da canları sıkılmış başına bela arıyordu, benden iyi bela mı olur? MİT bir kız gönderdi küçük kardeşe, güzel miydi dedim. Küçük kardeş Fatih'in tek ilgi alanı kızlar. Oğlum ne iş çeviriyorsun, senin MİT ile ne işin var ki peşindeler dedi. Abim Ömer kaşındı dedim. MİT ile dalga geçmeyi seviyorum. Halim biraz, 'Catch me If you can' filmine döndü. Tabi yakalayamıyorlar, çok beceriksizler. Planları elimde.
Zalimler, hapisten çıkacak Yusuflar için bir cehennem hayatı hazırladı. Esir yaşamaktansa özgür diyarlarda Hizmet yolunu seçecekleri çoktur. Ne kadar çok güzel insanımızı zalimlerin elinden kurtarırsak o kadar faydalı olmuş oluruz. İç ve dış kaoslar bitmeyecek daha, yeni başlıyor! Yazdıklarımız, zalimleri tahrik bile etmiyor. Yusufları kuyuya atan kötü niyetleriydi. Kurt kaptı diyecekler tabi! Sultan olacakların yolu. Saldıray Berk'e hazırlatılan Yezid projesini gördüm ve buna engel olmamız mümkün değildi. Zulümler, biz yazdık diye azalmıyor veya artmıyor. En başından beri Türkiye'yi kurtarmak veva siyaset yapmak için yazmıyorum. Yetiştirdiğimiz gülleri bağbozan sırtlanlardan emin yere taşıma esastır. Hicrette keramet vardır. Türkiye diye bir ülke zaten kalmayacak bu gidişle! Kutsallarınızı değiştirin. Takıntılı aşklardan sınav oluyorsunuz.
Bu dünyada tam adalet arayıp isyankar olanlar şeytana kul olur, mutlak adalet Allah'ın Evvel ve Ahir, Adli Mutlak, Hakem ve Hakim'de vardır. Zulümlerin bittiği ve mutlak adaletin gerçekleştiği yer ahiret mekanıdır. Üstad Said Nursi, Allah'ın adalet isimleri tecellilerini anlatıyor. Soykırıma uğrayan Yahudilerle aynı kaderi paylaşıyoruz. Kennedth Pargament'in Spiritually Integrated Psychotherapy kitabı terapi için kaynaktır. Pargament, Amerikan Psikiyatrist ve Psikoterapistler içinde en beğendiğim aydın. Yahudidir, ortaya koyduğu teknikler Sufi terapi ile uyumlu. Bu konuda bir kitap yazacağım, bir el kitabı...
Firavun ve Haman, Hz Musa ve kavmine yönelik öyle bir kin ve nefret politikası izlemiş, mülklerine el koymuştu ki, dönselerdi esir olurlardı. Firavun, Haman ve ordusuyla Kızıldeniz'de boğulduktan sonra ne olmuştu biliyor musunuz? Başka bir firavun tahta oturdu. Musa kavmi dönemezdi. Pek çok kişi ülkeden çıkmak için bilgi soruyor, veriyorum ama hala garanti isteyenler var. Hicrette gemileri yakmak esastır, soru sorulmaz. Umutsuzluk vermek istemiyorum, ancak Türkiye'de kalanlar için üzgünüm. Sihirli bir değnek bu kadar yozlaşmış zulmü alkışlayanları düzeltemez. Hz. Musa kavmi ile 40 yıl çölde çıkış yönünü bulamadığı dönem sonrası geri döndüklerinde Mısır'a yerleşmediler, bıraktıkları hiç kalmamıştı! Cebri Hicret'ten dönüş yoktur, Türkiye düzelir de döneriz diye vakit kaybederseniz, gittiğiniz ülkeye uyum sağlayamazsınız. Eğitim alınız.
KONFORT ZONE'DAN ÇIKMANIZ GEREKİYOR!
Bana nasıl her kesimden cok sayıda insan tanıyorsun diye soruyorlar! Çok basit! Yasin suresinin 2. Sayfa başındaki taktikleri uyguluyorum! Şahsen ilk geldiğim beldede 3 sene sonra 3 bin kisiyle tanışmadıysam kendimi tembel sayıyorum. Yardim ettiğinden ücret almama Kuran ahlaki! Tabi herkesten ayni sosyallik ve sosyal bilimci olmasını bekleyemeyiz! Her gün 2 yeni insanla tanışın, sizle 2 sene sonra görüşelim ne olmuş?
120 bin Türk'ü müslüman yapan Hallacı Mansur'u aşırı ırkçı Arap halife ve Mabedci mollalar idam etti. 8 yil hapis yatti, zindanlar mümin oldu. Gecen Çorum'u örnek verdim; sadece 5 sahabe onları Müslüman yapti. Hepsi yerel isim almışlardır, sade derviş olmuş Saad bin Ebi Vakkas, al sana locality misali. Sahabelere bakin; Siffin ve Cemel vakasi, Emevi çakallığından sonra ne yapmış,nasıl yaşamışlar! Medine'de mezarı olan 10 bin olmayan 120 bin. Sade hayat ve kalplerin fethi için tüm dünyevi takıntıları, mal mülkü makamları geride bırakma. Bara giden birine Allah'i anlatmak mesela! Her milletin kültürün derdi sorunuyla ilgilenmek için sokakta onlarla ayni yerlerde yasamak gerek. Ötekini anlamak için çöle atılmanız gerekirdi! Halkın içinde her bireyin çektiğidertleri paylaşıp birey bazlı herkese yardımı kalben yapmak.
Bazıları konforlu yasamak ile konfor zone tabirini birbirine karıştırmış! Konfor zone fasit dairede kendi gettonu tebliğdir; ötekinden uzakta değil çok yakınında bulunmak lazım. Yardıma ihtiyacı olduğunda ilk arayacağı siz olmalısınız. Samimi bir kalp ve kardeşlikte benzersiz derviş. Locality nedir! Sosyoloji okumamışlara nasıl anlatayım? Her kültür ile evlenmek, her toprağa tohum atmaktır; en yakin komşunuzdan başlayınız. Konfor zone, kendi arkadaşlarınızla rahatsız olmayacağınız ortamlarda yaşayıp başkalarına karışmamak ve sürekli geçmişte yaşamaktır.
Gülen Hocaefendi, hayat aşamasını tamamladı, 3. Görev için sağlam temeller attı; tüm cihan bir araya gelse Allah'in nurunu, davayı söndüremez. Ustad Said Nursi, Germenleri Muslumanlığa daha yakin görürdü, şahsen Ingilizlerde Hakiki Isevi sayısı bugün daha fazla diye düşünüyorum! Ustad Said Nursi, bir beldede samimi bir Nur talebesi varsa o beldeyi feth edilmis sayardi! Çok şükür bugün kaç milyon dava adamı, sayamayız. En büyük kazanım, artık konfor zone'dan çıktık, dunyanın bağrına düşmüş milyonlarca tohum var, elbet neşvu nema bulacak, ağaç olacaklardır! Hizmet'in finans kaynaklarını kestirten Zındıka ve Süfyanizm ortakliği, Erdoğan görünüşteki gorili! Arslanlar ne zaman çakallara yem olmuş?! Turkiye'de Hizmet erenleri gibi insan merkezli "barış medeniyeti" vizyonu sunan bir sosyal oluşumun çıkması Allah'ın mucizesi, kesin anladık! Hizmet erenleri sahabeler gibi hayat yasamaya mecburdu, yoksa tebliğ makamı, ihsan ve inayet elden giderdi! Hocaefendi zamanında nester atti.
Turkum dedigim yabanciya Erdogan Hitleri ve Nazi AKP'yle alakam olmadigini ispata mecbur hissediyorum! Tekfirci teroristlerle bagimiz olamaz. Ayrimcilik ve irkcilik oyle viruslerdir ki evrensel Islam tebligine engeldir! Artik Turkum demeye utanir oldum Erdogan teroristi yuzunden! Asiri Turkculuk eger gecerli akce olsaydi Tekfirci Vehhabiler teblig makamina konardi! Osmanli ayrimcilik yapmadi, tipki Hizmet gibi idi! Hizmet'in ideallerini bizden cok hak eden pek cok Hakiki Isevi gordum; henuz muslumanlarda rastlamadim! Hakperest olun; zulumler ispatladi! Turklerin insanilik kalitesi aslinda Hizmet'in yuksek insani degerlerde bulusma idealine musait degil! Takintilarimizi bu surecte goruyoruz!
Hizmet'te liderligi hangi ulke ve millet devralacak bilemeyiz! Bu konuda ciddi tatli rekabet olacak ve insanlik hizmeti paylasilamayacaktir! Turkiye'de yasanan sorun sadece bir ulkedir! Erdogan virusu zombi virusu gibi hizla yayilabilir; panzehirimiz kardeslik, ihlas, samimiyettir. Hocamizi bazilari dikkatli dinlemiyor! Brezilya'daki Hizmet ile Afrika'daki elbette ayni olamazdi! Ana vizyon ve insani kriterler degismez! Sorun gordugum yerde mubasire degil yetkili muhatabina soylerim! Devlet baskani bile olsa! 9 koyden kovarlar, mutlaka bir 10. Koy vardir! Istişare yerine dikta olan heryerden kactim! Muhataplarinda yuzune soyledigim icin rahatim! Hizmet'in lokality'e donecegini hocamiz soyledi! Bu zulumlerden toplum olarak gerekli dersleri cikarttik saniyorum! Elestirilerimi yeteri kadar yaptim; istisare edilseydi orada soylerdim!
Hapishanelerden Allah dostlarini, velilerini, evliyalarini cikartin ki toplumda travmalarin terapisi baslasin! Sifa dagiticilari hapsettiler. Peygamberimiz selam vermek yerine mefta olmasini dileyen Yahudilere nasil davrandiysa Hocaefendi ve Hizmet'in AKP ve Ergenekona durusu odur! Her devirde bir Mevlana vardir ki bu devirde Gulen Hocaefendi; bir Semsi Tebrizi, bir Emir Sultan vardir! Erdogan, evliyalari hapsetmistir! Emir Sultan, terapistlerin piridir ve tasarrufati devam ediyor. Sifaci olmak isteyen uveysi gelenekte ondan icazet alir. Hapiste o muhterem!
Yildirim Beyazit'in Yaninda Emir Sultan gibi bir evliya damat olmasina ragmen kibrine yenildi. Tek liderle hukumranlik tarihimizde yoktur! Peki Anadolu Timur fillerinden nasil kurtuldu biliyor musunuz? Timur'un da fetvaci hocalari vardi. Celebi Mehmet, Kardesligi tesis etmisti! AKP fillerinden kurtulmak icin 4 secim gecirdiniz ama oylarinizi yine gidip filler yesin diye attiniz. Ergenekon fili geldi. Hoca ne yapsin? Nasreddin Hoca ve Timur fil fikrasini gunumuze uyarlayalim. AKP'nin domuz fillerinden usanmistiniz, simdi de Ergenekon filleri sizi yiyorlar Nasreddin Hoca, Timur'a halkin sikayetini arzda arkadindaki halkin tuydugunu gorunce, halk fillerden memnun, birer tane daha yollayin demis! Erdogan, istahi doymak bilmeyen fillerini koylere kadar besleyin diye dagitti! Halki fillerden kurtaralim dedik, halk biz demedik diyorlar! Nasreddin Hoca ile Timur ayni devirde yasamadilar ama aman hoca bizi kurtar Timur'un fillerinden fikrasi vardir! Hoca gider arza; arkasi bos kalırsa Hz. Musa gibi tek başına mı savaşsın firavunla? Gulen Hocaefendi'ye gelip yalvar yakar hocam bizi bu diktatorden kurtar diyenler toz oldu; iclerinde epey AKPli de var. Timur'un Fil hikayesine döndü ülkemizin hali!
Ozgurluk mucadelesinin agir bedelini Hizmet ve erenleri cok agir oduyor; lumpen aydinlar bos bos konusuyor. Ne kadar zulum gorduysen o kadar varsin! Hayatında ilk defa bela ile tanışanlar daha yokun başında sayılır. Başına cehennem ateşleri yağmışları nereden anlayacak? Demokrasi, sivil toplum, ozgur medya ve insan haklari konusunda Hizmet'ten baska samimi ve ciddi isteyen kimsenin olmadigina sahit oluyoruz! Erdogan ile Hidayet Karaca ve Ekrem Dumanli'nin Stv'den canli yayinlanan son mulakatinda diktatorluge gidiyorsunuz mu sorusu net sorulmustur. Hizmet abilerimiz fitne ve nifak cikmasin diye azami gayret ve hassasiyet gosterdi! 170 medya kurumu kapatildi; ozelestirisi mi kaldi bunun? Hizmet abilerimiz yanlis yapmadi; sorun Buyuk Sufyan Erdogan nefret dolu bir Hitler! Diktatorluge gidise abilerimiz dur demenin zulmunu gordu. Zalimlerle uçaklarda elbette gidecek ve duruşumuzu sergileyecekti. Siz olsaydınız ne yapacaktınız? Eğer donkişotluk yapardım diyorsanız bilemem. İlk günde kapı önünde olursun. Hidayet Karaca, Ekrem Dumanli, Mustafa Yesil gibi herhangi bir Hizmet kurumunun basinda hangi birimiz bulunsa ayni davranislari yapardik ve aynı akibete uğrayacaktık.
Yapılacak zulümler planlanmıştı, yapılacaktı ve engel olamayacağımız belliydi. Halkın emaneti 60 milyar dolar çalınmadan tedbir alın demiştim. Zamanında gerekli uyarıları yetkli şahıslara, makamlara yaptığım için hesap vermem bu konuda, tedbir almayanların gerekçesi nedir bilemem. Sorun yetkili makamlar ve şahıslarda değildir, gerekli uyarıları zamanında yaptıklarını da biliyorum. Halkımızın ikna olma sorunu var galiba! Halkımızı ikna görevi yapan abilerimiz bugün susuyorlar, ellerinden geleni fazlasıyla yaptılar. Vicdanım susmama engel oluyor. Suskunum oysa! Diyeceksiniz daha nasıl konuşacaksın? Zamanı gelince farklı biçimde konuşacağım. Olanları tarihçilere not düşmek için çok detaylı yazıyorum.
Firavun gibi erkek çocuklarını öldürün nesilleri kurusun, karılarını kızlarını cariyeniz yapın emri de verirlerse Süfyan Erdoğan zirve yapar! Artık sahte belgeyle pasaport iptaline de ihtiyaç duymuyorlar. Sırada kim varsa evine gidip pasaportunu alıyorlar. İki SS kuralı ile zulüm. KHK'lerle atılanlarda öyle dramlar var ki yazmaktan yoruldum, yetişemiyorum. Hitler'in Gestopa Gammazcı düzeni çalışıyor. Çürümüş toplumumuz ve ıslah olması imkansıza yakın! Haramiler, kimin makamında, malında mülkünde, karısında kızında gözü varsa cemaatcı diye ihbar edip hapse attırıyor. Kariyerler sıfırlanıyor. 40 yıldır gece Rakı alemi yapan bir Belediye çalışanını da atmışlar. Kardeşi neden diye bana sordu, cemaatla ne alakası var? Makamına konmuşlar elbette! Cemaat bahane soygun şahane! Hapise attıklarına, 'itirafçı ol, kurtul' diye kendi hazırladıkları isimlerle dolu çamur beyanları getirip koyuyorlar. Mazlumun mecali yok. İtin Havuz medyası zaten yeterince beyin yıkıyor. Rahmetli Levent Kırca, asker darbe yapsa hangi televizyona el koyacak derdi, hepsine kondular. Yakında Kuzey Kore diktatörü gibi her eve bir radyo bağlayacaklar ve bir saat Erdoğan'ı kalkınca dinlemek zorunlu olacak ve kapatamayacaklar!
Gasp ettikleri mallar mülkleri haramiler kendileri mi kazandı? TUSKON'un işadamlarına çöküyorsunuz, hangi yatırımcı ülkemize bir daha gelir? Hulusi Akar ve diğer kuvvet komutanları da tiyatroyu A'dan Z'ye biliyorlar. Polise askere müdahale etme emrini verdiren Erdoğan, tatildeymiş! Yalanınız batsın! Hapsettikleri hafız kızlarımıza sordukları soru şu: 5 yıl önce ilahiyatta hangi yurt ve evde kaldın? Bir imama 1986'dan sormaya başlamışlar! Öyle bir büyük tiyatro var ki 15 Temmuz'da AKP'liler dahil herkes biliyor ve gülüyorlar. Gasp, işkence sürüyor. Hafız kızlarımızı eziyorlar çakallar! Eğer Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal, Erdoğan, Perinçek ve Eegenekon Gladyosuyla 15 temmuzda darbe yapmadıysa, kim yaptı? Emir kulu mu? Askerlik yapanlar bilir. Bırakın kuvvet komutanını bir onbaşı veya çavuşun verdiği emri yapmazsan dayak yersin, ceza alırsın. Darbeci kimmiş: Erdoğan ve Erdoğan ittifakı...
Aynı Abidin Ünal halen görevde. Emir kulu olan, emre itaatsizlik yapamayacak asker, öğrenci, subay ve astsubaylar, işkencelerle eziliyorlar. Aynı Abidin Ünal, Yalova'ya kampları biten Hava Harp okulu öğrencilerini davet etti. Bizzat kendi 400 kişi seçti ve boğaza tatbikata yolladı. İşkence görmelerine 4 ay izin verdiler. Aynı Abidin Ünal, 15 Temmuz'da kendi görev verdiği pilotları darbe yaptınız diye hapse yolladı, ağır işkenceler yapmaları için emir verdi. 15 temmuz'da Ankara'da terör saldırısı var diye pilotları seçip bizzat görevlendiren Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal'ın kendi ise hiç bir olağanüstülk yokmuş gibi düğüne gitti. Tüm komtanlar olacakları biliyordu ve ittifak kurdukları Erdoğan ile müslümanları yok ediyorlar.
1987 ile 1992 arası Etimesgut'da 28 gün hapis, işkence vardı, en fazlası Tahir bey gibi işkenceciye küfreden 28 gün daha yatardı. Bugün daha kötü durum. Serkan AVŞAR. PhD. @promidal demiş ki @sufitherapy ye nihavend makamı mı? Milleti kandırıp durma amk zannedersin ölenlerden haber halıyor hangi makamdalar diye. İşiniz yalan.. Sufitherapy cevap verdi: Siyasal İslamcı yobazlar, askerler, seninde diplomanı iptal etsin, malına el koysun, hapiste işkence yapsın, o zaman görürsün hangi makamlarmış soytarı aydın? Sizden hayır gelmez kimseye, bunca zulünden sonra hala dalga ve alay! Kuran'da 20 ayet var hakkınızda, okuyunuz. Hayatta iken perişan edilen ailelere, mağdur evlatlara, işkence gören on binlere tek kelime etmeyen bir sürü tuzu kuru entellketüel var! İnsan olun insan. Hayvanlık kolaydır. Gaffar Okan'ı şehit eden, insanları domuz bağı ile katleden Hizbullah'ın evet dediğini biliyorsunuz değil mi?
HİCRET VE ENSARLAR! ADRES Mİ LAZIM?
Hangi ülkeye gitseniz Hizmet erenleri sizden önce ayak basmıştır. İzlanda'dan Grönland'a kadar! Böyle bir nimet Allah'ın ihsanı değil midir? Bulgaristan'a gidecek ilahiyatçılar da beni arasın. Endenozya'dan Kore'ye her yerde Ensar var, yeter ki siz hicrete muhacir olmaya niyet edin. Kayserililer için Hindistan'ın ticaret ehli Gucerat mükemmeldir, Bombay ve Yeni Delhi'den önce Gucerat müslümanları ile tanışmanız elzemdir. Moğolistan'a gideceklere Adem Tatlı'nın adını verseniz yeter. Doktor Faruk, Necati, Enver isimleri de sihirlidir, Ensar'ın hası orada bulunur. Gidin Bayanolgey'de Mogolistan'da Kazak Türkleri ile çadırlarda yaşayın, 20 milyon at, 2 milyon insanın yaşadığı bu bozkırlarda hayat vardır. Vallahi billahi tallahi aç kalmazsınız.
Fil Dişi sahillerinden Liberya'ya, Büyük Sahra'dan Çad'a, Kongo'dan Zambia'ya kadar sizi dört gözle bekleyen ensarlar var, bekletmeyiniz. Dünyanın en ücra köşesine de gitseniz, hicret edene Allah yardım eder. Yedi telefonla size bir ensar bulurum, bazen bir telefonda yetiyor. Kamboçya'ya, Laos'a, Burma'ya, Vietnam'a gidecek olan Hicret ehli erenlere yardımcı olacak ensarlar orada var. Gidince beni arayın yeterli. Hindistan'da Bengal mesela güzel yer. Nepal'de Himalayalarda yaşamak, Tibet'te dağa çıkmak Erdoğan Türkiyesinde esir olmaktan daha güzeldir. Pasaportu iptal olmayanlara vizesiz gidebileceğiniz Peru'yu öneririm. Tanıdık birine ihtiyacınız yok, cesaret yeter. Köyde dağda ekmek var. Nereye kaçalım ki, pasaportumuz iptal, paramızı gasp ettiler diyorlar. Kuzey Irak'a kaçak gidip köyden bir tarla alın ve çiftçi olun mesela. Allah'ın rızkı ve nimeti bol, niye zalimlere boyun eğip köle hayatı yaşadın diye sorar.
Referandumda Hayır çıkacak diye bekleyenler bana deli saçması demişlerdi, 60 milyar dolar gasp edildi, hayatlar söndü, hala akıllanmadılar mı? Referandumda 1 Kasım 2015 seçimi gibi Askeri Vesayet hile yapıp Evet çıkartır. Evet çıkarsa Türkiye'nin geleceği: Partili Cumhurbaşkanı.Partili Anayasa Mahkemesi başkanı. Partili Genelkurmay Başkanı. Tek Parti. Tek adam. Hapisten sadece itirafçı olanlar çıkacak, kalanı 2 yıla belki! Hapishanedeki Yusuflar, Hizmet'e tam beraat sunulmadan çıkmak istemiyorlar. Ne itirafçısı? Peygamberimiz ve Hz. Hızır'ın ziyaretleri oluyor. Peygamberimiz Yusufları teskin teselli ediyor. Öyle bir ruhla veli oluyorlar ki inanın insanın hapse giresi geliyor. Dışarıdakiler üzülmesin. Zındıka ve Süfyanizm'in tuzakları, nifakları ve kumpasları bitmiyor. Elbette Allah'ın da bir planı var. Bunu yazmaya mezun değilim. Bekleyiniz.
Sovyet tipi dikta ile yönetilen ülkelere KGB tipi espiyonaj sistemi yerleştirilir. Kimsede güven kalmaz. Bunu kaç defa yazdım son 4 yıldır. Güveni yıkılan bir toplum ve millet yaşayamaz. Türkiye devletini Gladyocu askerler ve Erdoğan beraber batırıyorlar, kendileri kral Karun oluyor sizlerse köle kulları. Bu ahmaklığa dur diyemedik, bari canınızı kurtarın. Katılım bankalarından hemen paranızı son kuruşuna kadar çekin. Direkt el koymaya başlamış bu Daltonlar. Hırsızlar devletin başındaki domuzlar. Eğer biraz daha geç kalırsanız ne ırz, ne namus nede paranız kalacak. İşiniz gücünüz zaten kalmadı. Yakınlarınız hapiste inliyor. Daha nasıl uyarı lazım? Dünyevi attachmantler, bağlılıklar, takıntılara hicret etmenize, cihada engel oldu. Kab Bin Malik için inen ayetleri okuyun. Hepimize mesajdır. Allah yolunda tüm sevdiklerinizi terk etmeli değil miydiniz? Hicrette kimseye hesap vermek zorunda değilsiniz. Eğer buna engel olan çok sevdikleriniz ise anam babam sana feda diyen sahabe olamazsınız. Tebük seferinde bahane uyduran 3 münafıkın mazeretlerini Allah Rasulu zımnen kabul etti, gerekçe uydurmayan Kab Bin Malik tevbe edip bekledi. Allah, samimi tevbe eden Kab Bin Maliik'in tevbesini 51 gün sonra kabul etmişti. Ayetler indi. O zamana kadar kimse onunla konuşmuyordu. Allah yolunda hicret, cihadtan geri kalmanın gerekçelerinde samimi misiniz? Kab Bin Malik, çok güzel Kur'an okurdu, yalan söylemedi, kazandı. Hz. Ömer, Kab Bin Malik'i çok severdi. İşte yalan söylemeyen mert adam derdi. Allah aldatılmaz. Teravihleri o kıldırırdı. İçli bir sahabeydi.
DUA İLE SAMİMİ IZDIRAP LAZIM
Aşiret dostumuz Hicret Notları güzel uyarılar yaptı. Çoğuna katılmakla beraber, yazdıklarımızın Yusufların kuyusunu derinleştirdiğini sanmıyorum. Gülen Hocaefendi bilerek Süfyan'ı tahrik etti ve ediyor ki tüm zulümlerini sergilesinler. Münafıkları net göstermek lazım, yoksa daha büyük tokatlar gelecektir. Kainat zulümle dolmadan kurtarıcı ruh gelip kurtarmaz zaten. Hizmet, Üstadın fihristesini yazdığı iman programını Hayat'a döndüren Hakkın Şahsi Manevisidir. Yapıcı eleştiri başka, yıkma çabası başkadır. Okuyalım:
Bu süreçte "Safınız Niye Hizmet?" diye soruyorlar. Dünyada hem iyi, hem kötü insanların var olduğuna inanıyoruz ve biz iyi insanları seçtik. Eleştiri, ucuz kahramanların işidir. "Hizmet nerede hatalar yaptı öz eleştirisini yapmalı" diyor. Yuh senin ham ervahına. Bari dua et... Kürtçe'de bir söz var "Boğa yere düşünce deri yüzücü çok olur" Zira Boğayı kesmek cesaret ister. Hizmet sarsıntı yaşayınca deri yüzücü arttı. Hizmeti eleştirenler eğer dün Uhutta olsalardı, okçular tepesini elekten geçirirdi Söz sahibi Resulullah (S.A.V) idi ve sarsıntı anındaki tavrı ortada. Hiç birimizin ızdırabı Hocaefendi'ninkinden çok değildir ve Onun tavrı ortada. "Ey çilesiz münekkit, kuyudan çıkışa emeğin yoksa kuyuyu derinleştirme."
Derdi olanın duası olur. Geceleri Seccadesiyle konuşamayanların gündüzleri çilesiz dostlarıyla konuşmalarının samimiyetine inanmıyorum... Bu devirde tenkit eden, kılıcı Zülfikar, atı düldül olsa ne yazar. Dil şövalyesine ihtiyaç yok, dertli olan derdini dert Sahibine(cc) açar. Uhutta yaralı ashabın iniltileri duyulurken okçular tepesiyle tartışan Hamza gördünüz mü? Hapisteki Hamzalardan utansın, Dua etsin o zevat. Buyrun "Ne olur elinizi ayağınızı öpeyim, tenkit etmeyelim, musibeti ikileştirmeyelim" F.G Vicdanı olan susar... Önde görünen bazı ehl-i kalem, farkına varmadan ehl-i dalalet hesabına kelle istiyor:"Gazete/TV yöneticilermz çıkıp hatalarını söylesin" der. "Çilesiz çocukların fikir beyan etmesidir" diyorum, en hafif ifadeyle. Sarsıntı zamanı korkakların meydanıdır. Gıybet ise korkakların silahı.
Abilere dil uzatmak yerine Kimi mahpus, kimi muhacir, kimi çeşitli yerlerde yokluk içinde kardeşlerimize el uzatılmalı. Kardeşlik bu olmalı. Hizmetin tek sermayesi güvendir. Güven abi ve kardeşlerin hayat suyudur, kesmeye çalışıyorlar Zalimler Zulümle yapamadıklarını yapabilirler. "Yanlış yaptık hata ettik"in hiç bir getirisi yok, götürüsü çok Sarsıntı vaktinde dağılma getirir, zalimin darbesinin gücünü arttırır sadece. Davasını seven diliyle yarayı derinleştireceğne gözyaşlarıyla gemiyi yükseltir Yiğitlik bu,Musablık burada başlar ve burada İbni Cahş olunur. Madem ahval böyledir kavgayı tenkitle dahile taşımak da ne? zalimin şiarı zulümdür, hariçte zulüm de var zalim de. Zulüm ikileştirilmemeli.
Hizmeti evladı gibi sevmeyenler, ona gelen darbeleri evlad acısı gibi duyamaz. Hele iç darbe(gıybet/tenkit) hele iç darbe.... Sözün özü dostlar: Derdi davası olanın, gıybet kabusu olur. Zira hariçteki dalga bize meltem, dahildeki gıybetli meltem bize tusunamidir. Hizmetteki duam: "Mesafe açık yaradır, Rabbim, koma ne olursun Abiyle kardeş arasına" İddalar doğruysa Mardin Koru köyünde acı büyük. Anadolu birbirinin acısına ağlamadıkça acılar devam eder...
Madem Kuran'ın kıyamete kadar hükmü var, kardeşlerinin Kuran'da Hz Yusuf'a dediği "Vallahi Allah seni bize üstün kıldı" sözünü işiteceksiniz. Bilerek ya da bilmeyerek yaptığımız günahlarımızı mağfiret et ve tekrar onlara bulaşaraj içimizin kirlenmesine müsaade etme!.
Mevlana ve Naratif terapi
Psikoloji'de laik despotluk sona eriyor. Ruhsal danışmanlık ile modern terapi metotlarının evlendiği entegre olmuş yöntem Batı'da modadır. Kalbini nefsi arzularına bu dünyaya satmış bir terapist, iki dünyada saadet arayan bir danışana nasıl bir terapi önerebilir ki! Dünyevi çözümler sunar, oysa terapi ruhsal alanı da kapsamalıdır. Terapistlerin en büyük sorunu egoistce, bencil tavırla danışanlar üzerinde aşırı güç kullanmalarıdır. Oysa yeni trend diyor ki, güç yüzde 85 danışanla danışılanın sağlıklı, ortak güven ilişkisinde olmalıdır; yüzde 8 terapistin kabiliyeti, yüzde 7 teknikleri kullanma başarısı rol oynar.
Spiritual (ruhsal) kalp konseptinde, kalp İmamı Gazali'nin ifadesiyle 6 boyutlu duyu organıdır; Esmaların oluşturduğu vicdanı Şeni Rabbaniye ve Latifeyi Rabbaniye kalpten ruha taşır. Allah'ı anmayan, zikretmeyen kalp bu nedenle ölüdür, et parçasıdır. Oysa cismaniyetten çıkıp kalp ve ruhun derecelerinde yükselmek, Hakkalyakin imanın zevkinlerine, hal ve makamlarına çıkmak kalp ile oluyor.
Devlet İslamcıları, Hariciler, Tekfirciler hep Müslümanlarda travmalara yol açtı, terapi ile tedavi Sufi alimlere, Allah dostlarına, ruhsal terapinin ilmini bilen terapistlere düşüyor. Batılıların icad ettiği sanılan Psikoloji'nin temelini aslında Müslümanlar kurdu ve 20. yüzyıla kadar tarikatlarda, tekkelerde bu terapi yaşamıştır. Sadece öğreti değil ahlak ve kalp ilmi terbiyesi de verilmiştir. Bugün böyle bir nefis terbiyesi takip eden şeyh kalmadı, bu boşluk nedeniyle yozlaşan din, kurumallaşan siyasilik samimi olmadığı için bireylerin ahlaklarına yansımıyor.
Naratif terapide beş müceddidin sistemini inceliyorum: Abdülkadir Geylani, İbni Arabi, Mevlana, Said Nursi ve Fethullah Gülen. Harikalar gerçekten. Geylani hazretleri, terapiyi kurumsallaştıran ilk isim. Muhasibi, teorik olarak psikolojik eserler yazmış, Bağdat Okulu'nu kurmuştur. Henüz Fahreddin Razi'nin Kur'an tefsirini okumaya başlamadım. Psikolojik alanda yazılan tek tefsir, ölümünden sonra talabeleri tamamladı.
Mevlana, naratif terapinin asıl kurucusudur. Eski öyküleri İslamileştirerek yeni anlam kazandırmış, ahlaki öğretileri insanileştirmiştir. Eğer Mevlana'ya biz sahip çıkmaz isek, elin Kanadalısı, Amerikalısı, Avrupalısı dejenere ediyor, İslam'ın teröpetik aydınlığıdır Mevlana.
Kanada'nın Waterloo Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Jeff Wilson'ın yayınladığı Mindfulness America kitabında Budizm'i laikleştirip, sadece mindfulness, medicalized yapmasını 3 saat onunla tartıştım ve sert eleştirdim. Japon Kabad Zen'in Amerika'ya kazandırdığı değer Medicalized and Americanized Mindfulness metotlar, 6'dan fazla model hastanelere girdi. 800 bin Amerikalı hem Kiliseye gidiyor hemde Medikal Budizmi benimsedi, meditasyonla ruhsal terapi arıyor. Mevlana'nın Mesnevisi ve Divanı Kebir'ini Budist öğretiler gibi mindfulness kapsamında Americanized yapmalarına karşı çıktım, savaş bu! Mevlana, kendisini İslam, Müslümanlık ve Hz. Peygamber (SAV)'den ayırmak isteyenleri lanetliyor beddua ediyor. Wilson'un yüzüne söyledim.
Bazı müslümanlar, kalp merkezli en güzel farkındalık (mindfulness) terapi metotlarının Sufi İslam'ında olduğunu bilmiyor, Budist arıyor! Cem Yılmaz'ın bir parodisinde vardı: Madem loving kindness meditation hastanın içinde var, neden onca para ödeyip Guru arıyorsunuz yahu!
Terapi Danışanla güven ilişkisi kurulması duygusal yakınlık kurabilmek ve ortak kararlar alabilmekle oluyor. Danışan çözümün uzmanıdır. Terapistler genelde kendi dünyalarındaki objektif çözümü sunar, gerçek problemi çözmekten kaçabilir. Oysa ruh iyileşmesi empatidedir. Semptomlara göre teşhis koyan pragmatist medikal modeller, hemen hızlı pansuman yapan Brief terapi az masraflı olsada asıl sorunu çözmez.
Yalom, Aşk Celladı kitabında aşk takıntısı olan 72 yaşındaki kadını anlamıyor. Yalnızlık, değer verilmemek ve nostaljiyi kavrayamıyor. Takıntılar ve sınır ötesi kişilik bozukluğu, bu yüzyılın en büyük hastalıkları. Peki, birini aşk takıntısından koparmak faydalı mıdır?
Yalom, aşkın terapi ile çözümlenemeyeceğine inanıyordu. Yanlış inançlar düşmanımızdır. Sanal fantazi dünyasında yaşayan bir nesil yetişti bugün. Aşk ve sevgi çok çabuk tüketiliyor. Oysa evlilikleri yaşatan saygı, güven, yardımlaşma, paylaşma, birbirinin örtüsü olma, bakımını sağlama, gönlünü yapma ve her zaman yanında bulunmaktır.
İmtihanlardan geçmemiş hayat yaşamaya layık değildir. Doğruları sakladığınız sürece gerçek terapi gerçekleşmez. Naratif yol, derine iner. Normative objektif realite ve subjektif kişisel tecrübe arasında compassion ve competence sunup bütüncül bir ruh tamiri samimi olabilir. Öncelkle The Wise Fool (Aydın Aptal) mı yoksa The Sheppard (Çoban) mı olmak istiyorsunuz? Ruhların tamiri için derin manayı bulmalısınız.
Irvin Yalom'un Love's Executioner kitabı naratif terapide bir klasiktir. 90'li yıllarını yaşayan Yalom, 30 yıl önce uyguladı teknikleri. Naratif terapide hasta problem değildir, sorunun mağdurudur. Problemi hastadan ayırma ve soruna yeni anlam kazandırma uzun bir süreçtir. Naratif Öykülendirme terapisi ülkemizde fazla bilinmeyen bir sistem. Epson ve Michael White ile teorisi yazılsa da Irvin Yalom uyguladı. Mevlana'yı bilen bir terapist bu terapi metotunu mükemmel uygulayabilir. O halde Mevlana'nın Kur'an ve Hadis'ten süzülen sözlerinin terapide sorunlara yeni anlam kazandırılmasında yararlanılması gereklidir. Hz. Mevlana, 800 yıl öncesinden ruhları terapi yapan sözleri kalbine gelen ilhamla söyledi. O bir aşk ve reca şairi idi, aslında kalpleri yenileyen bir nefes üflüyordu.
Hz Pir Mevlana (ks), bugünkü atmosferi görse yine aynı sözleri söylerdi:
Biz gittik, kalanlar sağ olsun;
Doğan eninde sonunda ölür.
Gökkubede oturanlar iyi bilir,
Damdan bir taş atıldı mı, düşer.
Hırsı bırak, kendini boş yere harcama.
Şu toprak altında çırak da bir, usta da.
Hiç naz etme, a güzel,
Bu mezarda ne Şirinler var, ne Şirinler,
Ferhat gibi yok olup gittiler.
Direği yelden yapı, a güzel,
Dayansa dayansa, ne kadar dayanır.
Kötü idiysek, geçtik gittik kötülüğümüzle,
İyi idiysek, hayırla anın bizi.
Zamanın tek eri olsan bile
Bir gün gidersin sen de tek tek gidenler gibi.
Yok olmayı istemiyor musun,
İyi şeylerden evladın olsun.
İyiliklerin bükülmüş ipliğidir kalan,
Odur dünyaya direk olanların canı.
Şu akıp giden kum seline bak,
Ne durması var, ne dinlenmesi,
Bak birdenbire bir dünya nasıl bozulur,
Nasıl atar bir başka dünyanın temelini.
Bu kupkuru yerde ben Nuh'un gemisi.
Ömrümün sona ermesi de Tufan.
Girdik susanlar arasına, yattık uyuduk.
Çığlığımız sınırları aştıydı nasıl olsa.
Faruk Arslan
MSW, RSW
Uzman Klinik Psikolog
PhD C. Psikoterapi ve Ruhsal Danışmanlık
[email protected]
 Terapide yeni Mind Over Mood teknikleri ve Oyun terapisi
Mind Over Mood CBT modelinin yeni kitabı çıktı. Dennis Greenberger ve Christine A. Padesky yine terapistler için mükkemmel bir iş çıkarmış. Mind Over Mood'de otomatik düşünceler, ana saplantılı inançlar ve duygu değişimlerini tesbit edip aksiyon planı yaparak davranışları değiştirmenin sistemi benimsetiliyor. Yeni tekniklerde, Mind Over Mood, CBT modeline, kabullenme, farkındalık, tam bağışlama, fantazi ve korku merdiveni teknikleri eklendi. Pratikte kullanışlı bir el kitabı. Yeni Mind Over Mood'da kendisini af etmeyenler içinde kendisine nasıl mektup yazacağının teknik soruları var. Kendinize mektup yazınız. Mind Over Mood yeni tekniklerinde kendisine büyük kötülük yapana göndermeyeceğiniz mektubu nasıl yazacağınız da öğretiliyor, zalime bir mektup yazınız.
Mind Over Mood yeni metotları aslında başka terapi modellerinden aşırma ama olsun, pratikte çalışan teknikler terapistlerin çok işine yarar. Mind Over Moodun korku merdiveninde 7 basamakta korku aşamalarını ayrıştırma ve her sorunu tek tek çözme, basamakları tek tek çıkma doğru yoldur. Mind Over Mood, kabullenme ve farkındalık konusunda daha çok ekmek yemesi lazım. Sufi farkındalık terapi ile boy ölçüşecek seviyeye asla gelemez. Eğitim modeli, negatif düşünceyi pozitife çevirmede farkındalık terapi sistemi elzemdir, CBT yeterli değildir.
Mind Over Mood terapisinin en güzel yanı herşeyin bilimsel olarak ölçülebilir olması, bunun için testlerin ve ödevlerin hazırlanmasıdır. Mind Over Mood, CBT modelinde tedaviye cevap veren hastalarda bir sene içinde deprasyon ve anksiyete tekrar etmeye karşı çözüm sunuluyor. Mind Over Mood'ta suçluluk duygusu, utanç, başkasına ve kendisine zarar verme konusunda izlediği tam affetme sistemi Kur'ani bir metottur. Sufi Farkındalık terapide bunun tüm dini ve kültürel altyapısı Müslümanlar için esaslı biçimde veriliyor. Halen laik bir sistem öneren CBT modelleri, ruhsal dini yöntemlerle entegre olana kadar hep bir yanı eksik, yamalı kalmaya mahkumdur.
Mind Over Mood, panik atak, depresyon, anksiyete sorunlarında çözüm odaklı zihinler için çalışan pratik bir sistem, hedefi olmayan insanlarda çalışmaz. Mind Over Mood'ta rahatlama ve nefes egzersizleri unutulmamış, bunun için ölçme teknikleri ve ödevler konmuş, bu bakımdan takdir ettim. Mind Over Mood uzun soluklu bir terapi formülü sunarak ilaçların ve yan tesirlerinin esiri olan büyük bir çoğunluğa başka opsiyonlarınız vardır diyor.
Mind Over Mood uzmanı olmak bir sanattır, Sufi farkındalık terapi ile beraber uygulandığında yüzde 75 başarı reytingi yakalamak mümkün. Mind Over Mood, hayatınıza zarar verenlerin ne kadar bundan sorumlu olduğunu da ölçüyor, kabullenme olmadan çözüm sunmak zor. Son olarak Mind Over Mood ödev yapmayı sevenler içindir, günün, haftanın her saatini yazacak günlük tutacaksınız. Varım diyene buradayım.
Davranışlarını değiştirmek istemeyenlerde Kognitif metotlar çalışmıyor, onlar için de uygun terapi teknikleri ve teorileri var, üzülmeyin. Duygu ve düşüncelerin birbirine karıştığı, takıntılı sıcak düşüncelerin kin ve nefret eksenli olduğu bireylerde Mind Over Mood kısmen çalışır. Bireylerin kişilik yapıları farklıdır. Mind Over Mood ve Sufi terapi ile beraber Naratif ve Oyun terapisi de uygulanırsa başarı yüzde 95'dir.
Yeni nesil odaklanma sorunu yaşıyor, hafızalar allak bullak. Hipnoz terapisi ile bunu regule eden, kodlama ile düzenleyen terapistler var, ama bunu pek etik bulmuyorum. Uzmanlık alanım da değil. 25 yıl önce çok popüler idi. Art Terapi, Diyalektik Davranış Bilişçi, 6 yeni farklı Budistik öğretiden çıkartılmış Farkındalık Terapileri, Travma odaklı terapi yöntemleri, kin, nefret, kıskançlık ve öfkenin bozduğu fıtratı kısmen düzeltebilir. Eğitim programı odaklıdır. Sufi terapi ile benzerlikleri vardır. Müslümanlarda Sufi terapi olmadan hep bir kısım eksik kalacaktır. Yoğa terapi alırsınız ama siz Budist değilsiniz, Allah inancı olmayan ve Ruh değiştirmeye inanan bir öğreti ne kadar medikal olsa bile ruhunuzla çatışır.
Yeni nesli oyun başından ve sanal alemden kaldırıpta terapi uygulamak kolay değil. Esmaları zikirle hayata tekrar döndürmek mümkündür. Özellikle ergen terapisinde farklı metotlar izlemek gerekiyor. Bireysel zevklerine düşkün, egoist, narsistik bir nesil yetişti maalesef! Veliler çocuklarından şikayetçi. En dindar ailelerde bile sorun giderek büyüyor. Postmodernitenin gerçekleri, teknoloji devrimi ve Batı kültürü karşısında kendi öz değerlerinden habersiz bir nesle kimlik kazandırmalıyız. Ne yapmalıyız? Çok kreatif yöntemleri İslamileştirerek kullanmalıyız.
Çocuklarda Play Terapi mükemmel çalışıyor. Bunu uygulayan az ülkemizde. Hocam Nancy Riedel Bowers bunun uzmanı, kitabı pratikte kullanılan çok başarılı ve uygulamalıdır. Kanadalı hocam Bowers, önümüzdeki hafta savaştan kaçan Suriyeli mültecilere Macaristan'da Play terapi uygulayacak, tüm dünyayı dolaşıyor.
Çocuklar gerçek oyunla, arkadaşla tanışmadan bilgisayar başında büyüyor. Kanada'da ortaokul sona kadar çocuklara resim yaptırıp, oyun oynatıyorlar. Bugün artık bırakın ana okulu, ortaokul ve lise öğrencisini yaşlılar için bile oyun terapisi var. Michael White ve Epston'un geliştirip uyguladığı naatif oyun terapisinde Irvin Yalom, boş sandalye tekniği ile devrim meydana getirdi. Tüm ana okullarında profesyonel play terapi sistemleri girmelidir. Çocuklarımız travma ile büyüyor, öğretmenlere bu konuda kurslar verilebilir.
Kanada'da Oyun terapi liselerde de uygulanıyor. Farklı düşünmeye ve kimliği ile ilgili tezlere başlayan ergen, bireysel kimliği için yeni uyanıyordur. Ergenlere sosyal beceriler, yakınlaşma metotları lisede kazandırılır. Gerçek hayat, aile, okul ve akranlarıyla ilişki için oyun terapisinde ana hedef. Sosyal, duygusal ve kognitif gelişmeyi izlemesi için okullarda ergenleri takip edecek Play Terapi'de yönlendirecek danışmanlar gerekiyor.
Ergenlere gerçek dünya konuları oyun terapisi ile öğretiliyor. Mesela okuldan ve evden cinsel hayata, hamileliğe, yakın ilişkilere, okul baskısı, uyuşturucu, alkok kullanmadan ve beden imaj sorununa kadar her konu oyunda var. Türkçe yazılmış çok az kaynak var ergen oyun terapisinde. Kişisel kimlik, cinsellik, ail eve akran ilişkileri, eğitim ve gelecek planları konuşuluyor. Ergen Oyun terapisinde de farkındalık teknikleri de var. Sosyalleşme, kendine özgüven geliştirme, iletişim kurma ve problem çözme yeteneği kazandırılıyor.
Ergen oyun terapisinde gelişim seviyesine uygun oyun terapisi yetişkinlerle kullanılıyor, mesela, çizme, boyama, kreatif drama oyunları ve görsel öğrenirler için görsel oyunlar. Ergenlerde fantazi, drama, şiir ve role uyunlarının yanısıra atletik, yarışcıl ve yarış olmayan kard ve gölge oyunları oynanabilir. Mesela Kukla oyunu, hislerini ifade etme, konflikt çözme, beden dili ile oyunlar, drama, müzik, aksiyon merkezli sanatsal kabiliyeti kullanacak oyunlar sayılabilir. Ayrıca sulu ve yağlı boya, grupla bulmaca oyunları, ortak proje sanatsal kreatif drama ve projelerden kollaj oluşturmalar yapıştırmalar, görsel grup oyunları da sayılabilir. Rekabet sevenler için dama, satranç, domino veya rekabet olmayan bir torbayı yumruklama ve kard oyunları oynanabilir.
Ortaokuldan itibaren çocukları yarış atı gibi ağır müfredatla üniversiteye hazırlamak onlardan oyun terapiyi onlardan çalmaktır, bu sorun lisede patlar. Art terapi ve Play terapi, çocuklarımıza hem travmadan kurtaracak güvenli bir ortam sunar hem de sosyal ve duygusal beceriler geliştirir. Oyunlar akranlarıyla sağlıklı ilişki kuramayan ve güven ilişkisi oluşturmayan çocuklar için çok faydalıdır. Mind Over Mood'un yeni geliştirilmiş. CBT modeli kitabı çok yeni, henüz Türkçe'ye çevrilmedi. Christine A. Padesky, Kasım'da Toronto'dan terapist eğitiminde olacak. Yakında Türkiye'ye de gidebilir. Psikoloji öğrencileri ve Terapistleri bu yeni terapi modelleri konusunda eğitmek için 2016 yazı Türkiye'de olabilirim. Kalbim güvende hissederse kendini gelirim.
NOT: Play Therapy eğitimini kısa sürede tamamlamak için terapistlere ve öğretmenlere yönelik. CACPT Certification Program var. 6 haftalık Certification programı önümüzdeki Temmuz ve Ağustos arasında Telus Building'de olacak. İletişim: [email protected]
Zalime ve mazluma travma terapisi! 

Allah'tan ruhu doğarken temiz teslim aldık, emaneti kabz etme gününe kadar korumakla, ruhumuzu doğulan gibi temiz teslim etmekle mükellefiz. 'Emanetini kabzetme gününe kadar emanetinde emin kıl' duası hergün yapılmalıdır. Bu bir hadistir, bu duayı yapanların ufkunu, kısmetini Allah'ın açması ve travmayı kaldırmak için fırsatlar sunması mukadderdir. Kalben yapılan her samimi ve ihlaslı duanın mutlaka bir karşılığı vardır.
Başınıza bela ve musibet geldiği zaman, ayağınıza diken bile batsa, yaptığınız bir zulmün temizlenme süreci olarak görürüz, gam yapmayız.
Büyük mahkeme, huzuru mahşerde büyük davalar görülür, bu dünyada küçük zulümlerin davaları görülür. Allah sizi seviyorsa, ruhunuzu temizler.
İslami hizmetler, kamu ve devlet hizmetleri Allah rızası için değil nefsi önplana çıkartmak, kibir, dünya için yapıldığı zaman zulüm yapılır.
'Ekmeksiz yaşarım ama hürriyetsiz yaşayamam' diyen üstad Said Nursi, zalimlik yapan herkese karşı dik, mert ve onurlu duruş sergilemiştir.
'Zalimler için yaşasın cehennem' diyen Said Nursi, 'bir neferin, milletimin imanını kurtarmak için cehennemde yanmaya razıyım' da demiştir.
Said Nursi ehli velayet Alevileri İslamiyet içine alarak travmayı sona erdirmiştir. Zalim ehli siyaset, Şia olsun, Sünni olsun cehennemdedir.
Zalimin abad olduğu henüz bu dünyada da görülmedi. Zalime Allah mühlet verir ama ihmal etmez. Zulüm, imanı kalpten çıkartan bir kılıç olur.
Mutlak Adalet ahirette sağlanacağı ve Allah'ın Evvel ve Ahir ismi tecellesine baktığı için bu dünyada tam adalet var mı? Travma biter mi?
Üstad Said Nursi Mutlak adalet bahsini anlatırken, adaleti mahza ve adaleti izafiye değinir. İdeali tam adalettir ama bazı davalar Allah'a ukbada havaledir.
Zulme uğrayan her birey zalimle yüzleşene kadar travmayı kaldıramıyor. İntikam almak, kin ve nefret duymak sorunu çözmüyor. Adalet nedir?
Yapılan akademik araştırmalar 4 yaşına kadar çocukların uğradığı travmanın, eğer kaldırılmazsa, hayat boyu kalıcı etki yaptığını gösterdi.
Zalim nefisler bireylere hangi gerekçe ile zulmederse etsin, bireyde duygu merkezini bozarlar. Politika yapan zalimlerin kalpleri arsızlaşır. Kim olurlarsa olsunlar süreç aynı işler. Ayetullah diye günahtan azade hiç kimse yoktur. Masuniyeti kesin Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) günde 70 defa tevbe ettiğine göre, biz kim oluyoruz ki?!
Nefsine ve çevresine zulmeden zalimler her çevrede vardır. Makam mansıbının, gücünün bireylerin boynunu kırmaya hak kazandırdığını sanırlar.
Zulmeden zalim nefisleri yüzleşme aşamasına getirmek terapide 10 haftamı alıyor. Yaptığı zulmü kabullenme kolay iş değil, 'self awarenes', iç uyanma lazımdır.
Birey bazında terapi olmadan toplumun şizofrenik travmadan kurtulacağını pek sanmıyorum. Hz. Yunus'un ismi azam duasını hergün yaptığı halde tevbeyi içselleştirememe sorunu yaşıyoruz. Zulmettiklerimizi inkar ediyor, göremiyoruz. Hz. Yunus'un ismi azamı hergün 7 defa yapılmalıdır. Nefsine zulmettiğini kabul edip, ismi azam duasını balık karnında yapan Hz. Yunus kadar günahsız mıyız? Neden zalimlerden oldum diyemiyoruz?
Türkler kılıç müslümanıdır, zorla İslamiyet'i kabul etmiştir nifakını İran, Azerbaycan ve Orta Asya'da çok duydum. Türkler merttir, korkmaz.
Eğer insanı öldürerek, kırarak, dökerek, zulmederek devlet kurulsaydı, Şeyh Edibali Osman Gazi'ye 'insanı yaşat ki devlet yaşasın' demezdi.
Travma terapisinde zalim nefsin ruhuna yapılan zulüm kirlerini kabul etmeme eğilimi sık karşılaştığımız sorundur. Kibir ve kin özre engeldir.
Firavun nefsi, kalbi ve ruhu, Musa kalbi ile başa çıkamayınca önce yok etme, sonra yok sayma, sonra inkar yoluna gider, en sonunda boğulur.
Sufiler, her kalpte hem firavun hem Musa kalbi olduğuna inanır. 'Oneness' esastır, dualizm, ikilik yoktur. Musa kalbi, Firavun'u hep yener.
Firavun, kendisine 7 mucize gösteren Hz. Musa'nın Rabbine tevbe etmiş, fakat güç zehirlenmesi yaşadığı için her defasında imanını bozmuştu.
Zalim zulmünü inkar eder, tevbe etmemek için kaçarsa, yüzleşmezse hiç bir zaman travmadan kurtulamaz, mazlumun af etmesi yetmeyecektir. Eğer kamu ve cemaat hakkı gibi bir şahsı manevinin hakkına girilmişse, bunun af ettirilmesi neredeyse imkansızdır, ruhu yapışan bu kapkara kir, kalbi mühürletmeye doğru adım adım götürür.
Mazlum zalimi herşeye rağmen yüce gönüllülük gösterir ve af eder, helallik verirse tek taraflı olarak mazlumun travması kalkar. Zalim ise ruhuna yapışan kirle kararacaktır. Zira zulmü bir miskal bile olsa hesap verecektir.
Zalim, zulmünü savunmak için sürekli karşı ataklar yapar, buna 'protective identification' diyoruz. Özür, af, helallik dilemek çok zordur. Kendi nefsini, kredisini, kariyerini, mal ve mülkünü korumak için iftira, yalan dolanlara başvurur. Gıybet, nemmancılık, koğuculuk yaparken, hased, kin ve nefreti kibrini kişilik yapısı haline getirir.
Zalim güçlüyüm, zenginim, şan şöhret, makam, nam sahibiyim, neden af, özür ve helallik isteyeyim diye düşünür; kurumu, partiyi veya cemaati koruyorum bahanesinin arkasına sığınır. Katle ve müsadereye fetvalar böyle alınır.
Kariyer odaklı, inatçı, dediğim dedik kişilik yapıları, özür, af ve helallik dilememek için politika yapar, yaptıkları zulüme kılıf uydururlar. Mazlumlar, mağdurlar, garipler bu iğreti kılıfları kalben anlar ve zalime buğz ederler.
Zalim, özür diler, tevbe eder, zulmettiği mağdurdan af diler ve helallik isterse ve mağdur af ederse travma her iki taraftan da kalkabilir. İtiraf ve yüzleşme gerekirken, gücüne güvenip halen politika yapanlar, kul ve kamu hakkı borçlarını ödemeyi geciktiriyor. Zalim ve mazluma eşzamanlı terapi yapmak terapistlerin görevidir.
Hapishanedeki erenler, sahabelerle, Peygamberimizle sav oturup kalkıyor. Sayısız sadık yakaza ve müjdeli rüyalar var.
Atıf Egemen Ağabeyimiz, ince, nezih ve Sahabe hayatı gibi bir hayat yaşayan güzel bir insandı. Denizli Hapsine girdiği zaman daha ilk günlerde "Biz burada dokuz ay on gün kalacağız, sonra bir bebeğin ana karnından günahsız olarak doğduğu gibi günahlarımızdan arınmış olarak çıkacağız" diye bir müjde vermişti. Gerçekten öyle olmuştur. Allah kalblerine ilham ederse, bildirebilirler. Fakat böyle şeyler izin verilmeden söylenmez. Çünkü "Lâ yâlemü'l-ğaybe illallah" Yani "Âllah'tan başka kimse gaybı bilmez" diye bir yasak vardır. Söylemeye izinli olanların bir kısmı söylese de, bir kısmı Muhyiddin İbn-i Arabî'nin yaptığı gibi, remizli ve rumuzlu ifadelerle ancak ifade edebilmiştir. Hep o yasağa saygılı kalmışlar, bu yasağın edebine karşı saygısızlık yapmamışlardır.
 
Âhir zamanda Müslümanların sıkıntılarını hafifletmek hatta gidermek için müjdeler nev'inden güzel rüyaları da Cenab-ı Hak ihsan etmektedir. Bunlara mübeşşirat denilir.
 
Hapishanelerden bilhassa onların yakınlarından bizlere kadar ulaşan rüyalar mevcuttur. Bazılarını aktarmak istiyorum:
 
Mağdurlardan bir ablamız diyor ki:
"Perşembeyi cumaya bağlayan gece rüyamda, kardeşimin yanında iki bayan oturuyordu. 'Siz kimsiniz?' dedim. Solumdaki 'Ben Âişeyim' dedi. Sağındaki ise 'Ben de Hatice'yim' dedi. 'Şu anda biz beraberiz' diye ilave ettiler. 
Üst üste aynı rüyayı gören bir mazlum ağabey diyor ki: "Rüyamda, çok güzel nurânî sîmalı birisi yanımıza girip geldi bize 'Haydi artık çıkıyorsunuz!' dedi. 'Hepimiz birlikte mi?' diye sordum. 'Evet hepiniz beraber çıkıyorsunuz!' dedi. Çıkıyoruz ama, dışarısı çok karışık görünüyordu. Ama bu sıkıntı bizim için değil; onlar içindi."
 
Mağdur eşi bir ablamız anlatıyor:
"Görüşe gideceğim günün gecesi rüyamda kendimi, uçsuz bucaksız bir denizin içinde gördüm. Hayatımda öyle berrak ve temizini görmemiştim. Denizin dibinde harika taşlar vardı. Karşımda, benim gibi, dizlerine kadar denizin içinde biri vardı, fakat yüzüne bakmıyordum. Her ikimizde hayranlıkla denizin içindeki kuşlara bakıyorduk. Kuşlar küçük, çoğunlukla renkleri şeffaf ve buz mavisi idi, kanatları da zârifti. 'Bu kuşlar boğulur, onları çıkarmalıyız.' diyordum. Karşımdaki kişi 'Sakın onları denizden çıkarma, yoksa kanatları yeterince güçlenemez. Biraz daha orada kalmaları lâzım.' dedi. Başımı sol tarafa çevirince, kumsaldan insanların hayran hayran denizin içindeki kuşlara baktıklarını gördüm. Tam bu sırada orada bir zât belirdi ve 'Hapisteki binlerce Yusuf'un biraz daha Medrese-i Yusufiyede kalması gerekiyor' dedi."
 
Eşi hapiste olan başka bir ablamız anlatıyor:
"Eşim Efendimizi (S.A.S.) iki defa rüyasında görmüş. Diğer arkadaşları da sürekli görüyorlarmış. Yakaza hâlinde bile görüşenler varmış. Eşim tek başına hatimler indiriyormuş. Üç saatten fazla uyumuyormuş. Odalarına sürekli ziyaret eden yüce zâtlar varmış. Yine bir gün Efendimizden şöyle bir müjde almışlar: 'Sabredin, az kaldı'…"
 
"Eşim bana, 'Biz ne zaman çıkacağımızı biliyoruz. Bu bize, müjdelendi. Ama (Gaybı Allah'tan başka kimse bilmez) yasağına karşı, edebimizden dolayı, biz bunu buradaki arkadaşlarla bile aramızda konuşmak istemiyoruz. Ayrıca biz burada Cennette gibiyiz; dışarı çıkma arzusu da edeben bize uygun düşmüyor.' dedi.
 
Bir seferinde eşimin annesiyle ziyarete gitmiştik. Eşime 'Oğlum her halde önümüzdeki yazı da burada geçireceksiniz!.' diye bir söz söyleyince 'Hayır anne inşallah önce çıkacağız!.' dedi ve 'Cennette yaşamayı hayal ettiğim bazı şeyleri burada yaşıyoruz zaten!' diyerek b yük bir moral verdi. Böylece hasret çekişimizi unutuyoruz."
 
Allah büyük, kışta yazı yaratır…
 
Ebu Abdurrahman
[email protected]
 
 
Robert koleji, kara ruhlar, Yamanlar...
Robert Koleji Türkiye'de 150 yıldır faaliyette. Bir başarı sembolü olarak faaliyetine devam eden Koleji kapattırmaya çalışan Amerikalı bir başkan görülmedi. Buradan hareketle Türkiye'deki okul düşmanlarını Ali Emir Pakkan yazdı
 
SHABER3.COM
 
Robert koleji, kara ruhlar, Yamanlar...
 
Bu yıl Robert Kolej mezunlarının hepsi yurt dışındaki okulları tercih etmiş, yolları açık olsun! Acaba kaçıncı kuruluş yıl dönümünü kutluyor Robert Koleji?
 
Hemen cevap vereyim: 150. yıl! Türkiye gibi darbelerin darbeleri izlediği, insan hakları, demokrasi ve hukukun askıya alınıp bütün kurumların zarar gördüğü bazılarının kapısına kilit vurulduğu bir ülkede büyük başarı değil mi?
 
Kolejin, " himmetli", "mütevelli heyetli" ilginç bir kuruluş hikayesi de var...
 
Amerikalı eğitimci Dr. Cyrus Hamlin, bir misyonerdi ve Protestan mezhebinin akidelerini yaymak amacıyla İstanbul'a gönderilmişti! Bir okul için kolları sıvadı. Hayırsever işadamı Christopher Rhinelander Robert'in ( NY, Long İsland) verdiği destek sonucu Kolej, 16 Eylül 1863 tarihinde İstanbul Bebek'te eski bir ahşap binada, 4 erkek öğrenci ile eğitime başladı. İlk öğrenciler büyük ölçüde Ermeni gençleri idi. Din eğitimi yanında, mesleki dersler de alıyorlardı.
 
Kolej, bağışlarla, himmetlerle büyüyor. (Bugünlerde bu faaliyetler terör örgütü kapsamında suç sayılıyor.) 1871'de kız öğrencilere Amerikan Kız Koleji açılıyor. Üsküdar'da bir kampüs arazisi satın alınarak ilk bina yapılıyor. 1914'te Üsküdar'dan Arnavutköy'e daha geniş bir araziye kurulmuş olan kampüse taşınıyor. 1932'de kız ve erkek okulu tek bir müdürün idaresi altında birleşiyor. 1959'da ise; bir mütevelli heyeti idareyi ele alıyor. 1971'de karma eğitime geçiliyor. Aynı yıl Bebek kampüsünde ''Boğaziçi Üniversitesi''nin temeli atılıyor.
 
28 Şubat'ta orta kısım kapatıldı
 
1997 yılında ilköğretimin sekiz yıla çıkmasıyla birlikte Robert Kolej'in orta okulu kapanıyor. Robert Kolej öğrencileri ilk yılı hazırlık sınıfı olmak üzere, beş yıllık lise eğitimi alıyor.
 
Kolej, iyi eğitim ve başarıları ile adından her dönem söz ettiriyor: Türkiye'de 1892 yılında ilk kez Robert Kolej'de bir öğrenci birliği kurulmuş. 1920'de ilk kez kadınlar için bir tıp okulu başlatılmış. İlk basketbol maçı Robert Kolej'de oynanmış! Kolej diplomasi, politika, iş dünyası, sanat, akademi, eğitim gibi çeşitli alanlarda liderler yetiştirmiş.
 
Kolej mezunlarının arasında bakın kimler var: Abidin Dino, Ayşe Kulin, Behice Boran, Betül Mardin, Bülent Ecevit, Çiğdem Talu, Engin Cezzar, Genco Erkal, Göksel Kortay, Feyyaz Berker, Halet Çambel, Haldun Dormen, Hüsnü Özyeğin, Cem Karaca, Cem Kozlu, İsmail Cem, Mina Urgan, Nejat Eczacıbaşı, Nuri Çolakoğlu, Orhan Pamuk, Ömer Koç, Perihan Mağden, Rahmi Koç, Rahşan Ecevit, Sedat Ergin, Serdar Bilgili, Sina Akşin, Suna Kıraç, Tolga Örnek, Tosun Terzioğlu, Soli Özel, Şakir Eczacıbaşı, Şenes Erzik, Tansu Çiller.
 
Neden yazdım bunları?
Türkiye'yi bilim olimpiyatlarında temsil eden en başarılı özel okullardan Yamanlar Koleji'nin tabelasını indirmek için saldıran eli baltalı vandalların fotoğrafı gözümün önünden gitmiyor! Ülkeyi esir alan zihniyetin fotoğrafıdır bu. Şimdilerde dünyanın 170 kusür ülkesinde açılan Türk kolejlerine çökme derdindeler!
 
1839'dan bu yana bir buçuk asır geçmiş! Martin Van Buren'den Barack Obama'ya bunca başkan içinde, (demokrat, cumhuriyetçi) bir başkan da çıkıp, Robert Kolej'i engellemeye çalışmış mı? Büyükelçisini harekete geçirip, kolejler aleyhine lobi yaptıran var mı? Okulu devlete devredin diye rüşvet dağıtılmış mı?
 
Tam tersine, kolejlerin açılmasını teşvik etmişler! Kurucu ve destekçilerine vergi muafiyeti gibi kolaylıklar sağlamışlar! Madalyalarla onurlandırmışlar! Biyografilerini yazıp, ders kitaplarında okutmuşlar. Robert Koleji de, Amerika'nın ülke dışındaki en eski okulu olmuş!
 
Bilmiyorum Robert Koleji ve diğer Alman, İngiliz ve Fransız okulları, bu eğitim katilleri hakkında ne düşünüyor? Mezunları hep Türkiye dışını tercih ettiğine göre onlar da endişeliler! Bazı havuz medyası tetikçileri, okulun arazisini diline doladı; bazı mezunlardan hareketle, okulu 'ajan yuvası' ilan etti! Gezici olmakla suçladı! Hizmet hareketi yokken her kötülüğün kaynağını Amerika/İsrail görüyorlardı! Kitleleri böyle böyle zehirlediler! Ama Batı menşeili okullara dokunmanın Amerika'yı karşılarına almak olduğunu da bilirler!
 
Umalım, ülkeyi esir alan eğitim düşmanı zihniyet, bütün kaliteli okulların kapısına dayanmaz. Yamanlar, Samanyolu ve Aziziye gibi son 30 yıldır Türkiye'nin eğitimdeki yüz akları kaldıkları yerden yollarına devam eder!
 
Ali Emir Pakkan
[email protected]
 
Sufilikten gelen Türk İrfan geleneği 
Horasan Sufiliğinden gelen Türk İrfan geleneği, Yesevi ve Vefayi tarikatları ile Anadolu'yu 200 yılda Müslümanlaştırdı. Tasavvuf yok olmuyor. Ertuğrul Gazi'nin Osman'a vasiyetini okurken, Hizmet'e zulmetmek için Doğu Perinçek, Rothchild ve Amsterdam'ı kiralayan aklıma hemen geldi. Hiç bir zulümde iyi niyet ve ihlas yoktur. Ertuğrul Gazi oğlu Osman'a vasiyetinde 'Allah'tan korkmayanlara devleti asla teslim etme' diyordu.
Osman Gazi'nin ikinci eşi Şeyh Edibali'nin kızı Rabia Bala hatundur, şehzade Alaaddin onun . Malhun Hatun Orhan Gazinin annesidir, bir Selçukludur. Osman Gazi'nin ilk eşi Şeyh Edibali'nin kızı Malhun hatun değildir. Malhun hatun, Selçuklu veziri Ömer Abdülaziz'in kızıydı. Osmanlı soyu buradan geliyor Ertuğrul Diriliş dizisi umarım galatı meşhuru düzeltir. Meşhur rüyayı Osman Gazi değil Ertuğrul bey gördü. Rüyayı yorumlayan Abdülazizin kızını oğluna aldı. Kalenderi, Melami, Haydari, Babayi gibi nice tarikatlar Vefayi tarikatını ilk 5 Osmanlı padişahının benimsemesi nedeniyle erimek zorunda kaldı. Pek çoğu Bektaşilik çatısı altına girdi. Diriliş Ertuğrul, Vefayi tarikatı Anadolu lideri Şeyh Edibali ve hocası Ebu'l Vefa El Kürdi Bağdadi'yi bakalım İbni Arabi kadar seviyor mu?
Mason Bektaşiler kitabımda içi boşaltılan, yozlaşan Bektaşi, Mevlevi ve Yunus geleneğinin, Alevi kültürünü neden dışladığını masaya yatırdım. Mevleviliğin ana Osmanlı tarikatı olması 2. Beyazıt dönemindedir. Vefayi tarikatı, Hacı Bayram Veli'ye bayrağı 2. Murad devrinde teslim etti. Mevlana'nın torunu Mutahhara Hatunla evlenen Yıldırım Beyazıt'a Mehmet Çelebi'yi doğurdu. Timur yıkıntısından Osmanlı'yı toparlayan Çelebidir.
Koreli Kim'in 410 sayfalık doktora tezini okudum. Türk derin devleti de Mevlana, Yunus, Bektaş ekolünü güya sever ama nedense Gülen'e hep düşman oldu. Koreli Kim hanımın doktora tezinde Gülen Sufiliği incelenmiş. Aksiyon merkezli diyaloğa açık modern Sufilik anlayışı Mevlana, Yunus, Bektaş ekolünden izler taşır. Nakşi ve Kadiri geleneği de barındırıyor. Batı'ya son yüzyılda Sufiliği taşıyanlar İnayet Han, Bawa Muhaiyaddeen, Süleyman Loras, Muzaffer Özak, Ali Bülent Rauf, Muhammad Nazım ve İranlı Cevad Nurbakşi'dir. Neo Sufizm devrindeyiz. Boutchichiyya ve Gülen Hareketi karşılaştırılabilir. İkisi de "eclectic, syncretic, and hybrid" barışçı bir sivil toplum sunuyor. Fas'ta Boutchichiyya Hareketi Sufiliği de Siyasal İslam ve selefizme karşı Hizmet hareketi sufiliği gibi alternatif oluşturduğu için hedefte yer alıyor. Gülen Hareketi moden Sufilik. Sufizmde 5 karakter var: Mysticism, Islam, asceticism, sociality, and saint veneration https://www.academia.edu/19864603/Islamic_Mysticism_and_Neo-Sufism?auto=view&campaign=weekly_digest …
Ölmeden ölmek "fena fillah"tır. Bu Hakk'ta fani olmak; yani ene/ben'i öldürmektir. Marifet sırrını elde etme ve gerçek âşık olma şartıdır. Ölmeden öldür öldürüp dirgür.Vaslına irgür ey ulu Mevlam.Gel bu sırra mahrem olmak diler isen ey hâce.Dünyede ölmezden ölmek gerek der Vuslatî. Ölmeden önce ölmek için nefsin eğitilmesi gerek. Bu kolay olmayıp herkesin başarabileceği bir iş değildir. Çileyi ve derdinizi sevmelisiniz. "Hayât âbın içüp ömr-i ebed bulmak nedür ey dil. Düşüp ışk u mahabbet tîgine ölmek durur ölmek" diyen Hayretî'ye hayret edenlere hayret ediniz.
"Ölmeden evvel ölüp kabre girüp hem haşr olup. Mâlikü'l-mülkün şühûdunda gönül hayrân gerek" diyen Niyazi Mısri'yi anlamak ne kadar kolaydır. İsmail Ankaravi, "Ey güvenilirler! Beni öldürünüz, beni öldürünüz. Hayatım ölümümdedir benim" derken herhalde "ölerek dirilmeyi" itiraf eder. Hatta Sufiler, "Ölmeden önce ölünüz!" emrine dünyada iken uymayan kişinin insan bile olamayacağını söylemiştir. Razı olan ve olunan nefistir.
Yunus "sen aşık olamazsın" diye boş yere demez erenler: "Yüz bin riyâ çerisi bilün vardur bu yolda. Nefs öldürmiş er gerek ol çeriyi kırası" Allah can verir dervişe ve gerçek diriliğe erer: Yunus der "Ol can kaçan öliser sen ana can olasın. Ölmiş gönül dirile anda ki sen olasın." Tasavvuf yolunda binlerce riya askeri bulunmaktadır, bunlarla nefsini öldürmüş kişiler baş edebilir. Siyaset yoluna girenler Sufiyi anlamaz! Yunus, ölmeden ölmeyi en güzel anlatan şairdir: "Öldür nefsün dilegini ilet teneşür üstine. Yohsa gensüz ölicegez sana fermân olur gassâl."
Sen seni terk eyle! Ey gönül ağla, gönülde hükmeden sultanı bul. Sen seni terk eyle, sende sâhib-i fermânı bul diyor Hamzavî-Melâmî Kemâlî Efendi. Niyazî-i Mısrî de ölmeden ölmeyi pek güzel izah eder: "Terk it Niyâzî sen beni bir eylegil cân u teni. Tuysam diyen Hak sırrını sırr-ı Hudâ halvetdedür." Sufiler ölmeden ölmeyi Hakk'ın "Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön" (el-Fecr 89/28) buyruğunu yerine getirmek için iradi yaparlar. "Ölmeden önce ölün" sözünden anlaşılması gereken nefsin sufli taleplerini öldürme türü bir ölümdür. Putlarını kırmaktır. Fecrin son ayetidir. Ölmeden Ölmek, 'beni' öldürmektir ve net bir konseptir Tasavvufta. Buna "Birlik" veya "Cem Makamı" da denilmektedir.
İmandan sonra salih amel gelir. İbadetlerini yaptığı halde salih amel işlemeyen çok. İman ve amel ilişkisinde iyi niyetli amel ihlasla olur. Emaneti kabz etme gününe kadar bizi emanetinde emin kıl Peygamberimiz (sav) duasıdır. İnsanlığını kaybeden birey imanı kalbinden sökülendir. Üstad Said Nursi, hayvanlık cihetinde insan bir serçe kuşuna yetişemez diyor. Kalp ve ruhun derecelerine çıkmayan cismaniyeti bırakmayan insan olamıyor. Sufiler, hayvani hususiyeti kişilik yapısı haline getirmiş, vicdanı öldürüp, mühür basılmış bireye insan demiyor, insanlaşmaya aday diyor. Sufilere göre, hayatımız boyu tabiatımızda gizlenmiş 14 çeşit hayvan hususiyetini eğitir, esmaül hüsnamızı bulursak insan olmaya çalışırız.
Üstadın yanından hiç ayrılmayan bir Barla köylüsü hayat hikayemi dinledi ve bir soru sordu: Risale nedir? Taklidi imanı tahkikiye çevirmektir cevabını hemen verdim. Üstadın talabesi başında yeşil sarık, toprak rengi bir cübbe, kara şalvar ve ayağında enterasan bir çarık vardı. Güldü, doğru söyledin, Risaleyi anlamışsın dedi. Üstadın o Barla talabesi ismini Abdurahman dedi. Hayat hikayemde bir noktada sen ölmüşsün şehit olmuşsun, 2. hayatı yaşıyorsun diye şaşırtmıştı beni. O zamandan beri ölmüşler kategorisinden sayarım kendim. Neden böyle söylemişti? Bunu Mustafa Tezcan Uşaki hocama 1990'da Çamlıca'da anlattım. O'da sen ölmüşsün dedi. GATA, 31 Mart 2011'de bana yoksun diye bir mektup yolladı. Mahkemeye verip var olduğumu ispatlamasam Yaşar ne Yaşar ne Yaşamaz sayılacak ve yok olacaktım. Ölü sayılmayı sevdim.
Gladyo hackerleri ve şantaj çetesi, benim gibi ölmüş birini ölümle korkutunca sadece gülüyorum. Ölmüş birinden bu kadar korkulur mu ya HU! İlginçtir, her çalıştığım kurum bana yıllardır ölmüş muamelesi yapıyor, yok sayıyor. Aslında memnunum. Ölü birini mahkemeye veremiyorlardır! Özetle ölmüş bir şehit kategorisinden hayatta bulunduğum için ölüm tehditi vız gelir. Ölüm, Hakiki Dosta, Allah'a kavuşmaktır, bir terhistir. Ölüm, tek Sevgiliye kavuşmaktır.
20 yaşımda Barla'da üstadın sabahlara kadar vird ve zikir çektiği evi ve ağacı seyrederken, üstadın çamaşırlarını yıkayan bacı ile konuştum. Üstadın çamaşırlarını yıkayan bacıya nasıldı diye sordum: Sabahlara kadar arı sesi gibi sesli zikir çeker, vird okurdu. Tam bir Sufiydi dedi. Risale-i Nurlar'la yapılan taklidi imanı tahkiki imana çevirme hizmeti kıyamete kadar devam edecek. Hizmet, 2. ve 3. hizmeti yapan Ferdiyet makamında şahsı manevidir. Süfyanizm'in AKP'yi kullanarak yaptığı savaş ve alg operasyonu kaderin cilvesi ve bir hükmüdür.
Her bireyde aşkı kemalat ve aşkı münteha noktası, zirvesi farklı olduğu için kişilik yapısı üzerindeki egemen esma zikri eğitimi çok önemlidir. Ferdiyet makamını gizlemeniz mümkün değildir. Bunun enaniyetle, kibirle alakası yok. Her yapılan zulüm daha da parlak ve görünür hale sokar. Hz. Üstad Said Nursi, 40 bin esma levhasını tefekkür eden, Ayeteül Kübra'da seyr ü sulük eylemiş, Hakim, Rahman, Rahim, Cebbar, Ferd, Kuddüs ismi galibiyelerini üstünde toplamış gavsı azamdır. Bu nedenle Risale-i Nurlar'da Ferdiyet ve Gavsiyet makamı var. Hz. Zülkarneyn tahtı, Hz. Mesih nefesi, Hatemül Enbiya kürsüsü, teblig makamı da bulunuyor.
Bireysellik ile kolektif kültürün çakıştığı, ayrıştığı noktadayım. Buz Enaniyeti Havuz'a atıp eritmek hünerdir. Ferd ve Habir ismi galibiyelerinin liderlik yaptığı biri için çok zor bir sanat bu. Mütevaziliğin kibrini enaniyetini yapıp gösteriş için tevazu takılmaktansa olduğum gibi olmayı yeğlerim. Fıtri olan tevazuda temrin de, zorlama da lazımdır. Biat kültürüne doğuştan uzağım, Allah'dan başka kimseye biat edemiyorum, elimde değil.
İslam tasavvufu ihsan ve irfan medeniyeti dinin özü, ruhsal yanıdır. IŞİD ile bunu öldürmeye çalışıyorlar. Bu mücadeleyi mana alemi kazanır. Küşeyri, Muhasibiden İmam Gazali, Fahrattin Razi'ye Geylani, İbni Arabi, Mevlana, İmam Rabbani, Said Nursi'den Gülen'e terapi kanalı vardır. Her dinde ruhsallık, yani spirituality ortak paydası vardır. Zaten tahsil aldığım doktora bölümümün adı İnsan İlişkileri Davranışlar Ruhsallık& Psikoterapi. Üstad Said Nursi'nin Protestanlık bir kez daha yırtılacak öngörüsüne şahitlik ediyorum, bu nedenle çok heyecanlıyım, katkı sunarsak ne mutlu bize. Martin Luther Üniversitesi kurulması onayı geçtiğimiz Mayıs alındığı halde ayrışmada Wilfrid Laurier direniyor. Din ve bilim barışacaktır.
Henüz maalesef dünya çapında üniversitelerin Din ve Kültür Kürsüleri 1960'ların sosyal mühendisliği ile akademik eğitim veriyor: Yıkılacak bu düzensizlik ve çakma bilimsellik! Din ve Kültür Kürsüsünde profların tamamı Sufizmi İslam'ın ötesinde insanlık noktası olarak çalışmamı istediği için ayrıldım, saçmalık işte budur. Sufilik, İslam'ın tasavvufudır, üç parçasından biridir, ayrılamaz, üstün de olamaz, eksikte kalmaz. İslam'in üstünde göstermek bir ihanettir. Din ve Kültür Kürsüsünde profesörlerın yüzde 99'ı din ve Allah'ı insanların uydurduğu kültür olarak gördüğü için buradan ayrıldım, bu saçma sosyal mühendislik maalesef sürüyor.
Kanada'daki eğitim sistemi de British tarzı seküler, Fransız tarzı totaliter laik olmasa da Sufi terapi yazmak için şartları aşırı zorladım. Şu da bir gerçek ki master tezleri ve doktora tezi konularını Türk akademisinde bana yaptırmazlardı. Katı, ezici seküler sistem devam ediyor Kimileri bana Mecnun veya deli diyor; kimisi Veli diyor. Her ikisi de değilim. Sıradan bir insanım, abartmaya hiç gerek yok. İlim peşindeyim sadece. Doktora tezimde ismi galibiyenin kişilik yapısı enigma sistemi, oyun terapisi ile 6 ile 17 yaş terapisi ve rüya yorumu terapisi inceleniyor. Sufi terapi tezimde tek kelime politika yoktur, IŞİD ile ilgili tezimde ise, full politika ve din ilişkisi vardır. İkisini karıştırmayalım. IŞİD tezgahında 25 Aralık 2013 davası açılsaydı, şizofreni geçiren Erdoğan rejimi ve algı manyağı yaptığı toplum terapi ve tedavi olabilirdi! Üstad Said Nursi'den Risaleden çıkardığım 40 terapi kuralını Sufi terapi master tezimde Kanada akademisine kabul ettirdim, Türkler direniyor
Her şeyde bir hayır ve hikmet aramak Said Nursi'nin Risalelerde 1. terapi kuralıdır. Tam tevekkül, tam sabır ve tam af etme mutmain kılıyor. Gladyo hackerleri boş yere bana kimlerin bilgi akıttığını bulmaya çalışıyor. 20 bin emalimi okudunuz, hani nerede belgeler? Yokmuş değil mi? Adı, soyadı Gül, 26 yıllık bir dostum var, sakın kalbine gelen, kulağına üfleyen şeytan olmasın diyor; yok diyorum daha çok meleğe benziyor! İsmi galibiyemle müsemma olmaya çalışıyorum. Gül dostuma, Hallacı Mansur halk önünde zalimce infaz edilirken taş yerine Gül atan İmam Şibli gibisin diyorum; gerçekten öldükten sonra mı anlayacaksın acaba?
Vicdanen kalbe geleni yazarım, buna Sufi ilminde, İlham (inspiration), sünuhat (accesses), hads (spiritual analogy), tuluat (offshoots), tahattur (remembering) deniyor. Münzevi bir Sufi dervişim diyorum, kimse inanmıyor. Bu kadar bilgi nasıl akıyor? Hem Kesbi hem belki Vehbi ilimledir, kalp Sufilikte bilgi merkezidir. Erdoğan rejiminin derin askerleri 5 yıldır tecritte bulunan benimle Hizmet arasında bağlantı bulmaya çalışıyorlar. Bulamadıkca kuduruyorlar! Hizmet'in bana uyguladığı tecrit politikası 2 master ve doktora yapmak için zaman bulmamı sağladı çok müteşekkirim. IŞİD ve Sufilik çalıştım. Beni beğenmeyenleri severim, kendimi ben de beğenmiyorum, beni beğenenleri de beğenmiyorum.
İslam'ın özü olan irfan ve ihsanı tasavvuf temsil eder, IŞİD ile çakılan ruhsuz, tasavvufun özün olmadığı 'Şiddet İslam'ı projesine düşmanımdır. Parti pırtı, sandık, seçimle en başından beri ilgili değilim, şahıslarla da aslında uğraşmıyorum. IŞİD ile kurgulanan kıyamet savaşı derdim! Terapide net bir kural vardır: Gerçek ortaya çıkmadan gerçek travma tedavisi olmaz.
Yas Terapisi
Neden yas tutarız?
Kaybettiklerimizden dolayı üzüntü ve travma yaşarız.
Beş aşaması vardır:
– Önce kaybımızı inkâr ederiz, kabul etmeyiz.
– Sonra ikinci aşamada öfke duyarız ve tepkilerimizi yansıtırız. Beynin duygu merkezi ve normalleşmeyi düzenleme sistemi artık bozulmuştur. Mutluluk hormonunun salgılanması kesilir. Doğal olarak beden üretemeyince gittiğimiz doktorlar mutluluk salgılatan haplar verirler. Hap bağımlısı hâle geliriz. Hapsız konuşma tedavisi lazımdır. Doğal olmayan mutluluk sekiz saatte biter, hapı yutmuşsunuzdur.
– İç ve dışta pazarlık süreci üçüncü aşamanın başlangıcıdır.
– Anlaşma sağlayamayınca depresyona gireriz; bu dördüncü aşamada bir kuyuya düşeriz. Zihin, kalp ve ruh bütünlüğünü kaybetmiştir. Hayattan zevk almayız. Kalın bir duvar örülmüştür. Kuyudan her çıkmaya çalıştığınızda birileri sizi iter.
– Beşinci aşama benimsemedir. Acılar kanıksanır, yeni bir savunma ve güvenlik sistemi geliştiririz. Acılar aslında geçmemiştir, transformasyona uğramış, başka bir alana transfer olmuştur.
1990'lardaki Yas Terapisi yaklaşımı değişti, artık yasın unutulmadığı, devam ettiği kesinlik kazandı.
Kendimizi ve suçladıklarımızı tam affetmekten başka travmadan çıkış yolu yoktur.
Kadın ve erkek farklı biçimde yas tutsa da, yapılan son araştırmalar bireysel bazda analiz yapılarak her şahsa özgü bir terapi sistemi çıkartılması gerektiğinde birleşiyorlar.
Kaç çeşit yas vardır?
Altı çeşit kayıp ve yas kategorisi bulunuyor:
– Madde kayıpları.
– Sosyal ilişkilerde, akraba ve yakın arkadaşlarda kayıplar.
– Manevi, dinî, kalbi ve ruhsal kayıplar.
– Makam, maaş, konum, sosyal statü kayıpları.
– Psikolojik durumda, akıl sağlığında kayıplar.
– Sistematik düzeninizdeki onarılmaz kayıplar.
Yaşlanmaya ve ölüme çare yoktur. Bir sevdiğinizi yitirmenizle matem tutarsınız, ancak diğer kayıpların yol açtığı travmayı hemen fark edemezsiniz. Zulüm edenlerin insani ilişkileri ve vicdanlarını kaybetmesi kaçınılmazdır.
Biyolojik olarak da her baskı, zulüm, ayrımcılık, beyinde frontal (ön) lobda duygu merkezini bozar. Çocukta bile en az üç yılda düzeliyor, ya yetişkinlerde?
Bütünlük fonksiyonu kaybedince yas tutmak, hüzünlenmek ister insan. Fiziki ve ruhsal çöküntü yaşar. Özgürlüğünü, kimliğini kaybeden en yaşlıdan daha yaşlıdır.
Acınızı, hikâyenizi mutlaka birilerine anlatın. Bastırmak acıyı artırır. Ümidi yeniden tanımlayın. Hüznü yaşamak lazım, zira iyileşme buradan aşkla başlar. Kin ve nefret çıkar gider, insanlığa sevgi kalır sadece. Eğer intikam ve öfke kalıyorsa, bu şeytandandır.
Ruhsal bunalım ve travmalar yaşamış ve iyileşmiş insanlar başkalarına daha kalpten ve samimi yardımcı olur. Yas Terapisi'ni kaybı bilmeyenler, yaşamayanlar yapamazlar. "Eşekten düşenin hâlini eşekten düşen anlar," demişler.
Terapi için, kaybınızın adını koyun evvela. Kaybınızı önce kabullenin. Sonra yeni gerçeklikte yeni ortama uyum sağlatın aşk ve şevk ile. Yeni realite ile yaşamayı öğrenin.
Çocuk iken anne ve babasından şiddet, zulüm, baskı, ayrımcılık, eşitsizlik, adaletsizlik görmüş olan birey bunun acısını çevresinden çıkarıyor. Hani psikologlar hep çocukluğuna inmek lazım diyor ya, doğrudur. Önyargılar, verdiğimiz olumsuz tepkilerin izlerini aldığımız travmada buluruz. Bağlılık merkezi ve sistemi bozulunca travma derinleşir.
Türk kültürü kolektiftir, Batılılar gibi bireysel değildir, bu nedenle terapi kolektif bir iletişimle olur.
Daha bebek iken başlayan bağlanma stili veya sorunu yetişkinken başka sorunları tetikleyebilir.
Bağlılık bebek iken anneye doğru başlar, sevgiliye, eşe doğru evrilir.
Ya tutunacak dal kalmazsa? Organizesiz bağlılıklar travmaya yol açar.
"Eğer sevmek için yaşlıysan, üzüntü duymak için de yeterince yaşlısındır," demiş İngilizler.
Sağlıklı bağlanmalar kırılmışsa hüzün oluşur. Kızgınlık ve suçluluk duygusu büyür. Eğer yeni sağlıklı bağlılık oluşmazsa kuyudan çıkmak zordur. İlişkilerde ve fırsatlarda yaşanan kayıplar sevgi dolu eklemlenme ve güvenlik içgüdüsünü yok ediyor. Konuşmak, dokunmak istediğiniz uçuyor. Duygusal olarak kimliğiniz, gelecek planlarınız, rüyalarınız çökmüşse kayıplar travmaya döner.
Ölen giden, kaybettiğiniz dış âlemdeki proje değil, kalpte yeşerttiğiniz davanız, umuttur. Ümidinizi asla kaybetmeyiniz.
Psikoloji'nin saygın isimlerinden Martin Buber'in kendini başkası yerine koyarak yaptığı "genuine talk" stili ve "I/thou" tekniği, aile sistemi içinde ümit sunma, yeniden organize ve gelecek yatırımı terapisine odaklanmıştır. Sufilerin terapi tarzına çok benziyor.
İngiliz Psikiyatrist Murray Bowen'ın 'farklı kişiliklere göre yaklaşım teorisi'ni Amerikan Rabay Psikiyatrist Edwin Freedman, Mevlana gibi masal anlatımı ve metaphor kullanımı ile geliştirdi. "Yas aslında duygusal bir tepki değil, zihinsel bir düşüncedir" görüşü yaygınlık kazanıyor.
Kanadalı Profesör Peter VanKatwyk da yası bir aile olayı olarak görüyor, ayrıca "evrensel ve dümdüz giden bir yas tarzı yoktur, zira her birey farklı biçimde yas tutar" görüşünde.
Farklı yas tutma şeklini zorluk değil kazanç olarak algılarsanız; yas, aşk ve şevk için ödenen bir bedel olarak kazanca dönüşür.
Robert Niemeyer, yas takip çizelgesi günlüğü sistemi geliştirerek, insanın yaşadığı herc ü merclerden ders alınmasını öneriyor.
Yas dinamik bir süreçtir, sabit değildir, zamanla şerler hayra çevrilebilir. Elbette yas tamamen bitmez, yas tutmak için geliştirdiğimiz yöntemler zihinsel gelişimimizi sağlar. Duygusal tepkiler geçicidir, oysa yas ile tefekkür yolu kazanılır.
Travmaya maruz kalan bireyler, akılcıl, mantıklı, normal düşünemezler. "Allah'ın lütfu da hoş kahrı da hoş bilinci" kadere tam iman, tam sabır ve tam tevekkül demektir.
Hep yarım iman edildiği veya taklidi bir imana sahip olduğumuz için Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) gibi her hâl hatır sorana; "Her hâlukârda çok şükür" diyemiyoruz.
Carl Jung, kişilik yapılarına göre Yas Terapisi önermiş, cinsiyete göre yaklaşımları yanlış bulmuştu. Şemsi Tebrizi de, her insanda kadınlık ve erkeklik hormonundan az veya çok, değişik seviyede bulunur deyip kadın erkek ilişkilerini farklı biçimde tefsir etmiştir.
Maddiyat ile maneviyatın savaşında hep mana âleminin sultanı mutmain nefisler kazanır.
Ledünniyat ve metafizik alanda bu mücadele her zaman vardır; niyeti temiz ihlaslı olan, Allah'ın rızasına odaklanan kazanır.
Ata, Kaza ve Kaderin gerçekleşmesi safhalarında zaman izafiyeti vardır. Üç ayrı kitapta, dörder farklı boyutta 12 süzgeçten geçer kaderimiz ve görünen âleme gelir.
Yas tutmamızın nedeni, şahinin serçeye musallat olması gibidir. Serçe, tecrübe kazanır ve yaşar.
Yunus Emre Terapi!
Sufi terapi modeli master sosyal work tezimde, Risale-i Nur'dan 40 Sufi tekniğini çıkardım. Zira '4 kapı, 40 makamda müftü gerekmez' diyen Yunus Emre, insanın ulaşabileceği zirveyi, meleklerden üstün hale gelme kıvamını göstermiştir. İslam'da Allah ile kul arasında aracılar yoktur. Sufi terapiyi anlatan İngilizce kitap ve makalem akademide epey yayıldı, ama Türkçesi Vecd İhlası kitabımın basımını engellediler. Sufi Terapi, kalp ve insan merkezli medeniyetimiz, toplum vicdanında Kur'ani ve Peygamberani ahlak normları vicdanlara duyuran bir avukattır. Sufi terapi, psikolojik rehberlikte ihlas ve samimiyeti bir yöntem olarak kullanıyor, yüksek "trans-ihlas vicdan" ve ahlakını esas alıyor. Özetle, Yunus Emre terapi sistemidir, kalbidir.
İngilizcesine ulaşmak için linki tıklayınız. Sufi dünyası ile ilgili akademik araştırma yapan 2700 kişiye ulaştı.
A HEART-BASED SUFI MINDFULNESS SPIRITUAL PRACTICE EMPLOYING SELF-JOURNEYING
http://scholars.wlu.ca/etd/1634/
Şiir metotu ile kalbe yolculuk tefekkürle başlar.

Sanıldığı gibi "Üç harfli uzmanı" değilim, hele içinize girdiyse terapi ile hiç uğraşmıyorum, konuşan siz değilsiniz. Sufi farkındalık terapisi başkadır. Hastalarımda, özellikle bayanlarda sık rastladığım sorun bu olduğu için İslami kaynaklardan çözümler sunarım. Başıma geldiği ve sorunu çözdüğüm için tecrübem var. İhlas, Felak, Nas, 7 veya 70 Ayetel Kürsi, nazar duaları, "Mühr-ü Şerif Hicab" adıyla meşhur "Kara Büyü, Nazar, Cin Musallatı ve Kazadan Koruyan" dualar popülerdir. Ebu Dücane'nin (R.A.), Allah Rasulü (ASM)'nden aldığı cinlere karşı "Nâme-i Peygamberî" adıyla bilinen dua çok etkilidir. İbni Abbas'tan rivayet başağrısı, ateş ve sair hastalıklara karşı peygamberimizin (sas) duası da, Hz. Osman'dan (R.A.) rivayet Bismillahhillaazi ile başlayan meşhur duası da günde 7 defa yapılabilir. Bunlar yeterli midir?
Aşk makamı, kalp sarayına giriş için gerekli sırlı anahtardır.

Dualar yetmiyor. Zihinsel olarak negatif alan çoğalıp, ruhunuzda, kalbinizde şeytana, nifaka kapılar açıkca; üçharfli gelir, yerleşir veya etrafınızda yaşar. Cinci hocalara tonlarca para döküp kovdurmanız hiç bir işe yaramaz. Zaten çoğu sahtekardır, insanları aldatıyorlar. Muska yazdırıp takıp dolaşmakla cinni şeytanların musallatından kurtulamazsınız, olumlu zihinsel değişim olmadan geri gelirler. Dualar okunmak için vardır. Beyni aptallaştıran TV seyretmeyin. Cevşen, El Kulubud Daria, özel zikirler, ismi azamları günlük mutlak okuyunuz. Hz. Ali, İbni Arabi, Abdülkadir Geylani duaları favorimdir. İmam-ı Şâzeli hazretleri duası da etkilidir. Kalbinize sorun, hangisini daha çok seviyor ve sürekli yapıyorsanız, sizin ismi azam duanız odur.
Aşkı Münteha'yı aramak ve bulmak uzun bir süreçtir.

Sufizm içinde insan sevgisi ve kültürleri kabullenme vardır ve insan haklarına saygıya dikkati çeker. Sufi terapi ile ruhsal boyutu teşvik ederek akıl, ruh, kalp ve zihnimizdeki diğer fakültelerin zikir ve tefekkürle, Batı'daki deyimiyle meditasyon ile içselleştirilmesi gerekiyor. Eşrefi Mahluk olan insanda Allah'ın esmaları ve tecellileri gizlidir. Ruh ile kalp arasında bağı sağlayan bu tecelliler öldürülürse insan insanlıktan çıkar. Vicdan ölür. Hangi eğitim durumu ve statüye sahip olursa olsun 'Latifeyi Rabbaniye'sini yitirmiş birey, Sufi geleneğe göre 14 ayrı hayvanın karakteristik özelliğine bürünür. Temiz insan fıtratı bozulur. Oysa Latifeyi Rabbaniye, Rabbimizin esması gibi sonsuz sayıdadır ve ruh kumaşımızı işleyecek terzidir Ünlü psikiyatrist Carl Jung'ın ifadesiyle, 'içimizdeki masum kutsal çocuk' denilen bu esma mazhariyetidir.
Aşk'ın makamında dereceler vardır, Reca kapısı da gereklidir.

İnsan hayvanlardan aşağıda düşebilir, meleklerden yukarıda çıkabilir. Çünkü, akıl, şehvet ve öfkesine sınır konmamış, son nefesini verene kadar nefsi ile büyük savaş yaparak terakki etme şansı verilmiştir. Halk psikoterapi teknikleri içinde korku, ümitsizlik ve endişeyi giderici öyküler anlatıp metaforları manevi anoloji haline getirme ve böylelikle yeni pozitif düşünme yolları ortaya koymak önemlidir. Özgüven artırıcı örnekler, önyargıları ortadan kaldıran hikayeler, yanlış düşünceleri düzeltir ve alternatif farkındalık sağlar. Güncellenen sosyal normları bularak 'Bibliyoterapi' yöntemiyle bundan analiz ve çıkarımlar elde edilir ve daha derin ama pozitif düşünmemiz hedeflenir. Travma çözücü çıkarımlar, insanın hayatı boyunca tekraren yaptığı hataları fark etmesine yardımcı olur. Ancak bazı insanlar yenilikten, değişimden ölesiye korkarlar. Özellikle belli yaşlardan sonra öğrendiğini farklı öğrenme zorlaşır. Kalp marazı denilen kötü sıfatlarla kararan, mühürlenen kalpler, bulanık zihinler vicdan ihlasını kaybetmiştir.
Ben ötesi psikolojide öncelikle kendinizi sıfırlayıp korku ve kaygılarımızla yüzleşmemiz gerekir. "Ben dili" kullanılarak en güzel doğruyu bile anlatsak muhatabınızın egosu incinebilir. Eğer birine "sen" diye cephe hücumu yapılırsa, o kişi nefis savunması yapar ve ego savaşları başlar. Bilgi kişi önce kendine şekil verir. Arif olan insan ise hem başkasına hem başkasına şekil verir. Mevlana, tıpkı üstad Nursi gibi, "Bir yandan korkuya, bir yandan ümide düştün mü iki kanadın olur. Bir kanatlı kuş katiyen uçamaz, acizdir" demektedir. Bazen şifa olan bal yemek, su içmek bile hastalığına göre bazen haram bile olabilir. Sadece yaptıklarınızı söylerseniz başkasında samimi olduğunuz için daha etkili olabilir. Yapmadığınızı evladınıza söylerseniz asla etki etmeyecektir. Kibirle bal satsan zehir olur. Bugünün psikoterapist, psikiyatrist ve psikologların en büyük sorunu budur. "Ata et, ite ot verilmez", her bireye özgü psikoterapi tekniği bulunmalıdır. Bu nedenle grup terapiden ziyade bireysel terapi zorunlu, hatta vacip gibidir.
Zira Aşk bir eliftir, dimdik ayaktadır, mert olanlar aşkı bulabilir.

Toplumumuzda en büyük depresyon, stres ve ansiyete sorunu, tam bağışlama kültürümüzün bozulmasıdır. Bırakın başkasını kendisini dahi suçlayarak hiç af etmeyen, Allah'ın her günahı tevbe ederse af edeceğini bilmeyen, boğazına kadar bataklıkta yaşayan insanlarımız var. Oysa ümitsizlik müslümanca düşünce değildir. Bir haksızlık, zulüm, eşitsizlik, ayrımcılık ve adaletsizle karşılaştığınızda dört çözüm yöntemi ve stresten kurtulma seçeğiniz vardır:
Unutma 2. Yok sayma. 3. İnkar etme ve 4. Tam Bağışlama…
Bazıları nefret, kin ve intikam duyguları ile hareket eder, öfkesine yenilir ve kendi kübüne zarar verir. Kötü duygular ruhumuzu, kalbimizi ve bedenimizi zehirler. Unutmak her zaman çare değildir, insan hafızası güçlüdür, bilinç altına atsa bile başka bir olayda eski travma tetiklenir ve tekrar psikolojimizi olumsuz etkiler. Sorunu yok sayarak veya inkar ederek belli bir zaman kazanmış olabilirsiniz, ama halen problem orada sizin çözmenizi bekler. Nice yok sayılanlar hep zihinde var kalmıştır.
Efendimiz (SAV) aşkın kendisidir, anadan, babadan, yardan, evlattan, diyardan üstün olmadıkca sen aşık olamazsın.
Kur'an'da ve hadislerde bağışlama, af edicilik en önemli takva ve manevi yükselme unsuru olarak sayılmıştır. Merhamet etmeyene ahirette de merhamet edilmez. Bu nedenle negatif bir düşünceyi pozitife çevirmek için tamamen bağışlamak gerekir. Yunus (AS) peygamberin bağışlanmayı bize öğreten ismi azam duası her gün okunmalıdır. "Ben hatalıyım, yanlış yapanım, bağışla beni, sen noksan sıfatlardan münezzehsin Yarabbi" duası, bir Kur'ani terapi yöntemidir. Allah, her insanın devasını kendi içinde yaratmıştır. Terapist bunu arıyor.
Mevlana aşk ve reca'da Sufilerin önderidir.
"Üzülme" der, Mevlana… "Eğer istediğin bir şey olmuyorsa ya daha iyisi olacağı için… Yada gerçekten de olmaması gerektiği için olmuyordur…" Haddini bil! İnsanları küçük görme!
Allah büyük işleri küçük şeylerden yapar… Küçük şeye takılma ki kaybetme.
Allah'ın lütfu. istediğine verir, istediğinden alır. Allah alır da verir de… Başkasına verdi diye o en iyi demek değildir ki! O küçücük işlerle büyük şeyler yapar. Küçük şeylerle baş döndürücü şeyler yapar ki, kendi büyüklüğünü göstersin. Sen evvela nasihati kendi nefsine söyle:
Hayalı ol, edepli ol. Yaratan bilir. Dilediğine dilediğini verir…" Allah var, gam yoktur…
Canadatürk, 1 Eylül, 2016

GERÇEKLERE HOŞ GELDİNİZ! Laik Kemalistler ve İslamcılar Nereye doğru koşuyorlar?
GERÇEKLERE HOŞ GELDİNİZ! Laik Kemalistler ve İslamcılar Klu Klanla ortaklar! Nereye doğru koşuyorlar?
Yolsuzluk hırsızlık değildir diyen AKP'nin fetvacısı yüz kızartıcı fiilleri işleyebilirsiniz cezası olmaz diyerek iç savaşın fetvasını verdi. Hayrettin Karaman,"bizimkiler adi suçlu, savaşta oldukları için ceza verilmez." yani rahat suç işleyebilirsiniz. Referanduma gidetken dökecekleri kan ve gözyaşı için karaman fetva vermiş. Muhsin Yazıcıoğlu için de fetvayı aynı kişi vermişti. http://m.yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/zaman-dostlarin-cekisme-zamani-degildir-2035923 …
ABD'de 16 Eyaletin başsavcıları Trump'ın Müslümanlara seyahat yasağına dair ortak bir kınama metni yayınladı. Tayyip Erdoğan'ın kırmızı çizgisi yok! Siyasette kırmızı çizgisi olmayan nadir liderlerden. Din iman dahil buna... Müslümanlık da dahil... Modern Türkiye diye diye bataklıkta boğulan Zavallı yobaz Kemalistler, kala kala dansöz Perinçek'e mi kalmışlar. Koskoca adamlar onca yalan dolana inanıyor. Yobaz İslamcılar kadar kötüdür. Destekledikleri adam Trump Kanada değerlerine yüzde yüz zıt biri. Erdoğan yüzde 1000 zıt. Hitler, yüzde 1 milyon zıt. Erdoğan kötülükte ancak Trumpla yarışabilir. Batı değerleri ile savaşıyorlar, Atatürk'ün muasır medeniyet seviyesi Batı. Kanadalı ve Amerikalıların Trump'dan endişe etmesinin sebebi Ku Klux Klan ile ilişkileri. Sadece onlar için çalışıyor. AKP ve laik Kemalistler, boşa sevinmesinler! Trump'ın destekçileri Ku Klux Klan kompo teorisi değil, acı gerçek! Erdoğan ve Hitler'i de aynı nifakçı destekledi. Erdoğan modelini Türkiye'de test edenler, destekleyen Zındıka Komitesi ile Trump'ı getirip ABD Erdoğan'ı yapanlar aynı zengin ırkçı Klu Klan ve laik Kemalistler, Perinçek bununla ortak oldu.
Hulusi Paşam, 2004 MGK'sında Hizmet'i terör örgütü ilan edip suç unsurları hazırlamakla meşgul olanları yakından tanıyorsunuz, öyle değil mi? Batıyorsunuz. Hulusi Paşam, 15 temmuz cuntasını bastırmak yerine Erdoğanlı Saldıray işbirliğine yol verdiniz. Tayyiban ÖKK, başkanlık sonrası TSK bırakmaz. Hulusi Paşam, uyarılarımı dikkate almadınız ve TSK'nın üçte birini kaybettiniz. Bu subaylar, astsubaylar kolay mı yetişiyor? TSK nifak doldu ve hala laik Kemalistler kazanacak mı sanıyorsunuz? 15 temmuz cuntasını 15 Kasım 2015'de detaylarıyla yazdım, Hulusi Akar'ı Eylül 2015'de 30 gün hiyerarşiyi bozuyorlar paşam diye uyarmıştım. 15 temmuz cuntası, aslında OHAL ve KHK'lerle başarılı bir darbe yaptı, darbeyi Erdoğan filan bastırmadı. TSK, savaşamaz halde, felç edildi. Bunun sorumlusu sizsiniz Paşam! 160'ı general 1600 subayı cemaatcı ve darbeci damgası basıp TSK'dan haksız atan Saldıray ve Perinçek ve Baascı Doğan cuntası çıbanın başıdır.
HEPAR'a oy veren, PKK'ya aman vermeyen Paşayı cemaatcı ve darbeci diye TSK'dan attıran Perinçekle laik Kemalist ulusalcılar gurur mu duyuyor? Tek tek tasfiye edilen paşaları tanıyorsunuz, hiç biri cemaatcı değildi. Darbeci mi bilemiyorum. Peki neden cemaat günah keçisi, bu kin ve nefret nerede duracak paşam? TSK'da yolsuzluğa izin vermeyen, diktatörlüğe, Baas rejimine karşı tüm safkan Atatürkcü laik subaylar cemaatcı ve darbeci diye atıldı. İnsaf. Perinçek neden ulusalcı Kemalist laiklere TSK'dan NATOcu Atatürkcü laikleri cemaatcı damgası vurup attırdıklarını söylemiyor? İşine gelmiyor zira! Paşam, Komisyon'a gelip olan biteni anlatmadınız, galiba sizide işinize kumpas ve karanlık geliyor. Puslu havada cemaat avından belki de hepiniz hoşlanıyorsunuz, işkencelerden zevk alıyorsunuz. Yazıklar olsun.
Perinçek, ulusalcı laik Kemalistlere diyor ki, yobazlara zulüm, işkence yapan biziz, Erdoğan ve AKP bizim programı uyguluyor. Alkışlıyorlar! Ulusalcı Kemalistlerin diktatörlükle imtihanı demek lazım sürece. Siyasi İslamcıların anladık demokrasiden nasibi yok. Ya Kemalist laikler?
İBRAHİM KALIN SARAYDAN TASFİYE EDİLECEKMİŞ (!!!) Ahmet Takan yazısının son parağrafına doğru bahsediliyor. Erdoğan son zeki adamını da kaybediyor demek ki! Melih Gökçek'in uykusunu kaçıracak atama!.. - Ahmet TAKAN http://www.yenicaggazetesi.com.tr/melih-gokcekin-uykusunu-kaciracak-atama-41350yy.htm …
Neymiş? Perinçek'in Kemalistleri kandırdığı gibi Türkiye ilerlemiyor ve iyiye gitmiyormuş. TSK'yı bölen bu vatan hainleri bedelini ödeyecek! Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu: 'Bu ordu savaş kazanamaz' … diyor. Yunanistan'a kaçmak zorunda bırakulan paşada aynı sözü söylüyor. Zira kumpasla görevini yapamaz hale getirildi. Terör olaylarını önlemek yerine terör haberlerini önlemek... Muhabirler bile bilgi vermeyecek! RTÜK'ten büyük sansür! Muhabirlerin sözleri de ambulans görüntüleri de yasak! Oysa niceleri özgür medya ile durdurulabilirdi. Terörle öldürecekler sizi ve zorbalıkla başkanlığı alacaklar...
ÖKKcı Nifakları kendilerini de vurmaya başladı. Cadı avı işte böyledir, Allah belalarını en fazla medet umdukları yerden vurarak verecektir. Cyber-Warrior'un kurucusu G.Şanlı,Ay Yıldız Tim'in kurucusu Mehmet İsmail Telli'yı fena patlattı. İki grup "Kim FETÖcü" kavgasında şimdi. Perinçek de Erdoğan gibi Türkiye iyiye gidiyor diye Kemalistlere narkoz verip uyutuyor. İki narkozcu da domuz. Kemalist, Atatürk düşmanıyla bir olmuş Mustafa Kemal değerlerini yok ediyor, vatanı mahv ediyor. Türkiye'nin sadece ekonomi notu değil diğer sicili de hiç bu kadar kötü olmamıştı. İltica mahkemelerinden yüzde 90'ın geçmesi buna delildir. İki nefret ve kin odaklı grup savaşı. Kemalistler ve Siyasi İslam. İç savaşçılar ÖKK için savaşıyor! http://sonsaniye.ca/index.php/2017/02/01/5259/ … via @SON SANİYE
Rusya'ya satıldıklarını söylemekten çekinmeyen Perinçek, nasıl vatan kahramanı oluyor, haydi izah ediniz Kemalistler http://farukarslan.com/yazilarim/gazetecilik-makalem/2017-makaleleri/rusyaya-satildiklarini-soylemekten-cekinmeyen-perincek-nasil-vatan-kahramani-oluyor-haydi-izah-ediniz/ …
Erdoğan, ÖKK'yi tamamen kendine bağladığında Perinçek ekibinin yapıp Erdoğan'a rol verdiği 15 temmuz tiyatrosunda roller tersine değişebilir. Güç savaşı yaşanıyor. İsmail Hakkı Pekin, Saldıray, Çetin, Engin ve Perinçek'in Mart'ı bekleyeceğini sanmıyorum. Erdoğan ÖKK'yı değiştiriyor, Tayyiban ÖKK kuruyor. Büyük tiyatronun sonu çok kanlı bir iç savaştır. Ortada cemaat hiç yok, sadece konu mankeni ve günah keçisi. ÖKK savaşı koptu, derinleşiyor! 15 Temmuz tiyatrosunun ortakları İsmail Hakkı Pekin ve Erdoğan arasında çatışma ÖKK üzerinden çıktı. Özel harbi kontrol eden diktatör olur! İsmail Hakkı Pekin, Erdoğan'ın Özel Harbe 700 Tayyiban alıp, 220 bin kişiyide almaya hazırlanmasından sonra iktidarı kanlı almaya çalışıyor! İsmail Hakkı Pekin, Saldıray Berk, Çetin Doğan, Çevik Bir, Perinçek ve daha bir kaç domuz paşa daha Türkiye'nin eksenini Rusya'ya kaydırdı. Batı bitti, eksen geri kalmış doğu oldu. Ergenekon sanığı Eski Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı İsmail Hakkı Pekin, 15 Temmuzun asıl organizatörü, Rus ayağını Perinçekle kurdu. Vatan hiç çekmedi vatanı kurtarma fahişeliği ile insanlarımızı katledenlerden çektiği kadar. İsmail Hakkı Pekin ve Erdoğan, 15 Temmuz ortağıdır. Bu kumpası TSK çözmezse Türkiye'yi üçe bölecekler, federasyon adı altında yutacaksınız. Perinçek'in 15 temmuz darbecileri patronlarından İsmail Hakkı Pekin, özel harp birimlerini Erdoğan'a kaptırırsak vatanı kurtaramayız diyor!
Sufi kalbiyle ruhuyla bu ahirzaman nifakına reddiye yazıyor. Hizmet ve erenleri de bu tiyatroda yok olduğu için masumdur ve zulümler görüyor. Erdoğan'ın diktatörlüğü mü Perinçek'in 15 temmuz darbecileri mi iyi derseniz, ikisi de kötüdür. İkisi de cehennemdedir. İkisi de nifakçılar! Perinçek eğer iç savaşı kazanırsa 15 Temmuz sonrası OHAL ile elde ettiği üstünlüğü 4 Mart 1925'deki Takrir-i Sükûn Kanunu ile resmileştirir. İç savaşı Erdoğan kazanırsa Akmilis ve Osmanlı Ocakları, gerçek darbeci Perinçekcileri keser. Perinçek kazanırsa idam ve katliamlar yapar. Particiliği pırtıcılığı hizipciliği bırakılım @metehan_demir Ankara'nın en iyi gazetecisi idin. Sivil toplumsuz ve özgür medyasız adalette olmaz devlette olmaz. Adaleti ancak gerçekleri ortaya çıkartarak sağlayabiliriz @metehan_demir Kamuoyu vicdanı ve hukuk çok yara aldı, 6500 akademisyen mağdur! 10 bini geçkin gazeteci meslektaşın atıldı, işini yapamıyor.
Dostum @metehan_demir TSK'yı en iyi bilen muhabir olarak TSK'dan 15 temmuz'dan sonra tasfiye edilenlerin cemaatcı olmadıklarını biliyorsun! Eski diplomasi muhabiri dostum @metehan_demir in bu millete, devlete Yurtta Sulh Konseyi cuntacının kimlerden oluştuğunu açıklama borcu var! Gazeteci dostum @metehan_demir e Erdoğan rejimi baskı ve zulüm yaptığında, Her kalem aşağıladığında tek sahip çıkandım. Bunu unutmam demişti. Çabuk koroya katıldı. Saldıray Berk'in 15 temmuz darbe cuntası Yurtta Sulh Konseyi'ni darbeden 5 ay önce yazan @metehan_demir sen değil misin? Kimlerdi biliyorsun, neden açık seçik yazmıyorsun. Makaracı Egemen, eski dostu gazeteci Metehan Demir'e de Fetöcü deyip alay ediyor olmalı. @metehan_demir sen hiç Hizmet'i sevdin mi hayatında? Cemaat düşmanlığı ile mi avladılar? Komünist solculuktan Harbiye'den bizim dönemde atılan gazeteci dostum Metehan Demir, vatan hainleri cezasını çeksin demiş! Hangileri Metecim?
Birgün TSK'dan atılan NATOcu subayları savunacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. 1987'de bizi namaz kılmaktan NATOcu subaylar atmışlardı! Sadıray ve Perinçek'in TSK'ya hangi sıfatla müdahale edip, hangi yetki ve hiyerarşi içinde 15 temmuz'u yaptırdığını kimse yargılamayacak mı? TSK'dan binlerce subay, astsubay ve askeri öğrenci atılırken, namaz kılmaktan diyemedikleri için hiyerarşiyi bozmaktan dediler. Hale bakınız, hepsi hiyerarşiyi fena bozdular. Perinçek açıkca diyor ki, TSK'daki NATOcu subayları biz attık ve orduya nifak soktuk, Rusya'dan destek aldık. Atatürkçüleri de attı zalimler! TSK'da bir subayın kimle evleneceğine bile karışılır, yabancı vatandaşla evlenmesine izin verilmezdi. Rusya, Perinçek ve Erdoğan'la darbeci oldu ve TSK'yi parçaladı!
Ne zamandan beri TSK, cuntacılara boyun eğiyor Karadayı?15 temmuzdan sonra hak etmedikleri terfileri alanların neden hepsi İslam düşmanıdır? Bir tane bile farklı görüşten adam koymadınız. Oysa hiyerraşi ve terfiler aksini söylüyordu, kendi kafanıza göre TSK dizayn ettiniz, yüzbinlerce insanın hakkını hukukunu yediniz. 15 Temmuz'da TSK'da hiyerarşiyi bozan Saldıray ve Perinçek cuntasının cezası, rütbelerinin sökülüp tard edilmeleridir. Eskiden cezası idamdı. Askeri Ceza Kanunu'nu 17 yaşımda ezberlemek zorunda kalmıştım. Hiyerarşi'yi bozmanın cezası nedir Karadayı? Saldıray ve Doğan cuntasının cezası ağıt olmalıdır ki kims ebir daha böyle ahmaklıklara kalkışmasın. TSK'yı kimin bölük pörçük edip moralman çökerttiği ve hiyerarşiyi yok ettiği belli. Bu Askeri Ceza Kanunu'nda af edilmeyecek bir suçlar yazıyor. Saldıray'ın tasfiye edecekleri 160'ı general 1600 subayın listesini 15 temmuzdan 14 ay önce sunması, TSK'yı bilmeyen Erdoğan'ın işi değildir. Suçu başkası üstüne attınız yine. Saldıray Berk'in 1600 general ve subayın isimlerini tutuklanacaklar diye Mayıs 2015'de Erdoğan'ın savcısına vermesi komedi değil tiyatrodur! Senaryoyu yap, altını üstünü doldur taktikleriydi.
15 temmuz'u organize eden nifak ekibi, Adil Öksüz'e, Kasım 2015'den beri kayyım atadıkları Kaynak Holding'den araba almış ama Öksüz habersiz idi, cemaat sosu için projeyi çok önceden yazmıştı bu cuntacılar. 13 temmuz'da Adil Öksöz'ü tutuklayanlar 15 temmuz'da Akıncılar üssüne, 10 temmuzdan beri tutuklu Kaynak çalışanlarını da TRT'ye bırakmışlar! Bu kepazelikleri tüm dünya görüyor, bakın size kısa bir özet vereyim.
Çin'in yazdığı istihbarat raporuna da vakıfım. 15 Temmuz'u Erdoğan'ın diktatörlük, Perinçek'in TSK'yı bölmek ve kendi ekiplerini terfi ettirmek için yaptığı anlaşıldı yazıyor! NATO ve Kanada'dan sonra AB ülkeleri istihbarat raporları da sızdı. 15 temmuz'un Erdoğan ve Perinçek tezgahı olduğu kesinleşti. Domuzlar! 15 Temmuz'un ortakları Perinçek ve Erdoğan ittifakı, Türkiye'yi açık hava hapishanesi yaptı, kaçan canını, ırzını kurtarıyor. Çok ilerliyor ülke çok! Yunanistan'da 15 temmuza inanmadı. Yunanistan'a kaçan ve darbeci olduğu iddia edilen 8 TSK mensubu askeri geri iade etmiyor, Ankara yalnız! Projeniz Süfyanınız, Müslüman Hitler'i AB'de kimse sevmiyor. Erdoğan'ın sadece kapalı kapılar ardında değil, açıkca AB'ye tehdit oluşturan bir unsur gösteriliyor.
Erdoğan ve AKP'nin tek anladığı popülizm, güç gösterisi ve kabadayılık! Öyle bir enkaz bırakıyorki, bu ateşten gömleği giyen deli olur ancak. Cemaat hiç devlete talip olmadı, parti kurmadı, o zaman buyrun düzeltin. '3Y – Yolsuzluklar, Yoksulluk ve Yasaklarla Mücadele' söylemiyle iktidara gelen AKP, Yolsuzluk ve yasaklarda zirvede, yoksullarla oy alıyor! Perinçekciler ekseni Şangay'a kaydırdık diye kaydırak oynuyorlar. Yüzde 1 oy alamamış Vatan Partisi nasıl AKP'yi esir aldı diye kimse sorgulamıyor. İbrahim Kalın'ı Saray'dan Perinçekciler şutluyor. Kalın, haziran 2015'de ABD bir üniversiteyle anlaşma yapmıştı, zaten gidecekti, geç kaldı! Perinçek, Şangay'a ekseni kaydırdık, Erdoğan programımızı uyguluyor diyor.AB yolundan eksen Rusya ve İran'ın olduğu istasyona sessizce kaydı. Bu taktikler hiç değişmedi. Bakın.
Erbili Hocaefendi ve Nakşileri yok etme planı nasıl uygulandı? Ve 1960'larda zulüm nasıldı? http://sonsaniye.ca/index.php/2017/02/02/erbili-hocaefendi-ve-naksileri-yok-etme-plani-nasil-uygulandi-ve-1960larda-zulum-nasildi/ … via @SON SANİYE
Süfyanizm'in kuklaları Saldıray, Çetin, Perinçek madem yobaz İslam'a düşmanlar, neden tekfirci terörün tek ilacını sunan Hizmet'e düşmanlar? Perinçek madem NATO, ABD ve Batı düşmanı neden 40 yıldır İngiliz ajanı? Neden Saldıray, 14 Temmuz 2016'da ABD'den Pentagon'la görüşüp döndü? Perinçek madem tekfirci terörü desteklemiyor, neden yardımcısı Saldıray Berk, 10 temmuz 2016'da IŞİD kurucusu Amerikan Stratforla görüştü? Perinçek madem tekfirci terörle savaşıyor, neden teröristleri tutuklayan polis, savcı, hakim hapis, yazan gazeteciler işkenceler görüyorlar? Hakan Fidan, tekfirci terörizmi günahından yırtamaz. Erdoğan zaten hiç bir deliğe saklanamaz. Asıl patronlarınızı satın belki kurtulursunuz! Tekfirci terörizmi vebasında tek suçlu Erdoğan ve AKP kaldı dünyada! Katar da yakında satar! Milyonlarca belge, delili var, inkarı imkansız! Suudiler, Suriye'de insanlık krizine yol açan tekfirci terörizmi günahını Erdoğan üzerine atıyor, resmen sattılar! Bakalım kim pişti olacak? Ku Klux Klancılar tekfirci teröristleri kurma projesini Stratfor'a yaptırdı, Kakan Fidan üzerinden Erdoğan'ı, Suudileri, Katar'ı kullandılar. Bunların altında siz kalacaksınız Hulusi Paşam. Süfyanizm Heyeti kalacak. Erdoğan zaten bitmiş bir Süfyan projeniz. Türkiye üzerine çullanacak tüm dış güçler yine. Sevr getirdiniz.
Prof. Dr. İlber Ortaylı şanlı bir Osmanlı drenişi gösteriyor. Okuyalım:
"Kuran-ı bunlardan uzak tutmak lazım her an ayetleri değiştirip(Uydurup) kendi emellerine alet edebilirler. Ciddiyim! Allahtan bunların döneminde Çanakkale savaşı olmamış; yoksa Çanakkaleyi verip sonra "almak için Başkanlık şart" derlerdi. Her geçen gün Atatürk'e bir kez daha hayran oluyorum; bu kadar nankör ve cahile rağmen bu Ülkeyi kurtarmış. Hesap çalıyorlar sonra o hesaptan Erdoğan'ı övüp mutlu oluyorlar böylece Cihad yaptıklarını ve cennete gideceklerini düşünüyorlar.Şeytanca:)
İnsanlar rahat konuşamıyor,bugün 1 doktora siyasi 1 soru sordum 3 defa sağına soluna baktı kapıyı kapattı öyle cevap verdi. Korku imparatorluğu kuruldu. Yargı Elinizde EVET Yasama Elinizde EVET Yürütme(her türlü)Elinizde EVET Gazete ve TV'ler elinizde EVET Bahçeli elinizde EVET Doymadınız mı? Mesele ne Ak parti ne CB, babamın oğlu Başkan olacaksa yine karşıyım. Tam demokratik bir Ülke için hayır diyorum. AKP'ye yakın tabandan bir yakını ihraç olmayan kimse yok gibi, buna rağmen Evet vereceklerini zannetmiyorum gördüklerimin hepsi öfkeli. Eşit şartlarmış! Türkiye'nin ikinci büyük memur sendikası Genel Başkanı referandumda hayır dediği için iki gün üst üste saldırıya uğradı. İslamcılar artık birbirine Hayırlı Cumalar demeyi de bıraktılar. Fitch notu düşürecek diye kızıyorlar; Parayı peşin almadan Allah demeyen Nihat Hatipoğlu da Evet demiş. Gelin deneyelim kanallarda. Belediye programlarından para alan birisi Hayır desin bakalım 24 saat onu orada durduracaklar mı?
2009'da Erdoğan Samanyolu kolejinde Türkçe Olimpiyatlarında yaptığı konuşmada aldattı. Alkışlayanların, çocuklar hariç hemen hemen hepsi tutuklu. Peki gel bu hasret bitsin diyen? O kandırıldı. AB bizi niye almıyor diyorlar bırakın AB'yi böyle giderse ve Ortadoğu Birliği kurulsa onlar bile bizi almazlar. Güya komisyon ile iç hukuk yolları tüketilecekmiş yahu insanlar tükendi zaten. Burada Maksat AİHM'i keklemek Komisyon İç Hukuk değildir. Masum insanları oyalamayın. Sadece Ahaberi izleyip Ömer Turan'ı okuyan her şeyi güllük gülistanlık zanneden cahil troller Fitch'i duyunca kafası kopmuş tavuğa döndüler. S&P 'den sonra Fitch de Türkiye'nin kredi notunu düşürmüş.Bu ne demek biliyormusun sevgili akepeli kardeşim. Fitchi tuttuk! Fitch'e niye kızıyorsunuz? Gazeteci ve Akademisyen tutuklamada; ve Mala el koymada Dünya birincisiyiz Kim yatırım yapmaya cesaret eder? Ödev yapmayan,ders çalışmayan, sınıfın huzurunu bozan öğrenciye öğretmen iyi not vermez.
Yunanistan niye darbecileri vermedi diyorlar. Onu Askerlerin fotolarını yayınlayan AA'ya sorun. Cahil evladım, başın kapalı ama dizi açık pantolon giymişsin. Başındaki örtüyle dizini kapatsan sanki daha da sevaba gireceksin. Yarın RTE,'Ben onaylamıyorum Ülke henüz Başkanlığa hazır değil"dese ertesi gün"bravo Reis biz de öyle düşünüyorduk"diyecek çok omurgasız var. Düne kadar Aziz Yıldırım'a demediğini bırakmayan Şamil'e bakın; bunun dönüş hızını NASA henüz herhangi bir Gezegende göremedi. Bu siyasal islamcıları 70 yaşında da olsa Anasınıfına alıp sadece insan hakları dersi vereceksiniz. Niye idam istemiyorsunuz diyen cahiller var ulan idam gelse siz pedofiliyi değil gazeteciyi asarsınız. Bu kadar baskıya,tehdite rağmen açıktan Hayır diyenlere nesli tükenmeden sahip çıkın.
Sürekli mağduru oyna, hep başkalarını halka şikayet et, öözüm üreteme, Büyük Krize sok ülkeyi 15 yılda, sonra da diktaörlüğü oylat ki suçların üstü örtülsün… Öyle mi? Meltem Cumbul'a saldırdığınız kadar Müslümanları kovan Trump'a iki laf etmediniz.Oradaki Hristiyanlar sizden daha Müslümanca davrandılar. Akit'in Trump'a tepkisini bulmak için büyüteç kullanmak gerekiyor bunların Müslümanlığı ancak bizim gibi müslümanlarla uğraşacak kadar. "Gavur" İsveç,ABD elçisini çağırıp mülteci yasasına tepki gösterdi. "Ümmetin lideri" ve emrindeki gazetelerden tek bir tepki yok. Neden Hayır? madde madde yazılmış lütfen okuyup paylaşalım.

ABD mahkemenin Başkana dur demesine sanırım en çok saray üzüldü lakin bağımsız yargı kötü örnek oldu onlar için. Atatürkün bize armağan ettiği Nutuktan alıyorum, cahil yavrum. Şuanda yandaşlar ne trump'a ne de İsrail'e tepki gösterebilir çünkü daha fazlası bizim Ülke'de yaşanıyor. Diktatörlüğü bertaraf etmek istiyorsak,sadece bizden olana değil herkese sahip çıkacağız sadece kendi mahallemize bakarsak kaybederiz."
Sufi sustu ama kalbi konuşuyor. Ne diyor sizlere? Kuvvet haktadir. Yalan dolan ve iftiralarla muslumanlarla harpteyiz diye hile yapiyoruz gerekcesiyle kendini avutanlar, cehenneme ehil oldu! Peygamberimizin suc islenmesini tavsiye ettigini hic okudunuz mu? Hayrettin Karaman bosuna ilim okumus, siyasetle camura batmis, alimi bile! Haydutlukla, kaba kuvvetle adalet olsa idi, Peygamberimiz ve sahabeler degil de Mekke munafik, musrik ve fasiklari kazanirdi. Hak kazanacak. Gerçi Ayyıldız hackerleri benim twitter ve facebookları hackleyip kullandığı için artık onları yakalarlar! Sahibi olmadığım hesabı veremem ki! Kendiniz çalın oynayın artık.
Savcılar neden ve nasıl iddianame yazıyor? Komedi drama yazsalar iş bulamazlar. Kim daha aptal iddianameleri yarışacak galiba. Tebrik ederim. Kanada'ya yeni gelmiş dostum sana dava açsalar 10 bin yıl hapis istemeleri lazım, insanoğlu tarihi kadar ceza isterler ama ömrün yetmez dedi. O yüzden herhalde hiç bir iddianame hakkımda yazılamadı, hiç birine atılmadı adım. Firari gazetec dediler de 16 yıldır Kanada'dayım, kaçak filan değilim yani. Savcılara kızamıyorum. Aptallık prim yapıyor. Gerçek ismimle yazmaktan yoruldum. Yahu FuatAvni kim daha bulamamışsınız, ne davası açıyorsun? Kanada'ya gelmiş eski bir dostum, son 4 yıldır Fuat Avni'den sonra en çok okunan ve takip edilen yazarsın dedi. Savcılar böyle düşünmüyormuş ve yazdıklarımı önemsiz bulmuş veya dikkati üzerime çekipte beni okumalarını istemiyor milletin. Zinhar sonra derin uykudan uyanırlar, narkoz etkisini kaybeder. Bizim millet gerçekleri sevmiyor, sanal alemde dizilerle yaşamak, sanal vatan kurtarıp gözyaşı dökmek istiyor ama gerçek kahramanlar aç susuz bırakıldı. Tıpkı Ergenekoncuların dediği gibi intikam oldu.
Gazetecileri RT yapan gazetecileri suçlu sayan savcı dünyada hiç olmamıştır. Hukuk tarihinde aptallık rekorunu kimseye kaptırmaz asırlarca! Vatan Sensinde hiç olmamış Kahraman Cevdet binbaşı, sanal banal Polat Alemdar vatan kahramanı bu ülkede! Gerçek kahramanlar ise hain yapıldı. Sayın savcı Fuat Avni'yi RT yapanlar suçlu oluyor da beni RT yapanlar niye suçlu olmuyor? Kıskandım sanal kahramanı, ben gerçeğim gerçek... Savcılara çok kırgınım. 150 bin twit yazmışım son 4 yılda. Beni RT yapanları davaya almamışlar, firari gazeteciyim dava açanda olmadı henüz! Gençlere konuşmayın baskısı yapılıyor. Haksız rekabet bu işte. Hayır diyenlerin tamamına gözaltı ile seçim ha http://aktifhaber.com/politika/hayir-diyenlerin-tamamina-gozalti-h89874.html … via @aktif_haber
Komedi skeç metni mi bu? RT suç mu? İçinde suç geçmeyen iddianame yazmışlar!
Turkiye'yi 5. Sinif ulke yapanlari Allah kahretsin! Bu muydu benim ülkem ve milletim? Yazık.
DARBECİLERİ MASKELEMEYİN ARTIK!
Gercek darbecileri maskeleme gorevi yapan Erdogan, AKPlilere oyle bir kazik atiyor ki kiyamete kadar sovecekler! Kendi etti kendi buldu olur. Perincek sadece baskanliga kadar laik ulusalci Kemalistleri orgutleme ve darbe heyeti adina zulumleri yapmakta gecici gorevli! Patron baska! Saldiray Nusayri Alevisi, baskan Malatya Alevisi Bilgin Balanli olabilir; muthis ikili Sufyanizm Ayetullah Heyeti'ne girdi; kimse dokunamaz! Askeri Vesayet'in diktatorlugu adim adim geliyor. Bu kumpasa engel olanlari cezalandirmakla sorun cozulemez! Yalan dolani birakiniz artik! Erdogan ve AKP'nin baskanlik kumpasindan kurtulmasi icin tek sansi var: Gercek 15 temmuz darbecilerini yakalayip cemaati suclamayi birakmalidır. Cemaatı yem olarak attın ama gerçek darbeciler seni düdüklüyorlar. Piramid duzeni bir firavun fasizmini ulkemize layik gormus Askeri Vesayet! Erdogan hizmetlerinden dolayi kutsanacak; AKPliler dovulecektir! Tahmin yazmiyorum, Saldiray Berk'e hazirlatilan projeden aktariyorum! Aksama hic olmadi, herkes beklendigi gibi davraniyor! Fasizm yerlesir!
AKPliler guc sarhosu ve zehriyle Erdogansiz bir doneme girildiginde kimin baskan olacagini anlamak istemiyor! Boyle geldi boyle gider sanıyorlardı. Demokrasi, sivil toplum, ozgur medya ve hukuk istemedi Erdogan ve AKPliler! Askeri Vesayet size bu hatalari bilerek yaptirdi, sonlari hazin! Askeri Vesayet kendi diktatorunu baskan koyunca AKPlilere verdiklerinin hepsini bir hamlede geri alacak! El Kaidaci parti muamelesi gorecek! Secsis sistemi ve YSK'da 1 Kasim 2015'de AKP lehine sahtekarlik yaptiran Askeri Vesayet idi, baskanlik sistemi icin AKP iktidarda kalmaliydi. Erdogan, AKPlileri baskanlik sistemi oylamasinda son kez aldatacak! Bundan sonra secim olmayacak; Askeri Vesayet, diktatorunu koyacaktir! TSK'da Baasci baskanlik Cetin Dogan'in 40 yillik projesi, Saldiray Berk, 3 yil Azerbaycan'dan Rus sistemini kopyaladi! 15 temmuz darbecileri bunlardır ve darbenin 5. Aşamasına geçmek üzereler.
Askeri Vesayet en guclu donemini yasiyor ve baskanlik sistemini niye istediklerini anlamak icin arif olmaya ihtiyaciniz yok! Son duayi ediniz. Trump Amerikasinda Ibrahim Kalin'a ihtiyaclari kalmadi! AKP'yi kanser goren bir yonetim iktidara geldi! Bir cihana iki Hitler fazla gelir! Ibrahim Kalin'i Erdogan, Demokrat ABD baskan danismanlari Vali Nasr, John Esposito, Iran sahi eski danismani Huseyin nedeniyle yanında tutuyordu! Son zeki adama yolcu. Ibrahim Kalin, Saray sozculugunden istifa edip ABD'ye donerse bunu Erdogan ve AKP bitti seklinde yorumlayin! Zekidir Ibrahim ama etkisiz artik! AKP ve Erdoğan'ı daha fazla kurtaramaz. Erdogan, baskanlik yasasini onaylamak istemiyor aslinda! AKP'yi yok edeceklerini biliyor! Perincek'in karsi olmasi aldatmaca, asker istiyor! Erdogan ve AKPliler neden yuzde 1 oyu bulunmayan darbeci Vatan Hainleri partisi boyunduruguna girdi? Ne gibi zafiyetlerle esir alindilar?! Perincek yuzde 1 oy alamamis Vatan Hainleri Pakraduni partisi ile istedigini yaptiriyor; AKPliler domuzca devleti ve milleti yemekle mesgul! Baskanlik referandumu da tartismasi da bos bekar istir! Perincek'in esiri olmus Erdogan ve AKP iktidar degil ki! Darbeye darbe diyemediler!
"Bir şiir okudum 3 ay hapis yattım" diye ağlayan zat, "burs verdim, talebe okuttum" diyenleri hapishanelere dolduruyor. Ya kitap okusaydı? Perincek, Islami hizmetleri ezmede yardimci oldugu icin MHPlilere ve Bahceli'ye tesekkur etti! Ulkuculer bugunleri de mi gorecekti? Rezillik dizboyu değil boğazdan üstü de aşağı da bokhanedeler. Erdogan'in Akmilisleri ne kadar hakiki musluman varsa hepsine gozdagi verdi ama Islami hizmetlere savas acmis Perincek'ten korkuyor dokunamazlar tabi. 28 subatta bile dini sohbetlere ara vermemis basta Cubbeli Ahmet, tum hocalar dini dersleri durdurmus! Erdogan ve AKP, Perincek'in esegi mi? Dun Almanya'da KHK ile ihrac edilen bir Diyanet imami aradi! Cemaatla alakasiz, niye magdur anlamamis! Faydali Islami hizmet mi yaptin dedim. Kriterleri bu. Güzel müslümansan suçlusun ve ezileceksin.
AKPliler 15 temmuzda askeri darbeye engel olduk diye kendilerini kandiriyor! Turk tarihinin en agir darbesi ile Turk milleti ve 50 yıldır büyümüş tüm İslami Hizmetler toptan yok ediliyor! AKPlilerin calip gasp edip iktidarda kalmaktan baska davasi yok! Perincek 1925-1929 zulmunu uyguluyor ve guya muhafazakarlar seyrediyorlar! AKPliler neden Perincek'in vatan hainleri partisinin programini uyguluyorlar hic merak etmiyor mu? Madem siz iktidarsiniz tokmak niye baskasinda! Vakıfları üzerinize almakla İslami Hizmet yapıyoruz diye kandırıyorsunuz. Bunlara el koymaları çocuk oyuncağıdır. Tüm yumurtaları tek sepete koydunuz ve hepsini kıracaklar birden ve bu enkaz altından kimse kalkamayacaktır. Perincek askeri cuntasi ne derse yaptiriyor! Yuzde 1 oyu olmayan Vatan hainleri AKP'yi calmislar veya esirler; muslumanlara zulmediyorlar! Erdogan ve AKPlilerin Perincek'in organize ettigi Askeri cunta darbesine 15 temmuzda destek olduklari artik anlasildi! Lanetle anilacaklar! Kimse af etmeyecektir.
1987 iskencelerini yapan NATOcu bir subay, sana Ataturk'u infaz ettigine dair bile itirafname imzalatirim demisti! Kendileri yazar oynarlar! Buranın Allah'ı benim tarz soylemi 1987 iskencelerinde NATOCu Ergenekon subaylari kullandi, 12 Eylul iskencesinden gecenlerin hepsi de bu kelami duymuslardir! "Buranın Allah'ı Benim" http://aktifhaber.com/gundem/buranin-allahi-benim-h89877.html …
Perslilerin Turk nefreti 1000 yilliktir! Hep maglup oldular; bir Yavuz cikip oyunlarini hep bozdu; yine bozacak ama uslanmalarini beklemeyin. Persliler Turkler eliyle muslumanlasmayi hic hazmedemediler! Horasan'dan Anadolu'ya hicret eden Oguzlar icine hep nifak sokup dervis yolladi. Osmanli'yi en fazla yoran Trabzon ve Rize'nin Rum ve Pakraduni Gurculeriydi! Papaz kiyafeti sonra Babai oldu, simdi de Erdogan'in ardindalar. Hiristiyan Avsar Turkleri Balkanlarda Bektasi olup Osmanliya isyan etmeye devam ettiler; mason Bektasi olarak 150 yildir bizi ugrastiriyor! Mevlana Rumi ve Osmanlilari en fazla ugrastiran asil Turk soyu olduklarini iddia eden Hiristiyan Karamanogullari oldu. Fatih Sultan Mehmet, Balkanlara surdu de nefes aldı. Çandarogullari, Fatih'e kadar Osmanliya direndi, Avsarogullari Karaman'da Hiristiyan Turklerdi; Hayrettin Karaman ile akrabalik var mi acaba? Bu kadar münafıkca fetvaları kuşkulandırıyor. Saadetin Kopek gibi soysuzlar devletlu gecinip Ertugrul gibieri ezdi; bugunde benzer kopekler Hizmet'i dirilis fedailerini ezmek istiyorlar! Saadetin Kopek, Alaaddin Keykubat'i zehirleyip Selcuklu tahtina konmak icin 1. giyaseddin Keyhusrev'in babasindan picim demisti, asilmisti! Ertugrul dizisinde nifakci Ural'in yargilanmasi gibi adil bir uluslarasi mahkeme ve adil hakimler istedi Hocaefendi! Zira suclulari biliyor. Hz Cebrail azap melekleriyle helakete gelse, insan olarak gozukse yobaz guruh ya rusvet ya ahlaksizlik teklif edecek, Lut kavmi kadar kotuler. CHPliler hiç merak etmiyor mu neden Hizmet Batı değerlerine uyumlu ve neden siz laik Atatürkçüler dünya ile uyumsuz kaldınız?
Tuzakci domuzlara daha nasil sarih bir delil lazim bilemiyorum! Cihanda 15 temmuz Erdogan'in Ergenekonla ortak tezgahi demiyen kalmamis gibi. Yobaz Siyasi Islamcilar ve yobaz laik Kemalistlerin psikolojisi oyle halde ki, gokten Hz. Cebrail inip gercekleri anlatsa, sihir diyecekler! Mevlana Hz. dediği gibi "Bu dünyada neyi en çok istersen, o senin imtihanın olur". Erdogan ve Ergenekoncularin iyi tarafi, Bizi mukemmel denetleyip kusurlarimizi gosteriyorlar; bizde duzeltiyoruz! Herkese boyle şeytan lazim. Niye? Hangi konuda yalan, tezvirat ve iftiraya ugruyorsak, demek ki bu alanda Hizmet'i yeterince anlatamamisiz diyorum ve bu alana yogunlasiyorum. Yetismis kaliteli insanlarimizi hangi kesimden olursa olsun korumaliyiz! Siyasi fahiselikle katil olanlara siginmasinlar, hayatta kalsinlar! Hizmet'in masallah hatayda 2000 sene once teblige giden Barnabas'i, Marcus'u, Habibi Neccar'i varda peki elcileri tasliyanlari tanidiniz mi? Kur'an, Yasin suresinde sizden hic bir ucret istemeyen o mursel salih teblig erlerine uyun demiyor mu? Ergenekoncular hadi tasliyor, ya siz?
Oysa Gulen Hocaefendi'nin okuma listesi cok zengin ve cesitli! Neden bazi sahislar kendilerini dar bir alana hapsediyor anlamak mumkun degil. Hayatinda Gulen Hocaefendi, Kuran, Hadis, Risaleden baska hic bir sey okumamis bazilari yobazlik ile taassup med-ceziri yasadigini bilmezdi! 2010'da Gulen Hocaefendi, arkadaslar beni satip pazarlamayi terk etsin; kaynagimiz Kuran ve hadistir dedi ama cemaat sanirim idrak edemedi! Gulen Hocaefendi ve Hizmet'i asiri koruma zafiyetimiz oldugunu Ergenekoncular tesbit etmisti; koruma refleksi ve takintimizdan bizi vurdular. Hangi konuda asiri takinti yaptim, onyargili davrandim veya asiri muhabbet duyduysam, Allah oradan agir imtihan yapti; duzeltmekle bitmiyor! Allah, tam tevekkul, tam hamd ve sukur ve tam aktif sabir talep ediyor! Takintilar ve onyargilarimiz, Allah'a ulasmada engel perde oluyorlar. En hassas oldugunuz konularda yalan, tezvirat ve iftiralara ugruyorsaniz, bunun mutlaka bir hayri ve hikmeti olmalidir! Bekleyip gorecegiz. Sadece Allah, Rasulu ve sahabe sevgisi degil; vatan, millet ve insanlik sevgisini Gulen Hocaefendiden ogrendik! Samimi yasiyor bunlari zira! Hizmet erenleri, Allah dunyayi sevdirmesin diye dua eder, Siyasi Islamcilar devleti ele gecirip, cok zengin olmak icin dua eder! Fark bariz! Ergenekoncular aslinda Hizmet erenlerini surekli teyakkuzda tutuyor; serceler sahin saldirisi olmasa ucmayi da, kartala aski da ogrenemezler.
ATATÜRK'Ü BİLE TERÖRE DESTEKTEN HAPSE ATARDILAR!
Hocaefendi ile Resen emeklilerin Agustos 1990 bulusmasinda dedi ki, siz evlenmeden ve ucret istemeden once meleklerle yarisirdiniz! Agladik! Bazen bu Ergenekonculara sovsem mi sevsem mi bilemiyorum! Bu seytanlarda olmasa nasil manen inkisaf edecegiz? Turkan Saylan, Ankara'da GATA'da askeri öğrenciler sevgililer bulurdu ve kontrol ajanlarıyla gelecek potansiyeli olanları evlendirird, Perinçek gizli sağ koluydu. Hocaefendi'den hicrete giden bekar gencleri hemen evlendirin talimati gelince sok olmustum! 33'ten once evlenen abi hic tanimiyordum oysa ki! Hayatimizi hep Ergenekoncular degistiriyor! Turkan Saylan, Tataristan'da Eyupu Rus kizla yoldan cikarmasaydi Hocaefendi bizi evlendirtmezdi! Aslinda evlenmeyi de hizmet etmek ve meleklerle yarismak icin hic istemiyordum. Hocaefendi, 25 yasimda zorla evlendirin talimati yollamisti! Hocaefendi'den ucret istemeden hizmet et, meleklerle yaris tiyosunu alinca Zeki abiden Eflak'a verdigim parami istedim; ucret almayacaktim!
Agustos 1990'da Hocaefendi'nin TSK'yi avukat gibi savunup magdur bizlere sabri tavsiye etmesini anlamamistim! Ustad Nursi oyle tavsiye etmiş ve TSK'nın büyük kumpası ahirzamanda bozacak olmasından dolayı toz kondurmazdı. Agustos 1990'da ilk defa Hocaefendi'yi gormustum! TSK'da dindarlara zulmu Kemal Yamak ve Ozal ile durdurmaya calistiklarini detayli anlatti! Agustos 1990 idi, Altunizade'de TSK'da namaz kilanlara yapilan iskenceleri anlattik! Zorlamayin, bana TSK'ya beddua ettiremezsiniz demisti! Gulen Hocaefendi, yaninda kimseye Ataturk'e sovdurtmez, TSK'ya laf ettirmez. Elmali tefsiri lafzi, Nursi tefsiri hermeneutic olarak okutuyor. Her 25 yilda bir Kuran tefsiri yenilenmeli diyen Gulen Hocaefendi'nin neden bu is icin bir komisyon kurdurmadigini anlamamistim. Adam yokmuş meğerse. Çakalmış çoğu... Cumhuriyet'in yetistirdigi ilahiyat profesorleri oturup aglasinlar;Osmanli aydini Elmali Hamdi ayarinda bir tefsir yazamadilar; işleri güçleri nifak çevirme, tekfir edip imanı hizmet yapmama.
Madem evinde Elmali tefsiri bulundurmak suc, bu tefsiri yazdirtan Ataturk'u yargiliyorlar demekki! O finanse etttigine gore suclu Ataturk mu şimdi? Haydı savcım buna bir iddianame yazda görelim. Ataturk'un finanse ettigi Elmali Hamdi tefsirini okumak ve evde bulundurmaktan cok sayida insan hapiste, isini kaybetti! Suc delili buymus! Siyasi Islamcilar, basta Hayrettin Karaman, Ataturk siparisle yazdirdi diye Elmali tefsirine karsi savas acti! Sahip cikan Hocaefendi sadece. Yobaz laik ulusalci Kemalistler muslumanin her cesidine karsi savas halinde oldugu icin aydin Hizmet erenlerini hazmedemedi, cok kiskandilar. Ataturk'un yazdirtigi Elmali tefsirini tekrar parlatan Gulen Hocaefendi ve okuyuculara hediye eden Zaman gazetesi idi; iste Ataturkculuk bu! Ataturk, Islam'a savas acmis olsaydi Elmali Hamdi'ye neden Kur'an tefsiri yazdirip ucretini odesin! Bugun terore destek diye hapse atarlardi.
Perincek, yobaz laik ulusalci darbecileri kandiriyor, Ataturk Islam'a savas acmisti, bizde onun yolundayiz diyor! Nutuk okusalar cahil olmazdı llber Ortaylı'nın deyimiyle. Gulen Hocaefendi dizinde tefsir okumus hangi talabesine sorsam Elmali tefsiri esas, bunu yazdirttan Ataturk'e vefali, giybet ettirmez dedi. Ataturk ve Gulen Hocaefendi'yi ayni idealde bulusturan bence Elmali Hamdi Kur'an tefsiri! Ataturk yazdirtmis, Hocaefendi yillardir okutuyor! Erdogan&Saldiray&Dogan ve Perincek darbe ekibi, Elmali Tefsiri bulduklarini hapse tikti! Ataturk'e ihanet ettiler, bu tefsiri o yazdirmisti! Gulen Hocaefendi, Ataturk'un Kuran tefsiri yazdirdigi Elmali Hamdi tefsirini esas alarak 50 yildir tefsir dersi yapiyor! Kemalist yobazdir! Mustafa Kemal Ataturk, cahil yobazlar aydinlansin diye Kuran tefsiri yazmasi icin Elmali Hamdi Yazir'a gorev verip, kendi cebinden odemisti! Mustafa Kemal Ataturk, dini siyasete alert edip dunyevi menfaatlerine yontan yobazlara dusman! Said Nursi& Gulen Hocaefendi gibileri severdi Gulen Hocaefendi ve Hizmet erenleri, Mustafa Kemal Ataturk'un yapmak icin hayal kurup vasiyet ettiklerini yapti, bunu Ataturkculerden çok duydum. Tek tek sayarım gerekirse. Mustafa Kemal, bugun dirilse, Turkiye'yi 180 ulkede guzel tanitan Gulen ve Hizmet'i takdir eder; yikmaya calisanlari hapis veya idam ederdi!
Kim Vatan haini, kim vatana ihanet etmiş tüm cihan ve Türk milleti er veya geç görecekler ama geride enkaz halde bir Türkiye bırakarak… Yobaz laik Kemalist ve yobaz Siyasi İslamcılar ittifakı yıkıyor. Ülkeyi fiziken tamir etmek zaman alır, travmaların terapisi de. İşimiz zor.
Allah'ın zalim kılıcı ve Travma terapisi!

İlk Fuat Avni'den mısra:
Hiç kimse yok kimsesiz
Herkesin var bir kimsesi
Ben bugün kimsesiz kaldım
Ey kimsesizler kimsesi
Avni (Fatih Sultan)
Devlete emanet devlet memuruna tuzak kurup domuzluk manzarası sergileyenler münafıklığın ana şartını sergiliyor: Emanete hıyanet. Münafıklık zirvesidir.
Münafıklar dün sabah Kütahya'da ÜÇÜZ çocuklarından bir tanesi %98 Engelli, bir tanesi %78 engelli bir anneyi gözaltına aldılar. Lütfen çekin artık şu ellerinizi bayanların, engelli çocukların üzerinden münafıklar! Hatice Hanımı, Polislerin götürdüğünü gören komşuları çocukların yanına geliyor ve çocukların dayısını arayarak çağırıyorlar. Terör Şube Polisleri Hatice Kokoğlu'nu, çocuklarının yanlız kalacağını düşünmeden gözaltına alıp emniyete götürdü! Bu Kanada'da suçtur ve o polislerin mahkemeye verirler. Ev Hanımı olan Hatice Kokoğlu, çevresinin baskısı, çocuklarının bakımı ve eşinin tutuklu olmasına dişini sıkıp sabretti.
İkisi Özürlü, 3 çocukla tek başına kalan Hatice Hanım, zaten maddi sıkıntılar içerisinde ve çok zor şartlar altında yaşıyordu. 5 ay tutuklu masum eşini ziyaret için Fethiye'ye gidip geldi. Çünkü kısa bir süre sonra Güvenlik Bahanesi ile İbrahim Kokoğlu, Kütahya'dan Muğla Fethiye'ye nakledilmişti. Bu kasıtlı bir zulümdü. Üniversitede Memurken İhraç olan eşi İbrahim Kokoğlu, 15 Ağustos tarihinde gözaltına alındı ve suçunun ne olduğunu bilmeden tutuklanarak Kütahya Hapishanesine kondu. Karanlık süreç bittiğinde hakkında iddianame bile hazırlanmamış olacak, zira ortada bir suç yok, icad edilecek suç olursa buda ayrı bir zulüm. Bu zulümlere sessiz kalan münafıkların bahaneleri tükendi.
Sürecin başında ne oluyor Türkiye'de diyen Din ve Politika'da en saygın isim hocam Paul Freston'a, İbni Arabi ile İbni Teymiye savaşı dedim. Terörcü zihniyeti temsil eden yobaz Siyasi İslamcılar tarih boyu oldu ve katillikler yaparak hep cehennemi boyladılar. Büyük Süfyan'ın kıskançlığı, hasediyle mücedditlik ve teblig makamı haramilere geçemiyor. Devlet terörü ile zulüm yapanlar geçmişte İbni Arabi'yi de ezen yobaz hırsız zihniyetti. Hastalıklı bir virüstür. Gülen'in Arapçası Dahhak'tır. İbni Arabi hazretleri, 1960'da yeni mücedditi üstadın talabesi Ceylan abiye türbede üç erbainden sonra söyledi. İbni Arabi'nin bugün devamcısı Gülen Hocaefendi. Bu silsile müceddit silsilesidir. Mevlana, Rabbani, Halidi Bağdadi, Said Nursi'den geliyor. Bunu inkar ve ret etmek için çevirmedikleri dalavare kalmadı. Kibirleri ve kinleri bu yobazları cehenneme ehil hale getiriyor. Bu dünya da sonlarının ne olacağı tarihten bellidir.
SADATcılara, fişledikleri 20 bin twitter kullanıcısı muhalifi öldürme fetvası vermişler. Hayrettin Karaman imzalıyor ölüm fermanlarını! Katillere çağrım var. Hz. Çmer hicfret ederlen zalim müşriklere ne dediyse onu diyorum. Hodri meydan. Cesaretiniz varsa gelinde öldürün. Gücünüz sizin zayıf garibanlara yeter. Şaka yapmıyorum, Şam Taşı Tepe'sinde yaşıyorum. İngilizcesi Shamrock. Arayanlar bulur beni. Saklanmıyorum. Öldürmek isteyenlere hayat sunarım Sufi olarak! Daha önce de pek çok rejim katili öldürmeye geldi, hidayet yolunu gösterip yolladım.
Tüm Süfyan ve Yezidler, Yavuz Sultan Selim'den korkarlar. Köprüye adını vermekle geçmez bu korku! Bir Yavuz gelir haramileri çöplüğe yollar. Yavuz Sultan Selim cennetmekan, Şam'ı fethi sırasında İbni Arabi'yi rüyasında gördü ve çöplük olan yerde mezarını buldu. Araplara inat türbe yaptırdı. Moğollar, İbni Arabi'nin ilminden çok korkmuştu sadece. Şam Taşı Tepe'sinde ömrünü son geçirdiği camiyi Şam çöplüğü yaptılar ki, unutulsun. Moğollarda İbni Arabi'yi kurdukları Yezid düzeninde sakıncalı buldu. Erdoğan'ın beslendiği İbni Teymiye anlayışında tefsiri ilk kullananlardı. Bu harici yobaz zihniyeti hortlattılar ve onlara sadece cehennemde başarılar dilerim! Moğolların yıkıntısı ve travmasını İsmail Gaspıralı güzel anlatır. Gülen Hocaefendi gibi modern okullar açmıştı. Hizmet, devamcısı görülüyor. Ne yapsalar bu gerçek değişmeyecektir.
Erdoğan ve AKP'nin sonunu izah edeyim. Tarih tekerrürden ibarettir. İbret alsaydılar zaten tekerrür etmezdi. Hulagu, Baycu Noyan ile dünyaperest, ölümden korkan sözde Müslümanları öldürüp eşlerini cariye olarak askerlerine dağıttı. Allah'ın zalim kılıcıydı. Bu devirde de Allah'ın hangi zalim kılıcı kullanarak bu münafıkları cehenneme postalayacağını yaşarsak göreceğiz. İbni Arabi'nin son eseri Esma-i ilahiyenin insan kişilik yapıları üzerindeki görünümüydü. Yanında Kur'an'ı bile bulundurmayı yasaklamışlardı. Bu münafıklar Hizmet erenlerine benzer zulümleri yapıyor. Kuran, Cevşen ve Risaleler suç delili diye toplandı, evlerde Elmalı hamdi yazır tefsirleri, Hadis kitapları dahi toplandı ve mahlemeye sevk edildiler. Bu manzaralar, Abbasilerin yıkılış sahnesine çok benziyor. Moğollar gelmeden önce toplum aynen bu haldeydi. Hırsızlık yapmayın diyenleri hapse atmıştı Halife bozuntusu ve mollaları fetva yazmıştı. Kokuşmuştu, yozlaşmıştı toplum. Konforlu, zevk içinde Karun gibi yaşıyorlardı. Camilerde namaz kılıyor,her yıl farz olmamasına rağmen gösteriş için hac yapıyorlardı. Helal ile haram birbirine karışmıştı. İyi insanlar hapiste asılsız suçlamalarda süründürülürken, haramiler güç zehriyle eziyordu.
Moğolllar gelip İskenderiye kütüphanesini yakmadan ve Bağdat'ta 1 milyon müslüman erkeğin kellesini uçurmadan, İbni Arabi son eserini yazdı. Toplumdan umudunu kesmişti, gelecek nesillere yatırım yapmak istedi, bozulan nesil kısa sürede düzelecek gibi gözükmüyordu. Moğollar gelip Saray'ındaki havuzunda boğdular kibirli İslam Halifesini, ahaliyi de acımasızca sokaklarda öldürdüler, kadınlara açıkca göstere göstere tecavüz ettiler ve haramilerin tüm mallarını gasp ettiler. Halife ölmüştü, yeni kral Moğolllardı. Kibirli İslam halifesi edepsiz bir hırsızdı, laf anlamaya ve hesap vermeye de hiç niyeti yoktu. Kirli Mollaları İbni Arabi'yi allam etti kellam etti ve mahkemede suçlu buldu. İdam cezası halk nezdinde büyük tepki toplayınca yobaz İslam halifesi lütfetti ve cezası Şam'da sürgüne çevrildi. Kimse yanına gitmeyecek, ekmek ve su bilevermeyecekti. Koca şeyhlerin ekberi ahir ömründe bir Piri faniydi. Kimsesiz biçimde öldü. Cenazesini gömmeye bile ahali cesaret edemedi. Üstelik kaldığı yeri çöplük yapmıştı Halife! Şam Taşı Tepesi hayal ürünü bir yer değil. İslam Halifesi, Allah'a değil altına, puta tapıyorsunuz diyen İbni Arabi'yi idamla yargılamıştı ama sonunda kendisi havuzda boğuldu.
Erdoğan ve AKP'nin tabi olduğu tekfirciliğe dayanan İbni Teymiye ekoiü, Moğola kin ve nefret ürünüdür. İbni Arabi yolu sevgi ve aşk merkezlidir. Gülen yolu gibi, hayatı ve imanı temsil eden hal lisanı ile insaniliktir. Moğolların Türklerle evlenen ilk nesli dahil, hepsi Sufi Türk Müslümanlığı içinde eridi. İbni Teymiye'nin yazdığı travma tefsiri ile değildi. Bu tefisr İngilizlerinde Osmanlı'yı yıkmada kullandığı Arap ırkçılığına dayanan hastalıklı İslam üretir. İbni Teymiyeci terör örgütleriyle Erdoğan, İngilizlerin de Osmanlı'yı yıkmada kullandığı bu yobaz Arap ırkçılığı tefsiri yorumuna dayanıyor. Hainlerin yoludur. Hayrettin Karaman'ın salvoları kurtaramaz.
Moğolları kimse yenemedi. İki sebeple yok oldular. Salaklar Japonya'yı fethe giderken gemiler battı, boğuldular. Gemileri Çinliler yapmıştı! Çin malı berbat, çürük olur sözü ta buradan gelir. İkinci sebep, Moğolları bilek gücü değil, İbni Arabi, peşisıra gelen Mevlana sufiliği mağlup etti. Evlendikleri Türk kadınları Sufi olmuştu! Moğollar, bebekler dahil tüm erkeklerin kafasını keser ve kafatası kuleleri yapardı. Korku o denli hakimdi ki, hırsız Halife faturası çok ağır oldu topluma. Müslümanlar yüzyıl kendine gelemedi. Anadolu'da insanlarda epey Moğol kanı, genetiği vardır derler. Tüm erkekleri öldürüp, kadınları cariye alıp hamile bırakma Moğol zevkleriydi. Selçuklu'nun çöküşünü anlatan Mehmet Saray doktora tezini kısmen Moğol travması üzerine yaptı. Size oradan aktarıyorum. Bunları atmıyorum. Baycu Noyan'ın Anadolu hikayeleri mitoloji değil. Bir kale dolusu askeri tek başına teslim alır, erkekleri tek tek öldürür, kimse direnmezdi. Korkunun yol açtığı şeref ve onur kaybı, mertlikte genetik kodları bozdu.
Halifeye biat etmeyenleri hain sayıp öldüren hırsız harami müslümanlar, Baycu Noyan'ın güç gösterisi karşısında hemen Moğol köpeği olmuştu! Baycu Noyan, tüm Anadolu'da yıkmadık, köy kasaba, belde, şehir bırakmamıştır. Hırsızlık devlet adeti olduğu için hainleri kolayca satın aldı. Özetle hırsız Halife faturası çok ağır oldu topluma. Müslümanlar yüzyıl kendine gelemedi. Haramilikle devlet oldum sananlar hep satışa geldi. Moğol Komutan Hulagu, Kibirli İslam halifesi bozuntusu edepsiz hırsızı kendi havuzunda Baycu Noyan'a boğdurdu, Ertuğrul filan öldürmemişti. Tarihe yalan katarak kendi kafasına göre değiştiren iktidar beyin yıkıyor sadece! Osmanlı dizileriyle ecdatı zalim, haremci, gaspcı gösterenleri kınıyorum. Ecdat lanet eder size.
Moğolların tarih sahnesinden çekiliş şeklinde iki morality, ders var. 1. Çinlilere gemi yaptırmayacaksın! Malzemeyi eksik kullanmışlardır! Moğolların toplam 120 bin kişilik ordusunun tam 90 bini Japonya'ya giderken Çin kölelerin yaptığı gemilerde ilk çıkan fırtınada alabora oldu. Çin ekseni, Rus ekseni filan diyen birileri var ya ülkemizde, Moğollarda Çinlilere güvenmişti! Çin malı ucuz ama çürük olur sözü ordan gelir. Allah'ın zalim kılıcı Moğolların yok oluşundan çıkan 2. ders: Erkeklerin hepsini öldürseniz de Türk kadınlarıyla Sufilik hakkınızdan geliyor. En önemli ders: İbni Arabi, Mevlana, Rabbani, Mevlana Halid, Said Nursi, Gülen Hocaefendi gibi şahıslar ölseler de, bıraktığı miras yaşıyor. Hırsızlıkla, kamu soygunuyla, zulümle kimse abad olamıyor.
Moğollar, milyonlarca müslümanı öldürüp, İslam medeniyetini yıkmadan önce İbni Arabi, sürgünde hapsedildiği Şam Taşı tepesinden çok uyarmıştı! Gladyo infazcıları nerede olduğumu merak ediyorsa söylüyeyim. Şam Taşı tepesindeyim. Kader buraya sürükledi. İbni Arabi'yi de kader son yıllarında oraya götürmüştü! Madem Diriliş Ertugrul dizisi İbni Arabi'yi pek sevdi, ben size İbni Arabi'nin Allah'ın esma ilahiyesini gözlemlerinden çıkan sonucu yazayım. El Habir'in aciz kulunun MİT'e, ite ihtiyacı yoktur! Elli tane MİT'i teknoloji ile donatsanız nafile çaba; her pisliğinizi elbette yazacağım. Allah'ın verdiüi ömür ne kadarsa o kadar yaşarım. Ecel birdir, değişmez. Canımı domuz köpeklerin alamayacağını size söylüyebilirim. Daha fazlasını söylemek gayba taş olur.
El Habir'in aciz kulu, esyanin gizli sakli olani bilen, nifakcilar kumpasin olusum asamasinda iken sizi haberdar edendir; sir yoktur Habire! Ibni Arabi'nin The Name and the named kitabindan Abdul El Habir kimdir kismina okuyacak olursaniz, Sen kimsin sorusunu sormazsiniz! Haberciyim! Basima gelecek gelir! Sufyan nifaki dehsetlidir; ayakta dimdik, mert durmam vaciptende öte ilmim gereği farzdır. Teror estirenler Musluman olamaz veya kalamaz! Kuran'da 3 yerde ayet var; Allah zalimin kalbinden imani cikartir, murted olarak canini alir! Sözde Dinli olanları da görüyoruz! Kafa kesiyorlar, insan yakıyorlar, hırsızlık talan yapıyorlar! Çok mübarek insanlar canım! Cehennem köpekleri hepsi! Elbette Erdogan ve AKPliler seriatten kacmak icin bu kadar nifak ve film ceviriyor! Korkunun seriate faydasi yoktur; cezalarini bulacaklar! MİT, Cerkez ve Gurcu ciftligidir; cogu laik yobaz veya dinsiz solcu kesimi! Iskenceleri de onlar yapiyorlar! Haramilerdir! Beni beğenenleri de beğenmiyorum diyen Üstad Said Nursi, ölçüyü gösterdi. Kimsenin gazına ihtiyacımız yok. Şeriat, er veya geç tecelli edecektir. Ancak bazı Allah'ın kulları bundan da hoşlanmayacaktır. Herkesi memnun etmek imkansızdır.
Toplumun, adaletin, vicdanın kanayan yarası, sızısı, kamu soyguncusu, tekfirci teröristler ve devlet terörü yapanlar ceza almadan dinmez. Şeriatı uygulamak için Molla Gürani, Ebu Suud, Sarı İlyas mı lazım? Hepsi hapisteler. Dışarıdaki biatcılar, haramilerin guldur başı oldular! Hz. Ömer Adaleti ve Hz. Ali'nin Zülfikar kılıcının devleti domuz gibi yiyenlerin kellesini almasını, şeriat istiyoruz. Hak ettikleri cezayı! Şeriat istiyoruz, şeriat istiyoruz, şeriat istiyoruz. Süfyan Erdoğan ve Harami AKP'lilerin, 15 Temmuz canilerinin ceza almasını talep ediyorum. Mazlumlar adına, Hak adına, Hz. Hızır adına, tüm evliyalaar, asfiyalar adına talep ediyoruz. Siyasi İslamcı yobazlar yıllardır şeriat istiyoruz diye dövünüp dururdu. Evet, bizde şeriat istiyoruz. Devleti terör için kullanan murdarlardan hayır gelmez bir daha. Haricilerin kökleri bir kez daha kuruyacaktır. Yobaz virüsü şekil değiştirene dek.
Müslüman terör örgütü kurmaz, dahil olmaz, insan öldürüp cinayet işlemez. Devleti kurtarıyorum diye terörcülük yapanlara şeriat uygulansın! Hz. Ömer, kamu soygunu yapan hiç bir kimseye acımazdı. Oğlu da olsa şeriat cezasını uyguladı. Biz de şeriat istiyoruz. Hırsızlar ceza alsın. Eğer bir birey hangi gerekçeyle olursa olsun kamu soygunu yapıyor, haksız rekabetle yandaşını devlete dolduruyorsa müslüman değildir, olamaz. İslam'ın sunduğu insanlık ve insanilikte bir birey devlette çalışıyorsa, haram yemez, kamu soygunu yapmaz, kimseyi incitmez, ideal memurdur. Devlette örgüt kuranlar genelde partili olanlar. Daha fazla devleti yemek, yandaş yerleştirip kadrolaşmaktır hedefi. Sadece cebini düşünür. Cemaatın aydın insanları tüfeyli değildir ki bu ülkeye tebelleş olmuş olsun. Hak eder girer devlet kurumuna. Yobazların haramiliği sorundur.
Üstad Said Nursi diyor ki yazdırılanlar nefsimedir, nasiplenmek kader kısmet işidir! Wilfrid Laurier üniversitesinde Social Work masterımı tezsiz bitirebilirdim ve daha kolay olurdu bu. Zoru severim. Beğenmeyenleri de severim. Hz. Hızır değilim elbette. Sufi makamları içindedir. Ölüm kalım meselesi olmadan gelmez, yanlış yaptığımda da gelir. Bu elbette veli olduğum anlamına da gelmez. Şov yapmıyorum. http://scholars.wlu.ca/etd/1634/ 
Hz. Hızır'ı Batı dünyasına tanıtmak için aslında Sufi Terapi tezimi yazmamı isteyende oydu. Tezi kendimin yazdığını sanan 3400 kişi indirmiş. Tevazu yapmayı sevmem. Hz. Hızır şiirinin İngilizcesi Sufi terapi master tezimde var. Hz. Hızır, Social Work mesleğinin Piridir, Batı akademisi tanısın istemiştim! Hızır Kalb gözünü aç, hiç ücret isteme, ak beraat et. Hakkı sev, koru, yay, doldur kabını, hızlı Hızır et. Rüyeti Şîr'in 5 Nisan 2012 tarihli ilanatıydı.
Emniyeti telkin et, emin sıfatla sıkca tebliğ et. Ehil bulunca emaneti taşıma, derhal teslim et. Muhtaç her kula karşılıksız hemen yardım et. Sorarlarsa sus, Hızır gibi hızlı ol, özlü beyan et. Yardım isteyeni boş çevirme, himmeti ali et. İnsanı insandan ayırma, gözünü kapkara et. Doğru düz söyle sözünü, o kalbini uca et. Aldırma kem gözlere, Hızır gibi sırlı dua et. Aç sineni, üveykler gibi kanatlan boca et. Durma, arkana bakma, sorgusuz sual et. Yeşil sarıklı Hızır dedi: Hızır gibi hızlı koş ve acil yardım et Sorma ben kimim, insana selam et. Bekleme Hz. Hızır'ı, hikmetli kelam et. Hz. Hızır kurallarını, Mart 2012'de çok net açıkladım bu şiirle. Osman Şimşek, http://herkul.org 'da yayınladı. http://farukarslan.com/siirlerim/hizir/ …
Neden her kesimden tanıdığın var diye sık sık soruyorlar. MİT olduğum için değil. Herkese karşılıksız yardım ettiğim için kalbi kırıklar beni buluyor. Ne yapayım, kimseyi geri çevirmem. Çok sayıda inşaatta çalışan amelemiz oluştu. Fakir insanların halini anlamamız için eğitimli makam sahibi insanlar, 'down to earth' oldular. Hz. Hızır kuralıdır: Yardım isteyene Ceylan gibi koş, Hızır gibi yardım et, sorma nedendir diye. Yardım istemeyen kibirliye selam et, salla! Ailenizin veya akrabalarınızın çok zengin olması işe yaramıyor. Dünya, ahiret görüşünüz farklı ise ayrışma kaçınılmaz. Herkese yardım ederim ve ayrımcılık yapmam. MİT'e girememiş Almanya masterli süperzeka Tuncay beyin yiğenini evlendirmeye çalıştım, belki travması geçer! Sıvacılık yapıyor garip burada! MİT'in 2011'de Gestopa yapısına dönüşmesini bir abimiz sordu, sonuç ne olur diye. 2011'de dedim ki, Hizmet'i yok edecekler, hicret vaktidir. MİT'in Gladyo merkezine dönüştürülmesi asıl sorunumuz. 2011'den beri Gölbaşı merkez ve fişlemedikleri kimse kalmadı. Gestapo Hitler rejimi eziyor! Gladyo, MİT'in elinde 2011'de tüm istihbaratı topladı. Neden Emniyet istihbaratı yok etti? Cemaatten kaliteli aydın insanlar var orada diye! MİT'in eleman alma kriteri cemaatten olmamaktır. Tuncay Özilhan'ın yiğenini 6 yıldır sakinleştirmeye çalışıyorum. Ülkede gelecek görmüyordu. TÜSİAD'ın eski Başkanı Tuncay Özilhan'ın süperzeka yiğeni MİT'in sınavında 32. asil listeye girdi. Mülakatta cemaatten diye elendi. Değildi elbette! Cemaata kızıyor. Ona yanlış bilgi vermişler, cemaatten gözük ki MİT'e giresin diye. Oysa tam tersi. Geç anladı aldatıldığını. Cemaatten kimseyi MIT'e almazlar! Yalan soyluyorlar! Erdogan ile MIT'i Gestopa yapan dinsiz imansiz kesim! Hala anlayamadinizsa pes doğrusu!
Yunus Emre'yi doğuran atmosfer Anadolu'nun yaşadığı acılardı. AKP ve Erdoğan, Anadolu'ya Moğollara denk acılar yaşatıyor. Meyvesi doğacaktır elbette: Hak dostu Sufiler... Moğollar, Anadolu'yu yakıp yıkınca her şehirde bir tarikat devletçiği kuruldu.AKP'nin yol açtığına benzer bir nifak vardı. Yunus Emre iklimi böyle doğdu. Hiç bir zaman Yezidler kazanamaz. Hüseyniler kazanır. Ancak insanların kazanma kriterleri farklı. Bazıları makam mansıp şan şöhret, mal mülk, gösteriş budalası tarzında haramilikle dolu bir zenginlik sanıyor kazanmayı.
AKP'nin mağdur ettiği masum ve helal insanlar akraba ve yakınlarından da umudu kesti, çoğu küs. Zarar gelir korkusundan yardım etmiyor çoğu. AKP'nin KHK'larla gasp edip kapattığı 15 vakıf üniversitesinden transfer ettiği 65 bin öğrenciyi ömür boyu fişlemiş, hayatlarını karartmış. Ordu'da intihar eden Mustafa Sadık Akdağ'ın da katili sizsiniz AKPLiler ve Erdoğan domuzu. Günah listesi kabarıyor. Bekir Bozdağ. Suçları yoktu, KHK ile attık diyor. Bu adam Adalet bakanı mı şimdi? Küfür etsen ağzına yazık. Domuzlar. Anadolu'nun pek çok fedakar, özverili, helal, mert evladını gördüğümde hep gözyaşlarımı tutamadım. Onların emeklerini, haklarını ödeyemeyiz. Tutukladıkları,işkence yaptıkları masum insanlar geçimini helal yolla kazanan küçük esnaf çoğu. Hepsini tanıyorsunuz. Allah için koşturanlar hepsi. Yıllardır fişliyor, dinliyor ve izliyorlar. Kimse kendisini suçlamasın. Bu MİT takibinden kurtulamazdınız. Devlet terörü var ve devlet öldü. Darbeyi yöneten ÖKK Gladyocularının hedefi dünyanın 180 ülkesinde İslam'ı teblig eden Hizmet'i finanse eden küçük esnafa hayatı zehir etmek!
Erdoğan ve AKP'den ve 15 temmuz batağında batmış yobaz laik, solcu, Kemalist, Karargah, MİT, ÖKK, gazeteci: Tek kelime söylediklerine inanmayınız. Aydın, eğitimli insanlarımızı bozuk para gibi harcayan Erdoğan Hitleri Rejimi, MİT, ÖKK ve Karargah uyumu var. Perinçek ise acı biberidir. Mahmut Akpınar: Ne yapılabilir. Mazluma yardımcı olma, onun ihtiyaçlarını, sıkıntılarını gidermeye çalışma, maddi manevi destek olma. Eğer bugün zulmü haykırmaz, mazlumun elinden tutmaz isek, Hakkın divanında hesap vermek ve yarın mazlumların yüzüne bakmak zor olabilir. Sağına soluna bakmadan "ben varım" deyip imkân ve kabiliyetine uygun çaba göstermeli. Kapasitemizi maksimum ötesinde zorlamalı yardımda. Yurt dışında veya Türkiye'de hürriyetini kullanabilenler ah-vah etme, yakınma dışında bir şeyler yapmalı. Herkesin elinden birşey gelir. Şu anda ağır bir zulüm var. Yurt dışında yaşayanların yüreği kendi sıkıntılarından öte Anadolu'nun acılarıyla buruk, akıllar Türkiye'de. Erdoğan Hitler rejminden insanlık aybından yabancı medya iğrenir halde. 2- Bu zulmü dünyaya anlatma, yaşananları tespit etme ve belgeleme önemli. Katiller belli ve bunu tüm dünyaya net olarak anlatmalıyız.
15 Temmuz 2016 gecesi güya tarihi çağrı için Erdoğan'ın kendi telefonu yerine, onca danışmanı varken bir MİT'çi Nuh Yılmaz'ınkini kullandı. Erdoğan kamuflajına rağmen darbeci ekibin etkin olduğu yeni derin devletin yerini bugün MİT'in Özel Harb'indeki Yeşil Gladyocular aldılar! Derin devletin son büyük gazetesi Hürriyet, Karagah rahatsızla son oyununu oynadı. Kumpasta ittifakları mı bozuldu? Öyle gözüküyor. 14 Temmuz günü Hulusi Akarla Fidan'ın 6 saat yaptığı sır görüşme kesinleşti. Bu nasıl darbe? Suçlanan Cemaat nerede? 15 Temmuz gecesi Marmaris'te Erdoğan, korumalarını geride bırakmış. Boş otele baskına giden askeri ekip itirafları, 15 temmuz tiyatrosunu gözler önüne serdi. Çakma olan Yenikapı ruhu dağıldı. Askeri Vesayet'in Suriye'de batan kanadı Erdoğanla AKP'yi daha ne kadar kullanabilir hep beraber göreceğiz. Herkes Gülen Hocaefendi'nin, 'AKP ve Erdoğan'ın Suriye maceraperestlikleriyle ülkeyi uçuruma sürüklediği' konusunda görüş birliğine yavaş yavaş geliyor. Hocaefendi'nin haklı olduğunu hepsi biliyor. Erdoğan emir vermiş, Hürriyet'in başından Sedat Ergin, 50 yıllık gazeteci gidiyor, Fikrat Bila getiriliyor. Her haltda Erdoğan kibri devrede. Karargah Rahatsız haberi nedeniyle Aydın Doğan'ı hedef alıyor AKP'liler! Vatanım Sensin dizisi de bu nedenle yayından kaldırılmış. Kibirliler ve tavi vermeye niyetlideğiller. Hava gazı almak için Cem Küçük ve İsmailağa ile deneme yapıyorlar. Fidan'ın denemeleri nafile çaba, kimse bu zalimlerle masaya otutup pazarlık etmeyecek. Sol Kemalist askerlerin Suriye'ye girmek istememesi nedeniyle 15 temmuz'u Erdoğan yaptırmış. Cem Küçük nihayet itiraf etti. F yalanını hala sürdürüyor. Utanmaz birde Cehennem köpekleri diye kitap yazmış. Kendilerini tarif etmiş, arsızlar...
15 temmuz darbecileri itirafları kendilerinden geliyor. Darbeci Adem Huduti HEPAR'a oy veren biri. Savaş karşıtları cephesinden 140 general tasfiye edildi. Bunların intikamı acı olacak gibi. Cem Küçük, 15 temmuz'da darbenin beyin takımındaki generallerin Kemalist olduğunu itiraf etti. Hani cemaat idi? İşkenceler niye yapılıyor? Bugün yaşanan zulümle Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'ne ve talabelerine yapılan zulmün aynısı. Gören görüyor.
BAŞKANLIK DİKTATÖRLÜĞÜ ERDOĞAN İÇİN DEĞİL
Erdogan baskanlik sistemini kendisi icin cikarmiyor; kendisinden sonra kim olacagini Askeri Vesayet'in belirledigi diktatore miras birakiyor. Perincek,baskanlikta Hayir cikacak ama Evet cikarsa 2 yil sonra secimde Erdogan olmayacak diyor! Cem Kucuk ayni fikirde! O halde kim olacak? Necip Fazil bugun yasasaydi, Erdogan'a alcak degil cukur derdi! Alcakta bir seviyedir, cukur seviyesizdir! Tum munafiklar bu devire dustu! Tum askeri darbeciler ne kadar alcak ise sivil darbe ile diktator baskanlik icin 15 temmuzda kendi halkini katlettiren Erdogan o kadar alcak. Bir diktatore 4 yil icin tek basina yasa yetkisi veren halk bir daha konusma, hak sorma hakki olmaz. 4 sene sonra baskan sandigi degistirir ki bunun örnekleri hem Rusya ve Türk cumhuriyetlerinde hem Arap, Asya, Afrikave Güney Amerika ülkelerinde bol miktarda var.
TSK'ya Kibris'ta isgalci, Ataturk'e hain diyen Dogu Perincek bugun en hizli Kemalist ve TSKci oldu! Ulkeyi yeni Sevr'e goturen proje basinda bulunuyor ve hainin önde gideni. Dansoz! Cengiz Candar'i niye kacirdilar! Perincek'in Ingiliz ajani oldugunu bilir. A. Aygan'da delilleri ile acikladi, Isvec'ten cikamiyor! Perincek'in Hayir'i aslinda Evet! AKPli koyunlari boyle aldatiyorlar! Yobaz Kemalist ocusu olmasa nasil korkacaklar? TSK, AKP'yi OKKci yapti Baskanlik sisteminin Rus eksenini Perincek oturtuyor! Rus secim modelinde 4 yilda bir halk secime gider, oylari Stalin gibi biri saydiriyor!
Bekir Bozdag, CNN'e biz zaten fiilen kendi kafamizdaki baskanlik sistemini uyguluyoruz diyor; utanmiyor! TSK ve H. Akar bunlarla uyumlu mu? Hukumetsiz bir Turkiye gelecek ve baskan yetkimi Milletten aldim, kimseyi takmam diyecektir! Rejim tamamen degisiyor, cumhuriyet yikilmistir. Her 4 senede bir kendi yargiclarini secen kral baskan, 5 yil dolmadan yargiclari tekrar atanma psikolojisine sokar, yargilanmaktan kurtulur! Hic bir siyasi sorumlulugu olmayan baskanlik sisteminde ulkeyi parsel parsel dis guclere satsa denetleme ve halkin hesap sorma sansi yoktur! Baskanlik sistemiyle Turkiye 1925-1950 arasi Partili diktator cumhurbaskani sistemine gecince Menderes ve Ozal reformlari sifirlanmis olacaktır. Hulusi Akar, Karargah rahatsiz degil, Erdogan ve Hukumet ile uyum sorunumuz yok demis! Askeri Vesayet, MGK her istedigini harfiyen yapiyor! Cehennem kopekleri Cem Kucuk, CIA egitimi aldi; Perincek ise Ingiliz Kralicesine bagli! Ideolojileri yalan, maske! Milletin aklini aldilar! Baskan kullarin agzina sicsa cok sukur demelerini talep ediyor baskanlik yetkileri! Canini malini almasi hukuki oluyor; agzindan cikan kanun olacak ve direnenler hapsi boylacak. Bireysel özgürlük eksi 60 derecede.
Meclisin eli kolu kesilmis olacak! Baskana kimse hesap soramayacak! Esir Kullar ve demir Padisah duzeni! Osmanli dizileri reklamini yapiyor! Kanun hukmunde kararnameyi Osmanli fermanlari gibi baskanlik gecerse kim diktator olacaksa imzalatip uygulayacak! Gasp ve tecavuz kanunilesir, kimse bu zulümlerin önünü alamaz, anarşi ve kaoslarla dış düşman gelir işgal eder. Peki, 15 Temmuz'da SADAT canilerine 245 kisinin infaz emrini Erdogan'in verdigini AKPlilerin belgeli bilmesi neyi degistirir? Utanirlar mi hiç? El cevap: hayır, edep ve hayaları hiç yok. Cem Kucuk ve Dogu Perincek, Askeri Vesayet OKKci Yezid duzenin iki dansozu! Kicik Dino kopek, topal Alman Sheppard! Havlayip duruyorlar iste!
Gülen Hocaefendi ile yanılmıyorsam iki defa aynı sofrada çörek kestik. O kadar az yiyip kalktıki aç kaldım. Yemeye utandım. Tam derviş Hocam. Çok eleştirdikleri Gülen Hocaefendi kampında yemekte tek çorba çıkıyor. Arkadan yemek gelir sananlar 15 yıldır aç kalıyor. Ziyaretçide olsa! Kamu soygunu kesin günah. Hz. Ömer, Yemen'den dönen Muaz bin Cebel'i zenginleşmiş görünce el koydu servetine. AKP ve Erdoğan'a bu yapılmalı! MİT ve ÖKK baronları halkı soymanın daha kolay yolunu Erdoğan ve AKP ile buldu. Herkes İslam'a müslümanlığa sövüyor, domuz askere söven yok! 28 Şubat soğuk darbesi Hizmet'e yapılmıştı aslında. Ankara'da dersler kaldırılmıştı. Yeşil sermaye diye fişlediklerinden askerler haraç aldı. Tek tek yazsam oturup ağlamamız gerekir. Eskiden zulme uğrayanlar aynı zulümleri kardeşlerine acımdan yapıyor.
28 Şubat sürecinde Zaman'dan ayrıl, defterini derin devlet dürecek diyen Deniz Zeyrek, ne dediğimi hatırlar: Ben korkak Fehmi Koru değilim! Defterini düreceğiz diyene 28 Şubat'ta tepkim sertti. O ajan başbakan danışmanına sizin defterinizi Allah dürecek, defteri kul düremez dedim. Allah'ın ihsan, inayet ve yardımı ile yürüyen, Peygamberimiz sav, 4 halife, sahabeler ve evliyaların önderlik ettiği Hizmet bitmez demiştim. Üçlü double double double ajan Başbakan Danışmanı Ecevit'in yanına sokulmuştu. Kapısını öyle çarptım çıktım ki, kırıldı sandı. Böylesi lazımdı. Sözümü sazımı esirgemem zalim yüzünden, Osmanlı tokadını patlatırım, kim olursa olsun fark etmez. Hizmet'in defterini düreceğiz diyen bu Başbakan danışmanı CIA, MİT ve MOSSAD, üçlü ajan hainin yüzüne de Osmanlı tokadını patlattım ve Allah'ın inayetinde olan Hizmet'e ilişenleri af etmem demiştim. 28 Şubat sürecinde Hizmet'e diş bileyen çok zalimle devlette karşılaştım. Neden dokunamadılar? AKP ve Süfyan Erdoğan en çamurları çıktılar. Kim deli kim akıllı ahirette belli olur. Gülen Hocaefendi, sürecin başında 10 Hizmet delisi olsaydı, zalimler kılımıza zarar veremez demişti. Haklıydı. İki kirli paralel devlet birbirini besliyor. Enkaz büyük, molozları temizlemek masraflı. Ortada gerçek devlet yok. Ölü numarası yapıyor! Bu tür icraatlar normalde AKP'nin yapacağı şeyler değil. Mutlaka bilinmeyen birşeyler var. Nurcular, devlet risaleleri basıyor diye sevinedursun, bazı cezaevlerinde risalelerin, hatta Kur'an'ın yasaklandığı haberleri geliyor. Sadece işkencelere değil, bu tür yasaklama haberlerine dair yetkili mercilerden bir açıklama yapılmıyor. Türkiye'nin tapusunu kendi üzerlerine yapmaya çalışan böyle hırsızları tarihimiz hiç görmedi. Tokatları çok şiddetli olacak gözüküyor. Maalesef, süfyanizmin içi boş propaganda makinesi milletin beynini yıkama mevzuunda muvakkaten galebe çaldı. Üzgünüm. Nur cemaatleri, Erdoğan ve AKP'den korkup biat ederek Üstada ihanet ettiler. Hizmet camiası lider olduğunu ispatladı, kıskançlık boşuna! Risale-i Nurların hizmeti kıyamet kopana kadar devam edecektir. Üstadın öngördüğü gibi şimdi gizli döneme girdi. Bundan sonrası açıktır. Risale-i Nurlar, Süfyanizm, Zındıka, Erdoğan ve Perinçek'in ortak düşmanıdır. Hizmet'in Risalelerle yaptığı sosyal devrimi kesiyorlar! Nur cemaatlerine ders olur mu bilmiyorum. Rusya'dan sonra Türkiye'de de Risale-i Nurlar hapishanede yasaklanmış durumda ve bu yasak ülke geneline yayılabilir. Osmanlı değil, Bolşevizm kuruluyor.
Ruhsal terapi zamanıdır!
Özgürlüğe kurşun işlemez. Ölmeden ölenler ölümle korkutulamaz, sinmez. Herkes bu hapisten çıkmadan bende çıkmam diyen yiğitleri anlayamazlar. Belki size ütopya geliyor, ancak sırada 3. dünya savaşı var, milyonlarca insan telef edilecek gözüküyor. Gerekli tedbirleri almamız zorunlu! Putin'i Ortadoksların lideri yapmaya çalışan Alexandr Duğin, Erdoğan'ın diktatörlüğüne Evet desteğine gelmiş. Aklını, ruhunu, kalbinı şeytana satmışların umrunda değil insan ve insanlık… Varsa yoksa iktidar ve devlet. Erdoğan ve AKP'nin yaptığı en büyük kötülük, insanların ruhlarına helal ettiremeyecekleri, kamu, cemaat, kul haklarını yerleştirmek oldu. Zalimler bir sonbahar yaprağı gibi rüzgara takılıp gidecekler, hiç peşinde koşupta sararan solmuş yaprak aranır mı? Ruhsal devrim, baharın habercisidir!
Evlenecek gençlere ruh ikizini bulunuz diyorum. Abi, ben kaybolmuş çorabımın tekini bulamıyorum, ruh ikizimi nasıl bulacağım, tembelim diyor. Bir erkek için kadınlar ikidir: İyi kadın ve kötü kadın. Ama kadınlar için... Bunun ayısı var, öküzü var, odunu var, kütüğü var, duygusuzu var, ruhsuzu var, kutup ayısı, tilkisi, kurdu, çakalı, kedisi, köpeği var; var da var!
RUHSAL DEVA NEREDE?
Bu yüzyıl ruhsallık asrı, The Spirit, Yüce Ruhun dirildiği bi devir olacak. Ruhu temsil edenler bazı şeylere takılmamalı. Kurumlar geçici araçlar. Cinsiyete takılmış, kıskançlık krizleri yaşayan çiftler halen cismaniyette oyalanıyor. Açık kapıları tek tek kapatın ki, şeytan girmesin, üzerinize şeytanları, ifritleri yollayanlar apışıp kalsınlar. Bana gelen hastalarda ruhumdaki, kalbimdeki üç harflileri kov diyen çok. Bu ilim bende yok. Önce hakkına girdiklerini helal ettirmelidir. Kul hakkına girmiş, cemaat hakkına girmiş, kamu hakkına girmiş müslümanların ruhunda kalbinde şeytanlar ve ifritler temelli yerleşmişler! Kovsan gitmez bu arsız, yılışık üç harfli yobaz münafıklar! Siz onları insan sanıyorsunuz, oysa hayvanlardan daha aşağıda mahluk olmuşlar. Farkında değiller elbette! Biz ıslah edicileriz derler diyor Kur'an. Oysa bozguncu, nifakçılardır.
Emir Sultan Hazretleri, üç harflileri kovma ilmine sahipti. Ancak kovduktan sonra ruhsal terapiye alır, zihinsel ruhsal kapıları kapardı. Terapi hastalarım içinde, kadınlardan özellikle Cinci Hoca'ları Kabe yapmış olanlar vardı. Putlaşmış muska. Allah'a güvenmiyor. Çaresiz! Ruhunda şeytanlara ifritlere davetiye çıkarmış, tüm karanlık kapıları açmış birey, 50 defa Cinci Hoca'ya gitse de hiç fayda etmez. Kovsa işin uzmanları o arsızlar yine gelir! Niye? Onca haklara girmiş, nefsine zulmeden bir zalim olmuşsun. Sana herkes zalim diyor. Zalim değilim demekle olmuyor. Samimi tövbe ve istigfar etmiyorsun, dilin ediyor, hemen aynı günahları işlemeye koyuluyorsun. Yaptığın Hac, umrelerin faydası yok. Namazı şeytanla beraber kılıyorsun. Orucun sadece aç kalmak ve mükellef sofralarda mide doldurmak olmuş. Zekatı, sadakayı gösteriş, verdi desinler diye veriyorsun. Hiç birinde Allah'ın rızası gayen değilse, senin hiç amelin de yoktur. Namazda okuduğun Fatiha bile düzgün değil, melekler seni anlamıyor. Köpek gibi tavuk gibi namaz kılıyorsun, ne zevkin var ne huşu, tadili erkan zaten hak getire. Zikrinde boş, fikrinde. Hamd, sena ve şükür zaten yok, Allah'ın hiç razı değilsin, doymuyor iştahın. Hep bana diyorsun.
Erdoğan'ın yobaz Cinci Hocaları güya milleti terapi yapıyor, muska yazıyor. Ruhlarında, kalplerinde ifritler, şeytanlar cirit atıyorken, tabi ki hiç faysası olmuyor! Dini para için satanlar cukka dolduruyor. 400 TL alıyorlarmış, kopya bir muskaya! Okunmuş bir suya. Oysa her gelene aynı hikayeyi söyleyip korkutuyorlar: Hımmm. Sende 3 musallat, bir büyü, bir kaçta sihir var. Senin akrabaların senin düşmanın... Fitneciler, akrabayı akrabaya düşman ediyorlar. Nereden biliyorum? Dolaştım bu hokkabazları, muska yazdırdım, dinledim, bakayım ne yazıyorlar diye. Koca bir hiç. Bir defa bu Cinci Hocaları cinler çarpmış, gözler fel fecir okuyor. Parada gözü...
Normal her kulda, lümmeyi şeytaniye merkezi kalpte var. Bazılarının kalbi mühürlenmiş, şeytan ve ifritler ruhuna oturmuş, görmemek zor bu tipleri! Yobazım diye bar bar bağırıyor her yanı! Peygamberimiz, Miraç'a çıkmadan önce cerrahi mi, yoksa manevi mi olduğu bilinmeyen meleki bir operasyondan geçti. Şeytani santralı yok. İnsanlarda şeytan telefon eder, kalpler sürekli değişir. Karanlık ruhlar, kurdukları tuzaklara nasıl ulaştığımı hala merak ediyorlarsa, şaşırmak gerekir. MİT'im yok, hassas sensörlerım vardır. Ruhların şifası, tam affetme, tam tevekkül, tam aktif sabır, tam tövbe, temiz ihlaslı niyetledir. Ruhu kara olanları tanımak çok kolaydır. Melek ruh, şeytani ruhu görür görmez tanır, ruhunu kokusu kokuyor. İçteki pisliği dışarıdan hissedilir.
Üstad Said Nursi, hastalıkların yüzde 90'ı abartmaktandır diyor. Takıntıyı, Obsesif Compulsive Disorder'ı anlatıyor. Çaresi tam tevekküldür. Herkes yapamıyor. Hz. İbrahim olamıyor. Ruhlardaki yapının elbette bir haritası var. Bu ilim, Emir Sultan hazretlerinde vardı. Hasan Harakani ve Şeyh Harrani'de ruhu okuyordu. Düz Sufiler bile, keramet göstermeselerde, veli olmasalarda bunu yapabilir. Sadece kasmaması lazım, sade kul olması yeterlidir. Zaman izafidir. Üç beş günlük dünya hayatı için türlü türlü fırıldak çeviren, kumpas kuran, yalan ve iftira mesleği olanlara acıyınız.
Hizmet erenleri, Vecd ihlasına ulaşırsa etemmeyi bulur diye Erbain yapmalarını öneriyorum. 40 günde bulamazsa 80 gün, 120 günde buluyor. Ama afrarsa mutla seyrü sülük güzergahımı mutlaka bulur. Arayan Mevlasını da buluyor, belasınıda. Bela arayan Allah dostlarına çatar. Cami duvarına işiyor. Geçenlerde bir bayan şakirdeye Erbain tavsiye ettim. Transcendence Sincerity'e ulaşırsa meczupluğu sever, dönmez diye endişelerim vardı. Gülen Hocaefendi'nin 50 yılda bize öğretiği vizyon, başkaları için yaşama ideali. İşte cennete dahi gitsek, bunun için geri dönebiliriz. Yine de neden Erbain rehberliği yapmıyorum biliyor musunuz? Bazı ruhların tadacağı vecd ihlasındaki lezzetten geri döneceğinden emin olamıyorum. Vebal alamam. Peygamberimiz sav Allah'ı gördü, konuştu, Miraç'taki vecd lezzetlerine rağmen, insanları bu ebedi hayata hazırlamak için geri dönmüştür. Bizde sahabe kıvamı var mı?
Ruhlarımızdaki yangın, ruhsal bir devrimin doğum sancısıdır. Zalimler, sadece bu işe yarıyor. Ebedi ruhumuzdaki açık kapıları gösteriyor. Ruhlarda travma oluşur mu? Oluşur. Dünyevi tuli emellere hırs, zeka, öfke ve şehvetle sarılmak yanlış bağlılık yapar. Allah, hoşlanmıyor. Şerik istemiyor kalpte. Ruhumu Rahman'a teslim ettim gayri istemem diyen kul istiyor. Ebedi olan ruhta yaraların devasında, ayrımcılık, kibir, kin, nefret ve diğer şeytanın kullanacağı açık kapılar kapatılır. İfrit giremez. Sufi terapi konseptinde kanser yoktur. Ruhunda kanser olmayan fiziken de olmaz. Ruh terapisinde ebedi olanı temizleme amelesi yapılıyor. Madem Allah dost ise başka dosta ihtiyaç yoktur. Ebedi ruhunuzu temizleme, terzilik size düşüyor. Doğduğunuz gibi tertemiz ruh, asıl sahibi olan Allah'a verilmelidir. Emanetini kabz etme gününe dek korumakla mükellefiz. İntihar etmez müslüman. Başına ne gelirse gelsin, ne kendi canına nede başka cana kıyabilir.
Üstad, cismaniyetten çıkın, kalbin ve ruhun derecelerinde seyahat edin diyor. Bu yolculukta son nokta, Sıdratül Münteha'da Birlik makamıdır. İbni Arabi, en büyük sır der Tevhid için. Oysa hepimiz şehadet getirdik mi iman ettiğimizi sanıyoruz. Teslim olduk mu? Teslim tevekkülü gerektirir. İki cihan saadeti bu noktada gizli. Ledünni ilim sadece vehbi bir vergi değildir. İlim dirsek çürütme ve emekler ister. Gülen Hocaefendi, hala günde 150 sayfa kitap okuyor. Biz ne kadar okuyoruz. Günde Peygamberimiz gibi 70 defa tövbe ve istiğfar ediyor muyuz? Onun günahı yoktu ama hep ibadet ve dua ile geçirdi ömrünü. Hepn af diledi Rabbimizden.
Levhi Mahfuz'a İbni Arabi dahi ulaşamamıştı. Ancak Kitabı Mübin ve İmanı Mübin'e ulaşmıştı. 1000 yıllık tarihi periyodu görüpte söyledi! Levhi Mahfuz'da hangi ruhların cennetlik hangilerinin cehennemlik olduğu yazılıdır. Allah'ın kudret kaleminin yazdığını siz oynuyorsunuz. Hayatınızın tiyatrosunda iyi karakterler var, kötüler var. Filmin sonunda hepiyiler kzansın istiyorsunuz? Peki siz iyilerden misiniz? Zalim misiniz? Evet, herkes zalim. Yunus as kadar zalim en azından. Peki, kıyamet henüz kopmadığına göre Peygamberimiz Miraç seferinde cennet ve cehennemde kimleri görmüştü? Demek ki zaman fanusundasınız! Konforlu düşünce kalıplarınızı yıktığım için özür dilerim! Peygamberimiz, Miraç'ta cennet ve cehenneme gittiğinde oraları boş değildi ki! Dolmuştu cehennem, daha yok mu diyordu. Varmış. Görüyorsunuz.
Mağdurlara Kimse Yok mu yardım kampanyasını dahi hem Türkiye'de hem yurtdışında engelliyorlar. Global Zındıka bizimle uğraşıyor, daha anlayamadı bazıları... İnsan fıtratına aykırılık Kur'an'da ve Hadis'te yoktur. Dışarıdan bakalımla olmuyor. Kaç gün kaç ay tüm ihtiyaçlarını bu gariban mağdurların görebilirsiniz ki?! Ne kadar baba ve anne şefkati gösterebilir, ne kadar koca ve zevce olabilirsiniz? Olamazsınız değil mi? Para vermekle bitiyor mu yoksa işiniz? Sahabe kıvamı diyorsanız, sahabeler şehit çocuklarına baktı, dulları ortada koymadı. Yaşlı eşi ölünce genç hatunla evleneyim diye ava çıkmadı. Gençlik bedende mi, ruhta mı dirilik ve gençlik? Hem Ruh yaşlanır mı hiç? Bedeniniz çürüyor. Eski gençlik güzelliğiniz mi kalmadı? Beyhude boşa mı gitti ömrünüz? Nerede tükettiniz güzelim gençliği? Hizmet ederek mi, hezimetle mi geçti?
Nasıl olacak bilmiyorum ama bir şekilde Türk kadınların kıskançlık takıntısı aşılmak zorunda vede tabi erkeklerin saçma namus, kültür anlayışı! Rabbim kız kardeş ve erkek kardeşlerimizi sahipsiz bırakmaz. Zulümlere uğrayan bacılarımıza ne olacak? Yalnız mı kalacaklar yoksa? Bu travmalar tek başına zor atlatılır. Yaşadığım için biliyorum. Yıllar sürüyor. Dost hançerleri düşman tecavüzlerinden daha ağır geliyor. Travmaları Hizmete düşman olmalarına yol açarsa bunun vebalini kim ödeyecek? Ya dinden imandan uzaklaşırlarsa? Sahabe kadınlardan 5 çocuğuyla bile boşanıp, hemde bekar sahabe ile hemde daha genciyle evlenen var. Bizdeki kültürel kalıplar yanlış gibi! Kim eşini paylaşmak ister? Bu fıtri bir durum. Erkek bu fikre uygun olsa da bayan için çok travmatik bir durum. Çocuklar için de. Keşke kibar batılı müslüman eşler ile evlenme imkanları olsa erenlerin. Veya gittikleri ülkelerde uygun gelinler damatlar bulsalar. Tam tersi de olabilir. Cinsiyetçi yaklaşmıyorum. Travmalar büyüyor. Ortada kalan mağdurlar var. Sahabe örneklerini eşit oranlarda verdim. Hizmet de kocasına mağdur bir dul ve 3 çocuğuna bakalım, al eve getir 2. eş yap, onlara hizmetçilik yaparım diyebilecek 10 hatun bile yoktur. Hoppala nerden çoktı absürt argüman? Tarihten çıktı. Ehli beyt ve sahabelerin hayatından çıktı. İşkembeden çıkmadı.
İbni Arabi'nin yaptığı 38 evliliği araştırdım. Peygamberimiz gibi davranmış her gittiği beldede. Hiç bir evliliği üreme ve şehvet için değildi. İbni Arabi'nin hayatını, kitaplarını, Sufi düşüncesini, teblig tarzını bile bilmeden Diriliş Ertuğrul'da siyasi gaye için istismar ediyorlar. İbni Arabi, Sivas'da Saadettin Konevi 8 yaşında yetim iken dul annesi ile neden evlendi? Konevi'yi büyütüp Mevlana'ya Hoca olması içindi bu. Var mı böyle bir Sufi bugğn? Veya böyle yapsa biri deli derdiniz. Niyeti bozuk, sapık mı yoksa derdiniz. Oysa travmalar buraya doğru sürüklüyor. Ülkemizi 7 düvel işgal etti ama kadınları hapsetmedi, bebelere, dedelere dokunmadı. Fransızlar Antep'de az dokundu, 22 günde kovulmuşlardı. Yunanlar sadece İzmir'de 5 bin kişi katletti. Eğe'de tecavüz edilmedik kadın, kız bırakmadı. Halide Edip Adıvar'a Mustafa kemal Atatürk, bunları ve piç doğana-ları tesbit etme görevi verdi. Gelen raporu okudu ve arşive kaldırdı. Devlet sırrı oldu. Çok büyüktü yıkım. Sadece 200 bin Ermeni yetin vardı. Evlatlıklar başladı. Kendisi de Ermeni yetim kızları evlat edindi. O kadar fazla mağdur vardıki. Travma çok büyüktü. İttahatçıların yıktığı sadece Osmanlı değildi. 1000 asırlık halkların kardeşliği idi.
Bugüne gelelim. Yunan mezalimi gibi, Ermeni mezalimi gibi bir soykırım yaşanıyor. Erdoğan ve AKP'den kurtaracak kurtarıcı bu Yezidleri yöneten Yezidler olduğu için ortada gerçek kurtarıcı yok, sahte kahramana karnımız tok! Ali Bulaç haklıydı: AKP ve Erdoğan, Türkiye başına gelmiş Çanakkale savaşı felaketinden daha büyük bir afet. Bunu şimdi daha iyi anlıyorsunuz. Ancak Süfyanizm ve Zındıka'nın Gladyo yıkım operasyonunda unuttuğu bir husus var: Hizmet camiası. Herkesi Türkiye'de öldürseniz de bitemez, bitirilemez. Kimsenin buna gücü yetmez. Çanakkale savaşında telef edilen 250 bin kişiyi ölüme yollayanlar, bir milletin ölümüne hükmetti. Tüm aydınlar öldü. Aynı senaryo izleniyor.
31 Mart 1909, 2. Abdülhamit'in hal edildiği tarihtir aynı zamanda. AKP, İttihat ve Terakki'nin kopyası, Mahmut Şevki'de Selanikçi mafyadır! Dananın kuyruğu tabi ki kopacak. Ergenekon ve Erdoğan kirli ittifakı çöplük, öldürmede benzer terör oluşumları. Ahmet Altan demiş: Öldürecekler. Net bir tarih ve istihbari bilgi bildiğimden 31 Mart'ı vermedim. Sadece kalbe doğan endişe. Zira tarih tekerrür ediyor, kimsede ders almıyor. Kurtuluş savaşını Allah, İttihat Terakki A takımına ve Mason Bektaşilere nasip etmedi, ama daha sonra toplu gelip yine devlete çöreklendiler Osmanlı'yı 10 yılda dağıtan AKP'nin ikizi olan İttihat ve Terakkici ve Mason Bektaşiler idi. Bugün izdüşümü Erdoğan ve Ergenekon terörcüleri... Ortada temiz niyet yok. 15 bin başörtülü hapis, 100 bin hapis, 1 milyon işini kaybetti. Neden? Siyasi İslamcılar ve laik Ergenekoncu birliği zulümleri, tecavüzleri, gaspları beraber icra ediyorlar.
31 Mart'ta sokağa çıkmayın. Bu tarihi özellikle seçmiş olabilirler. Pisi pisine ölene ne şehit oldu ne kahraman, bok yoluna gitti Niyazi denir. İki domuz güruhun da politikaları kabak gibi meydanda. Yobaz Siyasi İslamcılar ve yobaz laik Ergenekoncular, 15 Temmuz ittifakıyla bittiler! Ne tuhaf ki, yobaz Siyasi İslamcılar da rakipleri yobaz laik Ergenekoncular da birlik olalım mesajı veriyor. İnsanlığı 15 temmuzda elbşrliği ile öldürdüler. Dünya itiraf etti, bunların hiç büyük tiyatrolarını bozmaya niyeti yok. Tüm dünyacematci olmuş bunların mantığına göre. Veya mantıksızlığına göre. Şeriat istiyoruz elbette. Ancak ne yobaz Siyasi İslamcılar nede rakipleri yobaz laik Ergenekoncular bunu sağlama derdinde. Kibir savaşıdır. Güç savaşı yaşanan. Üstad Said Nursi, 31 Mart vakasında şeriat isteyen Hocalar içinde yargılandı. İdam edilmedi, zira gerçekten şeriat istiyordu, yobaz değildi. 31 Mart 1909 vakasının yıldönümü yaklaşıyor. Şeriat isteyenleri idam eden Ergenekoncular dedelerine sadıktır, buna karşı Erdoğan'ın silahlı seferberliğiyle çapulcular hazırlar meydan savaşına. Kan gövdeyi götürebilir. Kansız olmayacak. Ateiler ve tarrakalarla yıka yıka gidiyor iki domuz ekipler. Masumlar ağzı açık izliyorlar.
Cennette cinsiyet olmadığına dair deliliniz nedir? Ibni Arabi'nin eserlerinde ve Semsi Tebrizi'nin Makaalat'inda var. Feministleri bu sekilde mat ediyorum. Bosuna erkek dusmanligi yapiyorlar! Eğer halen Kültürel Müslümanlık kodlarındaysanız bu kumpastan çıkamayız. Genellikle olacakları 3 sene evvelden yazarım. 3 sene sonra bu çizgiye gelir, toplum hazır değil belki bunlara. Erken öten horozum belki de. Birileri kesecek. Risk almayan aydın olamaz derler. Aydınım diye yazmakta akıllı işi değil. Deliyim desem meczupluk dervişlikte esas şartlardan. Deli olmak izafidir.
TÜRK ŞAKİRTLER EVLENMEDEN DE O MAĞDUR AİLELERE SAHİP ÇIKIP BAKAR MI? Görelim bakacak mı o zaman. Fıtrata aykırı hareket etmek Kur'an'a da muhalefettir. Hadiste, sahabe hayatlarında öyle örnekler çok az. Hizmet, aşar bu handikapları umarım. Sorunları bildiğim için yazıyorum. Eşi ve çocukları terk etmiş bir ereni nasıl terapi yapacaksınız? Mesele erkek ve kadın meselesi değildir. Kardeşlerimize aş, iş, barınak ve psikolojik destek imkanları sağlamak gerekir. Gülen Hocaefendi bunu mutlaka düşünmüştür ve bir aksiyon planı hazırlamıştır. Bunları konuşmak erken değil bence. Geçici erkek ve kadın bedenine hapis kalmış, ahireti anlamamış ruhların bunalımları çeşit çeşit, çektiği çileler gözlerde ağlıyor, ebedi ruhu çığlık çığlık! Ebedi Ruhlarınızda cinsiyet olmadığı için cennette sandığınız gibi evlilik ilişkisi de yok. Kaç tane kadın alacağım diye hayal kuran ruhsuzlar türedi! Anlatamadığım o kadar ilginç aile krizleri ve yakışıksız durumlar var ki. Ağlayalım.
250 bin Suriyeli çocuk kayıp! Bu Yezid düzeni kuran Erdoğan ve Yezidlerin Allah belasını tez elden layık oldukları gibi ibretlik versin! Bre müslüman, Suriyeli zavallı kadınların nasıl çar çur edildiğini görmediniz mi? Sahipsiz bırakıldı yüzbinlerce kadın ve çocuk. Suriyeli kadınlarda kayıp. Organ mafyası ve seks kölesi tacirleri eline düştüler. İtalya'dan gelen haberler bu çocukların ne için kullanıldığını anlatıyor. Müslümanlara yanıbaşımızda sahip çıkamadık. Allah, ağır sınav verdi ve Hizmet'i daha aktif olmaya zorluyor. Bu sınavı eğer geçersek Allah, Hz. Yuşa gibi açar önü!
Sahabe kıvamı için sahabelerle ruhsal rezonansa geçmek gerekiyor. Zira hepsi başka bir boyutta yaşıyor, ölmediler. Şehit çoğu. Hissetmek şart Sahabe isimlerini 15 yaşımda şifa olarak gördüm, bir telefon rehberine ezberlediğimi yazıyorum. Telefon rehberimde yaşayan kimse pek yoktur! Musab Bin Ümeyr'in nasıl şehit olduğunu sanki orada imiş gibi anlatan Gülen Hocaefendi, 10 bin sahabenin hayatını size ezberden anlatabilir. Sahabe hayatlarını eğer masal gibi okuyup, bunca yıl Gülen Hocaefendi'den dinlediyseniz, bir yerlerde hata var. Uygulama olmazsa masal olur. Düşünün şehit bir sahabenin eşi Ümmü Selemeyle evlenen Peygamberimiz, 10 Yaşındaki Enes bin Malik'i yetim bırakmadı. Kabri Kıbrıstaki sahabe kadın, ahir ömrüne hicret etmiş. Peygamberimizin çok evliliklerinde gaye davanın devamıydı. Mesala Hayber fethinden sonra Yahudi Safiye ile evlenmesi gibi, sulh gayesi vardı. 25 yaşında evlenen Peygamberimizin 6 çocuğu da 40 yaşından sonra doğuran Hz. Hatice'den olma. Sonraki evlilikleri, şehvet eksenli değildir. Hizmet ve teblig idi gayesi. Hizmet, bu yolun yolcusu.... Peygamberimizin ve sahabelerin çok evliliğinde niyet, neslin devamından ziyade Hizmet idi. Dul kalanlara ve yetim kalan çocuklarına bakmaktı. Kavminin eski örf ve adetlerini tek tek yıktı peygamberimiz. Allah yıktırdı. Olmaz diyenlere aldırmadı. En radikal devrimi yaptı. Biz kim oluyoruz ki...
Bir keresinde Peygamberimizin eşleri, açlık ve yokluktan kazan kaldırdı. Kuran'daki ayetler tüm kadınları ilgilendiriyor. Yatağını ayırmıştı. Hz. Ömer, kızkardeşi Hafsa Sultan'ın da bu başkaldırı da olduğunu sandı ve geldi fırçaladı. Hiç bir anamız boşanmadı ve yokluğua rağmen hanede kaldı. Peygamber hanesinde aylarca kazan kaynamaz, eşleri ve dulların çocukları aç gezerdi. Karnına açlıktan taş bağlayan Peygamberin doymazlarıyız. Utanmıyoruz, ümmetiyiz diyoruz. Onun yaptığınınyapmıyoruz. Niye?Türk kültürel örf ve adetleri izin vermiyormuş!
Kocasına Öküz diyen kadınlara hayranım! Daha süperman diyene rastlamadım. Mükemmel eş arayanlar eşsiz kalır. Hiçbirimiz sahabe olamıyoruz. Peygamberimiz, 18 yaşına kadar kız çocuklarını evlendiriniz diyor ve bu sahih hadistir Nedeni çok. Ahirzamandayız, evlenme işleri de daha da karışık bugün. Onca merasim ve tantana. Gereksiz çoğu. Kolaylık yok, bol bol zorluklar var. Bazı şakirde hanımlar, şakird kocalarının kıymetini bilmediği gibi, bazı şakird erkeklerde pakize eşlerinin değerini bilmiyor. Öküz olmayın! Hz. Ebu Zer'in ilk eşi mükemmel bir sahabe hanımdı. Evlilikleri iyi gidiyordu. Ancak Ebu Zer bir Yemenliyi 2. eş getirince, evi terketmişti. Hz. Aişe, Hz. Ebu Zer'i terk eden kadına, bana eski kocanı anlat dedi. Kadın öyle bir anlattı ki, Hz. Aişe, aptal böyle koca hiç bırakılmaz ki dedi. Doğaldı anamız. Hz. Ali, Hz. Fatma vefat edene kadar üstüne evlenmedi. Gerçi Hz. Ali, Hz. Fatma'nın yanına 2. eş getirmek istedi ama Peygamberimiz o zaman kızımı boşa dedi. Hz. Fatıma da kabul etmedi. Gerçek bu. Hz. Ömer, Peygamberimizle akrabalık kan bağı olsun diye Hz. Ali'nin kızı Ümmü Gülsüm'ü aldı. 2 evladı oldu ve öldü. Allah, nasip etmemişti. Başka kadınlardan çocukları fazla bilinmez. Hz. Ali'nin Muhammed adlı oğlu Zeydilerde Yemen'de çok önemlidir. Sıcak Arap diyarında kızlar 9 yaşında ergenliğe giriyor, Türkiye gibi ülkelerde 15 ile 18 yaş arasıdır. Hz. Ömer nasıl 9 yaşında kız alırmış denmez bugün. Herşeyi bugünün sapık zihniyetine vuramazsınız.
Gülen Hocaefendi, sahabe kıvamı konusunu daha fazla açarsa ve net örneklerle izah ederse belki bazı kırılmalar yaşanır, hala çok kasıyorlar! Mükemmel sosyal inşaatlar kurmakla demek ki iyi Hizmet olmuyormuş ve Hizmet kurumlarındaki takıntılar sahabe kıvamlarına pek benzemiyormuş! Süfyan korkusunda dul kalan erkek ve kadın erenleri ve çocuklarını kabul etmiyen dedeler, nineler var. Sizin aileniz Hizmet. Artık anlayınız. Loneliness, yalnızlık en büyük psikolojik travmadır. Daha üretken yaşta kapana sıkışıp kalmak, opsiyonlarınızı kullanmadığınızı ispatlıyor. Sahabe kıvamı istiyorsanız, evlilik yaşamınızda onlara benzeyecek. Kadınlar kasmayı bırakacak. Dul kalanlar var, yalnızlık çözüm değildir. Hicret etmek isteyenlere opsiyonlarını anlatıyorum. Allah yolunda hizmet edemediğiniz yer vatan değildir. Talabe yetişmiyorsa çöptür orası!
Son 15 yildir Hizmet davasindaki kardeslerimi sahabelere benzetmekte zorlandigim icin ters laf edip kalplerini kirmis olabilirim. Samimiydim. Terapide opsiyonlar, birey merkezli careler tukenmez deniyor! Sahabe hayatlari bu nedenle cok dogal cozum sunuyor! Bakacaginiz oteki degil! Sufyan, pek cok arkadasimizin cocuklarini yetim ve oksuz birakti. Bu cocuklar bizim. Onlara yar etmek istemiyorsak sahabe cozumleri gerekir! Sufyan Erdogan'in zulmunun kadinlari hedef almasinin bir hikmeti olmali! Belki Bizi sahabeler gibi davranmaya, sahabe olmaya zorluyor Sufyan... Sahabe kadin ve erkekleri, cok kolay evlenip bosanmislar! Savaslarda sehit olan arkadasinin esiyle evlenip cocuklarini evladi gibi buyutmus! Sufyan'in zorunu, zulmunu gorunce 3 cocuguyla sakird esini terk edenler oldu. Acliga yokluga dayanamadi! Tutmaya degmezmis; evlen baskasiyla! Eger Hizmet erenleri Sahabeler gibi birebir hayat yasayacaksa, evlilik hayatlari da benzemeli! Kulturel kodlardan siyrilmamiz sanirim lazim! Sahabe kadinlarina bayiliyorum! Uc bes degisik sahabe ile evlenmisler var. Hic kasmamislar! Adam okuz olabilir, mizaclar uymayabilir! Dogal! Zeynep Bin Cahs gibi evlatliginin kadinini bosatip evlenecek yurek hanginizde var? Zevceler mutsuzsa zorlamanin anlami var mi? Zulmetmeyiniz eşlerinize.
Yobaz laikler Peygamberimizin cok evliligini diline dolamis! Sahabe kadin ve erkeklerinde Turkish takintilar yoktu! Bir kadin kolay bosardi! Namus takintisi yapan Turk toplum kulturunde kocasini sahabeler gibi bir baska kadinla paylasacak bir hatun cikmaz! Dul ve cocuklara bakmaz. Sahabe kivami, 9 yasinda kizi Ummu Gulsum'u Sirf Hz Omer istedi diye gozunu kirpmadan evlendiren Hz Ali olmaktir. Takinti, kasintisi yoktur! Sahabe kivami, cihad meydaninda son nefesini verecekken bir damla suyu yaninda su diyen sehit olacak sahabeye verendir! 4 sahabe su icemedi! Hepsi su vereni ötekine yollamıştı. Hemde savaş meydanında, son bir suyu bile fazla gördü. Yaşatmak için yaşama ideali fotoğrafı işte bu sahnede var. Sahabe kivami nedir biliyor musunuz? Muhacir garibana en sevdigi esini bosayip, evlendiren Ensardir! Isar budur! Mekke'de o muhacir evliydi! Gulen Hocaefendi ile bizim aramizda gorunmez bir ucurum var. Sahabe kivami talep ediyor; eger olamiyorsaniz ruhunuzu teslim edin, ehvendir!
Eger kilici cektiysem, bir sebebi var! Sorun Erdogan, Sufyanizm& Zindika degildir! Topu bir olsa cayimi yudumlarim; sorun kibrin sultanligi! Bu zatlar bana kibirli ve enananiyetli filan diyorlar. İşlerine gelmiyor acı sözlerim... Belki ben çok uyumsuzumdur. Toronto'da 4 bin yabanci tanimisim! Abi, sakirdlik derecelerini sordu. Sana ne dedim ama dinlemedi! Laptopumu ve hardrive'mi sonra yaktirdi Niye olduğunu anladınız. Oysa bunu bana yaptırma diye uyardım. Hocamızı tanıyorum, sizin istişare kararı yanlış dedim ama yine de saygı gösterdim. Gerçi buna zorladı. Evime geldi ve fişleme yapmam için beni zorlamıştı! Gulen Hocaefendi kimseyi fisletmez dedigim abi guya Hocaefendi uzmani! Sen fiziken gorusursun, ben kalben ruhen dedim! Inanmiyorum demisti! Siz bilirsiniz veya ne haliniz varsa görün derim böyle mübareklere. Eskiden bende onlardan bir mübarektim, anlıyorum çok iyi. Sufilikte makamdir; the humilation; asagilanmak gerekir ki sohreti kazibe ve itibar kaygisi yok olsun. Allah seviyorsa, cihan kusse onemsiz! Eski okudugum okullar ve kurumlarin bu Sufi'yi ret edip inkar etmesi; eski dostlarin tanimiyorum numarasi yapmasi, Huzun makaminin ozelligidir. Yalnızlık!
Dilimin 6 yildir kemigi yok; zaten dilde kemik olmaz! 2011'da Kanada abisine dedim, bu Sufiden hoslanmayacaksiniz; eski beni siz öldürdünüz! Boynumu kırdınız. Sonrada sana ne oldu diye soruyorsunuz dedim. Hiç istiflerini bozmadılar, eski tas eski hamam. Ama Allah böyle gitmez dedi. Bu dava hepimizin. Kimsenin babasının malı değil. Mollaların mülkü değil. Hizmet, kimsenin babasının çiftliği de değil. Bu yoldan dönen kalleştir! Hiçbir gercek Hizmet ereni Gulen Hocaefendi'nin dedigi gibi basimizdan atesler yagdirsalarda Allah yolundan asla dönmeyecektir. İşte Meydan, İşte İmtihan!

BİR ŞEYTAN'IN ANATOMİSİ!
Habere bak, hizaya gel ve şeytanı tanı:
Firari FETÖ'cülerin eşleri Yunanistan'a kaçarken yakalandı http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/764192/Firari_FETO_culerin_esleri_Yunanistan_a_kacarken_yakalandi.html …
Yayan twitter hesabı: Cumhuriyet gazetesi resmi hesabı...
1.9 milyon takipçisi var ve bir tanesi hop dedik ya demiyor.
Allahsız vicdansızların hepsi mi şeytan? Şeytanın dinsizi, dincisi, Kemalisti, Süfyanisti, Solcusu, ülkücüsü, topçusu filan yok! Şeytanlar her zaman, her yerde, her kılıkta ruhen bir şeytan! Adı Cumhuriyet olsa da şeytan, AKP veya CHP olsa da şeytan. MHP ise de şeytan, MGK ise kesinlikle şeytan. Erdoğan zaten kralları olmuş. Şeytan ruhlarını esir almış haramilerin. Teröristler. Yarın sağdan soldan birine eski Türkiye'de olduğu gibi bir kaç suikast düzenler ve öldürürler. Tabiki cinayetlerinin suçunu, vebalini cemaat üstüne atarlar. Zira masumluğu kanıtlansın asla istemiyorlar. Gece gündüz kumpas, komplo, entrika ile oturup kalkıyorlar, şeytan ne derse onu yapıyorlar. Sanki iradeleri ve insanlıkları tamamen ölmüş. Masum insanlara şer atmak cehennemde ebedi yanmayı peşinen kabul etmektir. Bu suç kafirliktir, inkardır. Allah'ın yarattığı güzel insanlara atılan iftiralar öyle bir küfür ki, bunun asla affı yoktur.
Masum insanlara terörist diyen Allahsızların nasıl terörist olduklarını tüm dünya görecek ve tarih kıyamete kadar yazacaktır!
Bir Müslümana terörist demek aynı zamanda kafir demektir! Müslümanlara, mü'minlere kafir diyen kendisi kafir olur ve kafir olarak cehennemin dibini boylar!
Silah niyetine ellerine çakı bile almamış, ilim irfan ve insanlıktan başka dertleri olmayan yüzbinlerce insana terörist yaftası yapıştıran kendisi kesinlikle teröristtir ve 7 milyarlık Dünya buna şahit olacaktır!
Asrın Büyük İnsanı, 2005 ve 2006'da yıllar öncesinden bu Allahsız ve vicdansız şeytanları defalarca uyardı, pisliklere bulaşmayın, Allah'ın Hukukundan ve dünyevi hak ve adaletten ayrılmayın diye, temiz kalın, kendinizi ve ülkeyi kirlenmeyin diye! Dibine kadar gulul ile kamu ve yetim hakkı günahlarına battılar. 17 ve 25 Aralık 2013 sürecinden sonra bir tane düzgün işlerinin olmadığı anlaşıldı.
İBRÂHÎM SURESİ 21. AYET MEALİ: (Kıyamet Günü bütün nesiller) Allah'ın huzuruna çıktığında(hesap için ve ebedi akibetleri için mahşer meydanında toplandığında), (dünyada iken) zayıf görülenler (güce, kuvvete, menfaate tabi ve teslim olanlar), karşılarında üstünlük taslayan (onları idare eden, yönetimlerinde bulunan, küçümseyen) ve onlara zulmedenlere şöyle derler: "Dünyada biz size tâbi idik (sizin emrinizdeydik, dediklerinizi onaylar, yaptıklarınıza itiraz etmezdik, her yaptığınıza kılıf ve mazeret arar, her ihanetinizi savunurduk, evet çalıyorlar ama çalışıyorlar derdik). Acaba şimdi bize bir faydanız olur da, Allah'ın azabı karşısında bizden en ufak bir şey savabilir misiniz?" -//(Mahşer günü, hesapları görülürken bile halen, dünyadayken taptıkları şeytanlardan medet umuyorlar ve o zaman bile hiçbir şeyin farkında değiller!!!)//- Diğerleri (yöneticileri de) şöyle karşılık verirler: "Eğer Allah bize hidayet vermiş olsaydı, biz de sizi doğru yola iletirdik. Şimdi artık sızlansak da sabretsek de bizim için hiçbir şey değişmeyecektir; kaçıp sığınacağımız herhangi bir yer de yok."
İBRÂHÎM- 22: Hesaplar görülüp iş tamamlanınca, şeytan da (iblis ve dünyadayken, tabî oldukları ve taptıkları diğer her türlü, insî ve cinnî şeytanlar da) onlara şöyle konuşur (ve): "Allah, size gerçekleşmesi kesin olan va'dde bulundu; ben ise öylesine va'dlerde bulundum ama sonra da caydım. Kaldı ki, benim size istediğimi yaptıracak bir gücüm de yoktu. Benim yaptığım, sadece sizi davet etmekten ibaretti, siz de davetime uydunuz. Bu bakımdan, şimdi beni kınamayın; ancak kendinizi kınayın. Bugün ne ben sizin feryadınıza yetişebilirim, ne de siz benim feryadıma yetişebilirsiniz. Dünyada iken (inanç, ibadet ve davranışlarınızda bana uyup, böylece) beni Allah'a ortak tanımış olmanızı da reddediyorum." (Dünyadayken bana taparken bana mı sordunuz?) (Der.) O zalimler ki, onların hakkı pek acı bir azaptır. SADAKALLAHUL AZÎM (MUHAKKAK Kİ ALLAH DOĞRU SÖYLEDİ, HER İCRAATI DOĞRU, MUTLAK ADİL VE TASTAMAMDIR...)
Şeytan nedir ve alınacak tedbirlerden birisinin -her türlü cinni ve insi şeytanlardan Allah'a sığınmanın emredilmesi ve şeytanların çalışma şekillerinden olan üflemelerinin (vesveselerinin, fitnelerinin, yalanlarının, iftiralarının, hainliklerinin, sapkınlıklarının, münafıklıklarının...) anlatılması! NÂS Suresi قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ ١ 1.- De ki: Sığınırım insanların Rabbi'ne, مَلِكِ النَّاسِ ٢ 2.- İnsanların Mutlak Hükümdarı'na, إِلَهِ النَّاسِ ۳ 3.- İnsanların İlâhı'na, (sığınırım) مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ ٤ 4.- O sinsi şeytanın üflemelerinin (fitnelerinin, yalanlarının, iftiralarının, hainliklerinin, sapkınlıklarının, münafıklıklarının) şerrinden, الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ ٥ 5.- O (şeytanlar) ki, insanların kalblerinin içine üfler; – مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ ٦ 6.- (O ŞEYTAN(LAR) Kİ) CİNLERDEN DE OLUR(LAR), İNSANLARDAN DA.
Fizyolojisi, psikolojisi, şeytanlığının dışa vurumu ve basiretli bir gözün bunu tespiti!
Yevgeni Primakov'dan Brezensky'e eski sovyet domuzlarının hepsini Aliyev ile görüşürken gördüm. Erdoğan'dan daha yalancısını hiç görmedim. Tek gören ben değilmişim tabi ki.
 
10 yıl kadar önce, bir arkadaşın kayınvalidesi (arkadaş Kazakistan'dan evli ve kayınvalidesi Türkçe bilmiyor) arkadaşa demiş ki:
Arkadaşın kayın validesi asrın şeytanirracimini (Erdoğan'ı) bir kaç defa dinledikten sonra: "Oğlum ben Sovyetler Birliğinde doğdum, büyüdüm yetiştim! Lenin, Stalin ve diğer Komünist diktatörleri çok iyi tanırım, Hitler'i, Musoliniyi ve diğer bir çok başka diktatörü de inceledim. Erdoğan'ın bunun onlardan milimetrik, gram farkı ve aşağı kalır bir tarafı yok, hatta bu onlardan çok çok daha beter! Bu tüm ülkenizin ve özellikle sizin başınıza çok büyük bela olacak!" demiş!
Arkadaş, olur mu anne diyor, bu adam ülke için çok önemli ve güzel şeyler yapıyor, biz de ona bir çok konuda destek veriyoruz!
Ne konuştuğunu anlamadan, hareket, jest ve mimiklerinden bu tespiti yapıyor!
O halde diyor sadece bekleyin ve görün!
Ve gelinen nokta!
İnsi şeytanlar, kendi ürettikleri tek bir kelime ile, alçakça bir iftira ile, milyonlarca masum insana, silah niyetine ellerine çakı bile almamış tarihin en insanlarına attıkları iftira ve taktıkları yafta ile, 80 milyonluk ülkenin bütün kesimlerinin tamamının %95'ini hipnotize etti, gözüne projektör tutulmuş tavşan gibi olduğu yerde kilitledi, soru soramaz, düşünemez, sorgulayamaz hale getirdi, kendi ürettikleri tek bir iftira kelimesiyle!
Ve artık kesinleşti ki bu ülke bütün unsurları ve bütün parametreleriyle yerin dibine batmadan, tamamen helak olmadan kendine gelemeyecek! Hali hazırda zaten helak olmuş durumda! Eğer koca bir toplum ve onun bireyleri, yüzbinlerce masum insana yapılan soykırım derecesindeki zulümlere bu kadar sessiz kalabiliyor, hatta destekleyebiliyorsa zaten helak olmuş demektir! Ancak artık belli ki maalesef bu helaket burada kalmayacak!
Şeytanlar ve ifritler ruhlarına oturdu! Mumya ve Zombileri!
ZOMBİ TANIMI:
Why Hizmet stays with Tawhid and so patience to Evils? "Give them what is due to them, and ask Allah what is due to you" (Muslim and others)
Ibn Masood was once asked: "Who are the living dead?" Replied:"He who does not acknowledge the right as such, and does not reject the wrong" Yani, Zombidir yaşayan ölüler.
Zombi'ler A'raf'ta kalacaklardır, cehennemden iyi midir? Kötü.
Şemsi Tebrizi, kibirli devletlüye, yobaz mollaya hiç yüz vermedi. O yüzden Mevlana'yı kendilerinden uzaklaştırdığı bahanesiyle Şems'i katletmeye teşebbüs edecek kadar hasetle dolu idi Selçuklu Saray ehli. Bugün durum farklı değil. Mumya'nın yeni filminde ilginç bir lanetli kraliçe geri döndü. Çok manidar. Su Namun acaba Emine Erdoğan olabilir mi? İyi bir benzetme! Daha çok son Misir Firavununun karısı Nefertitiye benziyor! Lanetli! Isis şeytani ruhuyla birleşmişti; mezari sular altındadir! Yeni buldular. O kadar büyük ve eğitimsiz bir kitle hem TR hem dünya için tehlike. RTE devrilse bile TR'de daha uzun süre yaşanamaz. tek çözüm HİCRET.

Kimse Erdogan'in Suriyeli 4 milyon nufusla ne planladigini bilmiyor! Sosyolojik bir bomba! Cocuklarina egitim verilmiyor; terorist devsirdi! Erdogan'in teror orgutlerinden kurtulmus ulkelerine donmuslerle ilgili doktora yapmak isteyen Sufi'yi arasin! Hazir yazilmis proposalim var! Turkiye'deki Suriye krizi ile ilgili doktora yapan iki Kanadaliya Erdogan rejimi izin vermedi! Terorist yetistirdikleri ortaya cikar korkusu büyük. Suriyelilerden parasi ve akrabasi olanlar Turkiye icine yerlesti ve donmeye niyetleri yok! Fakir olanlar kamplarda Erdogan projesine muhatap. Suriyelileri Erdogan'in nasil agresif kullanacagina eger bu Sufyan seytani hala yasarsa sahit olacaksiniz! 40 yillik bir enkaz duruyor orada.

Ahirzamanda iyilerin kotu sayilmasi ve ummetin en serlilerinin musallat olmasi yasaniyor! Suriye insanlik drami sonucu Araplar RTE'yi çizdi! Suudi kral ret etmiş Erdoğan'ı. Gazeteci Robert Fisk'in dedigi gibi Erdogan; Turkiye'yi bilerek Pakistanlastirdi; sonrasinin Afganistanlasma oldugu belli! Yikimin sesleri!Vatana ihanetin daniskasi olan ISID ve Ahrari Sam'i Erdogan ve MIT'in beslemeyi surdurup korumasi; hic bir teroristin ceza almamasindan belli değil mi? Suriye'yi bosaltanlar global bir sebeke! Erdogan; bu karanlik Stratfor ekibiyle Fidan ve Kalin uzeri calisiyor;bu nedenle deviremezler diyor. MIT ve Erdogan'in tekfirci devlet teror orgutu bugun PKK'dan daha fazla militana ve silahli; ideolojik egitime sahip! Katil'in plani kotudur. 4 milyon Suriyelinin sosyolojik bombasi daha tam patlamadi! Erdogan'in elinde maskara olan genclik MIT'in Ahrari Sam'ina yazildi; ne icin? Durmadılar...

Maalesef BM, Erdogan'in zavalli Suriyeli multecilerle ne yaptigini biliyor. 3 yildir para yollamiyor; Erdogan, BM kurallarina uymuyor zira! 26 Suriyeli multeci kampinda AFAD fakir genclere El Nusraci Medeniyet vakfi ile tekfirci egitim veriyor! RABITA'dan gelen kaynak kullanildi! Erdogan; Şam'da cuma namazi kilamadi; Suriye'yi ulkemize tasidi! Sufyan'in ahirzamanda beklenen nifaki buydu; terorist egitimi yaptiriyor! Yakinda 4 milyon Suriyelinin Turkiye vatandasi oldugunu ogreneceksiniz! AKP lideri Erdogan'in oy deposu! Aydinlar, vatandasliktan atiliyor. Suriyeli multecilere Erdogan; Çerkezlere 2. abdulhamit'in yaptigini planliyor. Istihbarat ve ordu kuruyor; TSK'yi iptal projesi bulunuyor! Kimse Erdogan'in Suriyeli 4 milyon nufusla ne planladigini bilmiyor! Sosyolojik bir bomba! Cocuklarina egitim verilmiyor; terorist devsirdiler. Bol miktarda, ölmekle bitmez bunlar. Suriyeli multecileri Erdogan elinde koz olarak tutuyor! Kanadalilara ulkeniz guvenli degil gonderemeyiz dendi! Turkiye cok guvenli ulkeymis! Güler misin yoksa ağlar mısın? Erdogan'in asil Seytanlik projesi Suriyeli multeciler! Kimse 26 kampa BM dahil giremiyor! Yurtdisindan multeci talep edene vermiyor garipleri...

Zalimin dini olmazmis; Kuran bosuna fasiklar; musrikler ve munafiklarla ayni cumlelerde zikretmiyor! Zulumler Ramazan'da devam etti Seytan! Demekki insani ruhlarda şeytanlar. AKP'nin dininin Islam degil; para ve guc oldugunu hayretle gorduk! Allah ile kullar arasina putlar koyan bu firaki dalle cehennemde uyanir! The Doctor Strange filminde Kara Buyuye ulasmis Zindika kibirle, dinsizce bize gucunuz yetmez dedi! Gorecegiz Allah mi guclu; yoksa buyu mu? Olaganustu atmosferler olaganustu yetenekler gelistirir. Allah; Hz Suleyman'a Kara buyuye karsi daha ustun mucizeler ve hikmet ilmini verdi! Hz Suleyman'dan baska insanlarin ruhlarina toplu ifritler ve seytanlardan yerlestiren Erdogan ve buyuculeriyle mucadelede basarali olan yok!

Antik Misirlilar Lanetli Mumyalardan korunmak icin Civa kullanirmis! Erdogan'dan korunmak icin Cevseni Kebir sart; seytanlar duaya batamiyor. Kara buyu kitabini Hz Suleyman'in sakladigi korunakli mahzende malum seytanlar 1960'larda buldu. Erdogan'i yoneten Zindika'nin elinde kitap! Lanetli Mumya Erdogan ve zombi haramilerinin her konustugu yalan ve iftira! The Seth denen the Death of Satan ruhuna oturmus; hipnoz yapiyor. Lanetli Mumya aramak icin Antik Misir'a gitmeye gerek yok! 17-25 Aralik'tan beri Erdogan Lanetli Mumya gibi Zombileri organize edip batiyor!

Ibni Arabi; Saraylarda asla yasamamis ve Sarayli kibirlilerle asla iyi gecinmemis ve sert davranmistir zalimlere... Ibni Arabi; sincere samimi insan ruhlarini severdi! Yetim Saadettin Konevi'yi 8 yasinda gordu; dul annesiyle evlendiki; bu alimi yetistirsin. Nitekim İbni Arabi kitaplarına en mantıklı yorum yazan Konevi'dir. Mevlana eserlerine de. Kısa yaşamasına rağmen sağlam eserler bıraktı Konevi. Ibni Arabi'yi azicik okusalar siyasi Islamcilar tovbe ederdi; Islam halifesi bozuntusuna Gulen gibi, dik durdugu icin idamla yargilanmistir! Ibni Arabi; hayati boyu zalimlere ve zalim Islam halifelere; uydurduklari putlara karsi savasti. Devlet teroru yapanlara cehennemi hak gordu. Ibni Arabi'ye gore insan evrende ruyadadir; mevta oldugu zaman ruya biter ve gercege uyanir! Mutlak gercek hesap gunu ne azik goturdugundur! Ibni Arabi; ayani sabite ve cifte ayna teorilerinde insanlarin bu dunyada ruyada yasadigini ispatladi! Gercek dunya mevta olunca ahirettir! Gozler ruhun aynasi ve penceresidir! Ibni Arabi; gozlere bakarak ruhun ne kadar karardigini ifrit sayisina gore okuyordu! Sufilerin ilmidir!
Böyle absürt işler yapıyorduk, çok değil, bir yıl önce..
 
 
Bilimsel deney yapmak icin Erdogan'in kararttigi ruhlar mukemmel kobaylar olurdu! Ifritler ve seytanlarini gozlerinden cikartmak mumkundur! Star Wars bu nedenle sadece ilginc bir film degildir! Ifritler ve seytanlarin resimler gecididir; bu arkatipler kolektif oldugu icin izlenir ve seviliyor. Eger AKP'lilerin goz irinlerini iPhone ile ceker ve buyuturseniz ruhlarina hakim ifritleri ve seytanlari fotograflamak mumkundur; seytanlar ve ifritler gözlerinden okunuyor. Jung, arkatipleri anlattigi makalesinde ruhun gordugu ifritler ve seytanlar dunyasina hastalarinin gordugu tiplere hipnotizmayla ulasmistir! Jung ve Ibni Arabi doktora tezim oldugu icin kutsal cocuklar ilgi alanimdir! Arkatipler kolektif ve bireysel kulturel birikimin yansimalari! Jung'un Tarot Arkatip dunyasinda Starwars da gordugunuz uzayli karakterler ruyada Ruhsal dunyada var olan bireysel tipler; uydurma degildir!

Star Wars daki uzayli ucube karakterler Iphone ile travma gormus insanlarin goz irinlerinin fotolari cekilerek dizayn ediliir; arkatiplerdir. The Seth devlet gucuyle Jedileri tamamen yok ettigini zanneden seytandir! Oysa Jedilik bitmez; Evren'in ucra kosesinde umut bahar yesertir! Jediler azdir ama liderdir! The Seth kralligi cumhuriyeti ne kadar seytani politika yapsa ve ordular kullansa da sonunda iyiler hep kazanir! Star Wars filmi the Seth corrupted politikaci; seytan tarafa gecmis Einekein Dark Vader ile Kurtarici Jedi yani Hizmet ruhunun mucadelesidir. Yoda gibi vizyon sahibi Jedi liderleri hep oldu tarihte! Bazen yanibasindaki the Seth seytani goremedi! Sonunda seytanla savas kacinilmazdir.

George Lucas; Star Wars filmini Kabala'dan yazdi! 4 bin yillik oyku bu! Guc yani force Allah'in Sufi kullara sundugu ihsan; Seytan kaybeder! Kurtarici ihtiyaci umut olarak Jedilere baglanmis Star Wars'da! Nesli tukense bile bitmiyor! Zalim Seth er veya gec Jedi Hizmet'e kaybediyor. Star Wars da Dark Vader; evveller iyi iken kotu olan seytan veya the Seth'in savascisi! Kotuler bilerek iyi Kurtarici Jedileri yok ediyorlar. Star Wars'da Jediler; Hizmet erenlerine benziyor; the Seth seytana ragmen teror ve korku ile yoneten politikaci ile savasiyor! Hic degismedi. The Seth; George Lucas'in Starwar filmlerinde corrupted politikacidir ve Trump ile Erdogan'a tipatip uyuyor! Demek ki herkes biliyor bunlari. Çocuklar bile. Edepsiz hırsız, terörist Erdoğan, herkesin bildiği Şeytan...

Tom Cruise gelsin Erdogan'in zombilerini gorsun; Mumya diriltmeye gerek yoktu! The Seth; Illimunati'nin Zindika tanrisi; Erdogan'i sectiler! Erdogan; resmen seytanlarla isbirligi halinde ISIS kralligi kurdu; Gestopa MIT bilerek seytani ruhlara soktu! Hepsinden kurtulmak sart oldu! Insanlarin ruhuna ifrit ve seytanlarin girip oturmasi Erdogan'in kullandigi kin; haset; nefret ve kiskanclikla oldu. Seytani baglamiyorlar! Seytan'in ilk bilinen adi The Seth; Dis ve Lucifer idi 4 bin sene once! Sonra Osiris ve Isis oldu! Hz Nuh'un tufandan sonra doğan oğullarından birinin adı da Seth idi. ISID'in besleyici Erdogan ile ISIS oldu! Tom Cruise'un Mummy filmi ilginc! The Seth; eski Misir'da seytanin ruhu insanda bulusuyor! Erdogan ve AKP'de bol bol the Seth var; zorlamilar fazla. Hyde karakteri Hitler şeytanını temsil eder ve ölmemiş gösteriliyor. CIA'nın gizli Agency Service örgütlenmesinin başında da Hyde var filmlerde. Tesadüf olamaz. Prison Break dizi serisinde de bolca gösterildi.
AKP'li kayyımın yıktığı camiyi de HDP yıkmış güya. Kandırıyorlar.

Erdoğan ve AKP ise, resmen Aptalliga oynuyorlar! Keriz yerine koyduklari insanimizla alay ediyor; kibir ve simariklikla iftira ve yalanda seytani geciyorlar! Ruhları bozuk. 'MİT'in ByLock listesinde 61 AK Partili var' hem de TV de en çok Fci ye sövenler hepsi. Karın ağrıları var. Ülke olarak geldiğimiz nokta: Ordudaki tasfiyelerin yerinde olup olmadığını yılların ajan-provokatörü Perinçek'e soruyor, ona onaylatıyoruz. Ak-İt Gazetesi Kayyum Atanan Diyarbakır Çınar Belediyesinin Kayyumunun yıktırdığı Kuran Kursunu Hdp belediyesi yıktı diye haber yaptı. 15 Temmuz'da kendi kendilerine yaptıkları darbeye halâ kılıf uyduramadılar,cahil cesaretine güveniyorlar lâkin cahilin büyük bir kısmı uyandı. Revize edilen ve uygulamaya konan "BOP"da Erdoğan yönetimene yer yok. İsrail-Körfez ülkeri yakınlaşması ve bağımsız Kürdistan'a destek var. Yandaş medyaya göre dün bu ülkede; 3 şehit olmadı, 731 asker zehirlenmedi, adalet diye bir yürüyüş yok..!!!! Yani mutlu ve mesuduz! Yalandan kimse ölmemiş. 'F.ci tam bir Yahudi örgütlenmesi' diyen Başsavcının 'nefret söylemine', Türkiye Hahambaşılığı Vakfı'ndan kınama geldi. Komedi gibi ülke. Hollywood filmlerinden daha saçma, aksiyonlu, heyecanlı ve aptallıkta zirvedeyiz. Mumya ve Starwars bile mantıklı geliyor insana.
Tuncay Opçin, olayı güzel özetledi:
1990larda, Emniyet'te piramidal bir rüşvet sistemi vardı. Trafik polisi beş lira rüşvet alsa, bir lirası mutlaka Mehmet Ağar'a ulaştırılırdı. Şimdi devletin bütün kurumlarında, benzer bir yapı var. Kim, ne rüşvet alırsa yüzde 20'si RE'ye gidiyor. Savunma Bakanlığı'nda ihaleleri Fikri Işık kardeşi dağıtıyormuş. Yüzdeyi alıp, ihaleyi veriyorlar. Olay bu kadar basit. Yine dönemin Maliye Bakanı Abdüllatif Şener-Turkcell ilişkisini de Aktüel'de, Ergenekon dosyalarında yazmıştım. İstanbul'da deprem güçlendirme ihalelerin tamamı, Haberdar Ailesi-... konsorsiyumu tarafından dağıtılmıştır. RE'nin rüşvet çarkındaki en yakın çalışma arkadaşı, Binali Yıldırım'dır. Haberdar ailesi üzerinden, milyarlarca dolarlık iş yapmıştır. RE'nin kızdığı ve görevden aldığı bakanlar, genellikle kendisinden habersiz iş çevirenler. Mesela Osman Pepe. Bunları yazmak yeni mi aklına geldi, diyecekler için Aktüel arşivi yerinde duruyor. Haberdarları, dergi Ahmet Çalık'a geçtiği zaman yazmıştım. İhaleyi verecek komisyon üyeleri, Haberdar Ailesi ve dönemin İçişleri Bakanı'nın yakın çevresi tarafından belirlenmiştir.














Manisa'daki yemek şirketini kim neden koruyor? Bakan Fikri Işık gizli ortağı!
Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helâk etmedik. Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz. (ŞUARA 208-209)
Bu kadar şeytanlık olmaz! Tugay'ı kapatmaya mazeret olsun diye erleri zehirlediğiniz fikri akla gelmemesi için insanın salAK olması lazım! Binlerce asker değil, ellerinden gelse kendi adamları dışında bütün askerleri zehirleyip, sonra yakarlar ve zerre kadar da vicdanları sızlamaz. Edepsiz hırsızlar! Hadi cemaati sevmediniz çekemediniz vs.. Türk askerine yapılan bunca eziyete nasıl sessiz kalırsınız anlamıyorum. Millet zombi olmuş. Arsızlık had safhada!

731 askerin zehirlenmesine ilişkin AKP ve MHP mecliste araştırma yapılmasını engelledi. Savunma Bakanı Bakan Fikri Işık'ın 'Yemek yemediği halde etkilenenler var' sözleri şirket tarafından bile kullanılmaya başladı.
Bir değil, iki değil. Üçüncü.
Son 24 gün içinde Manisa'da, üçüncü toplu asker zehirlenmesi vakası yaşanıyor.
İlki: 23 Mayıs 2017 – 1. Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı Albay Arif Seyhun Kışlası'nda 1046 asker gıda zehirlenmesiyle hastaneye kaldırıldı.
Er Hüsnü Özel yaşamını kaybetti. Evet, bu çağda gencecik bir asker, sağlık koşullarını taşımayan karavana yemekten öldü. [Haber görseli]
İkincisi: 27 Mayıs 2017 – Kırkağaç 6. Jandarma Komando Er Hüsnü Özel Eğitim Alayı'nda 70 asker gıda zehirlenmesiyle hastaneye kaldırıldı.
Üçüncüsü: 16 Haziran 2017 – Manisa General Seyfettin Çalbatur Kışlası 1. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı'nda yine gece yaklaşık 50 asker gıda zehirlenmesi belirtisiyle hastaneye gitti.
CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer, bu rezilliğin yakın takipçisi.
Her seferinde hastaneye askerlerin ziyaretine gidiyor. Açıklamalar yapıyor. Elindeki bilgileri kamuoyuyla paylaşıyor. Biçer'in verdiği bilgiye göre, 23 Mayıs ve 16 Haziran'daki zehirlenme olayında askerlere yemek tedariki yapan aynı firma:
Rota Yemekçilik Ticaret A.Ş.
Biçer, cuma gecesi hastane önünde yaptığı açıklamada, Milli Savunma Bakanlığı'ndan hâlâ bir ses çıkmayışını, hiçbir şey olmamış gibi şirketle sözleşmenin feshedilmemesini sorguladı: "Sözleşme feshedilse, böyle bir olay yaşanmayacaktı" dedi.
Rota Yemek'e biraz baktık.
Bundan dört yıl önce Diyarbakır'da Veysi Avşar tarafından 100 bin TL sermaye ile kurulmuş. Ancak öncesi var.
Rota; sahipliği aynı kişilerden oluşan Tatal, Avşaroğulları, Çamlıca, Ova, Mendika isimli şirketlerin devamı.
İki yıl önce HDP Milletvekili Levent Tüzel, Dicle Üniversitesi'nde bu şirketin faaliyetleriyle ilgili ciddi sorular içeren bir soru önergesi vermiş. Fakat önerge cevaplanmadığı gibi, bu önergenin haber linkleri de uçmuş...! (Tüzel'e ulaşamadım.)
Cumhuriyet gazetesi yazarı Çiğdem Toker de katıldı. "Rota Yemekçilik'i kimler, neden koruyor?" başlıklı yazısında Toker, zehirlenme vakalarından sorumlu tutulan Rota Yemekçilik'in faaliyetlerini mercek altına aldı.
 
Bir yılda 20'ye katlanan sermaye
Rota Yemekçilik'e kuruluşundan sonra Osman Avşar da ortak olmuş. Bir yıl içinde sermayesini 2 milyon TL'ye çıkarmış. 2014'te şirket merkezini Ankara'ya taşımış.
 
Şirket sermayesi iki ay önce 7 milyon TL'ye yükselmiş. Şirket yönetimi, Veysi Avşar, Osman Avşar, Ahmet Türkmen isimleri arasında gidip geliyor.
Şu anda Veyşi Avşar ile Osman Avşar eşit ortak. Şirket web sitelerinde Türkiye'nin büyük metropollerinde devlet daireleri, askeri birimler, hastaneler, okullar, üniversiteler, fabrikalar, şantiyeler, havayolu ikram hizmetleri verdiklerini gururla anlatıyorlar.
(İki yıl önce de Maliye Bakanlığı'ndan 11 milyon TL'lik iş almışlar.)
Rota Yemekçilik'in AKP iktidarı ve bakanlıklar açısından önemli ve etkili bir ikili olduğu anlaşılıyor. Bunca ana kuzusu asker zehirlenmesine karşın neden korunduklarının cevabı ortaya çıkarsa pek çok şey aydınlanacaktır.
Fakat Rota Yemekçilik belli ki askerlerin zehirlenmesinden değil de, "yandaş şirket" haberlerinden rahatsız olmuş.
Manisa'daki asker zehirlenmelerini duyuran internet sitelerinin tamamına erişim engeli getirilmiş. Hepsine. "Manisa'da ne olmuş?" diye merak edip internete girdiğinizde haber bulmanız biraz zor. Karşınıza hemen sulh ceza hâkimliğinin erişim engelleme kararı çıkıyor.
Rota Yemekçilik bu engelleme talepleriyle, sebep oldukları zehirlenme olaylarını mı karartmaya çalışıyor, yoksa yandaş olmadığı mesajını mı vermeye çalışıyor? Rota Yemekçilik'e buradan bir çağrıda bulunuyorum, Kolaysa, bir erişim engeli talebini de Ticaret Sicili gazetesi için getirin.
"Ciheti askeriye" bakımından ayrıcalığınızı henüz bilmiyoruz.
Fakat zenginleşme öykünüz sicil sayfalarında duruyor.
 
 
SUFİ YORUMU
 
Zehirlenen sadece asker mi? Hepsi zehirlenmiş! CHP'li adalet arıyormuş. Oysa gerçek ne?
Türk askerine peygamber ocağında LEŞ yedirenler kahrolsun. Mehmetçiklerimizi 3 kez zehirleyen teröristler kahrolsun.. Bu şirkette Hulusi Akar'ın payının olduğu doğru mudur? Hangi AKP milletvekili, bakan ortaktır ve Saray'a ne kadar haraç ödenmektedir? Batan gemide fare arıyoruz. Savunma Bakanlığı'nda ihaleleri Fikri Işık kardeşi dağıtıyormuş. Yüzdeyi alıp, ihaleyi veriyorlar. Olay bu kadar basit. Bakan Işık'tan zehirlenme açıklaması: Bölgede depremler var, yeraltı sularından karışma mı var, buna bakacağız. Kime yıkacağımıza henüz karar vermedik kahpeliği. Türker Paşa, Fcidir diye böğürüyor. Kendisi Deniz Harp'te komutan iken 800 öğrencinin zehirlenmesinden sorumlu bir ETÖ fahişesi. Senin de bakanında Allah bin Belanı versin şerefsizler. Bir de bakan diye geçmişsin koltuğa meymenetsiz. Milletin aklıyla dalga geçiyor. Köpek herifler... Bu nasıl bir ülkedir ki, askeri zehirleyen yemek şirketinin yetkilileri kamuoyuna tek bir açıklama yapma ihtiyacı dahi hissetmiyor. MHP oylarıyla TBMM'de araştırılması engellendi yine. Araştırmaya ne gerek var geri zekalı AKmak mallar. Mars'lılar zehirledi desen silahlanıp Mars'a savaş açarlar. Boşuna ümitlenmeyin durum bundan ibaret..
Acaba Hulusi Akar ile Erdoğan'ın özel ortak şirketleri askerlere ucuza yemek satıp daha fazla para kazanmaya mı çalışmışlar? Patlayan foseptik bu mudur? Devletin bütün kurumlarında, benzer bir haraç yapısı var. Kim, ne rüşvet alırsa yüzde 20'si peşin Erdoğan'a gidiyor. Bu nedenle Anadolu Ajansı, 3000 kişi zehirlendi ama henüz net değil diyor, dünya üzerinde yaşayan en Orospu çocuğu medyası bunlar olmalı. Adalet arayanların içyüzünü görelim, maskeli dolaşmakla olmuyor…
Sadece AKP değil, MHP ve CHP'de nazarımda bitmiştir. Sorunun temel sebeplerindendir. Erdoğan'a cesaret verenlerdir. Yanlış malzemesi bol ama görmek isteyen yok. Taşıyor. Bu ülkede sorun yalnızca hükümet değil. Muhalefet de sorunlu. Şimdiki muhalefet iktidarda olsa, bu zulümleri çeken bir sürü insan aynı zulmü yine çekerler. Alın size bariz bir örnek:
Sufi tarihe bir şerh daha düşsün. Gazeteci ve CHP'li eski milletvekili Enis Berberoğlu'nun ceza alması sonrası, avukatı sert konuşuyordu. Enis bey ayrıcaklı insan, nasıl ceza alır? Avukatı ateş püskürürken, hemen arkada başka bir dram yaşanıyordu. Bebesi ve bir annenin dramı var. Bir vatandaş dayanamadı. Yüksek sesle bağırdı ve Enis beyin avukatının sesini bastırdı. Burada bebesiyle hapse giren bir kadın, yanınızda duruyor ve siz es geçiyorsunuz. İnsanlık bu mudur? Ancak Enis bey ve avukatı hiç duymamış gibi yaptılar, istiflerini bozmadan konuşmaya devam ettiler. Ancak vatandaşın vicdanı susmuyordu. Vatandaş avazı çıktığı kadar bağırdı: Ey kameraman, burayı çeksene. Asıl mağduriyet ve zulüm burada. Bebesi ile masum başörtülü bir kadın hapse tıkılıyor. Bağırdıkca bağırdı. Sesi avukatın açıklamasına karıştığı için rahatsız oldular ama hiç renk verip tınmadılar. Aynen böyle oldu. Enis Berberoğlu ve avukatı, başlarını bile çevirip bakmadılar. Hiç bir şey duymamış gibi davrandılar. Adalet arayan CHP'nin hali budur işte. İnsanlıktan nasipleri yok. Sufi, Enisi sever ancak başörtülü bir hanımın bebesiyle dramı sizin mahkumiyetten önemli değil mi. İnsan mısın, gazeteci mi? İnsan değilmişsin. F..tö diyen dilin kopsun Muharrem İnce! Sizler de en az AKP kadar aşağılıksınız! Fe.. 'de çok ilginç bir örgüt.. gidiyor erleri zehirliyor, sokakta masumu öldürüyor, madeni çökertiyor ama bir tane AKP'liye dokunmuyor. Ne kadar pislikleri varsa cemaata yıkıp kurtulacaklarını sanan kibirli domuzlar hepsi. Emre Erciş ve Süfyan borazanı Elif, Hilal gibiler cemaatın üstüne yıkmaya çalıştı. İnsanlar, belki bozuk yemekten zehirlenmezler ama insanlar işte böyle bozuk zihniyete sahip insanlar yüzünden zehirlenirler… Ahlaksızlık Lut kavmi gibi.
Zehirlenen askerler ve ailelerine uygulanan baskı da gün yüzüne çıkacaktır elbet. Asker bizi dövecekler diyor ve çok korkuyor. 18 bin kadın tutuklu iken bebekleri ve çocukları ile zulmü yaşarken Emin Çölaşan gibi bu nedir diyemiyorsanız vicdanınızı kaybetmişsiniz demektir. Erdoğan adalet yürüyüşünü 15 temmuz'la aynı kefeye koyarak üstü kapalı kendine muhalif olan herkesi terörist ilan etmiştir... Psikolojik çöküş yaşanıyor.
Bence zehirlenme vakası sıradan değil. Akın Öztürk'ün üstüne Cemaat elbisesi oturmadı. 'Aslında Kemalist' söylemini de diri tutarak Atatürkçülere aba altından sopa gösteriyorlar. Manisa zehirlenme Vakaları: Medyaya yansıyan bilebildiğimiz üç büyük vaka var.. Ve tekerrür etmesi kesinlikle normal değildi. Kendi alanlarında gerçekleşen vukuâtların sorumluluğunu üstlenmeyen bir siyasi mekanizma gene sorumluluk kabul etmeyecektir. Üç kere tekerrür etmiş bir hadisenin "kasıtsız" olduğunu düşünmek en iyi ifadesiyle gaflettendir.. Bu vakalar farklı bir boyut aldı... TSK da bir askerin başına kışlada bir şey gelse ilk Komutanı sorumlu tutulacaktır.. Fakat burada hadise giderek büyüyen bir süreklilikte. Tabi bu duruma Çanak tutan içeriden birileri de muhakkak vardır.. Askerin her hâline yorum yapan Perinçek bu vakalara gayet Sessiz... Dolayısıyla burada amaçlanan farklı bir Sicil katliamı olabilir.. Ege Ordu içerisinde Rahatsızlık ifade edenler vardı.. Hatırlar mısınız. Siyasi mekanizma yine YAŞ öncesi bu zehirlenme Vakalarını "Allah'ın lütfu" olarak görerek bir hamle yapabilir..
TAM CHP ADALET İSTEMİŞ İKEN ZEHİRLENME KİME YARAR?
CHP'nin ne bir Kürt planı nede adalet planı var. Sokakta tepkiyle parti olunmaz. Yanlışa dur diyen 17 ve 25 Aralık'tan beri ciddi iş yapardı. CHP'liler zulümlerde iktidar ortağı ETÖcü ile işbirliği halinde olmasalar, 200 bin mağdurun elinden tutardı. Kimseye acıdılar mı? Yalancılar! Süfyan, Haramileri ve işkenceci, soykırımcı ETÖcüler, can havliyle CHP'yi sokağa sürdü. Ancak zulümlerde ortak olanlar yırtamaz, niyet mühimdir. CHP'de Süfyanizm'in bir aracı, unutmayın sakın. Allah, OL der ve sebepler oluverir. Ümitvar olunuz. İslam'ın gür sadasını 180 ülkeye yayan Hizmet erenlerini Allah zayi etmeyecek. İnanınız. Manisa'da askerimizi 4. defa zehirleyenler Erdoğan'ın has adamları. ROTA'nın sahipleri Veysi Avşar, Osman Avşar, İhsan Altun ve Kemal Doğan. O halde neler oluyor?
14 Temmuzda Akar ve Fidan akşam ÖKK'da buluşmadan önce gündüz Binali başbakanlıkta her ikisini de ayrı ayrı kabul etti. Vatan'ı satıyor, Kıbrıs'ı satıyor bu kadar hain bir dönem yaşanmadı. Öyle bir illüzyon ile yapıyorlar ki millet hüloooğ modunda... Asker zehirlenmeleri masum değil! TSK her koldan sıfırlanıyor! Kimilerini zindana attınız! Kimilerini köprüde kestiniz! Kimilerini de zehirleyerek öldürüyorsunuz! TSK yı iki paralık ettiniz! Hırsızlar! CHP ayrı bir tiyatro. Bir yandan yürüyeceksin, bir yandan F... diyeceksin, hiç samimi değilsin canısı. Senin aradığın gerçek adalet değil... Bu arada RTE'ın kaçırdığı kara paralaryla Katar'ın ABD den 15 milyar dolara savaş uçağı alması, AKP lilerde şok etkisi yaptı. RTE bir kez daha kandırıldı. Tabi bu numaraları yerseniz.
 
 

Süfyan Erdoğan'ın bazda 135 bin doları yiye yiye şişmiş şişko Katar'a yolladığı gıda yardımı güldürdü. Yemen'de açlık yüzde 95. Yardım yok.

Katilliğin sınırı da yok...

Suriye'de yüzde 7 olan Nusayri azınlık nasıl ülkeyi diktatörlükle idare eder diye şaşırmayın artık. ETÖ, Berk, Çetin Doğan grubu da azınlık. Unutmayın, 200 bin insanı işinden eden sadece Erdoğan değil, CHPli olan ETÖcüler. Adalet aramak yeni akıllarına geldi. Manisa olayı tuz ekti. Manisa'da erlerin zehirlenmesi olayı gazıyla dolduruşa gelmeyin. AKP firmaları suçlu ama olay sanki Hulusi Akar'ın tasfiyesi. Yapan ETÖcülerdir. Hukuk dışı yollara başvurup tiyatro oynayınca böyle oluyor Hulusi Akar! 15 temmuzcuları açıklada, ülkemiz vatan hainlerini iyi bellesinler! Erdoğan'ın TSK'da hiçbir gücü yok. ETÖcüler istedikleri ama hak etmedikleri terfileri alıp, kurmay olmayanları da general yapmak istiyorlar. Hulusi Akar'ın yerinde olsam, 15 Temmuz konsorsiyumunu olduğu gibi açıklardım. Yoksa ETÖcüler kendisini sevmiyor, daha çok askeri öldürürler. Bu daha başlangıç olabilir. Herzaman olduğu gibi Genelkurmay'da eşekler, domuzlar, atlar tepişiyor, ceremesini Manisa'da erler zehirlenerek ödüyor. Terfi domuzluğu mu?
 

Manisa'da erlerin zehirlenmesi sıradan bir hesaplaşma gözükmüyor. CHP'li twitter hesapları sonuna kadar kullanıyor. Suçlu sadece ROTA mı? Hulusi Akar, elbette CHP'li laik ulusalcı sözde Atatürkçü ve Kemalistlerin ne oyunu oynadığını görüyor. Daha 2 yılı varken, havlu atacak mı? ETÖ'nün asıl 15 temmuz darbe lideri Ümit Dündar paşa olacaktı, ancak uyanık ABD'de bekleyip çamura yattı, Genelkurmay 2. başkanı oluverdi. Bir süredir Genelkurmay'dan Kemalist ulusalcı ve Atatürkçü subaylar Hulusi Akar'ı yıpratacak fotoları Odatv aracılığyla paylaştı. CHP ekibi! Yurtta Sulh Konseyi, yani 15 Temmuz naylon darbe lideri Hulusi Akar idi. Genelkurmay'da 40 tilki grup çatıştı, Erdoğan'a Allah'ın lütfu oldu. Eğer Hulusi Akar, ETÖcü CHP yobaz zihniyetinin ayak oyunları ve Süfyan'ın edepsizliğine daha fazla mahkum olursa, ortada TSK ve ülke kalmaz. TSK'da hak etmeyenler hak etmedikleri terfileri alıp çoğunluğu ezip kesip doğradı, işkence yaptı, kırdı. Akar, hepsi ordumun neferi diyemedi. Hulusi Akar'ın yerinde olsaydım, tüm domuz tilkileri Karargah'ta silerdim. Cumhuriyete, demokrasiye sahip çıkanlarla Süfyanlık bitebilirdi. Hulusi Akar, Saadettin Tantan kadar mert olamadı. Eskidende Perinçek Emniyette Fci listeleri hazırlar, MİT'le servis yapardı. Tantan takmadı Perinçek ve ardındaki MİT krallarını. Bu şerefsizler boğazda askeri öğrencileri boğazlatmadı mı? Kaç Harbiyeli hapiste işkence gördü? Asker zehirlenmiş çok umrunda mı? İktidar peşinde hırslı domuzlar!
Hulusi Akar, bunca domuz ETÖcü, Balyozcu, İslam düşmanı Gladyocu içinde ne yapabilirdi? ŞANGAYCI, NATOCU yok orduda, hepsi Atatürk askeridir demekten aciz kaldı, korumadı. ETÖcü ve Perinçekcilerin TSK'da başardıkları tek şey İslam'ı yok etmektir. Erdoğan olmasa yapamazlardı. AKP utanç duysun, zaten TSK'da yoktu. ETÖcülerin, Perinçekcilerin eskiden beri tek korkusu, askeri okullarda mevcudiyetleri sıfırdı. Yeni nesil onlar gibi ayrımcı, kinci değildi. TSK'ya vurulan darbede mesele namaz kılanlar değil sadece. Tüm başarılı subay, astsubay ve askeri öğrenciler namaz kılıyordu, dinsiz değildi. Askeri okulların kapatılmasının tek sebebi, son 20 yılda yetişenlerin çoğunun namaz kılması, hepsini Fci sanıyorlar. Perinçekciler başardı. Ancak ETÖcüler intikama doymuyorlar. TSK'da namaz kılan kimse olmasın diye zorluyorlar. Dinsizliği hakim kılmak için CHP'yle çifte oynuyor. 15 temmuzdan sonra hak etmedikleri terfileri alanların hepsi namaz kılmayanlar. 25 yıllık emekle tırnaklarıyla kazıyıp üste gelenler kesildi. Hulusi Akar, MGK ve Süfyanizm İhtiyarlarının kanunsuz emirlerini uygulayacağım diye TSK'yı kuşa çevirdi. Erdoğan bundan yararlanan domuzdur.
1987 ile 2012 arası TSK'dan 10 bin kişi namaz kıldığı için atıldı. 15 Temmuzla atılan namaz kılan sayısı 50 bindir. 1 yılda en büyük zayiat! Hulusi Akar, 15 temmuz'da hiyerarşi ve disiplin diye bir şey bırakmadı. Erdoğan, tarikat lideri ise disiplini bozdu. Namaz kılanları attınız. Genelkurmay'ın 5 generali imzası ile GATA'dan atıldığımda, namaz kıldığından yazmadılar. Ne yazıyordu? Hiyerarşiyi ve disiplini bozmuşum ha! Oysa TSK'da hiyerarşi ve disiplin herşeydir. TSK'dan namaz kılanları şeyhlere itaat ediyor, hiyerarşiyi bozdu diye atarlardı. Domuzluğu bırakınız. Hulusi Akar, verdiği emirlerin arkasında durmuyorsa, suç itaat edenlerde değildir. Hanginiz TSK'da olsa mantıksızda olsa emre itaat ederdin. Hangi asker TSK'da Genelkurmay başkanı Hulusi Akar'ın emrine itaatsizlik edebilir? Hiçkimse. O halde bir suçlu varsa emri verenler olmalıdır. 15 Temmuz konsorsiyumunda emir komuta zinciri içinde Hulusi Akar'ın emriyle her kesimden asker rol almışsa, Hizmet'i sevenler içine atılanlar. Kimisi belki de Hocaefendi'nin dediği gibi safderun takımı. Ancak neden sadece cemaatcılar suçlu sayıldı?
15 temmuz konsorsiyumunda Hulusi Akar, 3 generale Yurtta Sulh Konseyi başkanlığı önerdi, hiçbiri kabul etmedi, ihale Akın Öztürk'e bırakıldı. 15 Temmuz konsorsiyumunda sıra güçlerin dağılmasına geldi. CHP ve ETÖ, Yurtta Sulh Konseyi başkanı olarak Ümit Dündar'ı seçti, ABD'de aportta hazır bekledi. Eğer bekledikleri gibi olsaydı, bugün farklı şeyler konuşuyor olurduk. 15 Temmuz'un darbe konsorsiyumundan CHP'liler, ETÖcüler Hulusi Akar yerine Ümit Dündar'ı Genelkurmaya istiyor. Manisa yıpratma girişimi mi? 15 Temmuz'un Berk darbe ekibi, kendi Nusayri dinsiz kadroları için bastırdığı için Manisa'da asker zehirletmiş olabilirler. Terfi pazarlığı kokusu geliyor. Ahmet Zeki Üçok, gerekirse TSK'nın yüzde 80'ni atarız diyor. Demek ki yüzde 20 bile değiller. Perinçekçi, Ulusalcı Berk ekibi Nusayri Baascıdır! Despot Yezidler. Hulusi Akar'dan kuruluyorum derken daha Yezid bir general genelkurmaya oturtulabilir. Endişem, bu krizde kontrollü bir zehirlenmedir.
ETÖ, TSK'nın tamamını Erdoğan'dan talep ediyor. Zehirlenme vakası hesaplaşma gibi. Ahmet Zeki Üçok gibiler zalim, ayrımcı, kindar ve şeytan. Süfyan Erdoğan, resmen Şeytan'a çalışıyor. Şeytan'ın adı Seth idi eski Mısır'da. Dis ve Lucifer oldu, Satan ete kemiğe Erdoğan ile büründü. Can Dündar ve Enis Berberoğlu, IŞİD ve türevi teröristleri besleyen Erdoğan ve Fidan'a karşı çıktığı için mağdur. Hizmet, komple mağdurdur. Ancak haber yapan yok.
IŞİD, türevi teröristleri besleyen Erdoğan ve Fidan'a karşı çıkan Hizmet erenlerinden başka samimi kimse görmüyorum. CHP siyasi rant peşindeler. IŞİD ve türevi teröristleri besleyen Erdoğan ve Fidan'a karşı çıkan herkes mağdur iken, CHP kökenli ETÖcüler keyifle bu muhalifleri eziyordu. IŞİD ve türevi teröristleri besleyen Erdoğan ve Fidan ile ittifak yapıp zulmeden CHP kökenli ETÖcüler! Nerede adalet? Mağdura yardım ettin mi? Hayır. Süfyan Erdoğan ve haramilerine operasyon çeken kahraman ve cesur polisler, 2 sene önce sahurda hapse alındı. Hangi CHPli ziyaretlerine gitti? Hayır kesinlikle. Adalet arayan ve insan olan önce mazlum Hizmet erenleri ailelerine yardıma koşardı. En yakınları bile üç kuruş yardım etmeye korkuyor, sindi hepsi. İşlerine böylesi geldi. 650 bebe ve 18 bin masum hanımefendi hapiste zulüm içinde, işkence görerek inliyor. Bir tane CHP'li derdini paylaştı mı? Ne adaleti arıyorlar peki? MİT krallığı güpegündüz mafya gibi masum insan kaçırıyor. Bir tane CHP'li bu mağdurların derdine derman oldu mu? Ne adaleti arıyor sokakta?
Bayram öncesi lütfen fitre ve sadakalarınızı Süfyan ve ETÖnün mağdur ettiği Hizmet erenleri ailelerinize veriniz. Umulurki umumi bela gelmez. Bir tane hırsıza, zalime, teröriste dokunmamış RETÖ ve ETÖcü darbeciler. CHP kimin için adalet arıyor? Ne kadar zulüm varsa destek oldular.. 15 gündür gözaltında olan öğretmen eşini görmeye giden ev hanımı 4 gündür Diyarbakır'da gözaltında. Masum Anadolu insanını kesiyor Gladyocu! Harbiyeliler ve 15 temmuz mağduru askerler ne diyor? Hulusi Akar, Fidan ve Erdoğan'ın emri uygulandı. Ne darbesi bu? Siyasetçiler serbestler. Fuad Yılmazer niye hapiste? Erdoğan, devlet memurunu 40 defa çağırıp Balyozculara ve ETÖcülere operasyon yap dediği için. İntikamcılar salaklar. Bre salak Türker Paşa! Erdoğan, Balyozcu ve ETÖcülerle ittifak ve işbirliği yaptığı için 15 Temmuz oldu ve tüm zulümleri beraber icra ediyorsunuz. Daha ne istiyorsunuz? Bela mı? Mazlumlar arasında ayrımcılık yapanların yüzlerine tükürün. Adalet yok elbette. Bunu hepimiz biliyoruz. En büyük adaletsizde Fci sakızcılarıdır.
Ergenekoncu General Aziz Çakmak'ın youtube'da videosu duruyor. Hizmet'ten olanlara çoluk çocuk kadın dede nine soykırım uygulayacağız dedi. CHP'lileri sokağa süren Türker Paşa ne twit attı. Erdoğanla Cemaat Balyozcu ve ETÖcüleri Silivri'ye tıkmış, acımayın Hizmet erenlerine diyor. Hizmet erenlerinden mazlumluğu da çalmak istiyorlar. Bu sefer hırsız CHP. Ulusalcı laik Kemalist darbeci işkenceciler sanki bunlar değilmiş! İbrahim suresi 21. ve 22. ayet net. Putları, dünyadayken taparken bana mı sordunuz? der. O zalimler ki, onların hakkı pek acı bir azaptır. CHP'lilere Enis'den önce ve sonra diyeceğiz. Gerçek mağdur mazlum Hizmete gönül vermiş Anadolu insanları, başka mazlum yok koca Türkiye'de. Perinçek grubu ve Berk komplosu olabilir bu. Normal değil. Neden YAŞ ve terfiler pazarlığınyapılırken, Hulusi'nin yemek firması vurulsun ki? Hedeflerinde Hulusi var malum. Kasten yapmışlar sanırım. Hulusi'yi linç edip Dündar'ı getirmek istiyor 30 Ağustosda ETÖcüler. Yezidlerin hesap vermeye niyeti hiç yok.
'Onlar darbeciyse ben de darbeciyim' demeye getiren kıdemli diplomat kim?
 Haziran 16, 2017 by yavuzbaydar
Herşeyin zıvanadan çıktığı artık anlaşılıyor mu?
Umarım anlaşılıyor.
Bir şahsın mutlak iktidar kurma hezeyanını kendine avanta ve ikbal için yontan bir çete ülkede herşeyi ele geçirdi mi?
Kuru ya, kadın çoluk çocuk demeden kim kendilerine ters geliyorsa 'temizleme', ezip tepeleme, kodese tıkma, hayatlarını karartma, çocuklarımızın geleceğini yok etme amacıyla ellerinden geleni artlarına koymuyorlar mı?
Adalet ve hukuk düzenini imha ettiler mi?
Etmeseler, bir tereddüt ve sabır timsali olarakl temayüz eden anamuhaleet partisinin lideri neden elinde 'adalet' yazılı pankartla yollara düşsün?
Ettiler ki hem de nasıl.
Mahkemeler 'şaklabanlığın ciddiyeti' şeklinde tezahür etmekte artık.
Enis'i de 25 yıl hapisle içeri aldılar.
Almaları mukadderdi, çünkü formatladıkları yol haritası inkar ve yalan üzerine bir faşizm nizamı kurmak.
Bunun önünde en büyük engel bu memlekette kökü bir türlü kurutulamayan dürüst gazeteciler. Siyasi eğilimi veya meşrebi ne olursa olsun, bunlar her zaman var oldu ve çetin ceviz çıktılar.

Bu Pazartesi o davalardan biri daha başlıyor.
Hani şu meşhur 'sübliminal' davası var ya, işte aynen o.
Ahmet ve Mehmet Altan ile Nazlı Ilıcak ve 14 gazeteci daha, bilmemkaç ay tutuklu kaldıktan sonra "Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya teşebbüs", "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs", "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs" ve "Silahlı bir terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek" suçlamalarıyla, 'FETÖ' gibi uydurma bir ad altında 'yargılanmaya' başlayacaklar.
'Uydurma' diyorum, çünkü Gülen Cemaati mensuplarını kapsadığı sanılan 'yapı'nın 'terör örgütü' olması için bir Yargıtay kararı gerekiyor, ama Ahmet Taşgetiren'in geçenlerde hatırlattığı gibi böyle bir karar yok.
Bir zamanlar aynı argümanla 'Yargıtay kararı olmadan Ergenekon Terör Örgütü diyemezsiniz' diye ortalığı – haklı olarak – birbirine katan çoğu asker veya Kemalist kesimden, bu 'güncellenmiş hukuk garabeti' hakkında nedense tek bir ses çıkmıyor.
Cumhurbaşkanı bu 'yapı'ya 'FETÖ' demeye karar verdiği için peşine takılan AKP'lilerin yanında yer almayı taktik gereği faydalı buluyor, onun dediğini papağan gibi tekrarlıyorlar.
Ne desem boş.
Bir arkadaşımın dediği gibi 'bu toplumun laik dindar şu bu, mayası bozuk'.
Geçelim.
Bu geniş kesim, maya bozukluğu yüzünden, her dönemde fatura kendisine çıkarılan gazetecinin yargılanmasını, süründürülmesini, günah keçisi ilan edilmesini öyle seyretmekle meşgul.
Ama ta Gezi'den beri, hele son 11 aydır görüyoruz ki, bu ülkede herhangi bir çetenin iktidarı gasp etmesi, demokrasiyi karşı-darbe ile lağvetmeye teşebbüs etmesi başarısızlığa mahkum.
Karmaşık bir toplum bu ve maya bozukluğuna isyan eden kesimler, kaç zamandır çatır çatır direniyor.
Direnecek.
Burası Sovyetler döneminde ezile büzüle bunalmış Kafkas veya Orta Asya cumhuriyetleri değil.
Burada 180 yıldır gelişen, nefes alan bir değişim dalgası var.
Pazartesi günkü duruşma da, aynen Temmuz'da yapılacak Cumhuriyet duruşması veya daha sonra gelecek diğer gazeteci davaları gibi, demokrasi kavgasının izlenmeye değer bir perdesi.
Yüzlerce yabancı temsilci de izleyecek bu davayı.
ARTICLE 19, Uluslararası Af Örgütü, Index on Censorship, Norveç PEN ve Uluslararası PEN temsilcileri, Uluslararası Kıdemli Avukatlar Projesi…
Türkiye'deki bazı meslek kuruluşlarının takıntılarının aksine, onlar için hangi gazeteci veya aydın olursa olsun, kim fikirleri ve mesleki icraatı nedeniyle mağdur olmuş ise, siyasi renk ayrımı yapmaksızın hepsi aynı 'kafes'te.
İnsan Hakları Örgütü ARTICLE 19'un internet sitesinde "Türkiye: İnsan hakları örgütleri, darbeye katılmakla suçlanan gazetecilerin davasını takip edecek" başlığıyla yer alan açıklama şöyle:
"19 Haziran'da aralarında gazetecilerin de olduğu 17 sanığın yargılandığı davanın ilk duruşması görülecek.
Sanıklar arasında önde gelen yazar ve siyasi yorumculardan Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak da var. Dava, geçen yıl gerçekleşen başarısız darbe girişimine katılmış olmakla suçlanan gazetecilerin yargılandığı davalardan ilki ve mahkemelerin Olağanüstü Hal ortamında ifade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı ile ilgili sayısız davaya nasıl yaklaşacaklarına ışık tutabilir.
Davalıların çoğunluğu ya ülke dışında sürgünde ya da neredeyse 10 aydır tutuklu olarak yargılanıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 14 Haziran'da, Altanlar ve Nazlı Ilıcak'ın da aralarında bulunduğu tutuklu yedi gazetecinin haklarının uzun süreli tutuklulukları nedeniyle ihlal edilip edilmediğini belirlemek amacıyla bir dizi sorunun yanıtını talep eden bir dilekçeyi Türkiye yetkililerine iletti.
Bu davanın siyasi amaçlı olduğuna inanıyoruz ve yetkilileri, uluslararası yasalar altında açık bir şekilde suç teşkil eden fiillerin kanıtını sunmadıkları takdirde tüm suçlamaları düşürmeye ve tutuklu sanıkları derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakmaya çağırıyoruz."
Bu gözlemci kuruluşların da aralarında bulunduğu çok yüksek sayıda örgüt, geçen Mayıs ayında Birleşmiş Milletler'e (BM) başvurarak Türkiye'de ayyuka çıkan insan hakları ihlallerini gündeme getirmesini istemişti.
Onların talepleri doğrultusunda konu en üst düzeyde ve en sert dozda gündeme taşındı. BM İnsan Hakları Konseyi 35. İnsan Hakları Oturumu'nda Türkiye'nin düşünce ve ifade özgürlüğü karnesi ele alındı.

BM Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü David Kaye Cenevre'de raporunu sunuyor
Ve geliyoruz kıdemli diplomatımızın ürettiği harikalara, ve itiraflarına.
Türkiye'ye yönelik sert eleştirilerin yapıldığı oturumlarda BM Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü David Kaye, Türkiye'nin yaptığı uygulamalarla 1982 darbe anayasasının da gerisine düştüğünü söylüyor.
Korkunç, ama gerçekçi bir tespit.
Kaye, "Biz raporumuzu hazırladığımız sırada en az 177 medya kuruluşu kapatılmış, 231 gazeteci gözaltına alınmış ve 150'den fazla gazeteci ise tutuklanmış ve cezaevinde tutuluyordu. Tabii ki binlerce gazeteci ve medya çalışanın görevden alındığını, en az 778 gazetecinin basın kartının iptal edildiğini belirtmek de gerek" diyor.
Uzun uzun anlatıyor Kaye.
Raporu tam 21 sayfa.
Ayrıntı üzerine ayrıntı.
Türkiye'nin tam olarak sınırının nereye kadar vardığı belli olmayan "belirsiz" bir terörle mücadele yasasını gerekçe yaparak, gazetecileri, sanatçıları, yazarları, akademisyenleri, basın kuruluşlarını kapattığını, filmleri yasakladığını söyledi. Türkiye'deki durumu "Düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda son on yılın en kötü anlarını yaşıyor" şeklinde yorumlayan Kaye, yargıya yapılan müdahaleler nedeniyle adil bir yargılanma konusunda ciddi şüphelerin olduğunu söylüyor Kaye.
Çizdiği tablo içler acısı.
Yolunu, aklını, izanını, mantığını, insanlığını kaybetmiş bir yönetim.
Biat, ikbal ve maaş uğruna şuurunu, vicdanını ve onurunu feda etmiş bir bürokrasi.
Kaye'den sonra söz sırası Türkiye'de.
 
Türkiye BM daimi Temsilcisi Feridun Sinirlioğlu, Kaye'in raporuna itiraz ediyor
Çıkıyor ve diyor ki:
"Tutuklanan gazeteci yazar veya diğer insanlar mesleklerinden ötürü değil, darbecilere destek oldukları veya onlarla hareket ettikleri için tutukludur."
Sinirlioğlu, '12 Eylül dönemine dönüldü' diyen Kaye'i doğruladığını belki de farketmeden 'Türkiye'nin özgün koşullarının görmezlikten gelindiğini' söylüyor!
12 Eylül cuntasının koyu baskı günlerinde Türkiye'nin o zamanki kıdemli diplomatları da aynı 'gerekçe'ye başvuruyorlar, tabii ki hiç kimseyi ikna edemiyor, sinirleniyorlardı.
Sinirlioğlu OHAL'in gerekli olduğunu da savunuyor ve dinleyenlerin gülmemek için dillerini ısırmasına adeta vesile üretmek ister gibi, 'Türkiye'nin düşünce ve ifade özgürlüğüne saygılı olduğunu; özgürlüklerin anayasa tarafından da güvenceye alındığını" da ekliyor.
Kimse gülmüyor tabii.
Durum hiç bu kadar beter olmamıştı.
Haberi görünce ne diyeceğimi şaşırdım, inanın.
Türkiye'nin demokratikleşme ve reform sürecinde bir zamanlar en ön safta görünmeye gayret etmiş, demokrasi aşığı bilinen tüm aydın ve gazetecilerin en azından saygısını kazanmış, onlarla konuşmuş güven ilişkisi kurmuş, bu arada müsteşarlığa kadar yükselmiş bir diplomat söylüyor bu lafları.
Söyleyebiliyor.
Hiç sıkılmadan.
Öylesine.
Şu anda hapiste bulunan bunca arkadaşımın adına konuşamam elbette.
Haddime değil.
Ama bu diplomat o mahpus arkadaşlarımdan hangileri ile nerelerde, hangi ortamlarda el sıkıştı, yüzlerine güldü, konuştu, konferanslarda tartıştı, demokrasi asgarisinde buluştu (ya da öyleymiş gibi yaptı), bunları da söyleyemem.
Kendisi gayet iyi biliyor, hapisteki 170 arkadaşımdan hangileriyle tanışıklığı olduğunu, konuştuğunu; veya yazılarından onların gerçekte kim olduklarını bildiğini.
Onun vicdanına kalmış.
Bir fikrim yok tanışırlar mı, ama en azından şu soruyu sorayım:
Feridun Bey, bu sözlerden sonra mesela Kadri Gürsel'in yüzüne nasıl bakacak?
Bakabilecek mi?
Kadri Gürsel darbeci öyle mi?
Ahmet Altan darbeci öyle mi?
Enis Berberoğlu darbeci öyle mi?
Aslı Erdoğan terörist öyle mi?
Şahin Alpay, Nazlı Ilıcak, Murat Sabuncu, Murat Aksoy, Tunca Öğreten, Deniz Yücel, Büşra Erdal, Mehmet Baransu, İnan Kızılkaya, Zehra Doğan, Mehmet Altan, Ahmet Turan Alkan, Güray Öz, Mustafa Ünal, Turhan Günay, Nedim Türfent, Ahmet Şık…
…say sayabildiğin kadar, 180'e kadar yolu var…
Demek bu insanlar darbeci…
Darbe destekçisi…
Öyle mi?
Ben de sadece şunu söylüyorum o zaman:
'Eğer bu insanlar, bu değerli meslektaşlar darbeci, terörist ise, BM Daimi Temsilcisi Feridun Sinirlioğlu da aynen darbecidir, teröristtir.'
Bu kadar net.
Bundan sonra hangi diplomat bu deli saçması rutin laflarla karşımıza çıkarsa, hepsini tek tek teşhir edeceğim, belirteyim.
Utanın.
İşimizi gazeteciler olarak yapmaya çalıştığımız için hayatımız karartıldı, çıkmış böyle saçma sapan laflarla çamur sıçratmaya çalışıyorsunuz.
İnsan onuruyla böyle oynayamazsınız.
Son olarak şunu da ekleyeyim:
Bir sistem baştan aşağı çürümüşse, asgari vicdan sahibi ondan uzak durmayı bilmelidir.
Çürümüş bir sistemin savunulacak hiçbir yanı yoktur.
Aksi halde tarihin şeref defterine değil, utanç sayfalarına geçersiniz.
CHP'nin 'FETÖ Hipnozu'ndan uyanması için bunca rezillik ille de gerekli miydi?
Posted on Haziran 14, 2017 by yavuzbaydar
"Bu karar faşizmin tescilidir."
Meslektaşımız Enis Berberoğlu'nun 25 yıl ağır hapse mahkum edilme kararı üzerine CHP'nin TBMM genel kurulunu terketmesinden hemen önce, partinin grup başkanvekili Özgür Özel bu cümleyi sarfediyor.
Faşizmin tescilini tespit etmek için Gezi olaylarından bu yana beklemek gerekmiş nedense.
CHP'lileri kaç zamandır hayretle, ibretle, her seferinde (nafile olduğunu bile bile) anlamaya çalışarak izliyorum. Tabii içlerinde canını dişine takmış Barış Yarkadaş, Mahmut Tanal, Sezgin Tanrıkulu gibi milletvekillerini tenzih ederek.
Dün gece Aykut Erdoğdu'nun bir tweet'i:
"Tesadüfen NTV açtım… CHP'nin darbe raporu konuşuluyor… Yayında CHP'li yok… Birleşip CHP'ye küfür ayini düzenlemişler.. Zapladım…"
Öyle tabii.
Ama nesi yeni bunun? Beş miligram vicdanı olmayan parayla gözü dönmüş o Şahenkler, o Cinerler, o Demirörenler, sonraları aralarına katılan Doğanlar, bu medyayı, dolayısıyla da halkı olduğu gibi üç beş ihaleye, 'ver ki alasın'a, 'aman başıma birşey gelmesin'e olduğu gibi satalı kaç zaman oldu?
HDP, dokunulmazlıklar konuşulurken ne zaman HDP'li vardı ekranda? KHK mağduru kimler çıkıp derdini anlatabildi?
Bir zamanlar Ergenekon Balyoz sırasında subayları boy boy ekrana dizen patron uşağı editörlerin hangisi 'yahu bu darbe tuhaf, bir de şu tutuklu subay yakınlarını aynen o zamanki gibi dinlesek?' dedi?
Hangisi referandum öncesinde bırakın 'hayır' yanlısı sivil toplum temsilcilerini, meşru muhalefete zaman ayırdı?
Bu aşağılık işveren türünü tanımadınız mı hala?
Neye şaşıyor ve kızıyorsunuz ki?

Merkez sağın eski isimlerinden Hüsamettin Cindoruk'un geçenlerde Cumhuriyet'e anlattıklarından bir bölümü alayım buraya.
"Çok partili hayat bitmiştir, Bugün Türkiye'de tam hukuksuzluk, tam kanunsuzluk dönemi yaşanıyor" diyen Cindoruk üstüne basa basa anlatıyor:
"Buradaki sorumluluğun büyüğü medyada. Bir ülkede medya kalmadıysa sürdürebilir demokrasi yoktur. Özellikle görsel basını, tarihçiler ağır biçimde itham edecektir. 85 yaşıma geldim, Türkiye tarihinin en yanlı görsel ve yazılı basınıyla karşı karşıyayız. Ben bundan sermaye sınıfını sorumlu tutuyorum. Türkiye'de sermaye sınıfı demokrasiyi içselleştirmiş değil. Büyük sermayenin tanzim ettiği bir medya var bugün. Bir ülkede liberal demokrasi olmazsa, liberal sermaye nasıl yaşayacak onu düşünmeleri lazım. Basına girmiş sermayenin yanlış yapması, kendisinin intiharına yol açar. Göreceklerdir ki, bir süre sonra büyüttükleri yapı kendileri ile de ihtilafa düşecektir. Ben komünist de değilim, Marksist de değilim ama bunu söylüyorum."
Ekliyor Cindoruk:
"Türkiye'de 150'den fazla gazeteci, çoğu fikirlerine katılmadığım insan, tutuklu. Basın özgürlüğü olabilir mi burada? ..cezaevlerindeki bütün gazetecilere geçmiş olsun diyorum. Onlara hepimizin bir özür borcu var. Gereğini yapamadık. Biz demokrasiyi koruyamadık. Yani ben de kendimi kusurlu buluyorum."
Özür dilemek gereklidir ve erdemdir.
 
Bu satırları yazarken bir yandan CHP lideri Kılıçdaroğlu'nu CNNTürk canlı yayınında dinliyorum. Bugün 170 bilmemkaçıncı gazeteci olarak Enis'in milletvekili unvanıyla hapsi boylamasında sanki kendisi ve partisi bindiği dalı kesmesinin hiçbir rolü yok. CHP lideri, sokaktaki herhangi bir terbviyeli vatandaş gibi müşteki sıfatıyla sızlanmakla meşgul.
Öte yandan anlıyoruz ki, 'Yenikapı rüyası'ndan da sanki uyanmış.
Her ne kadar Özel gibi faşizm kavramını kullanmıyor ama, sokağa inmeyi, biraz tedirgin de olsa, ihtiyat telkin ediyor da olsa telaffuz etme noktasına gelmiş.
Ne diyeceğimi bilemiyorum CHP'ye, inanın.
Liderliğinin ve kenarda köşede köhne ezberlerle olup biteni izleyen çoğunluk milletvekillerinin 'aaa, Türkiye'ye faşizm geldi, tescillendi' deme noktasına gelmesi için, Türkiye'de 150 bin kişinin işinden olması, 40 bin kişinin tutuklanması, 170 gazetecinin hapse tıkılması, 500 bin Kürdün evinden yurdundan edilmesi, TBMM'nin üçüncü büyük partisinin 13 milletvekilinin ve binlerce parti üyesinin kodesi boylaması gerekiyormuş.
Türkiye'nin değerli insan kaynağını oluşturan 8 binden fazla akademisyenin işten atılması ve kara listeye alınması; yargı mensuplarının dörtte birinden fazlasının TSK generallerinin yarısının tutuklanması lazımmış.
Bu noktaya gelinmesi için CHP'nin 17-25 Aralık yolsuzluk dosyaları için kızılca kıyameti koparmadan bakınması, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 'gibi' yapılması, 7 Haziran sonrasında göz göre göre Saray'ın ketenperesine gelinmesi, 15 Temmuz sonrasında FETÖ dolmuşuna binilip Yenikapı'ya koşturulması, dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet denilmesi, Anayasa Komisyonu ve Darbe Komisyonu gibi ortaoyunlarında figüranlık rolünün kabullenilmesi, 16 Nisan referandumu sonucunda haklı olarak isyan eden halkın sokakta dımdızlak bırakılması, 'sine-i millete dönüp oyunu bozalım' diyen değerli CHP milletvekillerinin tasfiye edilmesi, Avrupa Konseyi'nde Türkiye'deki hukuk vandallığının denetime alınmasına hayır oyu verilmesi gerekiyormuş.
Onca uyarıya, 'yapmayın etmeyin'e rağmen bekleyip Enis'in içeri alınmasını da yaşamaları lazımmış demek ki.
Neymiş, 'faşizm tescillenmiş."
CHP'li baylar bayanlar, faşizm tescilleneli üç yıl oldu!
Gezi'deki çocuklar – çoğu CHP'lilerin çocukları – tepelenirken gaza boğulurken tescil işlemleri hızlanmış, 2014 yazında tescil kayda geçmişti bile.
Erdoğan bunu CHP'lilerin anlamadığını düşündü, ve karşı darbe ardından OHAL'i ilan ederek 'anlayın artık' demeye getirdi mi?
Hem de nasıl.
Anladılar artık, galiba.
Neyse geç olsun da güç olmasın.
Ama hala yarım ağızla devam eden bir söylem egemen CHP'ye.
Kürtler konusunda sessizliği zaten baki de, Kemalist, laik, Alevi veya sol kesimden birileri içeri alındığında papağan ezberi ve refleks şu:
'Ama olamaz' Siz bunu yaparak FETÖ soruşturmalarını sulandırıyorsunuz!'
Çıldırmak işten değil.
15 Temmuz'dan bu yana toplumun altı üstüne gelmiş, faşizmin tırpanı en az iki milyon insanın onurunu kanatmış, hayatlar altüst olmuş, hak hukuk diye birşey kalmamış, memleket toplama kampına dönmüş, kimin neden nasıl içeri alındığı konusunda mantıklı soru sormak abesle iştigal etmek, sudan çıkmış balıkla sohbet etmekle eşitlenmiş, kenidlerinin de tespit ettiği gibi darbe girişiminin kontrollü olduğu anlaşılmış, CHP hala ortada FETÖ diye birşey olduğuna inanmaya, halkı inandırmaya çalışıyor.
Ortada sadece, Ankara'da dizginleri tamamen ele geçirmiş bir faşizan ekibin, düşman ilan ettiği toplum kesimlerine açtığı bir savaş var.
Darbeden 11 ay sonra önümüzdeki bilanço bunu gösteriyor.
Eğer mesele suçluları tespit, teşhir ve mahkum etmek olsaydı, şu anda düzgün bir yargı darbecileri ve onlara bu suçta yardımcı olanları tespitle meşgul olurdu.
Nuriye ve Serdar taa geçen Kasım'dan beri mağdur.
Bunlar mı darbeci?
Ahmet Şık mı darbeci?
Diplomat Gürcan Balık mı darbeci?
Bugün FETÖ'den mahkumiyet alan, 'ben masonum!' diye bas bas bağıran BM yargıcı Sefa Akay mı FETÖ'cü?
İçerdeki 166 generalin hepsi mi darbeci, hepsi mi FETÖ'cü?
Türkiye ekonomisini dünyaya açan Boydaklar, Rızanur Meral, Nakipoğlu mu darbeci?
Demirtaş, Yüksekdağ ve binlerce HDP'linin suçu darbecilik mi?
Ahmet Altan, Şahin Alpay, Nazlı Ilıcak, Kadri Gürsel, Emre Kızılkaya mı darbeci?
Tek 'suçu' Gülen Cemaati mensubu olmak olan onbinlerce gariban Anadolu insanı mı darbeci? Bir dini cemaate üye olmak ne zamandan beri suç?
Say say bitmez.
Onun için geçin bu mavraları.
Türkiye'nin renk ayrımı yapılmadan canına okunuyor, CHP hala mırıl mırıl.
Bırakın bu FETÖ ezberini.
Bırakın, çünkü, bir zamanlar aynen Ergenekon adına gelen hukuksal itirazlar bugün de gündemde.

Bakın dindar ve yandaş kesimin önde gelen isimlerinden Ahmet Taşgetiren bir hukukçuya kulak verip dediklerini yazmış bugün, ben değil.
Okuyun bakın:
"Herhangi bir örgütün "Terör örgütü" olarak tanımlanması için yargı kararı gerekir. Şu ana kadar FETÖ ile ilgili Yargıtay tarafından onaylanmış bir yargı kararı yok. Yargıtay'da bekleyen dosyalar var, onlar görüşülse, terör örgütü hükmü onaylansa alt yargı organları da ona göre karar verir.
 2008 yılında Dava Daireleri Genel Kurulunda 72 hakimin onayıyla verilmiş bir karar var, o da Gülen hareketinin bir terör örgütü olmadığı yönünde.
FETÖ için terör örgütü kararı verdiğinizde de bazı sorunlar ortaya çıkıyor. Çünkü suç da ona göre oluşuyor. O kararın verilmesinden önceki eylemleri o suç kapsamı içine sokmak, hukuk açısından tartışmalı. Çünkü o ilişkileri teröre destek çerçevesine oturttuğunuzda, önce tarihlerde devletin farklı kademelerinin örgüte farklı tarihlerde sağladığı imkanlar da aynı akıbeti paylaşmakla yüz yüze gelebiliyor.
Buna benzer bir problem de şu: FETÖ ile mücadele başladığı günden beri yapıldığı gibi, 17/25 Aralık'ı bir milat olarak aldığınızda ve ondan sonraki iltisakları teröre destek faaliyeti olarak nitelediğinizde, 17/25 Aralık'tan sonra da devlet gözetiminde faaliyetine meşru olarak devam eden bazı kuruluşlarla ilişkinin terör kapsamına sokulması kendi içinde çelişki taşıyor.
Mesela Bank Asya 17/25 Aralık'tan sonra da devam etmiş, TUSKON aynı şekilde, Aktif Eğitim – Sen aynı şekilde faaliyetine devam etmiş. Üstelik bu sendikaya üyelik için gerekli aidatı üye adına devlet ödemiş. Devlet nezdinde"meşru"görülen bir kuruluşla ilişkiyi terör örgütü ile ilişki olarak sunmak makul olur mu?
Mahkemeler önlerine gelen dosyalar için karar veriyor. Diyelim medyada "FETÖ'cü" diye yargılanıp infaz edilmiş bir kişi için tahliye ya da beraat, buna karşılık yine medyada "FETÖ ile asla ilişkisi olmadığı"na dair kanaat oluşan birisi için tutuklama kararı çıkıyor. Oklar derhal mahkeme başkanına, savcıya, heyete yöneliyor. Bakıyoruz Mahkeme Başkanı görevden alınıyor. Bu tarz uygulamalar, HSK'yı tartışılır hale getiriyor, bir. Mahkeme heyetlerinde yargısız infaza maruz kalma tedirginliği oluşturuyor, iki. Onun da sonucu, "Geciken adalet" olgusunu gündeme taşımak oluyor. Yani uzun tutukluluklar, tutuklanmanın fiili ceza haline gelişi, hukuktan beklentinin zaafa uğraması gibi her biri derin adalet sorunu olan işler.
 Görevden alma ve açığa almalarda, beraat-i zimmet asıldır, ya da şüpheden sanık yararlanır gibi evrensel kurallar işlevsiz kalıyor. Pek çok insan, hangi suçu sebebiyle açığa alındığını da, görevden alındığını da bilmiyor. Son AİHM kararı da, içerde hukuki süreç bitmediği gerekçesi ile topu "OHAL Komisyonu"na atınca, OHAL komisyonunun ne zaman faaliyete geçeceği ve yüz bini aşmış başvuruları nasıl sonuçlandıracağı da gözükmeyince, ülkeyi yönetenlere ne kadarı ulaşıyor bilmiyorum ama ulaşılabilen alanlara dramatik mağduriyet vakıaları akıyor.
 Sonunda çözmek zorunda kalacağımız bir sosyal depresyonun tohumları ekiliyor şu anda. Devlet aklı oturup, Hukuku eksen alarak yeni bir değerlendirme yapmalı."
Dedim ya, bunları Taşgetiren – belli riskleri de göza alarak, belli – yazmış.
Peki ben bu yazıyı niye yazdım?
Şunun için:
CHP'nin bugün Enis'ten sonraki çıkışı sert gibi görünüyor ama kafaları hala eskisi gibi karışık
Korkum odur ki, 'sokağa çıkıyoruz' lafı ardından çıkabilecek kargaşada fatura, sokağa çıkanları yalnız bırakma ihtimali yüksek olan CHP yüzünden 15 Temmuz sonrası mağdurlarına, özellikle Kürtlere ve Cemaat tabanına yeni mağduriyetler ekleyebilir. Yani güven sorunu var.
CHP'lilerin Taşgetiren'in yazısını okumasında yarar var. Her gelişmeyi FETÖ merceğinden okumak CHP'de muazzam bir optik yanılgı yarattı; büyük resimdeki hukuk facıasına karşı ucuz siyaseti bırakıp, tam teşekkülü ayrımsız bir hukuk savaşını yürütmesini engelledi; bilemem belki de işlerine öyle geldi. Oysa hedef nettir: CHP, OHAL'in kaldırılmasını ve sadece darbecilerin adil yargılanıp suçluların aclen mahkum edilmesine odaklanmalıdır. Gün hukuk savaşı günüdür, sığ siyaset değil.
Görüldüğü gibi faşizmle edepli, akılcı ve mantıklı konuşulmuyor, Konuşulmaz; konuşudukça üzerine çıkar ve ezer. Olan da olacak da budur.
Görüldüğü gibi Enis'e ve diğer CHP'li milletvekillerine dayandı baskı. Bugünkü olay iktidar için yeni bir sınama-deneme-yoklamaeşiğidir; bu tepki de sönerse, iktidar baskı çıtasını daha da yükseltecektir. Ve, CHP'lilerin bugün iddiasının tersine, enkazın altında kalacak olan Saray ve AKP değil, bizzat CHP olacaktır.
Kimsenin, özellikle de CHP'lilerin kuşkusu olmasın.
 

Adaleti CHP sağlayamaz, zira 15 temmuz darbe konsorsiyumu ve zulmün parçası oldular!
"Yürümekle yollar aşınmaz" ama yine de aksiyon iyidir. Mazlumlar samimiyetinize inansaydı sizinle birlikte yürürlerdi. Ama güvenemiyorlar. KHK mağdurları, CHP'nin adalet yürüyüşüne katılmadı, samimi bulmuyorlar. 150 bin kişi işinden olduğundan yürümeyenlerin, Vekilleri tutuklandığında yürümesine inanmıyorlar ve samimi bulmuyorlar. Cemaatten 50 bin insanın evine baskın yapıldı, bir kişide oyuncak tabanca bile bulunamadı. AKP'li MP 5 ile poz veriyor rahatça... Hizmet erenleri terörist değildir demek yerine bunlardan kurtulursak yerlerini CHP kadroları alır diye şeytanca, akılsız planlar yaptınız. Hrant Dink'in cinayet sanığı elinde kalaşnikofla poz veriyor. Hepsi bu cesareti Süfyan Erdoğan'dan alıyor. Ne kadar mafya, katil, hırsız, suçlu varsa AKP içinde birleşti. Allah ile savaşıyor bu caniler. İnsanlıkla savaşıyorlar. Medeniyetle savaş... Sanatla, beyanla, aşkla savaş bunlarınki. Kazanamazlar.
Asrın Büyük İnsanı Gülen Hocaefendi, 12 yıl öncesinden bu Allahsız şeytanları defalarca uyardı, pisliklere bulaşmayın, Allah'ın Hukukundan ve dünyevi hak ve adaletten ayrılmayın diye, temiz kalın, kendinizi ve ülkeyi kirlenmeyin diye!!! Kirlettiler herkesi.

ÜLKE RESMEN TIMARHANEYE DÖNDÜ. Bu kez de Dink cinayeti zanlısı Kalaşnikof tüfekle poz verdi ve kan dökmekten bahsetti. Bu eserde büyük pay, CHP ve MHP'nindir. Süfyan Erdoğan, mafyalar, kiralık tetikçiler kullanırız, Hizmet erenlerini suikastla öldürürüz dedi. Bir kişide çıkıp Süfyan'a sen mafya lideri misin kardeşim demiyor. Bu tarz sadece suçlularda olur. Yüzbnlerce barış yanlısı, hayatında sabıka kaydı olmayan masum insanlara şer atıp, devleti kullananlara veyl olsun. Milyonlarca makul vatandaşa, Şahin Alpay, Murat Aksoy, Ahmet Turan Alkan, Atilla Taş ve nicelerinin terörist ilan edildiği sisteme yazıklar olsun. Süfyan, doymak bilmeyecektir.

CHP-MHP yöneticilerinin cemaatten boşalan kadrolar için ağzı sulanıyor. Madem kadro peşindeydiniz zulüm yapılmasına ne gerek vardı? Neden yalandan adalet terimini inicitiyorsunuz? MİT açık açık eczaneye kadar fişliyor. MİT hedef gösterdi eczaneler kapandı, eczacılar tutuklandı.! Ne adaleti yahu! Erdoğan Gorili açıkca diyor ki, Hizmet Hareketine mensup olanlar cezalarını çekseler bile, dışarıya hapisten çktıklarında onları SADAT ve Osmanlı Ocakları infaz edecek, bu ülkede yaşayayamayacaklar… Ülkede artık orman kanunları geçerli: Adalet, hukuk, vicdan, insanlık yok... Şiddet, hak yeme, yasaları yok sayma, aleni suç işleme var… Masonik yazışma için kullandım derseniz bylock delil olmuyor. Masonsanız cezadan muafsınız. Ama müslümansanız size su bile yok... AKP ADALETİ BU İŞTE..

İttihat ve Terakki'nin Mason Bektaşileri, 31 Mart vakasını Said Nursi'ye fatura edip idam istedi, bugünkülerde 15 Temmuz'da Gülen'e çattılar. CHP, gerçekten adalet için mi, 200 bin mağdur garibin yerine CHP'li doldurup konmak, güç, kadro için mi yürüyor? Gerçekten adalet için yürüdüklerine inanmak istiyorum. Mağdur edilen 200 bin kişi işlerine dönüp tazminatlarını almadan Kimseye inanmayınız. Adalet için yürüdüğünü iddia edenler yoksa şunu mu gizlice diyor: Süfyan 200 bin namaz kılan dindarı temizledi, önümüzü açtı. Sıra bizde mi? Maalesef durum budur. Zulümlerden çıkar devşirmek olarak görülüyor CHP'lilerin tepkisi. Veya zulüm kendilerine değince ayrıcalık talep etme. Nasıl olsa zulmedilen sizin mahalleden değildi, hatta mazlumlardan nefret ediyordunuz. Bugünlere gelineceği belliydi. Uyarıları hiç dinlemediniz. Bu katiller piyasaya çıktılar ve korktunuz, Enis berberoğlu gibi olacaksınız.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, adalet olmadığı için güya yürüyorsunuz, ancak neden Gülen gelsin bu adaletsiz düzende yargılansın, masumsa diyorsun, bunu demek adalet mi? Derdiniz nedir? Darbeci ETÖ'ya şirin gözüküp, Gülencileri en iyi biz ezeriz demek mi? Umut ediyoruzki, CHP'nin başına dank etmiştir, Fci sakız çiğneyip rezil rüsva oldunuz yetmedi mi? Masum insanların mağdur olmasına karşı çıkmadınız. CHP'nin birden adalet için yürümeye karar vermesi ilginç. Neden KHK'liler katılmadı? Samimi bulmadılar mı? Herkes için adalet isteyin artık! 27 Mayıs 1960 carbesi gibi, 15 Temmuz 2016 darbesi de sadece sivillere değil TSK'ya yapılmış 2. en büyük darbe. TSK felç edildi, keyfi yıkım sürüyor. Bu işkenceci polisler, TSK tarafından görevlendiriliyor, MGK kararları bunlar.

15 ve 20 Temmuz Erdoğan'ın darbeci konsorsiyumundan azat olup özgürleşmenin tek yolu, Hizmet camiasına sığınmak, tek darbeci olmayan cemaat idi zira. CHP, eğer 15 veya 20 temmuz darbe konsorsiyumundan çıkmak ve bu lekeden kurtulmak istiyorsa, önce F.ci diye sağa sola sövmeme tövbesi etsin! Daha sonra samimi mi, yoksa politika mı yapıyor bakalım. 15 veya 20 temmuz'un darbe konsorsiyumuna herkes girmiş, sadece bağımsız olan Hizmet cemaatı sokulamamış. Darbe de zaten cemaata yapılıyor. Bunca onursuz, şerefsiz ve ahlaksız arasında kalan Hizmet erenleri, tek başına mertlik mücadelesi yapıyor. Bu namussuzluk alınlarına yapıştı.

CHP'nin Yenikapı ruhu diye 20 Temmuz'dan sonra Erdoğan'ın kucağına koşması, 15 temmuz darbesinden faydalanma girişimiydi. Onursuz ve ahlaksızdı. CHP, 15 Temmuz'da kontrollü bir darbe, 20 Temmuz'da tam darbe olduğunu itiraf ediyor. Darbe konsorsiyum büyümüş. Cemaat yok, konsorsiyum var. CHP, 15 Temmuz değil, 20 temmuz'a karşıymış. Ne demekse? Akar'dan memnun kalmayan Ergenekoncular var. Kimse zulme doymuyor. Darbeci hepsi. Erdoğan, mağdur filan değil, yeter artık bu sömürü. Darbe yapanda, suikast yapanda yok. 15 temmuzda Akar'ı ikna için cinayet işlettirmiş Erdoğan. ayyip F..'cü sanıklar için;"Dışarı çıksalar bile halkımız onlara nefes aldırmaz"dedi. Yargıya müdahale etmiyor, Sadece Yargıyı tanımıyor..
Tüm Avrupa ülkeleri, iltica edenlere 5 yıl oturum vermek zorunda. Avrupa Parlamentosu, insancıl bir karar aldı. Rus Lider Putin, ABD istihbaratı 15 Temmuz'da cemaat yok diyorsa yoktur diyor. Duğin'in bir gün önce Erdoğan'a nasıl haber verdi söylemiyor. Aslında herkes darbecileri biliyor. CHP'nin sokağa döktüğü bu kalabalıklar, mahkemelerin, gasp edilen şirketlerin, el konulan medyanın, okulların, üniversitelerin önüne yığılsaydı, bugünlere gelinmezdi. Cemaat, dinbaz haydutlarca dövülürken içinizin yağları eriyordu. Zulümlere gerekçeler uyduruyordunuz desteklediğiniz zalimlerle birlikte.
Küfür ve şirk deryasında gırtlağına kadar suça batmış ilahlık taslayan kibirli bir kindarın peşinden koşmak Anadolu insanına yakışmamıştır. Erdoğan rejimi doğumhane kapısında gözaltılara devam ediyor VİCDANSIZLIĞIN BUGÜNKÜ ADRESİ ESKİŞEHİR idi. Dün Ankara idi. Bu zulümler son demleridir. Süfyan Erdoğan ve Göktürk yezidizm ETÖ Gladyocu askerleri, bu millete bir daha asla dedirtiyorlar, merak etmeyiniz.
Süfyan ve haramilerden kurtulamayan ülke tüm unsurları, parametreleriyle yerin dibine batmadan, tamamen helak olmadan kendine gelemeyecektir. Koca bir toplum ve onun bireyleri, yüzbinlerce masum insana yapılan soykırım derecesindeki zulümlere sessiz kalarak helaket daveti çıkardı. Hizmet erenleri gibi tertemiz Müslümanlara, mü'minlere kafir diyenlerin kendileri kafir olurlar ve kafir olarak cehennemin dibini boylarlar! Masum insanlara terörist diyen Allahsızların nasıl terörist olduklarını tüm dünya görecek ve tarih kıyamete kadar yazacak, ibretlik sondur. Süfyan varken daha Allah'tan ne belası lazım? Soru soramaz, düşünemez, sorgulayamaz toplum bitti. İftira ve yalan ruhlarını kapkara yaptı. Süfyan'ın kirlettiği insani şeytanlar, bütün kesimlerinin tamamının %95'ini hipnotize etti, gözüne projektör tutulmuş tavşan gibi kitledi.
10 gün önce yazmıştım, Peygamberimiz sav haber verdi, Türkiye'de ve dünyada bu karanlık zulüm süreci bitti, Süfyan ve haramiler cehenneme doğru koşuyorlar! Son bir hafta içerisinde Almanya, Fransa, Amerika, İngiltere'den 5300'ü geçmiş, saygın akademisyenler imzaladı, Erdoğan Hitler, AKP'ye de Naziler diyorlar resmen. Erdoğan def olup gitmeden boykotlar artacak. Öğrenci değişim anlaşmaları iptal. Süfyancı ziyaretçi araştırmacı, Post doc yapamayacak, bitti. Haramiler bitti devriniz. Vallahi, billahi, tallahi, Süfyan Erdoğan, haramileri ve ardındaki Göktürk Yezidizm, teröristtir ve 8 milyarlık Dünya buna şahit olacaktır! Silah niyetine ellerine çakı bile almamış, ilim irfan ve insanlıktan başka dertleri olmayan yüzbinlerce insana terörist yaftası yapıştırdınız. Allah, bu zulümleri af etmedi. Süfyan Erdoğan'ın suç ortakları yandılar. Aydınlara zulmün faturası. Suç ortakları konferans, çalıştay ve seminerlere katılımayacaklar artık. YÖK ve TÜBİTAK çalışanlarının ve suç ortağı üniversitelerin rektörlerinin profesyonel, ticari, eğitimle ilgili kuruluşlardaki üyelik askıda! Erdoğan'ın suç ortağı üniversiteler ile yapılacak bütün araştırma işbirliklerinin askıya alınmasını kararlaştırdılar. Çakma ünvanları bitti. Zaten çkma doktoralar yapmışlardı, akademik makale ve kitapları da yoktu. Yıldırım Beyazıt üniversitelerinden McDonald drive thru doktora dağıttılar yandaşlara.
BOYKOT ARTIYOR VE ÇEMBER DARALIYOR

Katar'dan sonra sıra Malezya'da ABD, Malezya Başbakanı Najib Razak, karısı ve yakınlarının 1,7milyar dolarlık kara para dosyasını açtı! BD, Suud ve Katar'la anlaştı, fatura Tr'nin başına kaldı. ABD D.İş. Bak, Mısır ve Suud'un terörist ilan ettiği İhvan Türkiye'de iktidarda demiş. Katar olayında Mısır'ın İhvanı infaz talebi de var.
Arapların Erdoğan'ın olduğunu anladıkları Türk firmalarına başlattığı boykottan sonra Katar olayının boyutu derinleşti. Boykot, Batı bilim dünyasında genişledi. Süfyan'ın Hizmet'e uyguladığı boykot kendi aleyhine döndü. Araplardan sonra 5290 bilim adamı Erdoğan yüzünden Türkiye'ye boykot kararı aldı. Dünyanın aygın 500 akademisyeni imzaladı, çığ gibi büyüyor. Süfyan Erdoğan'ın rezaletleri sınırları aştı, sona geldi Süfyan ve haramileri.

Zulümden çıkar sağlamaya çalışanlar ise en zalimlerdir. Adalet istiyorsanız, 200 bin mağdurda başörtülü çok, dindar çok ayrımcılık yapmazsınız. O zaman anlarız, gerçekten adalet için mi yürüyorsun, yoksa mahallemiz kazansın davası mı? Erdoğan'ın zalim olduğu konusunda kuşkusu olan yoktur. Zulümlere susan dilsiz şeytanlarda zalimdir! CHP, kaç tane mağduruun derdini dile getirdi? Zalimdir. Sustu ve kazanç peşinde koştu. Allah, zalimlere acımaz ve vaadi vardır. Herkesin anlayacağı şekilde ortaya koyacağız, onun (o zalim, bozguncu, fitneci münafıkların) der. Allah diyor ki, zalimlerin alınlarına zillet ve alçaklık damgası basacağız (içyüzlerini, küfür ve hainliklerini, akıl sahipleri görecektir. Zalimin akibeti ne olacak haber vereyim mi? Yakında burnunun üzerine (alınlarına, sicillerine, isimlerine) silinmez haysiyetsizlik vurulur. Zalimlik ile fasıklık, münafıklıklık eşdeğer olarak görülür Kur'an'da. Hangi parti pırtıdan müslüman zebanileri hiç ilgilendirmez. Cehenneme gidince rahatlarlar. Ebedi kalırlar. Kitabı Merkum ve Kitabı Sicciyn. Hz. Ömer'i ağlatan sureydi Mutaffifiyn. Zalimlerin, kafirlerin günahları Sicciyn'e ebedi yazılır, ateştedir. Allah'ın âyetleri okunup tebliğ edildiğinde (hak ve hakikata ikaz edildiğinde, zulmediyorsun adaletli ol) "Bunlar "eskilerin masalları!" derler. Oysa Kur'an onlara dedi ki, Malları (serveti, gücü, kuvveti, makamı, yetkisi) ve çocukları (geniş etrafı, çok destekçileri ve taraftarları) var diye (itaat etme, uyma)yın. Süfyan ve haramilere uydular.

CHP de toplumu zulümlere gömmede bu zamana kadar çok yardımcı oldu. Bundan sonra düzeldiklerini nereden bileceğiz. Adam, insan olsalar Fci diye ağız açmazlar. CHP'de Süfyan Erdoğan ile MHP gibi, Göktürk Askeri Süfyanizm Gladyo Yezid düzeni içinde yer alıyor. Adalet filan istemiyorlar, emin olunuz. Sufi'yi ikna etmeniz zor CHP. Kanada'ya gelen heyetinizin isimlerini sayayım mı, nasıl rezil rüsva oldukarını peki söylememe gerek var mı? CHP'nin bu ahlaksızlığa onay verdiğine dair kuşkularım var. CHP heyetleri, Hizmet erenlerinin adlarını terörist diye Süfyan heyetiyle verdi.
TERÖR DEVLETİNE KOŞAR ADIM gidilirken Erdoğan'ın sağ yanında MHP, sol tarafında CHP vardı. Erdoğan rejimi adam kaçırma ve suikast için mafya ve teröristlerle işbirliği yapacakmış. CHP'li Deniz Baykal, Romanya'ya Türk okullarını kapattırmak için gideli daha bir kaç ay oldu. Süfyan kadrosunda CHP'li epey dinsiz vardır. Neden CHP'y güvenmiyorum? 15 temmuz sonrası Yenikapı ruhu diye CHP, AKP ve MHP ile heyet olup Süfyan için dünyayı dolaştı, listeler verdi. Masumlara terörist dedilerce beraberce. Müslümana terörist demek kafir demekle eşdeğer manadadır. Kafir oldular tabi ki.

Haberde cemaatçiler gizli evlerde gizli gizli Kuran okuyorlar diyor, Ben Hz. Muhammed (sav)'in ümmetiyim diyen adam da vay şerefsizler diyor! 38 haftalık hamile Tuba Y. Çanakkale'de tutuklu Ailesi endişeli ve doğum yapıp yapmadığını bilmiyor! Silivri'de tutuklu bulunan Savcı M.Arzık'ın hastalığı ilerlemiş sadece su içebiliyor, tedavisine ve tahliyesine izin verilmiyor. Yine birlohusa kadın ve doğumhane önünde bekleyen polisler.Yeter annelere yaptığınız zulum. İngilizce Öğretmeni Nuray K. Eskişehir Özel Ümit Hastanesinde yeni doğum yaptı. Eskişehirde Nuray KOSE'yi gözaltı için bekliyorlardı. Ülkede zalimler ramazan ayı dinlemiyor ve çocuklu bayanlar üzerinden zulmüne devam ediyor. Ayşe BUYUKGEZİRCİ, Balıkesir'de bebesini zulme teslim etmek zorunda kaldı. Balıkesirde ikameti belli kaçmaya yeri yok ve herhafta imza atiyor buna rağmen Edirne savcılığı tarafından gozalti kararı çıkarıldı. Bugünler unutulmaz. Şanlıurfa Emniyetinde bir insanlık suçu işleniyor. Öznür Çakar, 7 aydır cezaevinde, 1 yaşındaki bebeği yanında, 5 yaşındaki oğluna ankisiyete bozukluğu teşhisi konuldu. BİR ANNE YÜREĞİ BU KADAR ACIYA DAYANABİLİR Mİ? Kemalist laik Feministler adaleti hiç anımsamadı. Onlar kadın değil mi? Ayrımcılar sizi.
Erdoğan Soysuz ona köpeklik yapanlar daha Soysuz. %98 engelli Polis Gaziyi tutukladı, tepki gelince serbest bırakıp sonra eşini tutukladılar. Kolon Kanseri Mehmet ALP, MİT tarafından çok ağır işkencelere maruz kalıyor. Bomba imha uzmanı Gazi polisimizin 9 Haziran 2017 günü eşi de gözaltına alınmış Bir eli yok iki gözü görmüyor. Zehra Elbir, 40 gün önce sezaryanla doğum yaptı Eşini ziyarete gittiği cezaevinde gözaltına alındı. Şuan bebeği ile Sincan Fatih karakolunda. Hz.Ömer'in adaletini uygulayacağız dediler, Firavun'un adaletini uyguladılar. Harun olacağız dediler, Karun oldular.

CEZAEVLERİNDE ANNESİNİN YANINDA KALAN ÇOCUKLARIN YAŞLARA GÖRE DAĞILIMI. AVRUPA'NIN KISKANDIĞI TÜRKİYE'NİN UTANÇ TABLOSU.
Bir kadına atılan tekme için ülkeyi ayağa kaldırma gücü olan kadın hakları savunucuları bu yapılanlardan habersiz mi? Devlet baba değildir,kutsal hiç değildir! Vatandaş sağ olursa,vatan da sağ olur! Mevzubahis cansa, gerisi teferruattır! Diğeri ilkelliktir! Her sahurda onlarca öğretmen doktor avukat öğrenci göz altına alınıyor. Artık kimlerin alındığı bile habere yazılmaz oldu.Zulüm tam gaz gidiyor, Ramazan'da insani şeytanlar bağlanmıyormuş…
Damat kanalı Hizmet hareketine iftira atmak için öyle bir yalan habere imza attı ki şeytan pes der.
Havuz Medyasının tetikçi haber kanalının kuyrukl yalan habere imza atması şeytanlıkta çıktıkları zirvedeeç Firaki dalle olduklarının itirafıdır.
Kendilerine Liberal Müslümanlar diyen bir grup Almanya'nin Başkenti Berlin'de bir cami açtı. Caminin kapıları Sünnilere, Şiilere ve diğer Müslüman mezheplere açık. Kadınların namaz kılarken başını örtmediği camiide bir kadın cuma namazı kıldırdı ve hutbe okudu. Caminin açılış haberini yapan Havuz Medyasının tetikçi haber kanalı A Haber programı hizmet hareketi ile ilişkilendirdi.

Hem de sahte görüntüler ile.. Güya görüntülerdeki bir kişi Hizmet hareketine yakınlığı ile bilinen Diyalog ve Eğitim Vakfı Başkanı Ercan Karakoyun imiş.
Oysa görütüdeki kişi Freiburg Pedagoji Üniversitesi 'nde öğretim üyesi Cezair Asıllı Abdel-Hakim Ourghi olduğu ortaya çıktı. Ercan Karakoyun'un ve Diyalog ve Eğitim Vakfı'ın programla ve camii ile ilişkisi yoktu

Konu ile ilgili açıklama yapan Karakotun yalan haberi kınadı. Sosyal Medya hesabından açıklama yapan Karakoyun kendisi diye gösterilen kişinin Abdel-Hakim Ourghi olduğunu söyledi.
 

ÖNCE GÖREV EMRİ SONRA 'DARBECİ' SUÇLAMASI
https://15temmuzgercekleri.wordpress.com
15 Temmuz'u sorgulayan siteye jet hızıyla kapatma
16 Haziran 2017 Cuma 10:17
0
0
0
0

"Bu korku neden? 15 Temmuz'a dair sorgulamaları yaptığım https://15temmuzgercekleri.wordpress.com/ blog sayfam jet hızıyla kapatıldı"
Sürgündeki gazetecilerden Adem Yavuz Arslan'ın 15 Temmuz'u sorguladığı yazılar kaleme aldığı blog sayfası "yasaklı siteler" kapsamına alındı.
Türkiye'den erişime kapatılan https://15temmuzgercekleri.wordpress.com/ blog sayfasında gazeteci Arslan, iddianameler, tutanaklar, açıklamalar ve ifadelerden yola çıkarak 15 Temmuz'a ait çelişkileri ve kurguları ortaya çıkartıyordu.
Adem Yavuz Arslan'ın sitesi daha açılmasından kısa süre sonra TİB tarafından jet hızıyla erişime engellendi. Arslan'ın bloguna VPN'le ulaşılabiliyor.
Bu yazıyı aşağıda okuyabilirsiniz.
15 Temmuz'un 'resmi söylemi'ni sorgulamaya devam edelim. Çünkü cevapsız sorular ortada duruyor.
Bize anlatılan hikayede ise büyük boşluklar var.
Malum olduğu üzere resmi kayıtlara göre 168 general (TSK'da ki general sayısının neredeyse yarısı) 'darbeci' iddiasıyla tutuklu.
Bu generallerin kontrolünde 200 binden fazla asker, binlere zırhlı araç, silah ve mühimmat var.
Fakat darbeye katılan -resmi rakam- asker sayısı (askeri okul öğrencileri ve erler ile birlikte) toplam 8 bin 657 kişi.
Cemaatçi diye ihraç edilen ve tutuklanan bu kadar generalin, subay-astsubayın neden darbeye katılmadıkları hatta direndiklerine dair mantıklı bir cevap henüz verilemedi.
AKP ve Havuz söylemine göre Cemaatçi subaylar ikinci darbe için beklediler. (Bu tezin absürdlüğü üzerine çok bir şey söylemeye gerek yok sanıyorum. Hiç kimse böyle bir işe kalkışmaz. Ya darbe yaparsın ya da yapmazsın)
Tutuklanan generaller arasında ilginç bir detay daha var.
Bugün darbeci diye tutuklanan bir çok general o gece darbeye direnmiş, mücadele etmiş hatta bizzat Genelkurmay Komuta kademesinin talimatlarını uygulamış.
 
O gece oraya 'duruma mukayyet ol' diye bizzat Genelkurmay Komuta kademesi tarafından yollanan kişiler var.
Mesela Org. Akın Öztürk.
Darbe günü İzmir'den Ankara'ya gelen Öztürk, torunlarını görmek için Akıncılar Üssü'nün olduğu lojmanlara gidiyor.
Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal'ın telefonu üzerine üsse geçiyor. Gece boyunca darbecileri iknaya çalışıyor.
İfadeler ve iddianamelerde bu bölümler açık.

Kaldı ki Akın Öztürk'ün darbecileri ikna etmek için Akıncılar Üssüne gönderildiği Genelkurmay'ın resmi açıklaması ile de teyitli. (Gerçi o açıklama sonra sırra kadem bastı)

Operasyonla kurtarıldı denen ( aslında -ifadelerde geçen şekliyle- hiç de esir alınmış hali olmayan ) Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile sabah Çankaya Köşkü'ne gitmek üzere Öztürk üsten beraber aynı araca biniyorlar.
Akar ve Dişli'yi helikopterle Çankaya Köşkü'ne götüren ve daha sonra ordudan ihraç edilen Kara Pilot Albay Uğur Kapan'ın ifadesine göre Akar, Dişli ve Öztürk helikoptere aynı araç ile geliyor. Akar, Dişli'yi yanına alırken Öztürk'e 'sen burada kal' diyor.
"Eğer Öztürk darbenin 1 numarası ise Akar ile aynı araçta ne yapıyordu" gibi çok sayıda soru var.
Devam edelim.
15 Temmuz günü Akıncılara gidip 'duruma göz kulak olması' istenen bir başka isim ise Kara Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Başkanı Korgeneral Yıldırım Güvenç. Darbe gecesi Hulusi Akar'ın yerine, Erdoğan tarafından Genelkurmay Başkan Vekili yapılan dönemin 1.Ordu Komutanı Org Ümit Dündar tarafından aranan Yıldırım Güvenç'e Akıncılar'a gitmesi talimatı veriliyor.

 
Güvenç Akıncılar üssüne gidiyor ve üssün kontrolünde önemli görevler ifa ediyor. Bu durum Dündar'ın ifadelerinde de var;
"Sayın Komisyon üyemiz 'Neden içeride?' diye sordu, neden içeride olup olmadığını benim değerlendirebilmem de, bilmem de mümkün değil. Dolayısıyla ben olayın dışındayım. 'Emirlere uydum' derken, evet, uyguladı. Son noktada da Akıncı Kışlası'nın kontrol altına alınması konusu önem taşıyordu. Dolayısıyla ben de Ankara'da temasta olduğum Yıldırım Güvenç'e oranın kontrol altına alınması gerektiğini ve darbecilerden kurtarılması gerektiğini düşünerek o yönde kendisine talimat verdim, kendisi de gitti Akıncı Kışlası'na ve oradan kontrolü alarak çıktı, o şekilde ifade edeyim."
Güvenç, tutuklandıktan sonra Fahri Kasırga'ya şu mektubu göndermişti;
http://www.hurriyet.com.tr/komutandan-mektup-sizi-ben-kurtardim-40223231
Ümit Dündar'ın talimatı ile Akıncılar'a giden ve yine Ümit Dündar'ın ifadesiyle darbenin başarısız olmasında etkili olan Güvenç neden tutuklu ?
Bu şekilde talimatları yerine getirdiği halde tutuklu kaç general var ?
AKSAKALLI'NIN İFADESİNDEN İLGİNÇ DETAY
CHP'nin 15 Temmuz darbeyi araştırma komisyonun "kim tarafından yazıldığı belli olmayan ve komisyonda tartışılmayan raporu"na ( rapordaki tam ifade bu) itiraz şerhinde ilginç bir bölüme rastladım.
Zekai Aksakallı'nın Semih Terzi'ye yönelik geçmişe doğru hayli eski bir husumeti varmış. Kendi ağzından anlattıkları ilginç.
Aynı Aksakallı uçuş yasağına rağmen Terzi'nin uçağının Ankara'ya gelmesine izin veriyor. Yine Aksakallı'nın ifadelerine göre o akşam Genelkurmay Başkanı ve 2.Başkana telefonla ulaşamıyor ( O akşama dair eksik noktalardan birisi de o. Aksakallı, Jandarma Genel Komutanı Galip Mendi ile birlikte Gazi Orduevi'nde düğünde. İfadesine göre Genelkurmay önündeki çatışma seslerini duyunca dışarı çıkıyor, kendisini siyah bir minibüs kaçırmaya çalışıyor, nasıl olduğu belli olmasa da oradan kurtulup Çukurambar'a ulaşıyor)
Komutanlarına ulaşamıyor fakat aynı saatlerde tam 9 kez merhum Ömer Halisdemir ile görüşüyor. Son görüşmede Semih Terzi'yi vurmasını emrediyor.
(İfadelere göre Ömer Halisdemir yaralıyken Terzi'nin ekibinden ütg Mihrali Atmaca yakından iki el ateş edip Halisdemir'i öldürüyor.)
Acaba 'darbeci' diye afişe edilip linç edilen kaç komutan, general, subay veya astsubay bu şekilde ?
 
Posted on June 15, 2017
KARARGAH'I NASIL TESLİM ETTİLER ?
NASIL YANİ ?
15 Temmuz'a dair ifadeleri-iddianameleri okudukça sorular artıyor. Cevapsız onlarca soru hala ortada duruyor.
Mesela Genelkurmay Karargahı'nın ele geçirilmesi olayına bakalım.
İfadelere ve iddianamelere göre şöyle olmuş;
Herkesin malumu olduğu üzere 14:20'de MİT'e Binbaşı O.K tarafından ihbar yapılıyor. O ihbar 16:20'de Genelkurmay'a ulaşıyor.
Ardından MİT Müsteşarı Fidan 18:00'de bizzat Genelkurmay Karargahı'na gidiyor. 20:20'ye kadar orada kalıyor.
İddinamalere göre saat 20:23'te Akıncılar Üssü'nden 33 Özel Kuvvetler Komutanlığı mensubu asker bir otobüse binip Genelkurmay'a doğru harekete geçiyor.
Bu esnada Akar Türk hava sahasının kapatılması talimatını vermis. İhbarın doğruluğunu teyit için Kara Havacılık Okulu'na Kara Kuvvetleri Komutanı Zeki Çolak'ı yollamış. MİT Müsteşarı Karargah'ta.
Yani sıradışı bir şeylerin olduğu belli.
Fakat bir saat önce yola çıkan bir otobüs dolusu ÖKK askeri 21:20'de Genelkurmay 1A kapısından içeri giriyor. Doğrudan Genelkurmay Komutanı'nın katına çıkıyor. Tam teçhizatlılar.
İfadelere göre koridorda Genelkurmay 2.Başkanı Yaşar Güler'e rastlıyorlar ve 'tatbikattayız' diyorlar. Güler de 'iyi o zaman deyip odasında evrak okumaya geçiyor'. (Genelkurmay 2. Başkanısınız, komuta katında silahlı askerler var, tatbikattayız diyorlar ve siz tamam diyorsunuz.! Genelkurmay 2.Başkanı demek Karargah demektir ve ondan habersiz yaprak kıpırdamaması gerekirdi)
Yaklaşık 6 dakika sonra; 21:26'da Güler ÖKK askerlerince derdest ediliyor. Genelkurmay Başkanı Akar'da odasında 'evrak okurken' derdest ediliyor.!
Darbe ihbarı almışsınız, ihbarı ciddiye alıp hava sahasını kapatmış, Kara Havacılık Okulu'na Kara Kuvvetleri Komutanı'nı yollamışsınız fakat Genelkurmay Karargahı tedbirsiz. Ne Genelkurmay Başkanı ne de İkinci Başkana yönelik koruma tedbiri yok.
Kendilerine bir şey olmayacağından nasıl bu kadar emin olabildiler ? NATO'nun en büyük ikinci ordusunun karargahını ele geçirmek bu kadar kolay mıdır ?
Herşey gibi Genelkurmay'ın basılması ve Akar ile Güler'in derdest edilmesi de tuhaf. Hem de çok tuhaf !
Posted on June 15, 2017
15 TEMMUZ'DA NASIL OLDU DA KİMSE KİMSEYE ULAŞAMADI ?
15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden neredeyse bir yıl geçti ortada cevaplanmamış onlarca soru var.
Bunlardan birisi de şüphesiz MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım'ı darbeye dair bilgilendirmemiş olması.
 

Bu fotoğraf 18 Kasım 2016'da Özbekistan'da çekildi. Erdoğan darbenin hedefi (!), Akar 'darbeden habersiz ve tedbirsiz Genelkurmay Başkanı' ve Fidan 'TSK'nın darbe yapacağından habersiz, ihbara rağmen Erdoğan'a konuyu aktarmayan istihbarat başkanı'. Eğer bu iki isim senaryonun bir parçası değillerdiyse yaşanan bunca olaya rağmen Erdoğan tarafından korunup kollanmaları akla, mantığa uymuyor. 
Nitekim hem Erdoğan hem de Yıldırım, darbeyi takip eden günlerde Fidan'a yönelik 'ihmal' eleştirisi yaptı.
Gelin ifade ve iddianamelere yansıyan 'ulaşamama' hikayelerilen daha yakından bakalım.
FİDAN ERDOĞAN'A ULAŞAMIYOR !
15 Temmuz gününe dair en meşhur 'ulaşamama hikayesi' Hakan Fidan'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ulaşamaması. İddianame ve ifadelere yansıyan bilgilere göre Hakan Fidan, 15 Temmuz günü -darbe ihbarını aldıktan sonra- saat 18.30'da Genelkurmay'dan Marmaris'te tatilde olan Erdoğan'ı arıyor.
Telefonda koruma müdürü Muhsin Köse'den Cumhurbaşkanının müsait olmadığı bilgisini alınca "Dışarıdan bir saldırı olması durumunda buna karşı koyacak gücünün, kuvvetinin ve adamının olup olmadığını" soruyor.
Hem de iki kez.
Köse de tuhaf bir şekilde 'sayın müşteşar ne diyorsunuz, ne saldırısı, ne tehdidi' demiyor ve 'tedbirimiz var' deyip telefonu kapatıyor.
'Resmi 15 Temmuz senoryosu'na göre olay böyle olmuş. MİT müsteşarının darbe gibi ciddi bir ihtimalde Cumhurbaşkanı ve Başbakana ulaşaması tuhaf bir durum.
(Köse'nin neden Erdoğan'a bilgi vermediği, vermiş ise ne olduğu, Köse'nin neden TBMM 15 Temmuz komisyonuna çağrılmadığı gibi sorular da hala ortada duruyor)
15 Temmuz günü, Fidan'ın Binali Yıldırım'a da ulaşamadığı ifadelerden anlaşılıyor. Aynı şekilde Binali Yıldırım da darbe sonrası demeçlerinde Fidan'a ulaşamadığını söylemişti.
Yani Başbakan-Cumhurbaşkanı ve MİT müsteşarı birbirine 'ulaşamıyor'
HAVA KUVVETLERİ KOMUTANI GENELKURMAY BAŞKANINA ULAŞAMIYOR
O güne dair 'ulaşamama' hikayelerine devam edelim.
Herkesin malumu olduğu üzere o gün 3 düğün var ve TSK komuta kademesi neredeyse tam kadro düğünde (o düğünlere dair ayrı bir yazı yazacağım çünkü darbe senaryosunun önemli ayaklarından birisi o düğünler)
Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal'ın ifadelerine göre darbeyi eşinin telefonundan öğreniyor. ( oysa ki aynı gün 18.06'da kendisine Genelkurmay Başkanı'nın talimatı ile Türkiye genelinde hava sahasının kapatıldığı bilgisi veriliyor. O 'nasıl yani, ne oluyor ?' demeden düğüne devam ediyor.)
İfadelerine göre Genelkurmay Başkanı Akar ve ikinci başkan Güler'i arıyor. Her ikisine de ulaşamıyor.
EMNİYET MÜDÜRÜ TSK'YA ULAŞAMIYOR
İfadelerden devam edelim.
Yaşanan 'tuhaflıklar üzerine' Ankara Emniyet Müdürü Mahmut Karaaslan Genelkurmay'ın önüne gidiyor. İlginç bir şekilde askeri kaynaklara ulaşamıyor. Ankara da konuşlu kolorduyu arıyor, komutanına ulaşamıyor.
JANDARMA GENEL KOMUTANI AKAR'A ULAŞAMIYOR
Jandarma Genel Komutanı Org. Galip Mendi'de o akşam Ankara Gazi Orduevi'ndeki bir düğünde. İfadelere göre Genelkurmay kapısında silah sesleri gelinceye kadar olaylardan habersiz ! . Galip Mendi, silah sesleri sonrası Genelkurmay Başkanı Akar ve İkinci başkan Güler'i arıyor ama hiç birine ulaşamıyor.
Daha sonra kendi başında bulunduğu Jandarma Genel Komutanlığı Hareket Merkizi'ni arıyor ( 21.30) ama oraya da ulaşamıyor.
Bu arada şu notu da düşmekte fayda var. Jandarma Türkiye'nin yaklaşık yüzde 80'inden sorumlu.
ÖZEL KUVVETLER KOMUTANI NE AKAR NE DE BAŞKA BİR KOMUTANA ULAŞABİLİYOR 
15 Temmuz'un kritik ve en şüpheli isimlerinden birisi Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı. O da düğün akşamı Ankara Gazi Orduevi'nde düğünde. İfadelerine göre 'tuhaflık olduğunu fark eder' ve eşiyle orduevinden ayrılır.
Bu sırada siyah bir minibüs önlerini keser. İfadelerde detay yok ama Aksakallı bir şekilde bu sivillerin elinden kurtulup Çukurambar'a gider. Burada iken Jandarma Genel Komutanı Galip Mendi, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Salih Zeki Çolak'ı arar. 
Ama o da hiç kimseye ulaşamaz. ( Aksakallı komuta kademesinden hiç kimseye ulaşamaz ama o akşam Semih Terzi'nin vurulmasını organize etmek için merhum Ömer Halisdemir ile tam 9 kez telefonla görüşür)
KARA KUVVETLERİ KOMUTANI GENELKURMAY'A ULAŞAMIYOR 
O akşam bir birine ulaşamayan (ifadelerden anlaşılan zaten kimse kimseye ulaşamamış) isimlerden birisi de Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Salih Zeki Çolak. O da Kara Havacılık Okulu'ndan Genelkurmay'a ulaşamıyor.
 
EFKAN ALA CUMHURBAŞKANINA ULAŞAMIYOR 
Dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala ise Cumhurbaşkanına ulaşamıyor. İddianamelere göre Efkan Ala 21:20'de THY'nin tarifeli uçağı ile Erzurum'dan Ankara'ya hareket ediyor.
İndikten zonra Cumhurbaşkanını arıyor ama ulaşamıyor. Bu arada 15 temmuza dair şüpheleri arttıran olaylardan birisi de bizzat Ala'nın şu videosu: Her anlatım bir önceki ile çelişiyor. Ala farkında olmadan tezgahı deşifre etmiş.
 
 
FİDAN'A KİMSE ULAŞAMIYOR 
Yine ifadelere göre MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay'dan ayrıldıktan sonra MİT Karargahı'na geçiyor ve Suriyeli muhalif lider ile görüşüyor.
O görüşme her halde çok önemli olacak ki, 20:30'dan sonra kimse Fidan'a ulaşamıyor.
NEDEN KİMSE GÖREVDEN ALINMADI ?
Darbeye dair sayısız soru hala ortada duruyor. Her yeni detay şüpheleri arttırıyor. Diğer detayları bir kenara bırakalım; sadece bu durum bile yani Cumhurbaşkanı, Başbakan, MİT müsteşarı, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının birbiriyle iletişim kuramaması (!) başlıbaşına şüpheli bir durum.
15 Temmuz'un kontrollü-kurgu bir darbe olmadığını varsaysak bile ortaya esaslı bir istihbarat ve yönetim sorununun varlığı çıkıyor.
Peki bu kadar büyük skandallara rağmen aktörlerden istifa eden, görevden alınan, ifadeye çağrılan oldu mu ?
HAYIR ..
Aksine hepsi ödüllendirildi, kahraman ilan edildi.
 
 
Posted on June 15, 2017
Genelkurmay bu kadar korumasız nasıl olur ?
 
Posted on June 14, 2017
4 UÇAK 4 AYRI HAVALİMANI.. DARBEDEN HABERDAR DEĞİLLERSE O UÇAKLARI NASIL HAZIRLADILAR ?
15 Temmuz'a dair 'resmi söylemi' sorgulamaya devam edelim.
Daha önceki yazılarda da anlattığım gibi, Havuz Medyası'nda 15 Temmuz öncesinde yoğun bir şekilde 'Cemaat darbeye hazırlanıyor' haberleri yapıldı.
Bu kampanyaya siyasilerin yanısıra Oda Tv ve Aydınlık da destek verdi.
Öyle ki daha 15 Temmuz yaşanmadan 'Cemaat'in darbe yapacağı' beklentisi oluşturulmuştu.
O haberlere örnekleri şu analizde toplamıştım:
https://15temmuzgercekleri.wordpress.com/2017/06/02/darbeyi-kimler-biliyordu/
Ardından kanlı darbe girişimi yaşandı. Neredeyse 11 ay geçti o geceye dair cevapsız onlarca soru var.
Ağır sansür koşullarında, ifadelere-iddianamelere tam ulaşamasak da açık kaynaklardan o geceye dair cevapsız soruları bulmaya çalışalım.
UÇAKLAR JET HIZIYLA NASIL HAZIRLANDI?
15 Temmuz sürecinin en karanlık noktalarından birisi şüphesiz Marmaris.
Daha o akşamdan başlamak üzere Marmaris'e dair sayısız senaryo ve efsane üretildi. Hatta bizzat Erdoğan, kendisini peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) ile Hz Ebu Bekir'in mucizevi mağara tecrübesi ile kıyasladı.
Ancak 15 Temmuz'un 'resmi hikayesi' gibi Marmaris anlatımları da boşluklarla dolu.
İLGİNÇ GÜZERGAH
Herşeyden önce Erdoğan Marmaris'e tatil için giderken ilginç bir yöntem tercih etti. O güne kadar her daim yanında olan yaverlerini ekibinden çıkarttı.
Ardından 11 Temmuz saat 21.00'da İstanbul'dan Aydın yakınlarındaki Çıldır Havalimanı'na uçtu.
Burası kalacağı otele yaklaşık 150 km mesafedeydi ve normalde Dalaman Havalimanı'nı kullanması gerekirdi. Fakat yanına yaverlerini almadığı gibi gittiği yeri belli etmemek için farklı bir güzergah takip etti.
Erdoğan'ın Marmaris'te geçirdiği günlere dair net bilgi yok.
Hatta Erdoğan'ın 15 Temmuz günü Cuma Namazı için bile kaldığı yerden çıkmadığı ortaya çıktı. (TBMM 15 Temmuz Komisyonu üyesi CHP Milletvekili Aytun Çıray, "Sayın Cumhurbaşkanı için o gün cuma namazına gitmesi konusunda Çamlı köyü camisinde hazırlık yapılıyor. Çamlı köyü camisine Sayın Cumhurbaşkanı –ki cuma namazlarını ihmal etmez birçok Müslüman gibi- cuma namazına gitmiyor." demişti.)
Erdoğan 15 Temmuz günü neden cuma namazına gitmeme kararı aldı? Cuma saatinde neredeydi ve ne yapıyordu? hala bilinmiyor.
KUR'AN ÖĞRETME FOTOĞRAFI VE ÇELİŞKİLİ BİR BAŞKA HİKAYE
Hatırlanacağı gibi Anayasa Referandumu öncesinde Erdoğan'ın torununa Kur'an öğreten fotoğrafı medyaya servis edilmişti. (Gerçi daha sonra 'sızdı' dendi fakat Erdoğan ve ekibinin çalışma usulünü herkes biliyor. O fotoğraf seçim kampanyasının bir parçası olarak servis edilmişti)

 
24TV ekranlarında o fotoğrafın 15 Temmuz gecesi çekildiğini anlatmıştı. Tabi karşısında gazeteci olmadığı için sorulması gereken sorulmadı, anlattıkları propaganda olarak kaldı.
En başta soru şu; o oda, daha önce yine Saray tarafından medyaya servis edilen 'işte Erdoğan'ın saldırıya uğrayan odası' diye gösterilen yer değil.
Çünkü darbe girişimi sonrası kameralar eşliğinde Yalçın Akdoğan otel odasını gezmiş ve o görüntüler 'işte saldırıya uğrayan otel' diye servis edilmişti.
http://www.yeniakit.com.tr/haber/erdoganin-kaldigi-otel-saldirinin-izlerini-tasiyor-195735.html
Fakat o görüntülerdeki yer ile Erdoğan'ın torununa Kur'an öğretirken çekilen fotoğraf aynı yer değil. Kaldı ki fotoğrafta yer alan modem, kitaplık vs gibi ayrıntılar da şüpheleri arttıran unsurlardan.
DARBEDEN HABERİ YOKSA O UÇAKLAR NASIL HAZIRDI ?
O geceye dair onlarca sorudan birisi de Erdoğan'ın hangi uçağı nasıl kullandığı.
 
 

Zira 11 Nisan 2017'de ATV-A Haber yayınına katılan Erdoğan gençlerin sorularını cevaplarken şunları söylemişti;
"Benim hızlı bir yatım var, buradan sizi yakın adalara götürebilirim gibi bana bir teklif de yaptı. Dedim ki 'Serkan bak, benim vatan topraklarında ölmem varken ben gidip gavur topraklarında esir hayatı yaşayamam' damadım, eşim, kızım torunlarım hep beraber oradan çıktık ve Dalaman'a ulaştık, bizden önce meğerse Dalaman'a gelmişler, bizim uçağı incelemişler. Fakat çok ilginç şeyler oluyor ve uçağa girmişler, bakmışlar çıkmışlar. Bizim bunlardan haberimiz yok. Biz indik, hemen uçağa geçtik daha sonra öğreniyoruz. Ki bunların gelip gitmesi hani Nur Mağarası'ndaydı değil mi? hani geliyorlar sevgili peygamberimiz Ebubekir Sıddık ile orada ama mağaranın kapısını örümcek örüyor ve gelip bakıyorlar ki örümcek ağ örmüş, 'Burada örümcek ağ ördüğüne göre herhalde buraya kimse girip çıkmış değildir' diyorlar ve kapıdan müşrikler dönüp gidiyor. Şimdi bunlar da gelip bakıyorlar filan kimseyi görmeyince uçağın içinde dönüp gidiyorlar onların arkasından biz biniyoruz ve uçağımıza binip, üç ayrı noktada tabii o gece bizim uçak var çünkü hedef saptıracağız. Dalaman'daki uçakla beraber hareket ediyoruz."
İşin Hz.Peygambere benzetilme vehameti bir yana son cümlede kritik bir bilgi var. Diyor ki: 3 ayrı noktada uçak var.
4. Uçak ise Erdoğan'ın kullandığı uçak.
Burası önemli bir nokta. Çünkü Erdoğan'ın tabiriyle 'şaşırtma yapmak için hazırlanan 4 uçak' söz konusu ise bu uçaklar ne zaman hazırlanmıştı ?
Resmi söyleme göre Erdoğan'ın uçağı 01.43'te Dalaman'dan uçup 03.20'de İstanbul'a indi. Normalde 50 dikaka olan uçuş 97 dakika sürdü. Uçak Dalaman'a da İzmir'den gelmişti.
Erdoğan İstanbul'a doğru uçuşa geçtiğinde Atatürk Havalimanı hala darbeci askerlerin kontrolünde ve kapıda tank bekliyordu.
Havada F-16'lar uçuyor, Havalimanının kapısında tank bekliyorken Erdoğan'ın İstanbul'a doğru uçuşa geçmesinin mantıklı bir izahı yok.
Dönelim A Haber'de ki açıklamalara.
Erdoğan kendileri için 4 ayrı uçağın hazırlandığını söylüyor. Eğer darbenin başlama saatini referans alırsak karşımıza bir matematik problemi çıkıyor.
Çünkü,
Normal şartlarda Erdoğan'ın kullandığı uçaklar ortak havuza dahil ve Ankara'da bekliyorlar.
Hatta Esenboğa Havalimanı'nda özel bir hangar yapıldı son yıllarda.
Eğer Erdoğan darbeyi gerçekten eniştesinden öğrenmiş ve tanklar sokağa çıktıktan sonra haberdar olmuşsa, bu koordinasyon nasıl yapıldı ?
Uçak mürettebatlarını haberdar edip acil kodla göreve çağırmak, uçakların bakım ve kontrolü, 4 farklı havalimanı (İzmir,Dalaman, Bodrum ve Çıldır) için uçuşların planlanması, hedef havalimanlarına ulaşılması ve orada yeniden yakıt ikmali vs hazırlıkların yapılması saatler bulan bir operasyon demektir.
Basit bir hesapla; mürettebatın haberdar edilip havalimanına ulaşması en iyi ihtimalle 1-1,5 saat alır. Bu da hiç bir trafiğin yada karmaşanın olmadığı hallerde mümkün.
F-16'lar uçmaya başlamış, yollarda hareketlilik varken pilot ve mürettebata ulaşıp hızlıca havalimanına varmasını temin etmek pek mümkün gözükmüyor. Varsayalım tüm pilotlara ve ekibe sorunsuz ulaşıldı hepsi jet hızıyla görev yerine ulaştı.
Aynı anda uçakların kontrolü ve uçuş hazırlıkları başlamış olsa en az 1 saatte o tutacaktır.
Ankara'dan hedef havalimanlarına ulaşmak ise 45 dakika ile 1 saat sürer. Hedef havalimanında yeniden yakıt alınması ve uçuşa hazırlık çalışmaları da yapmak 30 dakika ile 1 saat alır.

 
Erdoğan'ı İstanbul'a götüren uçak İzmir'den Dalaman'a 00.40'ta uçmuş gözüküyor.
Bu uçağın mürettebatının toparlanması, uçuşa hazır hale getirilmesi, Ankara'dan İzmir'e uçması ve orada yeniden yakıt ikmali yapması vs bütün kalemleri topladığınız zaman ortaya temel bir soru çıkıyor. 4 uçağı kapsayan 4 ayrı havalimanını içine alan bir operasyonun bitirilebilmesi için uzmanlara göre 5 ila 7 saatlik bir zamana ihtiyaç var. 'Resmi 15 Temmuz söylemi'nde bu süre 2,5 saate düşüyor.
Erdoğan'ın ekranlara ilk çıktığı saati, Dalaman'dan İstanbul'a uçuşunu ve Havalimanına inişini hesaplarsanız ortaya şu sonuç çıkıyor.
Eğer gerçekten Erdoğan darbeyi 21.30 gibi eniştesi Ziya İlgen'den öğrenmişse bu uçak operasyonunun yapılabilmesi için yeterli zaman kalmıyor.
Kayıtlara göre Ankara semalarında ilk uçak 22.05'te görülüyor. Boğaz Köprüsü'nün kapandığı saat ise 22.10
ERDOĞAN'IN DARBEYİ KİMDEN VE NE ZAMAN ÖĞRENDİĞİ HALA MUAMMA !
Bu arada bir parantezle hatırlatmakta fayda var. Darbenin üzerinden neredeyse bir yıl geçti, biz hala Erdoğan'ın darbeyi kimden ve nasıl öğrendiğini netleştiremedik.
Bizzat Erdoğan'ın demeçlerinden hatırlatayım; Erdoğan ilk açıklamayı İstanbul Atatürk Havalimanı'nda saat 04.22'de yaptı. Tam olarak şunu söyledi; "Öğleden sonra bir hareketlilik ne yazık ki silahlı kuvvetlerimizin içinde mevcuttu"
18 Temmuz 2016'da CNN İnternational'a yaptığı açıklamada ise " O gece saat 20:00 civarında bir haber aldım, bazı bölgelerde gelişmeler olduğunu öğrendim. Biz de harekete geçmeye karar verdik" dedi.
20 Temmuz 2016'da El Cezire'ye yaptığı açıklamada ise TSK içindeki hareketliliği eniştesi Ziya İlgen'den öğrendiğini söyledi. Bir gün sonra yani 21 Temmuz'da Reuters ile yaptığı röportajda ise saat 16.00 civarı eniştesi İlgen'den gelen telefonla Beylerbeyi civarındaki askeri hareketlilikten haberdar olduğunu anlattı.
Ardın da 30 Temmuz 2016'da ki A Haber yayınında saat 21.30 gibi eniştesi İlgen'in kendini aradığın ve darbeden haberdar olduğunu söyledi.
Enişte İlgen ise Kanal D'ye yaptığı açıklamada "Beylerbeyinde ki hareketliliği ve tankların köprüye çıktığını gördükten sonra Erdoğan'ı aradığını" söylemişti.
O geceye dair o kadar çok tarih ve yer verdiler ki hepsinin kuyruğu bir birine karıştı. Zira Akıncı İddianamesi'nde yer alan kronolojiye göre Beylerbeyi'ndeki askeri hareketlilik 21.00'da başladı. Köprüye ilk tankın çıkışı ise 22.08
Eğer Erdoğan darbeyi eniştesinin telefonundan öğrenmişse -ki eniştesinin açıklamasına göre köprüye çıkan ilk tankları gördükten sonra aramış- saat 22.08 olmalı.
Saat 22'den sonra 2,5 saat içerisinde 4 ayrı uçağın 4 ayrı havalimanında hazır hale getirilmesi nasıl mümkün oldu ?
Bu durumda akla en yatkın iki seçenek kalıyor; ya herşeyi başından planladıkları için uçaklar 'her ihtimale karşı' 4 farklı havalimanında hazır olacak şekilde hazırlanmıştı.
Yada MİT'e ilk bilgi geldikten sonra hemen planlar uygulamaya kondu ve Erdoğan için kusursuz bir kaçış planı yapıldı.
Her iki durumda da ortak bir nokta var; 249 kişi ölmeyebilir, bu darbe daha başlamadan önlenebilirdi.
Sorgulamaya, sormaya devam edeceğim…
Posted on June 13, 2017
Darbeciler düğünü basmak için sabah Konya'dan yola çıkmışlarsa bu darbe nasıl öne çekilmiştir ?
15 Temmuz darbe girişimine dair 'resmi söylem' sorguladıkça dökülüyor.
Genelkurmay Başkanı ve MİT'in 15 Temmuz raporlarına göre darbe hazırlıklarının sızması üzerine darbeciler paniğe kapılıp gece 03'te yapacakları hareketi akşam 20.30'a çektiler.
Ancak bu resmi söylemi boşa çıkartan onlarca detay var. Ortaya çıkan her detay 'Erdoğan ve Hakan Fidan organizasyonunda Hulusi Akar desteğiyle kurgu bir darbe' yapıldığını ortaya koyuyor.

 
Mesela şu meşhur düğüne bakalım.
Darbe günü Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal ve 22 üst düzey general Moda'da düğündeler.
Darbe bilgisi öğleden sonra MİT've Genelkurmay'a ulaşıyor ama bütün komutanlar topluca düğüne gidiyorlar. Bu hareketin sırrı (!) halen çözülebilmiş değil. Düğünü basan askerlerin ifadeleri de şüpheleri arttırıyor çünkü Türkiye gibi terör belası ile boğuşan bir ülkede o kadar genaral tereyağından kıl çeker gibi gözaltına alınıyorlar. Gözaltına alınan komutanlarda da bir panik havası yok.
Düğünün tarihi önceden belli, katılımcıları da.
Burada dananın kuyruğu kopuyor: Zira düğünü basmaya ve komutanları derdest etmeye giden birlik Konya 3. Ana Jet Üssü'ne bağlı MAK timleri.
Konya'dan karayolu ile İstanbul'a gidiyorlar. Timdeki askerlerin ifadelerine göre hepsine o gece düğündeki komutanları koruma görevi verildiği söyleniyor.
Astubay Ali Murat Karakaş'ın ifadesine göre sabah 6.15 gibi yola çıkıyorlar. Kahvaltı için mola verdiklerinde ekipteki astsubay Fatih Suçatı'nın kendilerine 'arkadaşlar amacımız tatbikat değil, hava kuvvetleri komutanını korumaya gidiyoruz, ve 17-20 saatleri arasında Samandra'da olmamız gerekiyor' diyor.
Ekipteki askerlere 10'ar adet plastik kelepçe de dağıtılıyor. Düğünde ki komutanları korumak için yola çıkıyorsunuz ama yanınıza plastik kelepçe alıyorsunuz ! Gözaltına alınan komutanların transferi için helikopter organizasyonu gündüz saatlerinde yapılmış.
Yani en baştan hedef düğündeki komutanları gözaltına almaktı.
Şimdi soru şu; madem ki MİT'in çalışması ile darbe öne çekildi ve gece 3'te başlaması gereken harekat akşam 20:30'a çekildi, peki o meşhur düğündeki komutanları göz altına almak için askerler nasıl olupta yola çıktılar.
Komutanları göz altına alma planını kim yaptı ve askerleri sabah yola kim çıkardı ? Darbe 03'te yapılacaksa onca generali akşam ki düğünde neden göz altına aldılar.?
Sadece bu durum bile 15 Temmuz'un resmi söylemini boşa düşürüyor. Kaldı ki bu şekilde onlarca soru var.
http://www.tr724.com/darbe-aksam-20-30a-gore-planlandi-ahmet-donmez-yazdi/
Ahmet Dönmez'in bu yazısı okunmalı.
 
 
Posted on June 12, 2017
MAHKEMEDEN ŞOK DETAYLAR: İHBARCI BİNBAŞI ZATEN MİT'E Mİ ÇALIŞIYOR DU ?
Binbaşı O.K. 2 yıldır MİT adına çalışıyormuş
12 Haziran 201757
15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili yargılanan TSK mensuplarının mahkemelerde yaptıkları açıklamalar her gün yeni bir gerçeği daha ortaya çıkarıyor. Son olarak Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesinde verilen ifadeler Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın aslında darbeciler tarafından derdest edilmediğini ortaya koydu. Dönemin Kara Havacılık Komutanlığı Kurmay Başkanı Yarbay Mehmet Şahin yaptığı savunmada, Hulusi Akar'ın karargahtan kendisini alarak Akıncılar Üssü'ne götüren ve darbe suçundan tutuklanan pilot Albay Uğur Kapan'a, "Neden vaktinde gelmediniz" diye bir de fırça attığını anlattı. Ardından da mahkemeye derdest edilen bir komutanın emirler verip bu şekilde konuşmasının normal olup olmadığını sordu. Üstelik pilot Uğur Kapan, darbe başarısız olunca Akar'ı Çankaya Köşküne götüren kişiydi.
Verilen ifadelere bakıldığında hep aynı soruda buluşuluyor. Vakti ve imkanı olduğu halde Hulusi Akar darbeyi neden önle(ye)medi.
"İHBARCI BİNBAŞI O.K. İKİ YILDIR MİT'E ÇALIŞIYORDU"
Mahkeme tutanaklarına yansıyan bir başka önemli bilgi ise kamuoyunu günlerdir meşgul eden ihbarcı Binbaşı O.K. ile ilgiliydi. O.K.'nın Okan Kocakurt olabileceğini ilk kez Odatv isimli internet sitesinden Müyesser Yıldız ima etmişti. Bu yazının ardından bazı haberlerde O.K.'nın Okan Kocakurt olduğunu dillendirilmeye başladı. Binbaşı O.K., 15 Temmuz günü darbe yapılacağını öğrenir öğrenmez 14:20'de ulaştığı MİT görevlilerine planı anlatmıştı.
Peki gerçekten ihbarcı Binbaşı O.K. Okan Kocakurt muydu? Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kayıtlarına giren ifadeye göre bu bilgi doğru değil. Dahası O.K., Gülen cemaati ile bağlarını kopardıktan sonra son iki yıldır MİT ile çalıştığı iddia edilen Binbaşı Osman Karacan'dı!
Bu bilgi Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 69 sanıklı ÖKK Davası'nın 8'inci celsesinde gerçek ortaya çıktı. Albay Ümit Bak'ın avukatı Tuncay Özcan gerçek ihbarcının Osman Karacan olduğunu açıkladı. 11 pilotun avukatlığını yapan Avukat Özcan, "Osman Karacan'ın MİT'e çalıştığını bilmeyen pilot yok" iddiasında bulundu. Özcan'ın iddiasına göre Osman Karacan, cemaat ile ilişkilerini kestikten hemen sonra MİT tarafından kullanılmaya başlamıştı. Hatta Özcan'a göre, Karacan iddia edildiği gibi İzmir'de tatildeyken göreve çağrılmadı. Bir şekilde bu kurguya dahil edildi!
İKİ SAVCI NEDEN TASFİYE EDİLDİ?
Nasıl gözaltına alındığı belli olmayan Karacan, 11 Ağustos 2016'da soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Harun Kodalak ile Başsavcıvekili Necip Cem İşçimen'e "Darbe olacağını MİT'e söyledim" diyordu. MİT ise ihbarcı Binbaşının sadece müsteşar Hakan Fidan'a yönelik bir eylem konusunda ihbarda bulunduğu konusunda ısrarcıydı. Görüşme tutanağındaki bu bilgi darbe olacağının bilindiği ancak önlenmediği gerçeğini gün yüzüne çıkarıyordu. Belki de bu sakıncalı durumun ortaya çıkması nedeniyle her iki savcı da tenzili rütbeyle soruşturmadan alındı. Binbaşı Osman Karacan'ın ihbarcı olduktan sonra MİT tarafından korumaya alındığı bilgisi de doğru değil. Bu ifadelere göre zaten MİT'e çalışmaktaydı…
Bülent Ceyhan- Kronos.news
Posted on June 12, 2017
15 TEMMUZ'UN KAZANANLARI KAYBEDENLERİ
2014 yılına kadar "Ergenekon ve Balyoz davalarının savcısıyım" diyen Erdoğan ne oldu da birden 'Ergenekon'un avukatı' haline geldi, onları iktidarına ortak yaptı?
Erdoğan 17-25 Aralık operasyonları sonrası düştüğü durumdan kurtulma yolları arıyordu. Bu zor halden kurtulabilmek için içte ve dışta ittifakları/düşmanlıkları yeniden tanımladı. Bireysel konumunu-çıkarlarını merkeze alacak şekilde sadece hükümetin değil, devletin politikalarında keskin değişiklik arayışına girdi. Açığa çıkmış ve soruşturulan yolsuzluk, rüşvet, suiistimal gibi ağır ithamların Batı tarafından aklanmasının ve desteklenmesinin mümkün olmayacağını biliyordu. Bu nedenle Erdoğan ve çevresi ülkenin eksenini değiştirmeyi ve içte ulusalcı/Avrasyacı/Ergenekoncu ekibe, dışta Rusya/Çin/İran gibi ülkelere yanaşmayı tercih etti. Bu tercihten sonra Erdoğan, Ergenekon ve Balyoz darbe davalarını kapattı. Bu keskin dönüş topluma "Orduya kumpas" denerek pazarlandı.
Ergenekoncu subaylar salınmakla yetinilmedi, yüklü tazminatları da ödenerek TSK'daki görevlerine acelece iade edildiler. Zira Erdoğan Avrasyacı-Ergenekoncu askerlere şiddetle muhtaçtı. Ergenekoncu/Avrasyacı ekip de zordaki Erdoğan'ın durumundan yararlanma fırsatını kaçırmadı ve Cemaat'i hedefe koymak üzere anlaştılar. Erdoğan kininin takipçisi olurken, Ergenekoncular sürecin stratejik ve taktik planlayıcısı oldu. İslamcılara, tarikatlara ve cemaatlere ise bu işbirliğinin figüran kitlesi, oy deposu olmak düştü.
Gövdesini dindarların, beynini Ergenekoncuların, siyasi gücünü AKP'nin oluşturduğu yeni, kozmopolit bir BİRLİK kuruldu. Pragmatizmin üstadı Erdoğan 17-25 Aralık suçlarının bagajıyla hukuk, şeffaflık, hesap verebilirlik gibi demokratik değerlere asla dönemezdi. Bu ilkeleri paydaşlarına şart koşan NATO ve AB ile yürüyemezdi. Onun yerine kirli bohçalarını problem yapmayacak Avrasyacılar ve onların hamisi Rusya ile iş tutmayı tercih etti. İşbirliği süreci Yalçın Akdoğan'ın "milli orduya kumpas kuruldu" cümlesiyle başladı. Uçak düşürme vakası Rusya ile ilişkileri germiş gibi görünse de sonuçta Erdoğan'ın ve Türkiye'nin Rusya'ya bağımlılığını, mecburiyetini ve mahkûmiyetini perçinledi. Nitekim Erdoğan özür dileme, tazminat, yaptırımlara boyun eğme dâhil her tavizi verdi.
15 Temmuz Bu İttifakın Meyvesi
Rusya ile AKP arasında bir balayının olduğu havuz medyadan da açıkça görülüyordu. Son yıllarda Rusya ve Avrasyacılara, onların stratejisti Dugin'e güzellemeler gırla gidiyordu. 5 Haziran 2016'da Sabah'tan Ferhat Ünlü "Rus devletinin üzerinde durduğu derin devlet konseptinin, 'çekirdek devlet aklı'nın kodlarını anlamak gerekiyor" demişti. Dugin'e övgüler dizen yazısında Dugin'in "Doğu Perinçek başta olmak üzere Türk Avrasyacılarıyla yakın irtibatı" olduğunu yazıyordu.
Kasım 2016'da AKP grup toplantısına katılan, TBMM Darbeyi Araştırma Komisyonu'na ifade veren Dugin, Putin'in Türkiye'ye "stratejik ortaklık teklif ettiğini" söylüyordu. Ayrıca Dugin, "Bu darbe girişimi ABD'nin Erdoğan rejimine yaptığı bir savaş ilanıydı. (…) Bu da diğer büyük jeopolitik güç olan Rusya'nın davet edilmesini gerektiriyor. Türk vatanseverler darbeyi bastırdı. Artık Türkiye'yi Moskova'yla arayı düzeltmekten hiçbir güç alıkoyamaz" sözleriyle "Batı kulübünü bırakın birlikte hareket edelim" demek istemişti.
Aleksandre Dugin'in 15 Temmuz'dan kısa süre önce Putin tarafından gizlice Ankara'ya gönderildiği ve darbe ile ilgili bilgiler ve sonrası tutuklanacaklarla ilgili listeler verdiği medyada yer aldı. Erdoğan'ın: "Putin'in darbe girişminde hızlı desteğinden memnunum" ifadesini de bir yere koyun. Son dönemde Trump'ın seçilmesi dâhil Batı'da yapılan pek çok seçime Rusya/Putin gölgesi düştü. 15 Temmuz üzerindeki berraklaşması istenmeyen puslu havayı da düşündüğünüzde darbe senaryosunun Erdoğan-Ergenekon-Dugin işbirliğiyle icra edildiğine dair düşünceler güçleniyor. Başta Hulusi Akar'ın itiraf niteliğindeki açıklaması ve darbe duruşmalarındaki diğer asker ifadelerini ve çelişkileri bir arada değerlendirdiğimizde taşlar yerine oturuyor.
Bu ortaklık Türkiye'nin Batı'dan, NATO'dan ve AB sürecinden bütünüyle kopmasıyla sonuçlanır mı bilemiyoruz. Ama görünen o ki Erdoğan, Ergenekoncular ve Avrasyacılar Rusya'nın himayesinde bir proje yürüttüler ve hepsi bundan kârlı çıktı.
Bu işbirliği sonucu kimler neler kazandı?
RUSYA: NATO subayları TSK'den bütünüyle tasfiye edildi. NATO'nun 65 yıllık birikimi sıfırlandı. TSK tamamen Avrasyacı-Ulusalcı subaylara kaldı. Erdoğan'ın Rusya ile bireysel çıkar ilişkisi nedeniyle Türkiye kadim Türk yurdu Kırım'a, Kırım Tatar Parlamentosunun feshine, işgale sessiz kaldı. Ortadoğu'da milli çıkarlarımızla örtüşmeyen Rusya politikalarına göz yumuldu. Suriye bütünüyle Rusya ve İran inisiyatifine terk edildi. Türkiye 'kuzu' haline getirildi ve oyun dışına itildi. Rusya ile bir kısım silah anlaşmaları yapıldı. Rusya Türk dünyası üzerinde etkili olabilecek potansiyele sahip bir ülkenin politik ve diplomatik etkisini zayıflattı. Dugin'in Avrupa'yı kuşatmayı ve kontrolü hedefleyen Yeni Avrasyacılık stratejisi gereği önemli bir kanat ülke olan Türkiye Batı'dan, NATO'dan uzaklaştırıldı.
ERDOĞAN: Erdoğan bu ittifaktan sonra iç politikada rahatladı, ciddi hareket alanı kazandı. Ergenekoncu kadrolarlar sayesinde fişlemeler yaptı, beraberce intikam listeleri hazırladılar. Hakkındaki olumsuz algıyı değiştirmede iç kamuoyunda (kısmen) başarılı oldu. (Şimdilik) 17-25 Aralık yolsuzluk dosyalarından kurtuldu. Paralarını, ailesini ve çıkarlarını güvence altına aldı. 'Tek Adam' haline geldi. İhale-komisyon işlerinde pervasızca hareket etme fırsatı yakaladı. Ayrıca iç kamuoyunda yeni bir 'mağduriyet' daha elde etti. Kendine güveni geldi, artık 2030'lardan bahsediyor! Biat etmeyenlere 'darbe' üzerinden diz çöktürdü. AKP'dekiler dâhil kenara yazdıklarından intikam almaya başladı. 15 Temmuz Erdoğan'a MHP'yi ve diğer küçük muhalifleri tam kontrol etme, HDP'yi hapse atma ve CHP'yi uysallaştırma imkânı verdi.
ERGENEKONCULAR: 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları öncesi kanlı-bıçaklı olan iki kesim ortak düşmana karşı taktik (stratejik değil) işbirliği kurdular ve kazan-kazan formülüyle çalıştılar. Günün sonunda menfaate dayalı bu BİRLİK neye evrilecek bilemiyoruz ama Ergenekoncular bu işbirliğinden en kazançlı çıkan grup oldu. İçi gayet dolu ve sağlam darbe davaları kapatıldı, hepsi hapisten çıktı. TSK ve bürokrasideki konumlarını eskisinden daha güçlü şekilde yeniden kazandılar. Üstelik artık Erdoğan'ın kendilerine duyduğu ihtiyacın farkındaydılar. Ergenekon yargılamaları sürecinde dedikleri gibi onları içeriye atan polisler-yargıçlar Silivri'ye dolduruldu. Bununla yetinilmedi içerde kendilerine, dışarıda çoluk çocuğuna işkenceler edildi.
Kaybedenler…
2014 yılı başlarında kurulan Erdoğan-Ergenekon-Avrasyacı birlikteliği, projesini 15 Temmuz senaryosu ile taçlandırdı. Bu tabloda kaybeden demokratik blok, AB, NATO oldu. Demokrasi, hukuk, insan hakları ve elbette ki Türkiye'nin geleceği oldu. İslami söylemlerle Erdoğan'ın peşine takılan dindarlar ve cemaatler yıkımın büyüklüğünün hala farkında değiller. Cemaatler-tarikatlar küçük ve kısa vadeli hesaplar için ağır bir yozlaşma sürecine girdi. Hasarı yıllarca görülecek herkesimden yetişmiş aydınlar, beyinler, gazeteciler biçildi, Anadolu'nun sermayesi, teşebbüs gücü bitirildi.
"Batıyı dengeleyeceğim" diye Erdoğan dünyanın türlü coğrafyalarında otoriter yönetimlerle ilişkilere girdi. İran'ın bölgede kazandığı mevzileri problem etmedi, hatta Türkiye'yi ve kendisini aşağılamasını bile sineye çekti. Doğu Türkistan davasını sattı, Doğu Türkistanlıları 'terörist' olarak Çin'e iade etti. Yıllarca 'kırmızı çizgimiz' dedikleri Kerkük Kürdistan Yönetimi'ne katıldı. Tüm bunlara milliyetçilerin sesi dahi çıkmadı. Yunanistan'ın nerdeyse her hafta bir adamızı işgal etmesini görmezden geldi. Kıbrıs'ta aleyhte gelişmelere ses verilmedi. Suriye'de dibimizde PYD devleti kuruldu, içeriye kükreyen Erdoğan dışarıdaki tüm bu olumsuzlukları yuttu.
15 Temmuz üzerindeki sisler dağıldıkça Saray-TSK-MİT'in içinde olduğu, yabancı bir gücün himaye ettiği kumpasla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor. O geceye dair üretilen argümanlar hızla çöküyor. Tarih Milli Orduya kimlerin tuzak kurduğunu gösterecektir. Gelecek nesiller kendisine emanet edilen Mehmetçikleri, değerli komutanları bir senaryo uğruna heder eden Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ı bu kara tablo ile anacaktır. Başında "Milli" olan bir istihbarat kurumunu milletin aleyhine çalıştıran bir MİT Müsteşarını millet unutmayacaktır. Maalesef devleti, milleti, orduyu koruması gerekenler, işbirliği içine girerek onları imha etmeye koyuldular.
Türkiye 2. Dünya Savaşı sonrası, Stalin Rusya'sının tehdidinden korunmak için, üstelik Kore'de canlarımızla bedel ödeyerek NATO'ya girmişti. İroniye bakın ki, Rusya'dan bizi korusun diye girdiğimiz NATO, Rusya'ya çerez yapıldı. Yetişmiş, nitelikli Türk subayları bir senaryoya feda edildi.
Eğer sahici bir darbeden eminseniz duruşmalar, yargılamalar medyaya, kamuoyuna açık yapılsın, bütün dünya neler yaşandığını görsün! Bakın CIA Şefi kameralar önünde, parlamentoya ve bütün dünyaya ifade veriyor! Hulusi Akar ve Hakan Fidan için böyle bir şeye cesaretiniz var mı? Ayrıca, neden sivilleri öldüren silahların balistik incelemeleri yapılmadı? Sahnelenen olayda şehit edilen 250 insanın neden hiçbirine otopsi yapılmadı? SADAT, 15 Temmuz'un neresindeydi?
Peki, NATO bu yapılanları yutar ve hazmeder mi?
Böylesine ağır ve aşağılayıcı bir tavrı NATO'nun ve NATO'ya liderlik eden ABD'nin hazmedeceğini ve Türkiye gibi önemli bir ülkeyi, TSK gibi etkili bir orduyu Rusya angajmanı olan Avrasyacılara feda edeceğini beklemek, uzun yıllar yapılan bir yatırımın 'boşa' olduğunu savunmak anlamına gelir. Bir kurgu ve senaryo ile TSK'yı pazarlık aracı yapan, Avrasyacı-Ergenekonculara teslim eden Erdoğan'ın 'hevesi' bu anlamda kursağında kalabilir.
Dış politikada Katar olayı yeni gelişmelere gebe görünüyor. "Milli Orduya kumpas" sözü bir süreci başlatmıştı. Efkan Ala'nın "Ergenekon ve Balyoz'un uydurma olmadığı ortaya çıktı" açıklaması da bir şeylerin işaret fişeği gibi…
Mahmut Akpınar TR724.COM
Posted on June 9, 2017
SANIK ALBAY: KALKIŞMA SINIRLI VE KONTROLLÜYDÜ
Darbe girişimi sırasında Genelkurmay'da yaşananlara ilişkin davada ifade veren eski Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurumsal Dönüşüm Şube Müdürü Kurmay Albay Muzaffer Düzenli kalkışmanın sınırlı ve kontrollü olduğunu iddia etti.
Ankara 17'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde görülen duruşmada orgeneral ve korgeneral seviyesinde isimlerin kendisini tehdit ettiğini belirten Düzenli, "Memleket hayrına ne zaman önemli bir iş yapmaya çalışsak bize hep engel çıkardılar. Değişim projelerimizi akamete uğratmak istediler, beni tehdit ettiler" dedi.
'Davaya kimse ilgi göstermiyor'
Halkın ve milletvekillerinin davaya ilgi göstermediğini dile getiren Düzenli, "Davanın ilk günü teşhir yürüyüşünde bile günler öncesinde yapılan haberlere rağmen sadece 200 kişi hazır bulunmuştur. Böyle önemli bir davaya ilginin cılız kalması, milletimizin nazarında bu davanın itibar görmediğinin bariz bir tezahürü olmuştur" diye konuştu.
'Yurtta Sulh Konseyi' üyeliği suçlamasını kabule etmeyip, yapılanmayı 'hayal ürünü' diye niteleyen Düzenli, "Böyle bir konsey üyesi olmadığımı söylüyorum. Bunu ispat etmek zorunda değilim. Yok olan bir şeyi ispat edemem. Bu konseyin var olduğunu yazan iddia makamı bunu ispat etmelidir" ifadelerini kullandı.
'Kalkışma ilgili makamlara haber verildi'
Darbe girişimini kimin gerçekleştirdiği sorusuna yanıt vermeyen Düzenli, 'kontrollü kalkışma' nitelemesini kullanarak, şöyle devam etti: "Kalkışmayı planlayan grubun içinde birileri, bunlar sivil de olabilir, asker de olabilir, bunlar bir yerlerden yönlendiriliyordu. Onlar da o istikamette planlama yapan grubu yönlendiriyordu. Burada temel motivasyon şöyle olabilir: 'Evet bir darbe kalkışması yaptıralım ancak bu kalkışma bizim yönlendirmelerimize uygun olarak başarısızlığa mahkum edilmiş bir istikamette planlansın yani bizim kontrolümüzde bir darbe kalkışması cereyan etsin'. Kalkışmaya yönelik planlar devam ederken, kalkışmayı başarısız kılıp tasfiyeye yönelik evirmek isteyen birileri ilgili makamlara haber verip kalkışmayı etkili bir şekilde başlamadan engellemek yerine sınırlı ve kontrollü bir kalkışmaya müsaade etmişlerdir. Kontrollü darbeyi dizayn edenler meşru görünen gerekçelerle arzu edilen birlikleri ve kişileri bu işin içine çekmiş olabilirler."
'Akıncı davasında konuşacağım'
Düzenli, mahkeme başkanı Oğuz Dik'in kendisine ait Akıncı Üssü'ndeki fotoğraflarını göstermesiyle ilgili savunmayı Akıncı Üssü'nde yapacağını söyleyerek, "Akıncı iddianamesinde olan görüntüler. Şu an bir şey diyemiyorum. Eğer onlar bensem ifademi destekler mahiyette görüntülerdir" dedi.
Düzenli, savcının 15 Temmuz akşamı görevli olmadığı halde neden Akıncı Üssü'ne gittiği sorusuna da, "Akıncıya iş yemeği meselesiyle çağrıldım. Ahmet Özçetin adına aradığını söyleyen bir binbaşı tarafından çağrıldım, gittim. Akıncı davasında ayrıntılı şekilde anlatacağım" diye yanıt verdi.
Posted on June 8, 2017
'Erdoğan konuşunca, bir oyunun içine çekildiğimizi anladım'-
İstanbul eski Kuzey Deniz Saha Komutanı Tuğamiral Ömer Faruk: Darbenin tüm planlaması Genelkurmay Başkanı'nın desteği garanti görülerek yapılmış. Erdoğan'ın açıklamalarını duyunca pis oyunun içine çekildiğimizi anladım.
 

 
 
 
15 Temmuz'daki gecesi Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'a darbe bildirisini imzalatmaya çalıştığı ve 29 geminin darbede kullanılmak üzere hazır hale getirilmesini sağladığı iddia edilen, İstanbul eski Kuzey Deniz Saha Komutanı Tuğamiral Ömer Faruk Harmancık savunma yaptı.
Savunmasında Genelkurmay Başkanına darbe bildirisi imzalatmaya çalıştığı suçlamalarını kabul etmeyen Harmancık, 15 Temmuz gecesi Akıncı Üssü'nde olduğunu kabul ederek "Önce yurt çapında hava sahasının kapatıldığı, büyük bir terör saldırısının beklendiğini, ardından da TSK'nın yönetime el koyduğunu orada duydum. Durum tespiti yapabilmek için Deniz Kuvvetleri Komutanımızı da aradım ancak ulaşamadım. Komutanımız darbeciler yerini tespit edemesin diye telefonunu kapatarak İstanbul'da parklarda yer değiştiriyormuş. Bir başka deyimle 'otopark diplomasisi' yapıyormuş" diye konuştu.
TSK'NIN EMİR KOMUTA İÇİNDE YÖNETİME EL KOYDUĞUNU DUYDUM
Harmancık, TSK'nın emir komuta içinde yönetime el koyduğunu duyduğunu anlatarak, "Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar ile kuvvet komutanlarının da Akıncı Üssü'ne geleceğini duydum. Benim yapmam gereken Deniz Kuvvetleri Komutanının Akıncı'ya gelmesini beklemekti. Sıkıyönetim bildirisini gördüm. Orada Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı olarak atandığımı gördüm. Beni bu göreve atayanlardan şikayetçiyim. Darbe girişiminin sevk ve idaresi için bir denizcinin hava karargahına gitmesi doğru değildir. 15 Temmuz akşamı Akıncı Üssü'nde bulunuyor olmam darbe girişiminden daha önce haberdar olmadığımın en önemli delilidir" ifadelerini kullandı.
AKAR'IN DESTEĞİNİ GARANTİ GÖRENLERİN PLANI İŞLEMEMİŞ
Darbecilerin Genelkurmay Başkanı Akar ve diğer kuvvet komutanlarının girişime katılacağını düşünerek bu planı yaptığın iddia eden Harmancık, "TSK personeli eğer bir planda bir faraziye varsa ayrı bir plan yapılması gerektiği bilinir. Anlaşılan darbeyi planlayanlar başta faraziyeleri gerçekleşmezse durumunda ne yapılacağına yönelik bir plan yapmadan yola çıkmışlar. Ya faraziyelerinden çok eminler ya da plan yapmayı bilmiyorlar. Bekledikleri destek verilmeyince planları daha baştan akabete uğramış. Harekete verilen destek hareketin emir komuta zincirinin içinde olmadığının anlaşılmasına müteakip azalmaya, kaybolmaya başlamış. Genelkurmay Başkanının vereceği desteği garanti gören teşebbüsçülerin planı işlememiştir" şeklinde konuştu.
AKAR BENİ ÇAĞIRDI
Genelkurmay Başkanı Akar'a bildiri imzalatmaya çalışmadığını ileri süren Harmancık şöyle devam etti: "Genelkurmay Başkanının Akıncı'ya geldiği haberi geldi. Bir süre sonra Akar'ın beni çağırdığını söylediler. Üs komutanının odasında bulunan Genelkurmay Başkanının yanına gittik. Orada sadece Mehmet Dişli General ve Kubilay Selçuk Generali tanıyorum. Genelkurmay Başkanı heyecanlı gözüküyordu. Kendisine yönetime el koyma girişimi olduğunu, sıkıyönetim ilan edildiğine ilişkin Genelkurmay emirlerinin birlikler tarafından alınmış olduğunu ve TSK personelinin komuta kademesinin hareketin başında olduğunu bildiğinden başka bir şey değildir. Genelkurmay Başkanımızı bir bildiri imzalamaya zorlamadım. Tek bir denizciden hem de hava üssünde nasıl bir darbeci olur?"
BEN ORAYA BİRİNİN SÖZCÜSÜ OLARAK GİTMEDİM
Akar'ın darbe girişiminin başarısız olacağını anladığını ifade eden Harmancık, " Genelkurmay Başkanı darbe girişiminin kaybedildiğini anlayacak kadar akıllıdır. Televizyonlarda alt yazılarda her şey anlatılıyor. Sayın Başbakan konuşuyor 'görevimin başındayım' diyor, bazı komutanlar 'biz darbeyi desteklemiyoruz' diyor. Pazarlık öncesi bunların Orgeneral Akar tarafından öğrenilmesine kimse engel olmuyor. Moral üstünlüğü kesinlikle Akar'a geçiyor. Zaman darbeciler aleyhine hızla geçiyor. Akar, Akıncı'ya geldikten tam bir saat sonra bir amiral 'başımıza geçin'i teklif etmeye gidiyor. Neden daha helikopter iner inmez bu teklifi yapmıyor amiral? Kimse beni darbeciler adına Genelkurmay Başkanını ikna etmek için görevlendirmedi. Bütün Türkiye darbeye karşı çıkmış ama bir tuğamiral 'başımıza geçin' diyor. Orgeneral Akar, kaybetmesi kesin olan bu darbe girişiminin başına neden geçsin? " şeklinde konuştu.
PİS BİR OYUNUN İÇİNE ÇEKİLDİĞİMİ ANLADIM
Televizyonda durumu anlamaya çalıştıktan sonra başka bir şey yapmadığını iddia eden Harmancık, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasından sonra pis bir oyunun içine çekildiğimi iyice anladım. Sanırım orada televizyonu seyreden herkes de anlamıştır. O akşam, o saatlerde 'biri bizi oyuna getirdi' diyen de vardı, 'bu iş bitti' diyen de', 'Bu pis işe nasıl bulaştım' diyen de vardı' dedi.
DARBE TKS İÇİNDEKİ GÜÇ ODAKLARININ İŞBİRLİĞİYLE OLUR
Darbe girişiminin kim tarafından yapıldığı sorusuna Harmancı şu yanıtı verdi: "Böyle bir girişim sadece bir grubun istemesiyle yapılamaz. Böyle bir darbe girişimi ancak ve ancak TSK içinde varlığını devam ettiren güç odaklarının birkaçının işbirliğiyle yapılabilir. Bu darbe girişiminin stratejik azmettiricileri olduğu da açıktır. Öncesinde darbe için operatif seviyede anlaşan, bu maksatta planlama yapan, darbeyi tasarlayan bir takım güç odakları ise darbe sonrasına ilişkin anlaşmazlıkları ya da başka bir sebeple darbe girişimine verecekleri operatif desteği çekmişlerdir. Birde aldatılarak, kandırılarak, tuzaklanarak veya zorla darbe girişimine taktik ve teknik seviyede dahil edilenler vardır ki bunların darbe girişimine ilişkin hiçbir malumatı yoktur. Bunların darbeyi kimin, nerede, ne zaman, kiminle planladığını bilmesi mümkün değildir. TSK'daki bazıları ise darbeyi 15 Temmuz gecesi herkesle beraber öğrenmiş olsalar bile o gece sessiz kalarak kazananın kim olacağını görmeyi beklemişlerdir. Operatif seviyede darbecilerin kim olduğunu tespit edebilmek için 15 Temmuz sonrası kazananların kim olduğuna bakmanın yeterli olacağını değerlendiriyorum."
Sanık Harmancık Akıncı Üssü'nde Adil Öksüz'ü görüp görmediği sorusuna "Hayır görmedim" cevabını verdi.
Dünyadan Süfyan Erdoğan'a tepki olarak Türkiye'ye akademik boykot 
 

Almanya, Fransa, ABD, İngiltere gibi ülkelerden 500'ü aşkın bilim insanı, Türkiye'deki akademik kıyıma dikkat çeken bir metni imzaladı. Dünyadaki tüm akademilere YÖK, TÜBİTAK gibi kurumlarla ilişkileri askıya alma çağrısı yapıldı.
Almanya, Fransa, ABD, İngiltere gibi ülkelerden 500'ü aşkın bilim insanı, Türkiye'deki akademik kıyıma dikkat çeken bir metni imzaladı. Dünyadaki tüm akademilere YÖK, TÜBİTAK gibi kurumlarla ilişkileri askıya alma çağrısı yapıldı.

Dünyadan 500 akademisyen Türkiye'yi boykot etti!
 
Barış İçin Akademisyenler grubunun yurtdışında var olanları ve destekçileri Türkiye'deki üniversitelerin ve yükseköğretim kurumlarının akademik hayata ilişkin ihraçlarını, baskılarını uluslararası alanda daha da görünür kılmak ve buna yönelik bir karşı baskı oluşturmak için "Kademeli Boykot" çağrısı yaptı.
 
Son bir hafta içerisinde Almanya, Fransa, Amerika, İngiltere gibi birçok ülkeden 500'ü aşkın akademisyenin imzaladığı metin, bütün yükseköğretim ve mali destek kurumlarını, akademik ve profesyonel dernekleri ve akademisyen bireyleri Türkiye yükseköğretim sistemini boykota çağırıyor. "Temmuz 2016 darbe girişimi ve takip eden olağanüstü hal döneminde, AKP rejiminin, daha önce akademik özgürlükleri ve standartları çiğnemek konusunda suç ortaklığı yaptığı eski ortağı Fethullah Gülen hareketini tasfiye etme gerekçesi altında, akademiye ve kamu sektörünün tamamına yönelen siyasal motivasyonlu saldırıları, benzeri görülmemiş bir düzeye ulaşmış bulunuyor. 30 Nisan 2017 itibarıyla, akademide işten atılmaların sayısı 5295'e yükseldi. Bu durum, Türkiye'de yükseköğretim sisteminin hükümet ve onun siyasi müttefikleri tarafından bir kayırmacılık ve hesaplaşma alanı olarak kullanıldığını göstermektedir" diyen akademisyenler boykot çağrısını, "İhraç edilenlerin işlerine geri döndürülmesi ve olağanüstü hal rejimi altında gittikçe şiddetini artıran akademisyenlere yönelik baskıların sonlandırılmak" amacıyla yaptıklarını belirtiyorlar.
 
Boykotun çerçevesi
 
Boykot çağrısı şu konu ve yöntemleri kapsıyor:
 
* Akademik özgürlükleri ve yükseköğretimin uluslararası normlarını ihlal etmekte olan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ile bütün işbirliklerinin askıya alınması;
 
* Sadece akademik özgürlükleri ve yükseköğretimin uluslararası normlarını ihlal etmekle kalmayıp, aynı zamanda istihbarat kurumlarının üniversitelerdeki uzantısı olarak suç ortaklığı yapmış olan üniversitelerin rektörleri ile bütün işbirliklerinin askıya alınması;
 
* Bütün YÖK ve TÜBİTAK çalışanlarının ve suç ortağı üniversitelerin rektörlerinin profesyonel, ticari ve eğitimle ilgili kuruluşlardaki üyeliklerinin askıya alınması;
 
* Suç ortağı üniversiteler ile yapılacak bütün araştırma işbirliklerinin askıya alınması;
 
* YÖK, TÜBİTAK veya suç ortağı herhangi bir üniversite tarafından Türkiye içinde ve dışında düzenlenecek ve/veya desteklenecek olan bütün akademik ve profesyonel konferans, çalıştay ve seminerlere katılımın askıya alınması; Boykot kapsamı dışında tutulan alanlar işe şunlar:
 
* Öğrenci değişimi hakkında düzenleme ve anlaşmalar;
 
* Türkiye'deki akademisyenlerin ziyaretçi araştırmacı ya da benzer pozisyonlar için yurtdışındaki üniversitelere yaptıkları bireysel başvurular.
Erdoğan Katar krizini kişisel gördü, sonraki hedefin kendi olduğunu düşünüyor
Erdoğan'ın dış politikayı kişiselleştirdiği ve bunun büyük problemler açacağını belirten uzmanlar, Ankara'nın dış politikada "kontrolü kaybettiği" fikrinde. ABD'nin önde gelen gazetelerinden Wall Street journal'de yayınlanan analiz-haberde ABD ve Arap ülkeleri ile Katar desteği nedeniyle karşı karşıya kalan Türkiye'nin uzun vadede ciddi problemler ile uğraşmak zorunda kalabileceği ifade ediliyor.
Erdoğan dış politikada kontrolü kaybetti
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Suudi Arabistan liderliğinde Katar'a uygulanan yaptırımlar karşısında Katar'ın yanında yer alması Ortadoğu'da sürpriz olarak karşılandı.
 
Fakat bu durum Erdoğan için daha çok kişisel. Ankara'daki yetkililer, Katar'ın bu şekilde baskı altına alınıp ezilmesine izin verilirse, uluslararası baskının yöneleceği sıradaki hedefin Erdoğan yönetimi olacağından korkuyor.
 
Asıl hedef Türkiye mi?
 
Avrupa Konseyi Dış İlişkiler uzmanı Aslı Aydıntaşbaş konuyla ilgili, "Katar her ne ile suçlanıyorsa, Türkiye de aynıları ile suçlanacak ve Erdoğan bunun çok iyi farkında. Türkiye yönetimi, Katar hedef gibi görünse de asıl hedefin Türkiye olduğu kanaatine sahip. Bu nedenle tepki beklenen şiddetin üzerinde" ifadelerini kullandı.
 
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Bahreyn, Katar ile olan diplomatik ve ticari ilişkilerini, bu ayın başında Katar'ın terörizme destek olduğu gerekçesiyle kesti. Ayrıca Arap ülkeleri, terörist grup olarak ilan ettikleri Müslüman Kardeşler'e Katar'ın destek vermeyi sonlandırmasını da istedi.
 
Katar'ı korurken daha büyük bir soruna mı sebep olunuyor?
 
Türkiye ise Arap ülkelerinin Katar'dan isteklerinin aksine, Müslüman Kardeşler ve Arap Baharı sonrası bölgede yükselen İslami gruplara kendini yakın görüyor ve bu grupları destekliyor.
 
Mısır'da 2013'te gerçekleşen darbe ile iktidardan devrilen Müslüman Kardeşler'e bölgede açıktan destek veren iki ülke Katar ve Türkiye. Katar ayrıca Filistin sorununda Hamas hareketini de açıktan destekliyor. Türkiye ve Katar Suudi Arabistan ile İran arasında tırmanan çatışma ortamına da karşı ve ortak tavır alıyor.
 
Suudi Arabistan liderliğinde abluka altına alınan Katar'a hava sahasını İran ile birlikte açan Türkiye, Katar'da olası bir rejim değişikliğine karşı önlem almak için binlerce askerini Katar'a yerleştirmek için hamle yaptı.
 
Katar'a yapılan bu uygulamalar için konuşan Erdoğan, "Bir ülkeyi her alanda izole etmek için harekete geçmek ne insanlığa ne de İslama sığmaz" dedi. Bu arada Türk hükumeti yanlısı gazeteler, Birleşik Arap Emirliklerini geçtiğimiz yıl hükumete karşı gerçekleştirilen başarısız darbeyi yönetmekle suçlamıştı.
 
Türkiye en yakın müttefikini kaybedecek
 
Katar destekli Al Sharq Forum'un araştırma direktörü Galip Dalay, "Türkiye bu krizi iki taraflı bir mesele olarak değil bölgesel bir sorun olarak görüyor. Katar, Arap Baharını, Sünni İslami grupları destekledi ki bu konularda Türkiye ile aynı noktada. Türkiye, bu olayda bölgesel hassasiyet gösterdiği bütün büyük meselelerin hedef alındığını düşünüyor. Eğer Katar bu baskılar altında boyun eğerse Türkiye en yakın müttefikini kaybetmiş olacak." şeklinde konuştu.
 
Türkiye ve Katar tarafından Suriye ve Libya'da desteklenen gruplar arasında cihatçı milisler de bulunmakta. Bunlardan bazıları rahatsız edecek derecede El Kaide ile bağlantılı. Türkiye ve Katar, özellikle Libya'da iç savaşta Mısır ve ABD tarafından desteklenen gruba karşı savaşan tarafı destekledi. Türkiye ve Katar'ın bu bağlantıları, Başkan Trump'ın Katar krizini yatıştırma girişimlerini reddetmesi ve Suudi Arabistan'ın Katar hamlesini desteklemesinin nedenleri arasında gösteriliyor. Geçtiğimiz hafta Trump, " Katar ulusu geçmişten bu yana terörizme çok üst düzeyde destek sağlıyor," dedi. Katar bu suçlamayı reddetti.
 
Erdoğan'ın Trump ile arası iyi değil
 
Erdoğan'ın Trump ile olan ilişkileri en iyi ihtimalle bile zayıf. Geçtiğimi ay ABD ziyareti gerçekleştiren Erdoğan, herhangi bir büyük taviz koparmayı başaramadı. Erdoğan'ı şu an bekleyen ise Arap ülkeleri ve muhtemelen ABD ile olan bağlarının Katar'dan yana tavır alarak zarar görmesi ki ülkedeki muhalifler bu durumdan tedirgin.
 
Eski büyük elçi şimdi ise CHP Milletvekili olan Öztürk Yılmaz, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın vermiş olduğu karar yanlış bir karar. Onun Müslüman Kardeşler ile olan bağları, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer müttefik ülkeler ile olan bağlarından daha önemli. Arap ülkelerini karşı Katar'ın yanında olmak bugün ya da yarın mutlaka bedeli olacak bir durum" ifadelerini kullandı.
 
Erdoğan kontrolü kaybetti
 
Erdoğan'a yöneltilen eleştiri ise, pervasız bir şekilde yeni bir Ortadoğu krizine dalan Ankara'nın, artık kontrol ve denge siyasetini tamamen elden bıraktığı yönünde. Eski Merkez Bankası Başkanı, Pensilvanya Üniversitesi Öğretim görevlisi Bülent Gültekin, " Türk Dış politikası iyiden iyiye kişiselleşti, tıpkı iç politikası gibi. İç politikada bu kişiselleşme her seferinde Erdoğan tarafından lehe dönüştürülmede başarılı oldu. Fakat konu dış politika olunca kafasına estiği gibi hareket etmek başını belaya soktu" dedi.
 
çeviri: washingtonhatti.com
Çavuşoğlu heyetine Mekke'de gözaltı şoku
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Körfez krizini sona erdirmek için Suudi Arabistan'a yaptığı ziyareti izleyen TRT World muhabirlerinin gözaltına alındığı ortaya çıktı.
Ziyareti izleyen TRT World'ün Pakistan vatandaşı olan muhabiri Hasan Abdullah ile kameraman Nihat Yayman, Mekke'de otellerinde gözaltına alındı.
 
Hürriyet'ten Uğur Ergan'ın özel haberine göre, Çavuşoğlu'nun ziyaretini izlemek için özel vizeyle Mekke'ye giden muhabir ve kameraman 10 saat gözaltında tutuldu. İki TRT World çalışanı Çavuşoğlu'nun durumu Suudi Arabistan Kralı Abdulaziz'e bildirmesi üzerine serbest bırakıldı.
 
KATAR'I SORMUŞLAR
 
Serbest bırakıldıktan sonra şu anda Türkiye'ye dönmek için havaalanında olduklarını belirten muhabir Hasan Abdullah, sorgulamaları sırasında kendilerine Katar'la ilgili birçok şey sorulduğunu söyledi.
Ömer Laçiner'den zihin açan 15 Temmuz analizi
15 Haziran 2017
 
Laçiner, Hükümetin "15 Temmuz hazırlıklarını" ve Cemaat mensuplarının nasıl bu girişime itildiğini yazdı.
 
Birikim Dergisi'den Ömer Laçiner, ilk andan itibaren 15 Temmuz'a kuşkuyla yaklaşan ve resmi söylemin aksine ortadaki gerçekleri sorgulayan bir isim. 15 Temmuz'un birinci yıl dönümüne doğru ilerlerken Laçiner, geniş bir yazı kaleme aldı ve çok çarpıcı yeni bilgiler ve sorular ortaya çıkardı.
Ömer Laçiner/Birikim
15 Temmuz
CHP ve MHP, 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili AKP'nin hazırlattığı komisyon raporuna koydukları muhalefet şerhlerini yayımladı. CHP'nin sunduğu rapor, bu partinin daha referandum kampanyası sürerken ilan ettiği "bu kontrollü bir darbedir" ithamını yinelerken; MHP'nin raporu da bu kadar ağır olmamakla birlikte yine de ciddi bir suçlama tınısı taşıyan "15 Temmuz'un karanlık noktaları aydınlatılmamıştır" hükmü ile bitiyor.
Bunların hemen ardından açıklanan çok daha ayrıntılı HDP'ninki de dâhil tüm muhalefet partilerinin 15 Temmuz raporu, darbe girişiminin "hikâyesi" konusunda hemen hemen aynı karanlık-loş noktalara, yetkililerin birbirini tutmaz, hatta bir öncekini yalanlayan beyanlarına, gayet ciddi olmakla birlikte ısrarla cevap verilmeyen sorulara dikkat çekiyor. Özetle bu muhalefet raporları Recep Tayyip Erdoğan iktidarının anlattığı 15 Temmuz darbe girişimi ve bastırılmasına dair hikâye"nin kesinlikle inandırıcı, doğru olmadığını ve ağır şüphelere yol açan gayet şaibeli ve karanlık noktalar içerdiğini söylüyor.
Bu tesbitten hareketle MHP sadece "ek –yani kendisini tatmin edecek türde– açıklamalar istemekle yetinir görünürken; CHP ve HDP, 15 Temmuz'un, AKP'nin öteden beri tasarladığı otoriter/diktatoryal rejim değiştirme hesabı için "kullanılmış"; bilinip, gerçekleşmesi "kontrol" altında tutulmuş bir darbe girişimi olduğunu ifade etmektedirler.
Bu teşhisler yarı yarıya doğru olsalar bile, ortada son derece ağır, ertelenemez aciliyette bir "siyasal meşruiyet" sorunu/buhranı var demektir. Bu durumda "atı alan" Üsküdar'ı geçmiş olamaz, olmamalıdır. Eğer Türkiye, ne kadar kanlı ve kirli yöntemler kullansa da bir saray entrikacısının –amacına vardığı takdirde– "mahir," "usta" ve "bravo" diye övülebildiği bir Ortaçağ toplumu değilse; bu kontrollü darbe ithamları "Geçti Bor'un pazarı" türü alaylı ifadelerle geçiştirilemez.
Kaldı ki; o Ortaçağ entrikalarında kurbanlar büyük çoğunlukla zaten saraylarda oturanlar ve onların kapıkulları iken; bir entrika olduğu iddia edilen 15 Temmuz'da yüzlerce sıradan yurttaş hayatını kaybetmiş, kat be kat fazlası da telafisi imkânsız zararlara uğramıştır. Eğer ortada bir entrika varsa, haysiyetli bir toplum bu ağır bedelin kendisine kimler tarafından ve niçin ödettirildiğini sormak zorundadır.
Muhalefet şerhleri, açıkça adını koyup nasıl tertiplenmiş olabileceğine dair hiçbir şey söylemiyor olsalar dahi; çekirdek kadrosu Erdoğan ile Genelkurmay ve MİT başkanları olan bir entrikanın kuvvetle muhtemel olduğunu –şimdilik– ima etmekle yetiniyor.
15 TEMMUZ'A EPEY HAZIRLIKIYMIŞLAR
Bu imaların birincil iddiası, sözkonusu zevatın darbe girişimini haber alıp önleme harekâtına başlama zamanlarını 15 Temmuz akşam saatleri olarak bildirmelerinin doğru olmadığıdır. Bu iddianın ilk karinesi o çokça sözü edilen 15 Temmuz öğle saatlerinde MİT'e yapılan ihbar üzerine Hakan Fidan ile Hulusi Akar'ın "alınacak tedbirleri kararlaştırdıkları görüşmenin bir gün öncesinde de yine başbaşa, daha da uzun bir süre "görüşmüş" olmaları. CHP'nin muhalefet şerhinde yer alan –ve yalanlanmayan– bu iddia "çekirdek kadro"nun 15 Temmuz gününe epeyce hazırlıklı ve kararlı başladığının işareti değil midir? Ya, darbe girişiminden –üç değişik saat vermesini bir yana bırakın– 15 Temmuz akşamı geç saatlerde haberdar olduğunu söyleyen Erdoğan'ın bulunduğu Marmaris'e en yakın üç havaalanında üç uçağın harekete hazır bekletilmesine ne demeli?
GÜLENCİLERİ DARBE GİRİŞİMİNE İTME HAZIRLIKLARI
Bu hazırlıkların püf noktası neye karşı ne amaçla yapılmış olabileceğidir. Gülen cemaatine üye veya yakın subayların ağırlıkta olup yöneteceği gerçek bir darbe girişimine mi, yoksa onları darbe girişimine "itme"ye –ve bastırmaya– mı yönelik bu hazırlıklar?
Hükümet, –çok daha önceden haberdar olduğunu bile kabul edebilir– ilk ihtimalin, yani hemen tamamı Gülen cemaatine mensup subayların giriştiği bir darbenin söz konusu olduğunu ısrarla iddia ediyor. Sanıkların büyük çoğunluğunun gerek sorgularında gerek mahkeme ifadelerinde Cemaate mensubiyeti reddetmelerine ve iddianamelerde de kanıt gösterilememesine rağmen, bu iddia muhalefet partilerince de hâlâ geçerli sayılıyor. Gerçi ortada "Cemaat"in takiye konusunda sınır tanımadığına dair söylentilerin yoğunluğu varken buna şaşırmak gerekmez. Ama bu denli titizlik ve kurnazlık atfedilen "Cemaat"in aylar öncesinden planlamalarını yaptığı iddia edilen bir darbe girişiminin, bu denli çapaçul başlatılmasında, "başarılı askeri darbe"lerin en temel kurallarından hiçbirine uyulmamış olmasında ağır bir çelişki yok mudur?
Hiçbir hükümet üyesini tutuklamayarak, buna teşebbüs bile etmeyerek, bütün haber, iletişim kanallarının vızır vızır işlemesine izin vererek başlatılmış, bu tutumunu saatlerce sürdürmüş bir darbe örneği ne dünya tarihinde vardır nede bundan sonra olabilir iken...
Hükümetin bu konuda yaptığı "haber aldığımızı öğrenip başlama saatini erkene aldılar" yollu açıklama o ağır çelişkiyi gidermiyor; aksine çok daha göze batar hale getiriyor. İhbar edilmiş olmanın telaş ve korkusuyla erkene alınmış bir darbe "bir tuhaflık var, darbe mi, yok canım, öyle olsa..." dedirten tereddütlü saatlerle mi başlar, yoksa tam aksine öngörülenden daha şiddetli ve hızlı şok hamleleri ile mi?
Bu darbe girişiminde şiddet, öldürme vak'aları 15 Temmuz gece yarısına doğru –yani darbecilerin Genelkurmay başkanını "ikna"dan umut kestikleri andan itibaren– başladı ve büyük katliamlar ve bombalamalar ise girişimin başarısız olduğunun besbelli olduğu sabah saatlerinde gerçekleşti.
Kaldı ki; eğer ortada ihbar edilme telaşıyla erkene alınmış bir darbe girişimi varsa, Genelkurmay başkanının "ikna edilmesi" için onca saatin harcanması ne oluyor? Derdest edilmesinden saatler önce bir darbe girişiminden haberdar olduğu ve "tedbirler" aldığı halde, "darbeci"lerin kendi karargâhını bu kadar kolaylıkla denetim altına almış olması nasıl mümkün olabiliyor? "İkna edilemediği" için Akıncılar üssüne götürüldüğünde yine saatler boyu "ikna edilmeye" çalışılırken, bir yandan da katliamlar, bombalamalar başlamışken nasıl olup da yanında –yetkili bir AKP'linin kardeşi– bir darbeci general, Hükümet ile görüşsün diye gönderiliyor? O general saatler boyunca hükümetçe kurulan kriz masasında en yetkili kişilerle birlikte neyin çalışmasını yapıyor? Darbenin bastırılmas ndan çok değil iki gün geçtiğinde, bu girişimin baş planlayıcısı olduğu ilan edilen Adil Öksüz adlı kişi Akıncılar üssünde yakalandığı halde ve üs civarında büyük bir katliam yapılmış olmasına rağmen, nasıl süratle serbest bırakılabiliyor?
Bu ve benzeri yığınla kritik önemde sorunun AKP tarafından anlatılan 15 Temmuz hikâyesinde cevabı olmadığı gibi; cevap vermeye tenezzül çabası bile yok. Bay Erdoğan başta olmak üzere AKP'li yetkililer cenahı ve tüm soruların odağında olan MİT ve Genelkurmay başkanları "anlattığımız hikâyeye inanın ve yetinin; aksine davransanız da umurumuzda değil" pervasızlığı içinde.
Muhalefet partilerinin şerhleri, bu hikâyenin yerine daha gerçeğe yakın olanını yazmaya çalışmamış. CHP ve HDP, ağırlıklı olarak AKP'nin bu darbe girişiminden "bilistifade" yaptıkları üzerinde durmuş.
Bunların hatırlatılması, tekrar tekrar vurgulanması şüphesiz önemli ve ihmal edilemez. Fakat, eğer 15 Temmuz girişiminde, işbaşında yönetimi ağır töhmet altında bırakabilecek gayet şaibeli noktalar var ise; bu konuda şüphelerin yoğunlaşması halinde, hükümetin vahim bir siyasal meşruiyet kriziyle karşı karşıya kalması kaçınılmazdır. Ve yine eğer, bizatihi hükümet ve onun Reis'i, bu ihtimalin varolduğunu dikkate aldığı ölçüde şiddet dozunu, kural, yasa ve değer tanımazlığını daha da arttırma yoluna sapacaktır.
Mevcut yönetime/rejime karşı sürdürülen sivil ve siyasi direniş, bu iki yönlü patlama potansiyelini mutlaka dikkate almak zorundadır. Bunun en başta gelen gereklerinden biri 15 Temmuz'un üzerindeki sis perdesinin, geniş toplum çoğunluğu nezdinde olabildiğince aralanmasıdır.
O nedenle, genişleyebilecek çalışma grupları teşkil edilerek, darbe girişiminin safahatına dair resmi açıklamalar, iddianame ve dosyaları ile sanık ifadeleri ve kişilik bilgileri, yukarda ancak bir kısmına değindiğimiz kritik sorular bağlamında incelenmeli, tartışılmalı ve paylaşmaya değer sonuçlar kamuoyuna duyurulmalıdır.
Bu bakımdan, halen sürmekte olan 15 Temmuz duruşmalarında sanıkların verdiği ifadeler, yazılı ve görsel basının yaydığı "her şeyi inkâr ediyorlar" havasından sıyrılarak ele alınmalıdır.
Ortada, ülke tarihinin şiddet ve katliam bilançosu en ağır darbe girişimi varken, bu girişimin birinci planda icracıları olarak sanık sandalyesinde oturanlardan hemen hiçbirinin "darbeci" sıfatını üstlenmemek bir yana, kendisini "ben aslında darbe girişimini önlemeye çalıştım" ya da "bir darbeyi bastırmaya gittiğimi sanıyordum" diyerek savunabildiği gayet garip bir durumla karşı karşıyayız. 15 Temmuz ve sorasında toplumca ödediğimiz ve hâlâ da ödemekte devam ettiğimiz ağır bedel zihinlerimizde bunca yer işgal ederken, bu tür ifadelere kızgınlık ve aşağılamayla bakmamız anlaşılır bir tepkidir.
Ama, ya bu ifadeler bir biçimde 15 Temmuz gerçekliğinin –tamamına değil şüphesiz– önemlice bir kısmına tekabül ediyorsa?
Belirtmek istediğimiz nokta şudur: Bir orduda eğer subay-astsubay kadrosunun çoğunluğunda –mevcut iktidara karşı– çeşitli derecelerde ve değişik gerekçelerle – yaygın bir rahatsızlık hali var ise; darbeci eğilimler de zuhur edebilir demektir. Toplumun darbeye direnç göstermemesinin, kolayca baş eğmesinin veri sayıldığı ülkelerde, bu durumun oluşması darbeyi ve başarısını büyük ölçüde sağlar.
Fakat, 2016 Türkiye'sinde hiçbir darbeci eğilim öyle bir veri olduğunu düşünemez bile. AKP iktidarının ilk döneminde Ordu'da çok daha geniş çaplı bir "rahatsızlık"tan söz ediliyorken dahi, bir darbeye cesaret edilememesinin iki ana nedeninden –diğeri "dış destek" yokluğu, idi– biri buydu.
2016 Temmuz'una gelirken Ordu'da "Fethullahçıların kökünü kazımak" adı altında, sırf onlardan ibaret olmayacak çok geniş bir tasfiye beklentisinden ötürü hayli yaygın bir "rahatsızlığın" olduğundan zaten söz ediliyordu. Şüphesiz bu rahatsızlık halinden bir darbe girişimi türetmek için harekete geçmiş grup veya gruplar da teşekkül etmiştir. Ancak bunların sözkonusu rahatsızlık potansiyelini büyük kısmıyla peşlerinden sürükleme ihtimali azdır. Daha fazla muhtemel olan ve destekleyicisi de çoğunluk olan eğilim, Genelkurmay aracılığıyla hükümeti geri adım atmaya, tasfiyeyi sınırlı tutmaya zorlama eğilimi olabilir. Bunlar "zorlama"yı darbe tehdidine kadar vardırmayı da tasarlamış olabilirler.
Darbeyi gerçekten isteyenlerin Genelkurmay başkanını şöyle bir yoklamaktan ileri gittiklerini sanmam. Eğer 15 Temmuz'un epey öncesinden Genelkurmay başkanı ile bir "ikna teması" olmuşsa ve 15 Temmuz günü bu yeniden denenmiş ise bunu yapanlar o "zorlama" eğiliminin kadroları olmalıdır.
Şimdi kritik sorulara geliyoruz. Genelkurmay başkanı bunlara son kez "yapacak bir şey yok" dedi ve diretince de hükümete geri adım attırmakta kararlı olduklarını göstermek için derdest edilerek Akıncılar üssüne mi götürüldü; orada da henüz darbe denilemeyecek askeri hamle ve gösteriler eşliğinde hükümetle pazarlıklar mı sürdürüldü?
Eğer bu ihtimal doğru ise –henüz kan akmadığı saat 24.00'e doğru– hükümetle görüşmenin sonuç vermediğini gören ve aslında bunu fırsat bilen darbeci eğilim, örgütleyebildiği kuvvetle ve "rahatsız" ordu personelini de peşinden sürükleme hesabıyla harekete geçmiş olmalıdır. Bunlar ilk hamleleri ile –otuzu aşkın özel harekat polisini katletmek gibi– kan akıtıp destek yerine tepki ve direnişle karşılaşınca kapıldıkları umutsuzluğun öfkesiyle Meclis'i ve Cumhurbaşkanı Sarayı'nı bombalamak da dâhil diğer cürümleri de işlediler. İşin bu noktalara varacağını öngörmemiş olan "zorlama"cı eğilim, direnişin yaygınlığı ve katliam haberleri üzerine, en az zararla kurtulabilmek için Genelkurmay başkanı ve diğer enterne edilenleri serbest bırakmak zorunda kalmıştır.
Eğer 15 Temmuz gecesinin hikâyesi en kaba hatlarıyla böyle bir şey ise, resmi açıklamayı didiklemeyi vaka tarihçilerine bırakabiliriz.
Fakat, başka bir ihtimal daha var. Ya, Hulusi Akar'ı tasfiyeden vazgeçmesi için hükümeti zorlamaya ikna etmek için onunla ilişkiye geçen "zorlama" ile yetinme yanlısı –çoğunluk ve heterojen– eğilimin önde gelenleri, onun tarafından daha farklı bir yöne "itilmiş", buna "ikna edilmiş iseler? Hulusi Akar onlara sırf zorlama ile yetinmenin Erdoğan'ı caydırmayacağını, darbe yapmanın ise ilk anda başarılı olsa dahi çok geçmeden büyük bir direnişe ve iç savaşa yol açacağını gayet makul gerekçelerle anlatmış ve bu yüzden de, hemen ve doğrudan AKP ve Erdoğan'a karşı darbe görüntüsü vermeyecek bir plan teklif etmiş işe? Bu planın temel noktası, işe ucundan darbeye benzeyen bir askeri hareketlenme başlatıp, bunu darbe sanıp desteklemek için sokağa çıkanlarla, buna tepki duyup sokağa çıkacak olanlar arasında ve bilhassa büyük kentlerde orta-küçük çapta çatışmalar olmasını beklemek ise? Ordu işte bu durumda "emir komuta zinciri içinde" ve AKP'ye, Erdoğan'a karşı değil "kardeş kavgasını önlemek" gerekçesiyle harekete geçtiğinde darbe ertesi süreci daha güçlü ve daha az sorunlu denetleyecek olmaz mı denmiş midir? Hulusi Akar bu teklifini MİT başkanının da onayladığına muhataplarını ikna ettiği için midir ki onunla darbe girişiminin hemen arefesinde yaptığı iki defa saatlerce sürmüş görüşme muhataplarını kuşkulandırmamıştır?
15 Temmuz'daki girişimin ilk saatlerindeki gerçek bir darbenin temel unsurlarının bilhassa olmayışı bu sorulara hep birlikte evet denmiş olması mıdır? Darbe girişiminin en ön plandaki kişilerinin hemen tamamının Genelkurmay Karargâhı'nda bulunmaları ve karargâhı kontrol altında tutmaları bu yüzden midir? Orada birkaç saat beklendiği halde, umulan çatışma durumu olmayınca H. Akar'ın "bu koşullarda harekete geçemeyiz, durdurun" demesi üzerine, başlarına büyük bela açtıklarının telaşıyla girişimi yönetenler bu kez Hulusi Akar'ı rehin veya pazarlık-görüşme kozu olarak götürmeyi seçmiş olamazlar mı?
Genelkurmay ve MİT başkanları bu planı hükümet ve özellikle Erdoğan'ın bilgisi dâhilinde yürürlüğe koydukları için mi, resmi hikâyeye göre hükümet ve Erdoğan'a haber verme konusundaki ihmalleri olmasına rağmen, görevden alınma şöyle dursun bilhassa taltif edilmişlerdir?
15 Temmuz darbe girişiminin, ısrarla inandırıcı kanıtlar ve açıklamalar yapılmayan tuhaf, karanlık ve sağduyuyla, devlet rutini ile izahı imkânsız noktalar öylece durdukça, o vaka ve devamında onca ağır bir bedel ödemiş ve daha da ödeyecek gibi görünen Türkiye toplumu, bu ve benzeri sorular üzerine kafa yormayı bir görev sayacaktır, saymalıdır.
 
Kocamın sırtına botla basıyordu, biri başörtümü çekti biri makas almaya çalıştı
BARTIN'DA İŞKENCE MAĞDURUNUN EŞİNDEN MEKTUP
 
Ev aramasında polislerin botları ile sırtı çiğnenerek ters kelepçe takılan, gözaltında aç susuz bırakılıp, küfürlere maruz kalan ancak matbu ifadeleri kabul etmeyince karısı ile tehdit edilip, dağa kaldırılarak işkenceler yapılan bir tutuklunun eşi tarafından kaleme alınmış mektubu:
 
Siz hiç, hayatiniz boyunca elinize kalemden başka bir şey almamışken terör örgütü üyesi diye yaftalanıp, işkence gördünüz mü?
 
Siz hiç, kendi ülkesinde eşin dostun, öğrencilerinin parmakla gösterdiği bir eğitimci iken bir anda parya olup, kitlesel soykırımın bir parçası oldunuz mu?
 
Lütfen bize yapılan bu zulmü okurken, bir an olsun kendinizi bizim yerinize koyun. Ve bu zulme sessiz kalarak, ortak olanlardan olmayın.
 
Kocam sicil kaydının olmaması bir tarafa, en küçük canlının hakkını dahi gözeten bir insandır. Böyle bir baba; çocuklarının gözü önünde, ayakkabıları ile evimize giren 3 polis tarafından; sırtı botları ile çiğnenip ters kelepçe takılarak, kurbanlık koyun gibi salona fırlatıldı.
 
Çocuklarım korkudan 'babaaa babaaaa' diye çığlıklar atarken "korkmayın polis amcalarla oyun oynuyoruz" diyebilecek kadar yiğit biridir benim kocam.
 

 
Mektubumun bu giriş bölümü ve aşağıda yazmış olduğum sizi insanlığınızdan utandıracak gözaltındaki işkence bölümü; ne bir korku filminden, ne bir savaş sahnesinden. Kocama bu yapılanlar eşref-i mahluk olan bir insanın başka bir insana yapacağı türden şeyler değil.
 
Ama bunlar BARTIN'da, Bartın İl Emniyet Müdürü İsa Aydoğdu'nun sorumluluğundaki; Bartın KOM Şube Müdürü Tolga Sipahi, polis memurları Ahmet Kıyak, İlkay Boynueğri, Ayhan Çelik, soyadını bilmediğimiz Özcan ve eşkâli bilinen 3 polis memurunun eliyle yapıldı.
 

 
İşkenceci Ayhan Çelik...
 


 
İşkenceci Özcan isimli polis memuru..
 
Sabahın 7'sinde kapımız tekmelendi. Öyle gözleri dönmüştü ki "kim o" dememizi bile duymuyorlardı. Üzerim müsait değildi, ama kocam açmak zorunda kaldı.
 
Ayakkabılarıyla içeri girip kocamın üzerine çullandılar. Çocuklarım ve ben korkudan tir tir titrerken; gözümüzün önünde küfürler eşliğinde kocamı yüzüstü yere yatırıp, botları ile üzerine basarak ters kelepçe taktılar. Sonradan adlarını öğrendiğimiz bu 4 polis memurunu asla unutmayacağız.
 
'Bırakın kocamı caniler ' dediğimde, İlkay Boynueğri: 'Kork bizden vatan haini kork. Ben hâkimim, Ben savcıyım, Ben Allah'ım Allah. Ne istersem yaparım kocana' deyip elini makas almak için yüzüme uzattı, elini ittim.
 
Şoka girmiştim. Evimi küfürler eşliğinde tarumar ettiler. Ortalık yangın yerine dönmüş olmasına rağmen evi dağıtmadık, hiçbir zarar vermedik diye tutanak tuttular. İmzalamak istemedim. Ayhan adındaki polis memuru eşarbımdan tutarak saçımı çekip, 'Kes lan, imzala şu tutanağı' dedi. Korktum imzaladım.
 
Eşimi bizim çığlıklarımız arasında götürdüler. İlk 13 gün hiç haber alamadık. İkimiz de ihraç olduğumuz için paramız yoktu. Baronun verdiği avukat olan T.B.B. no 117302 olan avukat Duygu Tufan'ı kabul ettik. Avukat Tufan'ın eşime yardımcı olacağını düşünmüştük.
 
Ne yazık ki Av. Duygu Tufan; bırakın eşimi savunmayı, eşim ona tüm hukuksuzlukları anlatmasına rağmen bu yapılanlara sessiz kaldı.
 
Kocama;
 
"Hükümet OHAL'i neden ilan etti zannediyorsun. OHAL'deyiz hiçbir şey yapamam. Polisler ne derlerse yap, zarar görmezsin." demiş.
 
29 gün gözaltında kalan kocama çok işkence yapmışlar.
 
İlk 3 gün yemek vermemişler. Eşimin midesinde problem olduğu için bu sürede ciddi sıkıntı yaşamış. Polisler "konuşana kadar sana yemek yok" demişler.
Polis memurları İlkay, Ahmet ve sadece eşkâllerini bildiğimiz 3 polis memuru aralarında iddiaya girmiş.
 
Bence ifadeyi 3 güne imzalar, diğeri 4 güne, diğeri 5 güne... deyip gülmüşler.
 
Daha sonraki günlerde verdikleri yiyeceklerle esimin rahatsızlığı tetiklenince; sancıları dayanılmaz bir hal almış. Buna rağmen eşimin hastaneye gitme isteğini kabul etmemişler.
 
Her türlü küfrü edip sürekli aşağılamışlar.
 
Eşkâlini bildiğimiz polislerden biri sürekli:
 
'Şu ifadeye bildiğin isimleri ekle imzala çık git ailenin yanına' diyormuş.
 
13 gün boyunca bu şekilde gözaltında işkence gördükten sonra eşim hiç bir şey bilmediğini, suçsuz olduğunu defaatle söylemiş ama dinlememişler.
 
Tüm yapılanları kocam anlatmaya başladığında uzun süre nefes alamadım. Aradan 10 ay geçmesine rağmen hala içim sızlıyor.
 
Burasını kocamın anlattığı şekilde aktaracağım sizlere:
 
'Sonradan polislerin amirleri olduğunu öğrendiğim Tolga Sipahi geldi odaya. -'Hocamı çok yıpranmış gördüm. Onu hastaneye götürün' deyince hepsi tebessüm edip, 'peki müdürüm' dediler.
 
Ayhan, İlkay ve eşkâlini bildiğim 1 polis, hastaneye götüreceklerini söyleyerek, beni kelepçeli olarak arabaya bindirdiler.
Emniyetten çıkıp Amasra yoluna doğru gitmeye başladıklarında nereye götürüyorsunuz dedim.
Onlarda, sana iyilikle konuş dedik konuşmadın birazdan bülbül kesileceksin deyip gülüştüler.
Eski Amasra yoluna döndükten sonra gözlerimi kapatıp bir süre daha gittikten sonra aracı durduralar. Biraz yürüdük. İndirdikleri yerde 3 kişinin daha onları beklediklerini seslerinden anladım.
 
Siz beni ne hakla buraya getirisiniz deyince önce yumrukladılar sonra yere düşünceye kadar tekmelediler.
Gözümdeki bağ çözülmüştü. O esnada Ahmet, Özcan ve eşkâlini unutmayacağım bir polisin daha orada olduğunu gördüm. Tekrar gözümü bağladılar.
 
Çok dövdüler. İçerinden biri:
 
Bu hain ketum çıktı. Bu şerefsizin karısını da yanına getirelim de o zaman konuşur dedi. Sonra sesini bildiğim İlkay 'tutun şunu' diye bağırdı. Kollarımı ve bacaklarımı tuttular. Ayhan Çelik elindeki copla hayalarıma vuruyordu.
 
Hayalarımın acısı 1 ay boyunca geçmedi. Belki bir daha baba olamayacağım. Bana bunları yapanlar eşime neler yapar diye düşündüm. Hem bu nedenden hem de işkenceye dayanamadığımdan ne derseniz yapacağım dedim.'
 
Sonrasında eşimi karga tulumba alıp emniyete geri getirmişler. Eşimin kanlı elbiselerini çıkarıp kayınpederimin yolladığı yeni elbiseleri giydirmişler. Bize hiç kirli elbiselerini vermediler. Meğer bu yüzdenmiş.
 
Eşim emniyete gelince eline hazır bir ifade verip imzalatmışlar. Eşime bu ifadeyi 3 günde ezberlemesi gerektiğini, eğer hâkime farklı bir ifade veya yapılan işkencelerden bahsederse; cesedinin dahi kimse tarafından bulanamayacağını söyleyip tehdit etmişler.
 
Eşimin koğuşta kaldığı kişilerin tamamına yakınına türlü türlü işkenceler yapmış bu caniler.
 
Buradan Bartın Valisi Nusret Dirim, Bartın Cumhuriyet Başsavcısı İbrahim Bozkurt'a sesleniyorum.
 
Bartın'da onlarca tutuklu, gözaltında Emniyet müdürü İsa Aydoğdu'nun sorumluluğundaki KOM müdürü Tolga Sipahi önderliğinde işkenceler gördü, zorla matbu ifadeler imzalatıldı.
 
Bunların hepsi mahkeme kayıtlarına geçti. Sanmasınlar bu yapılanlardan vakti zamanı geldiğinde sorumlu tutulmayacaklar.
 
İnanıyorum ki, bu ülkede yapılan tüm işkence ve zulümlerden sorumlu olan memur ve bürokratların tamamı bir gün hesap verecekler.
 
Ya Rabbim; biz bugün Garibiz, biz bugün Mağduruz, biz bugün Mazlumuz. Senden başka sığınacak kapımız yok. Bize bu yapılanları reva görenleri sana havale ediyoruz..."

Asker bakışıyla Türkiye ve TSK'nın hal-ü pür melali…
 

Erdoğan'ın kontrolünde, MİT ile komuta kademesinin koreografisinde gerçekleştiği her geçen gün biraz daha netleşen, başarısızlığı garantilenmiş 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişiminin Türk tarihi boyunca sahnelenmiş en büyük ihanet komplosu olduğundan artık kimsenin şüphesi yok. Bizzat devletin ve ordunun başındakilerin, daha fazla güç ve iktidar hırsıyla kendi ülkesine, kendi devletine, kendi milletine ve kendi ordusuna ihanetinden bahsediyorum.
Milleti millet yapan bütün müşterekleri altüst eden, toplumun sosyal dokusunu ve kimyasını bozan, bütün değer ve ilkelerin altını oyan bu büyük ihanetin vurduğu darbenin ağır faturasını devlet ve millet yıllarca ödemek zorunda kalacak. Ama, şurası çok açık ki, faturanın en büyüğü Türk Ordusu'nun önünde duruyor. Çünkü 15 Temmuz, son birkaç yıla kadar demokratikleşme yolunda ilerleyen Türkiye'nin bu hedeflerine samimiyetle inanan ve bu hedeflere uyum gösterme çabasına girişmiş modern, demokratik, özgürlükçü ve milli Türk Ordusu'nu resmen bitirilme miladı oldu.
Mesela, çok özel nitelikteki adayların uzun yıllar sıkı eğitimini gerektiren savaş pilotlarından 700'ünün tasfiye edildiği, 200–300'nün uçurulmadığı bir ortamda sadece 200–300 pilota mahkum bırakılan Türk Hava Kuvveleri'nin fiilen bitirildiğini söylemek bir abartı olmaz sanırım. Aynı şekilde, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki 364 generalden 160'tan fazlasının tasfiye edildiği, çoğunun ağır işkenceler altında hapsedildiği bir ordunun ordu olabilme vasfının kaldığı da söylenemez.
Hal böyleyken, son haftalarda başlayan darbe duruşmaları vesilesiyle, darbecilikle suçlanan birçok komutan, mahkemelerde yaptıkları çarpıcı ifşaatlarla 15 Temmuz'un üzerindeki sis perdesini aralamakla kalmıyor, Erdoğan ve avanelerinin bu işin ta göbeğinde olduğunu da gözler önüne seriyorlar. Hiç şüphesiz ki, yaşanan darbe teşebbüsünün, topluma empoze ettikleri tutarsızlıklarla dolu kendi söylemlerinden çok farklı cereyan ettiğinin en fazla Erdoğan ve avaneleri farkında. Onun içindir ki, mahkeme salonlarında yapılan her açıklamayla yalan surlarından birinin büyük bir gümbürtüyle yıkıldığını görüyor ve panik içerisinde öfke nöbetleri geçiriyorlar. Öyle ki, tamamen kendi kontrollerindeki mahkemelerden çıkacak haksız, hukuksuz ve adaletsiz kararlarla bile yetinemiyor, kolayca dolduruşa getirebildikleri şuursuz kalabalıkları, çoğu temelsiz suçlamalarla yargılanmakta olan askerleri linç etmeye kışkırtacak kadar alçalmayı göze alabiliyorlar.
Öte yandan, yargılanan askerlerin darbe konusundaki ifşaatlarının halka ulaşmaması, yalandan ördükleri duvarların yıkılmaması için ellerinden gelen her türlü karartmayı yapıyorlar. Normalde canlı yayınlanması gereken bu kadar tarihi nitelikteki duruşmaların, gizli saklı, kimsenin ruhunun duymayacağı bir şekilde yapılması için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Ama yine de olmuyor, beceremiyorlar. Hakikatlerin keskin ışığı bulduğu her aralıktan, her çatlak ve delikten karartma ve sansürün karanlığını delip tarumar ediyor.
Mahkeme salonlarından sızarak Erdoğan'ın yalan surlarını tek tek yerle bir eden bu tarihi ifşaatlar kadar, askerlik mesleğini hayat tarzı edinmiş subayların açıklamaları da Erdoğan'ın tepesinde bulunduğu ihanet şebekesinin kirli çamaşırlarını ortalığa saçıyor. Bunun son örneği, NATO Karargâhı'nda görevliyken darbecilik suçlamasıyla ordudan atılan 5 subay'ın Brüksel'den yayın yapan Vocal Europe'a verdikleri söyleşi oldu. İyi eğitimli, demokrat, özgürlükçü olmalarının yanısıra NATO ve Batı eğilimli olduklarını bizzat kendileri söyleyen bu 5 subayın verdiği uzun söyleşide Türkiye ve TSK'nın hal-ü pür melali tüm çıplaklığıyla sergileniyor.
Söyleşide, NATO'nun radikaller ve Selefilerle dolu bir üye ülke ordusuyla karşı karşıya kalma riskinden bahseden SHAPE ve NATO karargâhlarında görev yapmış karacı, havacı ve denizci üst düzey 5 subay, Erdoğan'ın Türk ordusunun savaşma kapasitesini nasıl yok ettiğini uzun uzadıya anlatıyor. Madde madde özetleyecek olursak, sözkonusu üst düzey 5 subayın çarpıcı tespitleri şöyle:
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNE ASKERLERİN BAKIŞI
"Her askeri darbe, demokratik kazanımlar açısından, Türkiye'yi en az 10 yıl geriye götürmüştür," diyen subaylar, tasfiye edilen ya da tutuklanan bütün ordu mensuplarını tanımamakla birlikte, tutuklananlar arasında tanıdıklarının çoğunun asla bir askeri darbe düşüncesinde olmadıklarını bildiklerini söylüyorlar.
Siyasetçilerin insanların hayatına, milletin ağır bedeller ödemesine yol açan büyük hataları olmasına rağmen, Erdoğan'ın eylemleri karşısında en büyük hayal kırıklıklarına uğradıkları zamanlarda bile hükümete karşı bir darbeyi kimsenin düşünmediğini söylüyorlar. "Bu hiçbir zaman bir seçenek olmadı," diyorlar.
Tasfiye edilen general ve subay sayısının 8 bini aştığına değinen subaylar, tüm bu subaylar ve 324 generalden 160'ı iddia edildiği gibi gerçekten bir darbe planlamış olsalardı o darbenin mutlaka başarılı olacağının altını çiziyorlar.
ERDOĞAN, 15 TEMMUZ DARBESİNİ BİLİYORDU
Darbeden iki hafta önce Erdoğan yanlısı bazı sosyal medya hesaplarında bir darbe hazırlığından bahsedildiğini söyleyen subaylar, kendilerinin hiçbir fikrinin olmadığı ve çok şaşırdıkları 15 Temmuz askeri darbe girişiminin Erdoğan tarafından kesinlikle bilindiğini ifade ediyorlar. Subaylar, daha önce Erdoğan tarafından kaldırılan askerin şehirlerde görev almasına imkân veren EMASYA protokolünün, darbeden sadece bir ay önce yeniden uygulamaya konulmasının tuhaflığına da dikkat çekiyor.
Görüştükleri yüksek rütbeli meslektaşlarından, kendilerinden bir terör tehdidine karşı kışladan çıkmalarının ve polise destek olmalarının istendiğini, kışladan çıkınca da toplanan halkla karşı karşıya getirildiklerini aktarıyorlar. Subaylardan biri, 15 Temmuz gecesi görüştüğü ve bu yönde bilgi aldığı üst düzey bir komutandan daha sonra hiç haber alamadığını, eşinin de kocasının başına ne geldiğini bir türlü öğrenemediğini ve belki Erdoğan'ın silahlı milisleri tarafından öldürülmüş olabileceğini söylüyor.
DARBE DURUŞMALARINDAKİ İFŞAATLAR YALAN SURLARINI YIKIYOR
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük olayı olarak niteledikleri darbe duruşmalarının canlı yayınlanmasına ve uluslararası gözlemcilere müsaade edilmemesini Erdoğan'ın 15 Temmuz ile ilgili gerçeklerin su yüzüne çıkmasını ve bu gerçeklerin kamuoyu tarafından bilinmesini istememesine bağlayan subaylar, bu sorunun AB temsilcileri ve Batılı ülkeler tarafından Türk hükümetine sorulması gerektiğinin altını çiziyorlar.
Mahkemelerdeki ifşaatlar karşısında hükümet yanlısı hâkimlerin ve Erdoğan'ın en fanatik destekçilerinin bile hükümetin darbe girişimine dair resmi söylemleri konusunda şüphe duymaya başladığını söyleyen subaylar, bu şartlarda hükümetin duruşmaların canlı yayınlanmasına ve uluslararası gözlemcilere müsaade etmesinin hayal bile edilemeyeceğini kaydediyorlar.
DARBE SONRASI YAŞANANLAR DA ÇELİŞKİLERLE DOLU
Darbe sonrası yaşananların da çelişkilerle dolu olduğuna dikkat çeken subaylar, Meclis Darbe Araştırma Komisyonu'nun insanların nasıl öldürüldüğünü ya da kurşunların nereden geldiğini araştırmak yerine 15 Temmuz'da hayatını kaybedenlerin yakınlarını dinlemeyi tercih ettiğinin altını çiziyor. MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı'nın komisyona davet edilmemesinin ve dinlenmemelerinin tuhaflığına dikkat çekiyorlar.
Genelkurmay Başkanı Akar'ın sık sık Erdoğan'ın yanı başında namaz kılarken görüntülerinin yayınlandığından bahseden subaylar, Akar'ın siyasi konuşmalar yapıp, Erdoğan'la birlikte iktidar partisi lehine siyasi mitinglere katılmasının da daha önce örneği olmayan tuhaflıklar olduğuna dikkat çekiyorlar. Yıllar önce ordudan uzaklaştırılmış AKP'yle ilişkili siyasal İslamcıların orduda yeniden kritik pozisyonlara getirildiğini söyleyen subaylar, bunların birçoğunun silahlı kuvvetler seçici komisyonlarında yer aldıklarını ve subay adaylarına namaz kılıp kılmadıklarını ve hatta oracıkta namaz kılmalarını istediklerini ifade ediyorlar. Daha da önemlisi, AKP'li bir yetkiliden referans mektubu getiren adayların sahip oldukları niteliklerin pozisyonun gereklerine uyup uymadığına bakılmaksızın görevlendirildiklerini ifade ediyorlar. Bunun ileride orduda büyük sıkıntılara yol açacağının altını çiziyorlar.
TÜRK ORDUSU HİÇBİR ZAMAN BU KADAR SİYASALLAŞMAMIŞTI
Bugüne kadar sadece komuta kademesinin tepesinde, o da nadiren rastlanan ordu içerisindeki siyasallaşmanın alt kademelere de sıçraması uzun erimli büyük sorunlara yol açacaktır. Bunun ilk örneği Fırat Kalkanı Operasyonu sırasında yaşanmıştır. 15 Temmuz tasfiyelerine rağmen ordunun dimdik ayakta olduğunu göstermek, yani tamamen gösteriş için, yapılan gerçek bir stratejiden ve askeri planlamadan mahrum bu operasyon, ciddi asker ve askeri ekipman kaybına rağmen tam bir kaos ile sonuçlanmıştır. Böylece, tecrübesiz emir komutasıyla Fırat Kalkanı, kısa sürede telafisi imkânsız yetişmiş insan kaynaklarının ordudan kitlesel tasfiyesinin yol açtığı uzun erimli sıkıntıların bir örneğini oluşturmuştur.
KIYIM VE TASFİYELER TÜRK ORDUSUNU BİTİRDİ
Yukarıda bahsini ettiğimiz bin civarındaki savaş pilotunun yerine yüksek ücretlerle yeniden Hava Kuvvetleri'ne alınan emekli pilotların tecrübe ve kabiliyetlerinin köreldiğine dikkat çeken subaylar, emekli bu pilotların vücut kondisyonları ve sağlıklarının savaş uçağı uçurmaya müsait olmadığına dikkat çekiyorlar.
Bu yüzden, TSK'nın Suriye'deki en küçük operasyonlar için bile ABD'den hava desteği istemek zorunda kaldığını ifade ediyorlar. Subaylar kendilerinin tasfiyeye hedef olmalarını ise, Batılı bir eğitim geçmişine sahip olmak, Erdoğan'ın temsil ettiği zihniyetle aynı çizgide olmamak, NATO'da çalışmış ya da çalışıyor olmak, ABD'de askeri eğitim ve derece almış olmak, liberal fikirlere ve Batılı düşünce yapısına sahip olmak gibi sebeplerle açıklıyorlar.
'GÜLENCİ' YAFTASI ERDOĞAN'IN ELİNDE ÇOK KULLANIŞLI BİR ARAÇ
Subaylar, "Gülenci" yaftasının Erdoğan'ın istediği herhangi birini tasfiye etmekte çok kullanışlı bir araç olduğuna dikkat çekerek, kimin "Gülenci" olup olmadığını belirleyecek herhangi bir kriterin bulunmadığına dikkat çekiyorlar. "Eğer liberalseniz, Batılı düşünce yapısındaysanız ya da Erdoğan'ı desteklemiyorsanız kesinlikle listedesinizdir," diyorlar.
Subaylardan biri ise, "Gülenci nedir ve bir Gülenci'yi nasıl tanımlayacaksınız, sorusu üstesinden gelinmesi son derece sorunlu bir konu. Erdoğan'ın damadı mesela Gülenci mi? Bir Gülenci okuldan mezun olmasına rağmen Gülencilerin acımasız bir düşmanı durumunda. Ya da Cumhurbaşkanı Gülenci mi? Kendisi neticede Gülen'le kahvaltı yapmış olan biri… Bu yüzden bu Gülenci ya da Rus yanlısı gibi kategorizasyonlar bana göre bilimsel değil: Mantıksız ve anlamsız. Ordu, milletine ve Atatürk ilkelerine sadık tek tip bir subaya sahip."
EMİR-KOMUTA BOZULDU, ÜST RÜTBELERE GÜVEN KALMADI
Kitlesel kıyımlar orduya ve emir komuta zincirine olan güveni sarsmış. Özellikle komutanlarının kendi şahsi ajandalarının peşinde olduklarını düşünmeye başlayan alt rütbedeki subaylarda üstlerine karşı ciddi güvensizlik oluşmuş. Öyle ki, pek çok subay gündelik rutinlerini bile yapmakta tereddüt eder hale gelmiş.
Subaylardan biri ordunun durumunu "Türk Ordusu vücudunun bazı uzuvları bırakılmış, bazı uzuvları kesilmiş, bakıldığında yaşıyor gibi gözüken ama aslında yaşamayan ölmüş bir adam gibi," benzetmesiyle anlatıyor. Tasfiyelerden sonra ordu içerisindeki silah arkadaşlarının bile birbirlerine güveninin kalmadığını ifade ediyor.
KÜRT MESELESİNE DEMOKRATİK ÇÖZÜM İSTEYENLER TASFİYE EDİLDİ
Tasfiyelerde Kürt meselesine yaklaşımının da belirleyici olduğuna dikkat çeken subaylar, Erdoğan'ın Kürt meselesinin çözüm sürecini sona erdirmesinin kamuoyunda olduğu gibi ordu içerisinde de rahatsızlığa yol açtığını ifade ediyorlar. Hükümetin Kürt meselesindeki hataları yüzünden çok sayıda insanın öldüğünü söyleyen subaylar, "Tasfiye edilen generaller, uzun yıllardır bekleyen Kürt meselesinin çözümü konusunda liberal bakışa sahip olan ve bu sorunun askeri güç yerine demokratik yollardan çözümüne inananlardı," diyor.
Subaylardan biri tutuklanan ve ağır işkence gören üst düzey bir komutanın sivil kayıplar yüzünden Diyarbakır'ın Sur ilçesinin bombardımanının durdurulması için üslerine yalvardığına şahit olduğunu ifade ediyor. Subay, Diyarbakır ve Şırnak operasyonlarının Erdoğan yanlısı generaller tarafından komuta edildiğini de sözlerine ekliyor. Subaylara göre, geride kalan generaller ve üst komuta kademesi Kürt meselesinde şahin olanlar. "Böylece Erdoğan sadece Kürt meselesini çözmek isteyen subayları tasfiye etmekle kalmadı, aynı zamanda Kürt meselesinin barışçıl yollardan çözüm fikrini de öldürdü," diyorlar.
SELEFİLER VE RUS YANLISI SUBAYLARLA DOLU BİR NATO ORDUSU!
NATO'nun, birkaç yıl içerisinde dinci radikaller ve Selefilerle dolu bir ordusunun olacağı uyarısında bulunan subaylar, NATO'nun çekirdeğini oluşturan 5. Madde'nin gerektirdiği kolektif savunmaya ihtiyaç duyulması halinde yaşanacaklara da değiniyorlar. Böyle bir durumda "Erdoğan yanlısı Selefi askerlerin gelip Avrupa ülkeleri için savaşacağını bekleyenler büyük hata eder," diyorlar. Erdoğanistlerin bu durumda "Bir Müslüman, kâfirlerin bir ülkesini neden başka kâfirlere karşı koruyacakmış?" diyeceklerini söylüyorlar. Bunun NATO'nun bütünlüğüne dair soru işaretleri doğuracağına dikkat çeken subaylar, şu an Türkiye'nin NATO pozisyonlarına Erdoğanist subayları ve generalleri ya da aşırı milliyetçileri görevlendirmesinin oluşturacağı risklerin de altını çiziyorlar.
Ordunun şu an Erdoğan yanlıları ile Rusya yanlıları arasında bölündüğünü ifade eden subaylar, Erdoğan ve Perinçek'in er ya da geç çatışacaklarının söylenmesine rağmen şu ana kadar oldukça başarılı bir koordinasyon içerisinde hareket ettiklerinin altını çiziyorlar. Bundan böyle Türkiye'nin izleyeceği stratejinin tam bir fırsatçı olarak tanımladıkları Erdoğan'ın ihtirasları tarafından belirleneceğini ifade eden subaylar, Erdoğan'ın kitleleri hiç olmadığı kadar Batı karşıtlığına ve Batı düşmanlığına ittiğini ifade ediyorlar. Subaylar, bu durumun Avrupa'daki Türk diasporasını da zehirlediğini ve bunun geniş Türk topluluklarına sahip Avrupa ülkelerinde ciddi güvenlik sorunlarına yol açabileceğine vurgu yapıyorlar.

Originally published at www.tr724.com on June 13, 2017.

 Katar, Havuz medya demektir! 17 Aralık soruşturmasının Katar Krizi ile ilgisi ne?
Gazeteci Tarık Toros TR724.com interner sitesindeki yazısında Katar ile AKP ilişkisini parayı takip edip çözüleceğini yazdı.
 
İşte Tarık Toros'un değerlendirmesi....
 
17 Aralık rüşvet-yolsuzluk soruşturması, titiz bir dosyaydı.
 
Muazzam bir polis dedektifliği, yığınla mahkemeden alınmış kararlarla yürütülen yasal takiplerle delillendirilmiş… Göreni hayretlere düşüren bir şebeke suçüstü yakalanmıştı.
 
Zaten siyasetin en tepelerinde yapılan yorum da oydu: Bittik!
 
Bu öyle Sayıştay raporlarının Meclis denetiminden kaçırılması gibi bir şey değildi.
 
O dönem AKP'nin üst düzey yöneticisi, "Sayıştay raporları açıklanırsa duman oluruz" demişti ya, hatırlayın.
 
Buna imkânları vardı. Muhalefete rağmen Meclis'ten kaçırdılar bunu.
 
O gün bugündür de hiçbir şey denetlenmiyor.
 
Fakat 17 Aralık'ta hesap etmedikleri şeyle yüzleştiler.
 
Onun için, bugünün başbakanı dâhil, bembeyaz suratla koltuklarına yığıldılar ve dudaklarından dökülen sadece ve sadece 'bittik' kelimesi oldu.
 
 
 
***
 
Bakmayın siz Türkiye'de kapatılıp rafa kaldırıldığına, 17 Aralık fezlekesi orada duruyor.
 
Bugün ABD'de yürüyen Reza Zarrab davasının temel çıkış noktasını teşkil ediyor.
 
Türkiye'de "takipsizlik" verilse de, elin oğlu orada tespit ettiği bağlantıları geliştirerek dosyasını derinleştiriyor.
 
ABD'nin yaptığı basit, "İran merkezli, Türkiye şubeli" para hareketlerini takip etmek.
 
Esasen 17 Aralık soruşturmasının da iki ayağından biri buydu.
 
Organize Şube çeteye odaklanırken Mali Şube parayı takip etti, belgeledi.
 
 
 
***
 
Allah rahmet eylesin, Prof. Dr. Mahir Kaynak'ın global analizlerinin temel tezi, küresel sermaye odaklıdır.
 
Kitabını da yazmıştır: Para İmparatorluğu / Kontrol Kimin Elinde? (Truva yayınları, 2006)
 
Prof. Kaynak, o kitapta "Paraya sahip olanlar ne kadar hayatımızın içinde ve bizi nasıl yönetiyorlar? Tüm insanlık köle olduğunun farkında mı?" sorularına cevap arar.
 
Önermesi şudur:
 
"Dünya imparatorluğunu ayakta tutan güç paradır ve bu gücü kullanarak savaş çıkarmak, darbe yapmak, rejim değiştirmek geçmişte kullanılan metotlardan daha etkili ve işlevsel hale gelmiştir."
 
 
 
***
 
Dünya imparatorluğunu bilemem, Türkiye beyliğini yakından tanıyorum.
 
Yazının başlığını da bilerek ve inanarak attım:
 
Bugün, Türkiye'yi yöneten Saray ve Saray eşrafının para hareketlerine bakın, olan bitenin failini bulursunuz.
 
Katar'ı çözersiniz, İran olayını anlarsınız, Şangay Beşlisi'ne çok kafa yormazsınız.
 
 
 
***
 
Katar, bizim Kıbrıs adası büyüklüğünde bir çöl ülkesi.
 
Arabistan yarımadasının Basra Körfezi'ne bakan doğu kıyılarına Kıbrıs adasını yapıştırın, Katar yarımada devleti o kadar işte.
 
Suudi Arabistan ile kara sınırı sadece 60 km.
 
Peki, neden, yüz binlerin koleradan kırıldığı, dün itibariyle 1000'e yakın kişinin bu salgından hayatını kaybettiği Yemen'le ilgilenmiyoruz da Katar için seferber olduk?
 
Yemen bir İslam ülkesi değil mi?
 
Cevabı yukarıda: Parayı takip edin, nedenini bulursunuz.
 
 
 
***
 
Bugün Türkiye'ye egemen olan pragmatizm kadar, dünyanın başka coğrafyalarında örnek var mıdır bilmiyorum.
 
Pragmatizmin temel felsefesi şu:
 
Eğer bir bilgi günlük hayatta işe yarıyorsa o bilgi doğrudur. Değilse yanlıştır.
 
Örneğin yalan söylemek fayda getirecekse, orada en doğru hareket yalan söylemektir.
 
Akşam başka, sabah başka.
 
 
 
***
 
Kendi soydaşlarımızı düşünsek Kırım'da, Doğu Türkistan'da olan bitene bir şey derdik.
 
Kendi dindaşlarımızı düşünsek, Filistin'e sırtımızı dönmez, Myanmar'a bakar, Bangladeş'teki Arakanlı Müslümanlar için dertlenirdik.
 
Ankara'daki egemenlerin dini imanı para, başka şey düşündüğü yok.
 
Bunu er veya geç, oy veren yüzde 50 de görecek, lakin çok geç olacak. Hatta oldu bile.
 
 
 
***
 
Bugün Katar'ın kişi başı milli geliri 130 bin dolar, dünya birincisi.
 
350 milyar dolarlık fon yönetiyor (Bizim Borsa İstanbul'da şirketlerin toplam değerinin iki katı).
 
Finansbank Katar'ın.
 
Digitürk Katar'ın.
 
ABank Katar'ın.
 
Banvit Katar'ın.
 
BMC'nin yarısı, Boyner'in üçte biri Katar'ın.
 
Telekom'u, PTT'yi, Doğan Medya Grubu'nu istiyor.
 
18-19 milyar dolarlık yatırımı var. Ve bunun 200 milyar dolara çıkması hedefleniyor.
 
 
 
***
 
Diyeceksiniz ki, "Serbest piyasa, gelsin alsınlar, sıcak kaynak girişi işte, ne güzel!"
 
Kazın ayağı öyle değil maalesef.
 
Saray ve şürekâsı, 17 Aralık yolsuzluk dosyası ile bir kısmı ortalığa saçılan kara paranın kat be kat üstünde bir varlığı yönetiyor.
 
Kasa kişiler, kasa şirketler, kasa ülkeler var.
 
Katar üzerinden yapılan alımların büyük bölümü de bu para trafiği ile oluyor.
 
Yoksa, Katar'ın Digitürk'le ne işi var?
 
Ya BMC?
 
Katar, "Anam babam çocuklarım Erdoğan'a feda olsun" diyen Ethem Sancak'ın BMC'sine neden ortak olsun?
 
Ethem Sancak, Saray namına medyada patronluk yapan bir adam.
 
Akşam, Güneş, Star gazeteleri, 24 ve 360 TV onun.
 
Tümü zarar eden bu medyada maaşları kim ödüyor dersiniz?
 
 
 
***
 
Katar sermayesi, Turkuvaz medya grubunun da ortağı.
 
Sabah, Takvim, ATV, AHaber, vesaire.. Onlarca gazete, TV, dergi, radyo…
 
Saray'a göbeğinden bağlı bir grup.
 
Medya operasyonunu Saray'ın damadı ve abisi götürüyor.
 
Digitürk'ü alan Katarlı beIN Media Group'un, en son Doğuş Grubu'yla ilgilendiği çıktı, NTV, Star, filan.
 
Haliyle, Türkiye'de çıkan gazeteler, açık kanallar, millete yalan söylüyor.
 
Tamamına yakını maaşını Katar'dan alıyor.
 
Bu hamur çok su kaldırır.
 
Onun için:
 
Katar'ı anlama kılavuzu aramayın, Ortadoğu'daki dengelerle meşgul olmayın.
 
Parayı takip edin, faili bulursunuz.


Süfyan Erdoğan ve AKP'nin Afrika'ya sahte vaatleri...
İngilizce yayın yapan Thegolbepost.com internet sitesinde yer alan bir makalede Erdoğan ve AKP'nin Yeni Afrika planları analiz edildi. 
AKP'nin gasp ettiği okullardaki işletmeye bakarsanız diğer ülkelerdeki geleceği görebilirsiniz....
 
Erdoğan'ın hizmet hareketinin imkanları ile Afrika'da alan genişlettiğini vurgulayan yazıda Erdoğan'ın boş vaatler ile Afrika'daki hizmet okullarına karşı savaş açtığını anlattı. 
 
İşte o değerlendirme 
 
ERDOĞAN'IN AFRİKAYA SAHTE VAATLERI
 
Geçtiğimiz yıl Nisan ayında silahlı bir kişi, Somali'nin Başkenti Mogadişu'da bir okul otobüsüne saldırdı ve iki Türk öğretmeni katletti. Olayda hayatını kaybeden bu öğretmenler, hayatları pahasına dünyanın en yoksul ve tehlikeli ülkelerinde kaliteli eğitim verme ideallerini paylasan diğer binlerce öğretmeni bize üzücü bir şekilde hatırlatmıştır.
 
Türk din adamı Fethullah Gülen'e yakınlığı ile bilinen iş adamları tarafından kurulan okulda görev yapan bu öğretmenlerin mesai arkadaşları, olayın üstünden daha üç ay geçmeden sınırdışı edildiler ve okullara Somali hükümeti tarafından el konuldu. Bu durum, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Hizmet hareketi" olarak bu gruba karşı başlattığı linç kampanyasının bir parçasıydı.
 
Türkiye son 10 yılda Afrika'da kayda değer bir atılım gerçekleştirebilmiş ise bunu önemli ölçüde şimdi baş düşman olarak addettiği Hizmet hareketine borçludur.
 
Tarihte ilk kez kitaya ilgi duyan Türk sivil toplumu niteliğinde olan bu kuruluşlar ayrıca, Türkiye hükümetini Afrika'ya açılım politikası benimseme konusunda ilham vermekle kalmamış, uygulanmasına da başat rol oynamıştır. Yeni açılan Büyükelçilikler ve başlatılan Türk Hava Yolları seferleri ile Gülen Hareketinin daha önce eğitim ya da diğer alanlarda girisimde bulunduğu ülkeler arasında büyük bir paralellik görülmektedir. Bu anlamda Türkiye'yi 2002 yılından bu yana yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) kıtada Gülen hareketinin gayretlerinin meyvelerini devşirdiği söylenebilir.
 
Gülen hareketi kıtadaki ilk okullarını 1997 yılında açmıştır. Sonrasında okullar hızlı bir şekilde kıta geneline yayılmış ve faaliyet gösterdikleri ülkelerin en başarılı eğitim kurumları haline gelmiştir. İş çevreleri arasındaki temaslar da hemen hemen eş zamanlı olarak başlamıştır.
 
Ancak, Türk yargı ve kolluk birimlerinin 2013 Aralık ayında donemin Başbakanı Erdoğan'ın yakın çevresine yönelik olarak başlattığı yolsuzluk operasyonları nedeniyle her şey baş aşağı olmuştur. Dört Bakanın istifasına yol açan iddialar ve soruşturmalar beklenmedik bir şekilde kapatılsa da Erdoğan, operasyonları başlatan savcı, hakim ve kolluk güçlerini Gülen Hareketi üyesi olmakla ve kendisine yargı kanalıyla da baskı politikası uygulamaya başlamış ve mümkün olması halinde bankalar, medya kuruluşları ve dersaneleri kapatmayı veya devlet kanalıyla el koymayı hedeflemiştir.
 
15 Temmuz 2016 tarihinde her şey alt-üst oluğunda ise Erdoğan, kendisine tuzak kurmakla suçladığı harekete yakin kurumları ve destekçileri ortadan kaldırmak için topyekün bir girişim başlatmıştır. Erdoğan, hareketi başarısız darbe girişiminin ana faili olduğunu iddia etmektedir. Hareket girişimle herhangi bir bağlantısı bulunmadığını her vesileyle dile getirse de Erdoğan, yurt dışındaki okulları kapatmak da dahil olmak üzere, hareket ve mensuplarını top yekün ortadan kaldırma konusunda kararlı gözükmektedir. Öyle ki yurt dışındaki bu okulların kapatılması Türkiye'nin en önemli dış politika öncelikleri arasına girmiştir.
Bu politika çerçevesinde, açıldıkları ilk dönemde görevleri arasında Türkiye'den sivil toplumun kıtayla olan ilişkilerinin geliştirilmesini kolaylaştırmak bulunan Afrika'daki Türk Büyükelçilikleri Gülen Hareketi mensuplarına yönelik cadı avının ileri karakolları haline gelmiştir. Bu politikanın uygulanmasına hızlı netice alınabilmesi için Erdoğan 2014 Ağustos ayında göreve geldikten bu yana 12 Afrika ülkesini bizzat ziyaret etmiştir. Erdoğan'ın önümüzdeki haftalarda Güney Afrika Cumhuriyeti'ni (GAC) ziyaret etmesi beklenmektedir.
 
Erdoğan'ın bu ziyaretleri sırasında Afrikalı mevkidaşlarıyla ele aldığı en önemli gündem maddesi, Türkiye ile bahse konu ülke arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerin geliştirilmesinden ziyade Gülen hareketiyle irtibatlı okulların kapatılması veya sırf bu amaç için kurulan Maarif Vakfına devredilmesidir. Erdoğan'ın bu bağlamda, resmi kalkınma yardımlarının yanı sıra "diğer finansal teşvikleri" de Afrikalı liderler için bir havuç olarak kullandığı görülmektedir.
 
Somali ve Sudan gibi Türkiye'nin ciddi kalkınma yardımları sağladığı az sayıdaki ülke Erdoğan'ın bu taleplerine olumlu yanıt vermiştir. Nitekim Somali hükümeti, Mogadişu'daki Gülen Hareketiyle iltisaklı okul ve hastaneye, darbe girişiminin hemen ardından el koymuş ve burada görevli Türk öğretmen ve doktorları sınırdışı edilmiştir.
 
Eğitim süreçlerinin ve dolayısıyla öğrencilerin el koyma/transfer sürecinden olumsuz etkileneceğine dair endişeleri gidermek amacıyla başta Erdoğan olmak üzere Türk yetkililer, bunun söz konusu bile olmayacağını, hatta daha kaliteli bir eğitim verileceğini iddia etmektedir.
 
Ancak, arazideki durum bunun tam tersi bir durum olduğunu göstermektedir. Türk Hükümeti Afganistan, Suudi Arabistan ve Moldova gibi ülkelerde doğrudan işlettiği az sayıdaki okulda bile yüksek maaş teşvikine rağmen görev yapacak yetkin ve gönüllü öğretmen bulamamaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı personeli öğretmenlerin dil sorunları kısa vadede çözülse dahi bu öğretmenlerin Afrika gibi zor bir coğrafyada görev yapmak için gönüllü olmaları mevcut şartlarda pek olası görünmemektedir.
 
Sivil toplum tarafından daha işletilen bu tür girişimlerin, hantal bürokrasisi nedeniyle devlet aygıtı tarafından idare edilemediği bir gerçektir. Somali bu durumun en net örneğidir.
 
Somali'de el konulan ve her iki ülke makamları tarafından ortaklaşa işletilmesi öngörülen bu okullar halen tam işlerlik kazanamamıştır. Somalli gibi sağlık hizmetlerinin lüks olduğu bir ülkede her ay binlerce kişiye bedava tedavi imkanı ve ilaç sunan hastane ise tamamen kapatılmıştır. Öte yandan Türk hükümeti, 2014 yılında resmi açılışı yapılan ve medyada önemli yer bulan 200 yataklı Recep Tayyip Erdoğan hastanesini, doktor sayısının azlığı nedeniyle işletememektedir.
 
Diğer yandan, Türkiye'de yerleşik olup da, bahsekonu sivil toplum kuruluşlarını destekleyen kişi ve işletmelerin de cadı avına maruz kalması, önümüzdeki dönemde Türkiye'den kıtaya yönelik insani yardımların sivil ağırlıklı mahiyetinin de değişeceğine işaret etmektedir.
 
Kıta'daki en büyük Türk sivil toplum kuruluşu olan Gülen Hareketini her ne pahasına olursa olsun bitirmeye kararlı Erdoğan'ın bir sonraki hedefinin önmüzdeki haftlarda ziyaret etmesi beklenen Güney Afrika'daki okullar ve yardım kuruluşları olacağı tahmine müsaittir.
 
Bahsekonu oluşumlar ülkedeki başarılı eğitim ve insani yardım faaliyetleri ile bilinmekte ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi'yle uyumlu bir çizgide hareket etmektedir.
 
Siyahi Afrikalılara yönelik en insanlık dışı uygulamalardan biri olan Apartheid rejimini geride bırakmış olan Güney Afrika, herhangi bir ırksal, dini ve sosyal gruba yönelik ön yargılara kuşkuyla bakmaktadır.
 
Bu durumda, Afrika'nın en büyük ekonomik ve siyasi merkezlerinden olan ve oturmuş demokratik geleneklere sahip olan Güney Afrika'nın, ülkedeki Gülen Hareketiyle iltisaklı okullar ve diğer kuruluşların kapatılması ve Maarif Vakfı'na devredilmesine yönelik Erdoğan'ı taleplerini sıcak karşılamaması beklenmelidir. Aksi bir durum, Güney Afrika'nın anti sömürgeci ve ilkeli duruşuyla çelişecektir
 
YAZININ ORJİNALİ İÇİN TIKLAYIN 
KUR'AN'IN BİNLERCE DELİLLERİNDEN BİR DEMET
KUR'AN'IN ASLINDA NEREDEYSE HER GÜN YENİDEN İNZAL EDİLDİĞİNİN, YAŞADIĞININ VE HER DEVRİ, HER GÜNÜ ANLATTIĞININ BİNLERCE DELİLLERİNDEN BİRİ:
KALEM Suresi 10.-16 ayetler arası: وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ ١۰
10.- (Sen) itaat etme, uyma, dinleme), sürekli (Hakka ve hakikate saygısızlıkla) yemin edip duran (emirler veren, taleplerde bulunan) her değersiz (küstah, kaba, cahil) kişiye, هَمَّازٍ مَّشَّاء بِنَمِيمٍ ١١ 11.- Başkalarını aşağılayan, insanların şerefiyle oynayan, söz getirip götüren (her tarafı, belde belde, ülke ülke dolaşan, fitne ve küfür yayan) مَنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ ١٢ 12.- (Ulaşabildiği ve gücünün yettiği her) hayrın sürekli önünü kesen, davranışlarında (ve sözlerinde) hiç ölçü tanımayan, günaha dadanmış (her türlü şerri hiç çekinmeden işleyen), عُتُلٍّ بَعْدَ ذَلِكَ زَنِيمٍ ١۳ 13.- Kaba, hoyrat ve zalim, bütün bunlara ek olarak fenalıkla damgalı (iradesini şerde, her türlü kötülükte kullandığı için kafir ve insi şeytan olarak kalbi de mühürlenmiş, kendi iradesiyle mühürlenerek cehennemliklerden olmuş, cehennemi tercih etmiş) أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ ١٤ 14.- Malları (serveti, gücü, kuvveti, makamı, yetkisi) ve çocukları (geniş etrafı, çok destekçileri ve taraftarları) var diye (itaat etme, uyma onlara). إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ ١٥ 15.- On(lar)a Allah'ın âyetleri okunup tebliğ edildiğinde (hak ve hakikat hatırlatıldığında, ikaz edildiğinde, zulmediyorsun adaletli ol denildiğinde) "Bunlar," der(ler), "eskilerin masalları!" سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ ١٦ 16.- (Onun akibeti ne olacak haber vereyim mi?) yakında burnunun üzerine (alınlarına, sicillerine, isimlerine), (silinmez bir haysiyetsizlik, zillet ve alçaklık) damgası basacağız (içyüzlerini, küfür ve hainlikleerini, akıl sahibi olan herkesin göreceği ve anlayacağı şekilde ortaya koyacağız) onun (o zalim, bozguncu, fitneci münafıkların)!
Hucurat Suresi 14. Ayet meali: (Bazı kimseler, birtakım) çöl sakinleri (bedevîler), "Biz de iman ettik (biz de mü'miniz)" diyorlar. De ki: "Hayır, siz iman etmediniz. Bu sebeple, 'Biz, (İslâm idaresine, mü'minlerin ellerinde bulundurdukları ve temsil ettikleri güç merkezine, güç ve kuvvete teslimiyetle) Müslümanlar (teslim olanlar) olduk." deyin. İman, henüz kalblerinize girmedi. Ama (buna rağmen, daha iman etmediğiniz halde yine de, teslim oluşunuzun neticesinde) Allah'a ve Rasûlü'ne itaat ederseniz, (hayırlı ve güzel işler yaparsanız), Allah yaptıklarınızın mükâfatından hiçbir şey eksiltmeyecektir, (Dünyada ve Ahirette karşılığını tastamam olarak verecektir). Allah, bağışlaması (afv ve mağfireti) pek bol olandır, (tavsiye, emir ve yasakları açısından, Kendisi'ne itaatte bulunan ve çokça tevbe eden kullarına karşı) hususî rahmetiyle (lütufları ve bağışlamasıyla) muamele edendir.
Bu münafıkların çoğunluğu, kahir ekseriyeti; arkalarındaki putperest müşriklerin önemli bir bölümü, dünyada, kabirde, mahşerde, hesapta bile anlamayacaklar, ancak hesaplar görülüp cehennemin dibine girince anlayacaklar! Müşrikler mahşer günü bile, dünyadayken taptıkları şeytanlardan medet umacaklar! Allah'ın Kur'an'daki açık beyanı var:
İBRÂHÎM SURESİ 21. AYET MEALİ: (Kıyamet Günü bütün nesiller) Allah'ın huzuruna çıktığında, (dünyada iken) zayıf görülenler, karşılarında üstünlük taslayan (onları idare eden, yönetimlerinde bulunan) ve onlara zulmedenlere şöyle derler: "Dünyada biz size tâbi idik (sizin emrinizdeydik, dediklerinizi onaylar, yaptıklarınıza itiraz etmezdik). Acaba şimdi bize bir faydanız olur da, Allah'ın azabı karşısında bizden en ufak bir şey savabilir misiniz?" Diğerleri (yöneticileri) şöyle karşılık verirler: "Eğer Allah bize hidayet vermiş olsaydı, biz de sizi doğru yola iletirdik. Şimdi artık sızlansak da sabretsek de bizim için hiçbir şey değişmeyecektir; kaçıp sığınacağımız herhangi bir yer de yok." İBRÂHÎM- 22: Hesaplar görülüp iş tamamlanınca, şeytan da onlara şöyle konuşur (ve): "Allah, size gerçekleşmesi kesin olan va'dde bulundu; ben ise öylesine va'dlerde bulundum ama sonra da caydım. Kaldı ki, benim size istediğimi yaptıracak bir gücüm de yoktu. Benim yaptığım, sadece sizi davet etmekten ibaretti, siz de davetime uydunuz. Bu bakımdan, şimdi beni kınamayın; ancak kendinizi kınayın. Bugün ne ben sizin feryadınıza yetişebilirim, ne de siz benim feryadıma yetişebilirsiniz. Dünyada iken (inanç, ibadet ve davranışlarınızda bana uyup, böylece) beni Allah'a ortak tanımış olmanızı da reddediyorum." (Der.) O zalimler ki, onların hakkı pek acı bir azaptır. SADAKALLAHUL AZÎM (MUHAKKAK Kİ ALLAH DOĞRU SÖYLEDİ, HER İCRAATI DOĞRU, MUTLAK ADİL VE TASTAMAMDIR...)
Milli Orduya kumpası kim kurdu?
2014 yılına kadar "Ergenekon ve Balyoz davalarının savcısıyım" diyen Erdoğan ne oldu da birden 'Ergenekon'un avukatı' haline geldi, onları iktidarına ortak yaptı?
 
Erdoğan 17-25 Aralık operasyonları sonrası düştüğü durumdan kurtulma yolları arıyordu. Bu zor halden kurtulabilmek için içte ve dışta ittifakları/düşmanlıkları yeniden tanımladı. Bireysel konumunu-çıkarlarını merkeze alacak şekilde sadece hükümetin değil, devletin politikalarında keskin değişiklik arayışına girdi. Açığa çıkmış ve soruşturulan yolsuzluk, rüşvet, suiistimal gibi ağır ithamların Batı tarafından aklanmasının ve desteklenmesinin mümkün olmayacağını biliyordu. Bu nedenle Erdoğan ve çevresi ülkenin eksenini değiştirmeyi ve içte ulusalcı/Avrasyacı/Ergenekoncu ekibe, dışta Rusya/Çin/İran gibi ülkelere yanaşmayı tercih etti. Bu tercihten sonra Erdoğan, Ergenekon ve Balyoz darbe davalarını kapattı. Bu keskin dönüş topluma "Orduya kumpas" denerek pazarlandı.
 
Ergenekoncu subaylar salınmakla yetinilmedi, yüklü tazminatları da ödenerek TSK'daki görevlerine acelece iade edildiler. Zira Erdoğan Avrasyacı-Ergenekoncu askerlere şiddetle muhtaçtı. Ergenekoncu/Avrasyacı ekip de zordaki Erdoğan'ın durumundan yararlanma fırsatını kaçırmadı ve Cemaat'i hedefe koymak üzere anlaştılar. Erdoğan kininin takipçisi olurken, Ergenekoncular sürecin stratejik ve taktik planlayıcısı oldu. İslamcılara, tarikatlara ve cemaatlere ise bu işbirliğinin figüran kitlesi, oy deposu olmak düştü.
 
Gövdesini dindarların, beynini Ergenekoncuların, siyasi gücünü AKP'nin oluşturduğu yeni, kozmopolit bir BİRLİK kuruldu. Pragmatizmin üstadı Erdoğan 17-25 Aralık suçlarının bagajıyla hukuk, şeffaflık, hesap verebilirlik gibi demokratik değerlere asla dönemezdi. Bu ilkeleri paydaşlarına şart koşan NATO ve AB ile yürüyemezdi. Onun yerine kirli bohçalarını problem yapmayacak Avrasyacılar ve onların hamisi Rusya ile iş tutmayı tercih etti. İşbirliği süreci Yalçın Akdoğan'ın "milli orduya kumpas kuruldu" cümlesiyle başladı. Uçak düşürme vakası Rusya ile ilişkileri germiş gibi görünse de sonuçta Erdoğan'ın ve Türkiye'nin Rusya'ya bağımlılığını, mecburiyetini ve mahkûmiyetini perçinledi. Nitekim Erdoğan özür dileme, tazminat, yaptırımlara boyun eğme dâhil her tavizi verdi.
 
15 Temmuz Bu İttifakın Meyvesi
 
Rusya ile AKP arasında bir balayının olduğu havuz medyadan da açıkça görülüyordu. Son yıllarda Rusya ve Avrasyacılara, onların stratejisti Dugin'e güzellemeler gırla gidiyordu. 5 Haziran 2016'da Sabah'tan Ferhat Ünlü "Rus devletinin üzerinde durduğu derin devlet konseptinin, 'çekirdek devlet aklı'nın kodlarını anlamak gerekiyor" demişti. Dugin'e övgüler dizen yazısında Dugin'in "Doğu Perinçek başta olmak üzere Türk Avrasyacılarıyla yakın irtibatı" olduğunu yazıyordu.
 
Kasım 2016'da AKP grup toplantısına katılan, TBMM Darbeyi Araştırma Komisyonu'na ifade veren Dugin, Putin'in Türkiye'ye "stratejik ortaklık teklif ettiğini" söylüyordu. Ayrıca Dugin, "Bu darbe girişimi ABD'nin Erdoğan rejimine yaptığı bir savaş ilanıydı. (…) Bu da diğer büyük jeopolitik güç olan Rusya'nın davet edilmesini gerektiriyor. Türk vatanseverler darbeyi bastırdı. Artık Türkiye'yi Moskova'yla arayı düzeltmekten hiçbir güç alıkoyamaz" sözleriyle "Batı kulübünü bırakın birlikte hareket edelim" demek istemişti.
 
Aleksandre Dugin'in 15 Temmuz'dan kısa süre önce Putin tarafından gizlice Ankara'ya gönderildiği ve darbe ile ilgili bilgiler ve sonrası tutuklanacaklarla ilgili listeler verdiği medyada yer aldı. Erdoğan'ın: "Putin'in darbe girişiminde hızlı desteğinden memnunum" ifadesini de bir yere koyun. Son dönemde Trump'ın seçilmesi dâhil Batı'da yapılan pek çok seçime Rusya/Putin gölgesi düştü. 15 Temmuz üzerindeki berraklaşması istenmeyen puslu havayı da düşündüğünüzde darbe senaryosunun Erdoğan-Ergenekon-Dugin işbirliğiyle icra edildiğine dair düşünceler güçleniyor. Başta Hulusi Akar'ın itiraf niteliğindeki açıklaması ve darbe duruşmalarındaki diğer asker ifadelerini ve çelişkileri bir arada değerlendirdiğimizde taşlar yerine oturuyor.
 
Bu ortaklık Türkiye'nin Batı'dan, NATO'dan ve AB sürecinden bütünüyle kopmasıyla sonuçlanır mı bilemiyoruz. Ama görünen o ki Erdoğan, Ergenekoncular ve Avrasyacılar Rusya'nın himayesinde bir proje yürüttüler ve hepsi bundan kârlı çıktı.
 
Bu işbirliği sonucu kimler neler kazandı?
 
RUSYA: NATO subayları TSK'den bütünüyle tasfiye edildi. NATO'nun 65 yıllık birikimi sıfırlandı. TSK tamamen Avrasyacı-Ulusalcı subaylara kaldı. Erdoğan'ın Rusya ile bireysel çıkar ilişkisi nedeniyle Türkiye kadim Türk yurdu Kırım'a, Kırım Tatar Parlamentosunun feshine, işgale sessiz kaldı. Ortadoğu'da milli çıkarlarımızla örtüşmeyen Rusya politikalarına göz yumuldu. Suriye bütünüyle Rusya ve İran inisiyatifine terk edildi. Türkiye 'kuzu' haline getirildi ve oyun dışına itildi. Rusya ile bir kısım silah anlaşmaları yapıldı. Rusya Türk dünyası üzerinde etkili olabilecek potansiyele sahip bir ülkenin politik ve diplomatik etkisini zayıflattı. Dugin'in Avrupa'yı kuşatmayı ve kontrolü hedefleyen Yeni Avrasyacılık stratejisi gereği önemli bir kanat ülke olan Türkiye Batı'dan, NATO'dan uzaklaştırıldı.
 
ERDOĞAN: Erdoğan bu ittifaktan sonra iç politikada rahatladı, ciddi hareket alanı kazandı. Ergenekoncu kadrolar sayesinde fişlemeler yaptı, beraberce intikam listeleri hazırladılar. Hakkındaki olumsuz algıyı değiştirmede iç kamuoyunda (kısmen) başarılı oldu. (Şimdilik) 17-25 Aralık yolsuzluk dosyalarından kurtuldu. Paralarını, ailesini ve çıkarlarını güvence altına aldı. 'Tek Adam' haline geldi. İhale-komisyon işlerinde pervasızca hareket etme fırsatı yakaladı. Ayrıca iç kamuoyunda yeni bir 'mağduriyet' daha elde etti. Kendine güveni geldi, artık 2030'lardan bahsediyor! Biat etmeyenlere 'darbe' üzerinden diz çöktürdü. AKP'dekiler dâhil kenara yazdıklarından intikam almaya başladı. 15 Temmuz Erdoğan'a MHP'yi ve diğer küçük muhalifleri tam kontrol etme, HDP'yi hapse atma ve CHP'yi uysallaştırma imkânı verdi.
 
ERGENEKONCULAR: 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları öncesi kanlı-bıçaklı olan iki kesim ortak düşmana karşı taktik (stratejik değil) işbirliği kurdular ve kazan-kazan formülüyle çalıştılar. Günün sonunda menfaate dayalı bu BİRLİK neye evrilecek bilemiyoruz ama Ergenekoncular bu işbirliğinden en kazançlı çıkan grup oldu. İçi gayet dolu ve sağlam darbe davaları kapatıldı, hepsi hapisten çıktı. TSK ve bürokrasideki konumlarını eskisinden daha güçlü şekilde yeniden kazandılar. Üstelik artık Erdoğan'ın kendilerine duyduğu ihtiyacın farkındaydılar. Ergenekon yargılamaları sürecinde dedikleri gibi onları içeriye atan polisler-yargıçlar Silivri'ye dolduruldu. Bununla yetinilmedi içerde kendilerine, dışar da çoluk çocuğuna işkenceler edildi.
 
Kaybedenler…
 
2014 yılı başlarında kurulan Erdoğan-Ergenekon-Avrasyacı birlikteliği, projesini 15 Temmuz senaryosu ile taçlandırdı. Bu tabloda kaybeden demokratik blok, AB, NATO oldu. Demokrasi, hukuk, insan hakları ve elbette ki Türkiye'nin geleceği oldu. İslami söylemlerle Erdoğan'ın peşine takılan dindarlar ve cemaatler yıkımın büyüklüğünün hala farkında değiller. Cemaatler-tarikatlar küçük ve kısa vadeli hesaplar için ağır bir yozlaşma sürecine girdi. Hasarı yıllarca görülecek herkesimden yetişmiş aydınlar, beyinler, gazeteciler biçildi, Anadolu'nun sermayesi, teşebbüs gücü bitirildi.
 
"Batıyı dengeleyeceğim" diye Erdoğan dünyanın türlü coğrafyalarında otoriter yönetimlerle ilişkilere girdi. İran'ın bölgede kazandığı mevzileri problem etmedi, hatta Türkiye'yi ve kendisini aşağılamasını bile sineye çekti. Doğu Türkistan davasını sattı, Doğu Türkistanlıları 'terörist' olarak Çin'e iade etti. Yıllarca 'kırmızı çizgimiz' dedikleri Kerkük Kürdistan Yönetimi'ne katıldı. Tüm bunlara milliyetçilerin sesi dahi çıkmadı. Yunanistan'ın nerdeyse her hafta bir adamızı işgal etmesini görmezden geldi. Kıbrıs'ta aleyhte gelişmelere ses verilmedi. Suriye'de dibimizde PYD devleti kuruldu, içeriye kükreyen Erdoğan dışarıdaki tüm bu olumsuzlukları yuttu.
 
15 Temmuz üzerindeki sisler dağıldıkça Saray-TSK-MİT'in içinde olduğu, yabancı bir gücün himaye ettiği kumpasla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor. O geceye dair üretilen argümanlar hızla çöküyor. Tarih Milli Orduya kimlerin tuzak kurduğunu gösterecektir. Gelecek nesiller kendisine emanet edilen Mehmetçikleri, değerli komutanları bir senaryo uğruna heder eden Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ı bu kara tablo ile anacaktır. Başında "Milli" olan bir istihbarat kurumunu milletin aleyhine çalıştıran bir MİT Müsteşarını millet unutmayacaktır. Maalesef devleti, milleti, orduyu koruması gerekenler, işbirliği içine girerek onları imha etmeye koyuldular.
 
Türkiye 2. Dünya Savaşı sonrası, Stalin Rusya'sının tehdidinden korunmak için, üstelik Kore'de canlarımızla bedel ödeyerek NATO'ya girmişti. İroniye bakın ki, Rusya'dan bizi korusun diye girdiğimiz NATO, Rusya'ya çerez yapıldı. Yetişmiş, nitelikli Türk subayları bir senaryoya feda edildi.
 
Eğer sahici bir darbeden eminseniz duruşmalar, yargılamalar medyaya, kamuoyuna açık yapılsın, bütün dünya neler yaşandığını görsün! Bakın CIA Şefi kameralar önünde, parlamentoya ve bütün dünyaya ifade veriyor! Hulusi Akar ve Hakan Fidan için böyle bir şeye cesaretiniz var mı? Ayrıca, neden sivilleri öldüren silahların balistik incelemeleri yapılmadı? Sahnelenen olayda şehit edilen 250 insanın neden hiçbirine otopsi yapılmadı? SADAT, 15 Temmuz'un neresindeydi?
 
Peki, NATO bu yapılanları yutar ve hazmeder mi?
 
Böylesine ağır ve aşağılayıcı bir tavrı NATO'nun ve NATO'ya liderlik eden ABD'nin hazmedeceğini ve Türkiye gibi önemli bir ülkeyi, TSK gibi etkili bir orduyu Rusya angajmanı olan Avrasyacılara feda edeceğini beklemek, uzun yıllar yapılan bir yatırımın 'boşa' olduğunu savunmak anlamına gelir. Bir kurgu ve senaryo ile TSK'yı pazarlık aracı yapan, Avrasyacı-Ergenekonculara teslim eden Erdoğan'ın 'hevesi' bu anlamda kursağında kalabilir.
 
Dış politikada Katar olayı yeni gelişmelere gebe görünüyor. "Milli Orduya kumpas" sözü bir süreci başlatmıştı. Efkan Ala'nın "Ergenekon ve Balyoz'un uydurma olmadığı ortaya çıktı" açıklaması da bir şeylerin işaret fişeği gibi…
 
Mahmut Akpınar / TR724
Gece yarısı Katar'a asker gönderten milyar dolarlar ebediyen gizli mi kalacak?
 
Gazeteci Faruk Mercan son yaşanan Katar krizi ve bu ülkeye asker gönderilmesi tartışmalarının kökenini yazdı/
Meclis'in Katar'a asker gönderme kararını sabahı beklemeden gece yarısı imzalamış Saraydaki şahıs...
Hasan Cemal, "Erdoğan'ın Katar'da ne acelesi var ki?" diyor.
Sanırsınız ki Yunanistan, Kıbrıs'ı ilhak kararı almış ve aceleyle Kıbrıs'a asker gönderiliyor.
Evet nedir bu acele ve telaş? Bir kaç saat sonra, sabah imzalanacak bir kararı gece yarısı imzalatan aciliyet nedir?
Aslında cevabını bildiğimiz bir soru... Katar Emiri ile girdiği karmaşık finans ilişkileri...
"Halifelik elden gitti, hiç olmazsa Katar'daki paraları kurtaralım, oradaki ilişkilerim deşifre olmasın" telaşı...
Evet, "Tahrir, Ramallah, Amman, Şam, Bağdat bizden ilham alıyor. Arap baharı bizim eserimiz" kibri hiç bir sonuç vermedi.
Sonuç: Türkiye, Katar'ın vagonu oldu!
Güya Mısır ve Suudi Arabistan'a karşı sonuna kadar Katar'ı koruyacakmış. Katar'a askeri uçaklar ve gemiler de gönderecekmiş...
Mursi'yi de öyle kandırmıştı. "Diren Mursi" diyordu. Nerede şimdi Mursi?.. Hüsnü Mübarek serbest bırakıldı, Mursi hala hapiste...
Sanırsınız ki, Amerika'nın silah desteğine sahip Suudiler ve Mısır;Katar'a saldıracak olsa, Katar Emiri'ni Saraydaki şahıs kurtaracak
Ama mesele bu değil. Mesele, Katar'daki paralarını kurtarmak ve oradaki gizli ilişkilerinin ortaya çıkmasını önlemek...
Katar'ın doğal gaz ve petrol zengini küçücük bir Arap ülkesi olmasının dışında, İslam coğrafyasında hiç bir özelliği yok... Ne Mısır, Irak ve Suriye gibi bir zamanlar İslam medeniyetinin merkezi olmuş, ne de Suudi Arabistan gibi İslam'ın kutsal mekanlarına sahip.
Yani anlayacağınız Katar ne İslam coğrafyasında ne da dünya siyasetinde zikredilmeye değer bir ülke...
Bütün mesele Saraydaki şahsın Katar Emiri ile ilişkileri... Bir ara, Katar Emiri ile akrabalık tesis edeceği de konuşuluyordu. Ama, o planı gerçekleşmedi.
Türkiye'ye 2015 yılında 10 milyar dolar, 2016 yılında 11 milyar dolar kaynağı belirsiz para girmiş... Nedir bu 21 milyar doların kaynağı? Michael Rubin, bu paraların Katar'dan geldiğini söylüyor.
Bu kaynağı belirsiz para dışında, Katar sermayesi diye Türkiye'ye gelen yaklaşık 20 milyar dolar daha para var. Bu para gerçekte kimin, kimlerin?
Hasan Cemal'in, "Erdoğan'ın Katar'da ne acelesi var ki?" sorusunun cevabı bu paralarda gizli...
Suudi Arabistan ve Mısır'ın başını çektiği İslam ülkeleri, Katar'ı teröre destek vermekle suçluyorlar. Bir de Katarlılardan oluşan bir 59 kişilik terörist listesi yayınladılar.
Çok ilginç isimler var listede... Mesela bunlardan Mehdi el Harati'nin Saraydaki şahsı alnından öpen bir resmi var. Mavi Marmaragemisindeki kişilerden biri, tedavisi Türkiye'de yapılmış. Listede Saraydaki şahsa İslam'ın Halifesi diyenler de var.
Katarlı bu şahısların terörle ilişkisi var mı, yok mu? Uluslararası meşruiyete sahip kurumların ulaşacağı sonuçlara bakmak lazım...
Fakat Saraydaki şahsın terör gruplarıyla ilişkisini gösteren o kadar çok somut veriler var ki...
Stockholm Özgürlük Merkezi, bu konuda çok çarpıcı raporlar ve analizler yayınlıyor. Stockholm Özgürlük Merkezi'nin web sitesini inceleyip bu analiz ve raporları okumanızı tavsiye ederim. Suriye'den Libya'ya, Nijerya'ya, Sudan'a, Somali'ye, Angola'ya kadar uzanan ilişkiler bunlar...
İncirlik'ten çekilen Alman askerlerini ülkesine kabul eden Ürdün Kralı Abdullah'ın, "Batı ülkelerine teröristleri Erdoğan sevk ediyor" sözü boşuna değildi.
Uzunca bir süredir ben de burada yazıyorum: Türkiye artık dünyaya terör ihraç eden bir ülke...St Petersburg'daki, Stockholm'deki, Manchester'daki patlamaları yapan kişiler Türkiye'den gittiler.
Elbette, gece yarısı Katar'a asker gönderten milyar dolarlar ebediyen gizli kalmayacak... 15 Temmuz sonrasında Saraydaki şahsı korumaya gelen 150 kişilik Katarlı silahlı grup nasıl ki deşifre olduysa, bu paraların kaynağı da deşifre olacak...
Saraydaki şahsın Malezya'daki finans ilişkileri de elbette ebediyen gizli kalmayacak. Malta'da, Rusya'da, Amerika'da olduğu iddia edilen paralar da...
Kaddafi'nin, Hüsnü Mübarek'in, Afrika'daki diğer diktatörlerin gizli servetleri ortaya çıkmadı mı? Ortaya çıktı ve muhafaza eden devletler bu paraların çoğuna el koydular.
Mesela Kaddafi'nin gizli serveti 120 milyar dolardan fazlaydı.
Hüsnü Mübarek'in 80 milyar dolardan fazla...
Diktatörler paraya doymazlar çünkü...
Hep daha fazlasını isterler. Ülkelerinin örtülü ödeneğini, merkez bankalarını soyarlar, bütün büyük işadamlarını haraca bağlarlar, bütün devlet ihalelerini bir tarifeye bağlarlar... Ama yine de doymazlar.
Sonunda ne olur?
Bütün ömürleri bu paraları saklamakla geçer. Ama saklanamayacak kadar büyük paralardır bunlar... Ve günü gelince de hepsi ortalığa saçılır...
İşin acı tarafı, diktatörlerin ülkelerinden çaldıkları bu paraların çoğuna ev sahipliği yapan ülkeler, sonunda bu paralara "kirli" diye el koyarlar. Çok az bir kısmı, mağdur ülkenin hazinesine geri döner.
Saraydaki şahıs ve mutemedinin Malta'da ortaya çıkan 140 milyon euro, 25 milyon dolar servetleri çerez parası bile değil...
Kaddafi'nin gizli servetinden çok daha büyük rakamlardan bahsediliyor. Oradan oraya taşınan, gemilere ve uçaklara sığmayan, bir türlü sıfırlanamayan ve saklanamayan paralar bunlar...
Bir ucu Manhattan'daki hapishanede Saraydaki şahıs tarafından kurtarılmayı bekleyen Rıza Sarraf'a, bir ucu Katar'a, bir ucu Malezya'ya, bir ucu Rusya'ya dayanan paralar bunlar...
Bu gizli servet uğruna koskoca Türkiye'yi 4 yılda yerle bir etti. Türkiye'nin bütün kurumları tarumar oldu.
Üstelik bir de 15 Temmuz'un mağduru yaptı kendini ve 15 Temmuz'un rantını yiyor.
Diktatörler doymazlar.

Herkesin kendilerine kul, köle olmasını isterler. Bu yüzden ülkelerinde taş üstüne taş bırakmazlar.
O yüzden bütün diktatörler paranoyaktır.
Her zaman bir "ihanete" uğramaktan korkarlar. En yakınlarına bile güvenmezler. Her zaman bir saldırı ve tehlike beklerler.
Ve bu korku, onları geceleri uyutmaz.
Faruk Mercan
 

Eren Erdem'den 'damat' ve TÜRGEV ilişkileri hakkında kritik Katar soruları
 
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın önce Katar'a karşı yaptırımların perde arkasında farklı bir oyun oynandığını açıkladığını, ancak hemen bir gün ardından "Katar'a yapılanları kabul etmemiz mümkün değildir" açıklamasında bulunduğunu hatırlatan CHP'li Erdem, Başbakan Yıldırım'a Katar krizinde büyük oyunun Katar'la girilen 'ticari ilişkilerle' bir ilgisi olup olmadığını sordu.
 
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN DAMADI SELÇUK BAYRAKTAR KATAR'A NE KADAR İHA SATTI?
 
Başbakan Binali Yıldırım'a Erdoğan'ın damadı Selçuk Bayraktar'ın şirketi Baykar Makina'nın Katar'a ne kadar İHA sattığını soran CHP'li Erdem, TÜRGEV'e bağlı bazı eğitim kurumlarının Katarlı medya kuruluşlarıyla iş ilişkisini gündeme getirdi.
 
CHP'li Erdem ülkemize kaynağı belirsiz 45 milyarlık döviz girişi konusunu ve 16 Nisan referandumu döneminde Katar'dan Türkiye'ye ne kadar sıcak para girdiğini de TBMM gündemine taşıyarak konuyu yeniden tartışmaya açtı.
 
Önergesinde Katar'da hemen askeri üs kurulmasının kamuoyunca tartışılmasına izin verilmeden Meclis gündemine hızlıca taşındığını belirten Erdem, Başbakan Yıldırım'a Katar krizinin kamuoyu ve siyasilerce tartışılmasının neden engellendiği sorusunu da yöneltti.
 
KATAR'A VERİLEN DESTEĞİN '45 MİLYARLIK KAYNAĞI BELİRSİZ DÖVİZ GİRİŞİYLE' BİR İLGİSİ VAR MIDIR?
 
İşte CHP'li Erdem'in Başbakan Binali Yıldırım'a yönelttiği sorular:
 
 1. Katar krizine ilişkin stratejilerin kamuoyunca tartışılmasına izin verilmeden hemen uygulanması iktidarınız döneminde 45 milyar doları aşkın bir tutara ulaşan kaynağı belirsiz döviz girişleriyle ilişkili midir?
 
2. Selçuk Bayraktar'ın sahibi olduğu Baykar Makine adlı şirketin Katar Silahlı Kuvvetleri'ne sattığı İHA veya mini İHA miktarı nedir?
 
3. Havuz medyası olarak nitelenen Sabah-ATV, Akşam, Star, Güneş gibi gazete sahiplerinin Katar'la ne tür ticari ilişkisi bulunmaktadır? Partiniz MKYK üyesi kaç kişinin Katar'la iş ilişkileri bulunmaktadır?
 
4. Katar'ın ülkemizde sahibi veya ortağı olduğu kaç şirket bulunmaktadır ve bu şirketlerin ticari hacmi ve ekonomik değeri nedir? Seçim dönemlerinde Katar'ın ülkemize yaptığı yatırımların miktarı nedir?
 
TÜRGEV'İN KATAR'DAKİ MEDYA KURULUŞLARI VE ÜNİVERSİTELERLE NE TÜR TİCARİ İLİŞKİSİ BULUNMAKTADIR?
 
 5. İktidarınız döneminde Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar ve MİT müsteşarı düzeyinde Katar'a kaç kez resmi ziyaret gerçekleştirmiştir?
 
6. TÜRGEV'e bağlı eğitim kurumlarının Katar'daki çeşitli medya kuruluşları ve üniversitelerle ne tür bir iş/işbirliği ilişkisi bulunmaktadır?
 
7. İktidarınız döneminde seçim yapılan yıllarda Türkiye'ye kayıt dışı para girişi miktarı nedir?
 
 16 NİSAN DÖNEMİNDE KATAR'DAN VARLIK FONU ARACILIĞIYLA 600 MİLYON DOLAR SICAK PARA GELDİĞİ DOĞRU MUDUR?
 
 8. 16 Nisan döneminde ve Mayıs ayında Katar'dan varlık fonu aracılığıyla 600 Milyon sıcak para girişi olduğu doğru mudur?
 
9. Uluslararası ilişkilerin mezhepçi bakış açısı ve kişisel birtakım ticari ilişki veya dostluklarla sürdürülmesi partinizin dış politika anlayışının bir tezahürü müdür?

15 Temmuz'ı bildiren MİTci Osman Karacan çıktı. Eeee, o halde!
15 Temmuz'da MİT'e ihbarda bulunan Binbaşı O.K. gerçekte kim?
15 Temmuz duruşmaları darbe ile ilgili birçok bilginin yanlış olduğunu gösterdi. Son örnek, ihbarcı binbaşı O.K. ile ilgili. O.K.'nin Okan Kocakurt olduğu iddia edildi. Ancak ÖKK davasında ortaya çıktı ki O.K., Osman Karacan...
 
 
15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili yargılanan TSK mensuplarının mahkemelerde yaptıkları açıklamalar her gün yeni bir gerçeği daha ortaya çıkarıyor. Son olarak Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesinde verilen ifadeler Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın aslında darbeciler tarafından derdest edilmediğini ortaya koydu. Dönemin Kara Havacılık Komutanlığı Kurmay Başkanı Yarbay Mehmet Şahin yaptığı savunmada, Hulusi Akar'ın karargahtan kendisini alarak Akıncılar Üssü'ne götüren ve darbe suçundan tutuklanan pilot Albay Uğur Kapan'a, "Neden vaktinde gelmediniz" diye bir de fırça attığını anlattı. Ardından da mahkemeye derdest edilen bir komutanın emirler verip bu şekilde konuşmasının normal olup olmadığını sordu. Üstelik pilot Uğur Kapan, darbe başarısız olunca Akar'ı Çankaya Köşküne götüren kişiydi.
 
Verilen ifadelere bakıldığında hep aynı soruda buluşuluyor. Vakti ve imkanı olduğu halde Hulusi Akar darbeyi neden önle(ye)medi.
 
"İHBARCI BİNBAŞI O.K. İKİ YILDIR MİT'E ÇALIŞIYORDU"
 
Mahkeme tutanaklarına yansıyan bir başka önemli bilgi ise kamuoyunu günlerdir meşgul eden ihbarcı Binbaşı O.K. ile ilgiliydi. O.K.'nın Okan Kocakurt olabileceğini ilk kez Odatv isimli internet sitesinden Müyesser Yıldız ima etmişti. Bu yazının ardından bazı haberlerde O.K.'nın Okan Kocakurt olduğunu dillendirilmeye başladı. Binbaşı O.K., 15 Temmuz günü darbe yapılacağını öğrenir öğrenmez 14:20'de ulaştığı MİT görevlilerine planı anlatmıştı.
 
Peki gerçekten ihbarcı Binbaşı O.K. Okan Kocakurt muydu? Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kayıtlarına giren ifadeye göre bu bilgi doğru değil. Dahası O.K., Gülen cemaati ile bağlarını kopardıktan sonra son iki yıldır MİT ile çalıştığı iddia edilen Binbaşı Osman Karacan'dı!
 
Bu bilgi Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 69 sanıklı ÖKK Davası'nın 8'inci celsesinde gerçek ortaya çıktı. Albay Ümit Bak'ın avukatı Tuncay Özcan gerçek ihbarcının Osman Karacan olduğunu açıkladı. 11 pilotun avukatlığını yapan Avukat Özcan, "Osman Karacan'ın MİT'e çalıştığını bilmeyen pilot yok" iddiasında bulundu. Özcan'ın iddiasına göre Osman Karacan, cemaat ile ilişkilerini kestikten hemen sonra MİT tarafından kullanılmaya başlamıştı. Hatta Özcan'a göre, Karacan iddia edildiği gibi İzmir'de tatildeyken göreve çağrılmadı. Bir şekilde bu kurguya dahil edildi!
 
İKİ SAVCI NEDEN TASFİYE EDİLDİ?
 
Nasıl gözaltına alındığı belli olmayan Karacan, 11 Ağustos 2016'da soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Harun Kodalak ile Başsavcıvekili Necip Cem İşçimen'e "Darbe olacağını MİT'e söyledim" diyordu. MİT ise ihbarcı Binbaşının sadece müsteşar Hakan Fidan'a yönelik bir eylem konusunda ihbarda bulunduğu konusunda ısrarcıydı. Görüşme tutanağındaki bu bilgi darbe olacağının bilindiği ancak önlenmediği gerçeğini gün yüzüne çıkarıyordu. Belki de bu sakıncalı durumun ortaya çıkması nedeniyle her iki savcı da tenzili rütbeyle soruşturmadan alındı. Binbaşı Osman Karacan'ın ihbarcı olduktan sonra MİT tarafından korumaya alındığı bilgisi de doğru değil. Bu ifadelere göre zaten MİT'e çalışmaktaydı…
 
Bülent Ceyhan / Kronos.news
Katar'a taş atıp kuş katliamı yapmak!
İhvan ve AKP arasındaki gizli belgeler bulundu.
İhvan'ın Mısırlı yaşlıları eski Erbakancılar gibi cahildir, Erdoğan bunları aldattı ve Arap iç işlerine karıştı. Durmazlar artık. Erdoğan'ın ve Katar'ın batışı, İhvanı Müslim'i de hedef alıyor. 100 yıllık sosyal yardım, eğitim ve iyilik hareketi, Erdoğan ile siyasi oldu. Suudiler ve Mısır, Katar'ı hedef alırken bir taşla kuş katliamı peşinde. Erdoğan, Mısır'ın Yaşlı İhvanı, Kutub ailesi, İran'dan kurtulacak. Rusya buna izin verir mi? İngiltere ne diyecek?
Katar'ın en fazla sermayesi Türkiye'den sonra İngiltere'deymiş. 40 milyar dolar resmi olanı. Ancak bunun en az 10 katı. BOP'ta kimler savaşıyor? Terörist ilan edilen Yusuf El Kardavi, Londra'da yaşıyordu, burada Müslüman Alimler Konseyi başkanı. İki kızı Oxford'da Prof, başları açık. Suudiler, Sisi Mısır'ı ve Trump'ın yok etmek istediği İhvanı Müslim'in asıl merkezi Londra. Tarık Ramazan aydın önderi. Eğitim ile meşgüller ve terörle Hizmet gibi yakından uzaktan alakaları yok. Başta Tarık Ramazan olmak üzere ABD'de bulunan hiç bir Mısırlı akademisyen ve alimden IŞİD ve türevi teröristleri onaylayan kelime duymadım. Avrupa ve ABD'de İhvanı Müslim'in aydın kesimi var, liderleri Tarık Ramazan, Hasan El Benna'nın torunu. Pek çok başarılı okulları bulunuyor. Erdoğan, Mısır'daki İhvanı batırırken, yanında Seyyid Kutub'un oğlu ve akrabalarının olması aldattı. Yurtdışı İhvanla pek alakaları yoktur.
 
TSK, Katar'da kimi kimden koruyacak? 10 bin Amerikan askerinin olduğu üs varken? Suudilerde 5 Amerikan üssü, 50 bin asker hazır bekletiliyor. Katar'da TSK'nın Erdoğan'ın 160 milyar dolarını kurtarmadan başka işi yok. Ancak kurtarabilir mi? Türkiye'de Katar sermayesine el konulmalı!. Erdoğan'dan başka en büyük sorun yok. Tüm oklar bu terörist lideri işaret ediyor. FA YORUMU...
Neler oluyor?
 
Suudi Arabistan ve Mısır medyası, Türkiye ve Katar'ın Müslüman Kardeşler (İhvan) üyeleriyle Türkiye'de bir toplantı aldığını ve toplantıda Arap ülkelerinin iç işlerine karışma ve istikrarsızlık çıkarma konusunda anlaşma yaptıklarını yazdı.
Suudi Arabistan'ın Riyad ve Ukaz isimli gazeteleri, İhvan üyeleri ile AKP'nin Türkiye'de bir toplantı düzenlediğini, "Türkiye ve Katar'ın da Arap ülkelerinin içişlerine karışma ve istikrarsızlık çıkarma konusunda ortak hareket etme anlaşması yaptığı" yazdı.
AKP'nin üst düzey yetkililerinin de katıldığı belirtilen toplantıda "Mısır'a yönelik kışkırtıcı politikaların sürdürülmesi ve Katar üzerindeki baskının azaltılması için Katar'da ikamet eden Müslüman Kardeşler üyelerinin Türkiye, Sudan, İngiltere ve Malezya gibi ülkelere gitmesi" kararlarının alındığı belirtiliyor. Aynı iddia Mısır'ın Al Ahram gazetesinde de yer aldı.
Gizli belgeler ele geçirildi
Suudi Arabistan'ın Acil gazetesi ise, "gizli belgeler" ele geçirdiğini iddia ederek, "gizli belgelerde Türkiye ve Katar'ın Arap ülkelerinde istikrarsızlık çıkarmak için en üst düzeyde işbirliği yaptığı" savunuldu. İhvan-AKP ilişkisine dair belgelerin yayınlanabileceği belirtiliyor.
Haberde, Mısır'da Müslüman Kardeşler'den Muhammed Mursi Cumhurbaşkanlığı döneminde Katar Emiri Temim Bin Hamad El Sani'nin, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na "Türkiye'ye Mısır'da tekstil ve turizm alanında yatırım imkanı sağlama" sözü verdiği iddiası da yer aldı.
Ayrıca Katar Emiri El Sani'nin uyarısı sonrası Al Jazeera televizyonunun Türkiye'ye yönelik eleştirilerini kestiği de belirtiliyor.
Türkiye'ye sıklıkla gelen El Sani'nin, krizden önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'la telefon görüşmelerinde birlikte iftar yapmak için mutabık kaldıkları öğrenildi. Ancak hafta başında Suudi Arabistan öncülüğünde, diğer Körfez ve Arap ülkelerinin Katar'ı abluka altına alması üzerine Emir El Sani, tüm yurtdışı programlarını iptal etti. El Sani, ABD Başkanı Donald Trump'ın davetini de geri çevirmişti. 
 
Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman El Sani?, "Emir, ülkesi abluka altındayken ülkeden ayrılmayacak" açıklaması yapmıştı. Emir El Sani'nin, yurtdışına çıktığı anda iktidardan devrilip, ülkesine geri dönememe endişesi taşıdığı da öne sürülüyor. Türkiye'den de Katar'a şu anda bir ziyaret planı olmadığı savunuldu.
 
TELEFON DİPLOMASİSİ
 
Türkiye, Körfez kriziyle ilgili temaslarını da sürdürüyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu önceki gece Katarlı mevkidaşı ile telefonda görüştü. Görüşmede, krizin bir an önce sona ermesi temennisi dile getirildi. Katar Dışişleri Bakanı bu görüşmeden önce, "Türk askerinin Katar'a konuşlandırılmasının tüm bölgenin güvenliğine katkıda bulunulması için atılan bir adım olduğunu" açıklamıştı. Türk yetkililer, Katarlı Bakan'ın bu açıklamasının, "Türkiye gerekirse askeri olarak müdahalede bulunur" şeklinde yorumlanmasının son derece yanlış olduğunu vurgulayıp "Türk askeri Katar'a özellikle eğitim ve gerektiğinde ortak tatbikatlar yapmak için gidiyor" değerlendirmesinde bulundular.
 
Katar Dışişleri Bakanı, soluğu Moskova'da aldı!
Moskova'da Katarlı mevkidaşı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman el Sani'yle bir araya gelen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, görüşmenin basına açık kısmında konuştu
 

 
Bazı Körfez ülkeleriyle Katar arasında yaşanan durumun Rusya'yı endişelendirdiğini belirten Lavrov, mevcut durumun diyalog yoluyla aşılmasından yana olduklarını ifade etti.
 
'DOHA İLE TÜM KONULARDA DİYALOĞU SÜRDÜRECEĞİZ'
 
"Rusya, diğer ülkelerin işlerine müdahale etmiyor ancak komşu ülkeler arasındaki ilişkilerin kötüye gitmesi bizleri memnun edemez" diyen Lavrov, Arap dünyasında son dönemde yaşanan gerilimler de dahil olmak üzere Doha ile tüm konularda diyaloğu sürdüreceklerinin altını çizdi.
 
Rusya'nın Körfez ülkeleri için ana tehdidin terör olduğuna inandığını kaydeden Lavrov, terörle mücadele etmek için işbirliğinin önem taşıdığını belirtti.
 
Bu çerçevede Körfez ülkelerini birlik olmaya davet eden Lavrov, Arap Birliği ve Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi'nin işbirliği yapması gerektiğini vurguladı.
 
'KÖRFEZ ÜLKELERİYLE DIŞ AKTÖRLER ARASINDA BİRLİĞİ SAĞLAMALIYIZ'
 
Terörle etkin mücadele için Körfez ülkeleriyle dış aktörler arasında birliği sağlamanın önemli olduğunu da kaydeden Lavrov, şu ifadeleri kullandı: "Söz konusu süreçlerdeki tarafların birçoğuyla temaslarımızı sürdürüyoruz. Rusya Devlet Başkanı (Vladimir Putin), bölgedeki mevkidaşlarıyla telefon görüşmeleri yapıyor. Bugünkü görüşme, Moskova'nın çabalarının devamı niteliğinde olacak. Rusya, ilgili tarafların onayıyla elinden gelen her şeyi yapacak."
 
EL SANİ: MÜZAKERE MASASINDA ÇÖZÜM ARAMALIYIZ
 
Rusya'ya sunduğu yardım teklifi için teşekkür eden El Sani de, mevcut durumun müzakere masasında çözülmesi gerektiğini ifade etti.
 
El Sani, Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi'nin muhtemel müzakereler için uygun bir platform olduğunu kaydetti.
 
'RUSYA VE KATAR'I DOSTANE İLİŞKİLER BİRBİRİNE BAĞLIYOR'
 
Bugünkü Moskova ziyaretinin iki ülke arasındaki işbirliği ve istişarelerin devamı olduğunu da belirten el Sani, Rusya'yla Katar'ı dostane ilişkilerin birbirine bağladığını ve Moskova'nın uluslararası ilişkilerde önemli bir rol oynadığının altını çizdi.
 
El Sani, bölgesel konularda Rusya ile yapıcı diyalogu sürdürmek istediklerinin de altını çizdi.
Ortadoğu'da her şey asıl şimdi başlıyor
Ortadoğu-Körfez ülkeleri ekseni daha önce de tarihi gelişmelere tanıklık etmişti.
Metehan Demir'in yazısı:
Ancak son günlerde ardarda yaşanan gelişmeler kartların yeniden dağıtılacağı sıradışı bir döneme girildiğinin habercisi.
Aslında yıllardır bölge ülkeleri arasında karşılıklı "diş bileme", sonunda ipleri kopardı.
Önce, Suudi Arabistan, Bahreyn, Libya, Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır, Katar ile her türlü ilişkisini kesme kararı aldı.
KÖPRÜLER ATILDI
Buna diplomatik, sosyal, ekonomik, ulaştırma, basın dahil her tür alan dahil edildi. Hatta Katarlı vatandaşların bu ülkeleri terk etmesi bile istendi.
Bahane olarak ise, Katar'ın Suudilerin baş düşmanı İran ile yakın ilişkileri gösterildi.
Ayrıca, Katar'ın, kendisi ile ilişkisini kesen ülkeler aleyhine çalışan aşırı radikal dinci örgütlere para desteği sağladığı iddiası da ortaya sürüldü.
O SON ZİYARET
Tabii değil, daha çok yakın zamanda, Suudi Arabistan'ı ziyaret eden ABD Başkanı Donald Trump'ın ardından Suudi Krallığı'nın bu kararı almasının da manidar olduğu konuşuldu.
Zaten Trump'ın dünkü açıklaması da bu konuda ABD'nin de Katar ile ilgili bazı yönlendirmeleri olabileceğinin işaretlerini verdi.
Gerçi Amerika imalı açıklamalarda bulunsa da şu ana dek Katar'a karşı yürütülen izolasyon kampanyasına açık destek vermedi. 10 bin Amerikan askerinin bulunduğu askeri üs Katar'da stratejik öneme sahip.
Ayrıca 2 milyon 250 bin nüfuslu Katar, petrol ve doğalgazdan kazandığı paraları yurt dışında akıllı yatırımlara döndürerek bu zenginliğini 'vazgeçilemez dost' avantajına döndürmeyi de iyi yönetebilir.
KATAR PROFESYONELLEŞİYOR
Kişi başına milli geliri Türkiye'nin neredeyse 10 katı olan bu küçük emirlik etki olarak çok farklı konumda. Son on yılda dünyaya daha iyi entegre olabilmek için ekonomik gücü kullanmak başta olmak üzere dünyayı yakından okuyabilen bir sistem geliştirmeye çalışıyor.
Katar'ın, sadece İngiltere'de yaklaşık 40 milyar dolar yatırımı var. Bu nedenle, bu krizde İngilizlerin nasıl bir tavır takınacağı merakla bekleniyor. Bu da Katar'ın bu krizde o kadar da elinin boş olmadığını gösteriyor.
KRİZ FIRSAT MI?
Eğer ABD, Katar Emirlik ailesi ile ilgili gizliden gizliye tasfiye planları yapmıyorsa, 'tavşana kaç, tazıya tut' diyerek Suud-Katar arası krizi kendisi için de fırsata çevirebilir. Trump'ın Beyaz Saray davetini de bu açıdan görmek lazım.
Peki burada Türkiye ne yapacak?
Çünkü hem yatırımları hem ekonomik ve siyasi ilişkileri, hem de getirdiği sıcak para açısından Katar, Türkiye için önemli bir ülke. Ayrıca, diğer ülkelerin soğuk baktığı bazı örgütler meselesinde de daha önce iki ülke arasında ciddi bir sorun yaşanmamıştı.
KESKİN BIÇAK
Ancak öte yandan Türkiye'nin Suudi Arabistan ile son dönemde çok yakın ilişkileri de ortada. Yani iki ucu keskin bıçak misali Türkiye'nin bu krizde arabulucu gibi ortada durması daha akıllıca görünebilir.
Meclis'ten acilen Katar'a asker gönderilmesi kararı ise bu konuda ayrı bir perspektif konusu. Türkiye'nin Katar ile yakın dostluğu nedeni ile aldığı bu karar şüphesiz diğer cephede tepki ve merakla karşılanacaktır. Bunu Türkiye dostuna her hal ve şartta destek verdiğini göstermek için özellikle yapacaktır. Ama, Ankara'nın Suudi Arabistan ile de köprüleri atmak isteyeceği yakın zamandaki üst düzey ziyaretleri düşününce akla pek yatkın görünmüyor.
Zaten bunu Ankara'dan gelen itidalle krizi çözmek isteyen diplomatik resmi açıklamalardan rahatlıkla görüyoruz.
HERKES DİKKAT ETMELİ
Ama burada en çok dikkat edilmesi gereken nokta Amerika'nın açık politikası imalı- dalgalı-tarafsız görünürken perde arkasında ne düşündüğünün iyi izlenmesi.
Çünkü Arap ülkelerinin bu kararı kendi inisiyatifleri ile alabilecekleri ihtimali akla yatkın değil.
Bu süreçte Katar'ın paralarının gömülü olduğu ülke İngiltere'yi de yakından izlemek gerekir. Sürpriz bir perde arkası diplomasi yürütülebilir. Sadece acele etmememiz lazım.
Öte yandan; Katar'ın gıdasının yüzde 75'ini Suudi Arabistan karşılıyor. Buradan doğacak pazar da ilginç gelişmeleri doğurabilir. Ki şimdiden Katar gıda için Türkiye'ye ve İran'a başvurdu.
TİMSAHLARIN İŞTAHINI KABARTAN ZENGİNLİK
Bu küçük ülkenin, timsahların iştahını kabartan mal varlığını da hiç unutmayalım.
Bu baş döndüren para için kim bilir perde arkasında nerelerde, kimler, ne planlar yapıyor?
O yüzden birileri terör, birileri demokrasi, birileri de başka bahaneler ile bu bölgenin zenginliklerinin gerçek sahibi olmak için ellerinden geleni yapabilir.
YENİ DÖNEM
Bu olayı her şeyden öte artık Trump'ın da işbaşına gelmesi ile Ortadoğu'da kartların yeniden dağıtılacağı, hatta, haritada sınırlarda oynamaların olacağı bir dönemin başlangıcı olarak da görebiliriz.
ARABULUCULUK ÖNEMLİ
Bu işin 'qatarsrophe' haline gelmemesi için Türkiye'nin arabulucu rolünden ayrılmaması önemli. Evet; Katar'a asker gönderilecek. Buradaki 200 askerimizin sayısı 5 bine çıkacak. Ama, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son 36 saatte 20'den fazla telefonla uluslararası mekik diplomasisi yürüttüğünü de not edelim.
Türkiye bu eksende, bu ülkeyi de sisteme 'katar' hale getirmek için çaba sarfedecek. Önümüzdeki dönemde; Katar için bir uluslararası arabuluculuk zirvesi gündeme gelecektir.
İRAN FAKTÖRÜ
Bu işin içindeki en riskli aktör ise İran. Arap ülkelerindeki Şii azınlıkları kaşıdığı suçlaması ile karşılaşan İran, Katar'ın özellikle yanında durarak kavgayı yeni boyuta taşıyor.
Türkiye'nin önümüzdeki dönemde, "Ankara'nın Pejak saldırılarının arkasında olduğu" gibi mesnetsiz iddiaları ortaya atan İran ile ilişkilerinde bir krizin yaşanabileceğini de ihtimal dahilinde görebiliriz.
Katar'ın diğer Arapları, "İş birliği yapmakla" suçladığı İsrail'in de bu kargaşayı keyifle izlediğini unutmayalım.
Resim böyle.
OYUN ÇOK PİS
Yerler çok kaygan dediğimiz sırada dün İran'da 10'dan fazla kişinin öldüğü saldırılar sonrası işler iyice karıştı. Ortada gerçekten çok pis bir oyun oynanmaya başladı.
Bu noktada, İran'ı da oyuna çekmek istiyorlar. Olayı DAEŞ üstlense de, İran yönetiminin birinci derece şüpheli gördüğü Suudlardan öç alınacağına yönelik açıklamaları misilleme tamtamlarını çalmaya başladı.
Bunlar yani, İran'ı da işin içine çekme planları, endişelerin artma sebebi.
VEKALET SAVAŞI
Dediğimiz gibi Ortadoğu'da kartlar yeniden dağıtılacak. Ama bu savaşta büyük devletler bunu bir vekalet savaşı gibi yürüterek kendileri sıcak ateşin içine ellerini sokmayacak.
Halen bu krize odaklanmışken, Suriye, Irak ve Libya başta olmak üzere ana krizlerinde olduğu gibi ortada durduğunu da unutmamak gerekir.
TÜRKİYE'NİN YAPMASI GEREKEN
Burada Türkiye, Katar ile ilgili hassasiyetini, desteğini açıkça ortaya koysa da diğer ülkelerin hangi duruşta ne kadar samimi olduğunu asla aklında çıkarmamalı.
Terörün neredeyse yaşanmadığı, 1979'dan beri bu çapta Meclis'e yapılan ilk saldırının olduğu, ülkenin sembollerinden Humeyni'nin türbesinde bombaların patladığı dünkü gelişmeler doğrudan İran'a da 'Artık rahat değilsin' mesajı vermeye çalışıyor. Tepki verdirtmeye çalışıyor.
Ortada çok şüphelinin olduğu bir ortamda bazen kimin fail olduğu bilinemez. Akla "Şu, bu yaptı" diye gelen isimleri haricinde ortalığı karıştırıp milleti birbirine düşürmek isteyen hiç ummadığınız biri asıl suçlu çıkabilir.
İran'ın bugünkü çıkışında saldırının arkasında Suudi Arabistan olduğunu iddia ederek intikam alınacağını söylemesi gelecekle ilgili yeni endişeleri beraberinde getirecektir.
Bazı açıklamalarda Suudların "savaşı taşırız" demesi ile İran'ı tehdit ettiği iddia edilmişti. İran'ın da bu süreçte elinin boş olmadığı tahmin ediliyor. Ayrıca gözden kaçırılmaması gereken avantajlardan biri de İran diasporasının etki gücü.
İşte tam bu süreçte gerçekten çok dikkatli olmamız, duygusallıktan uzak milli menfaatler merkezinden ayrılmamak şart.
Benim ülkemin bir canının mutluluğu güvenliği geleceği tüm Körfez'den de, Batı'dan da, hepsinden önemli. Devletin de böyle düşündüğüne kimsenin şüphesi yok. O nedenle beklemek görmek lazım.
Bu kaygan zeminde o nedenle kimseye güvenmemek, her açıklamanın perde arkasını araştırmak, diğer ülkelerin gizli niyetlerinin ne olduğunu görmek hayati önemde.
Tabii en önemlisi ise herkesin birbirinin ayağını kaydırmak istediği şu ortamda bu güzel ülkede birbirimizi yemeyi de sona erdirmek. Artık gerçekten yeter. Kavgalarımızı sonra ederiz ama şimdi dışarıdan, içeriden gelen hainliğin haddi hesabı yok.
Bunu, 15 Temmuz ihaneti dahil gördük, yaşadık. Bu yüzden elele önce vatan için birlik zamanı.
OYUN MASASI ÜLKEDEN ÜLKEYE TAŞINIYOR!
Artık ülkemizde de istihbarat güvenlik birimleri ortalığı karıştırmak isteyen her tür girişime azami dikkat etmeli.
Şu an tüm birimlerin elinden geleni yaptığını bilen biliyor ama bu kez oyun farklı. Oyun masası ülkeden ülkeye taşınıyor.
Çok daha hazırlıklı olmakta fayda var. Yeri geldiğinde Türkiye'ye yapılanları unutmayalım.
SATRANÇ TAHTASINDA YENİ OYUNLAR
Ortadoğu'da çok şey gördük ama bu kez işler çok karışık. Ve her geçen gün fiziki ve psikolojik yeni cepheler açılıyor. Satranç tahtasına her dakika alttan birileri yeni görmediğimiz taşlar sürüp akla hayale gelmemiş taktiklerle aynı anda üç beş hamle yapıyor.
Aman dikkat.
Güzel günlerde görüşmek üzere.
http://www.superhaber.tv/ortadoguda-her-sey-asil-simdi-basliyor-60961-makale
Bir gün 15 Temmuz gerçekten yargılanırsa 2. sanık sandalyesinde hiç kuşkusuz Hakan Fidan olacak.
Erdoğan, Hizmet erenlerne soykırım çağrısını açıkca yaptı. Kin, nefret ve ayrımcılık suçundan da öte Hitler gibi davranıyor. Bu kara günler hiç unutulmayacak. Videosu
 
http://www.shaber3.com/web-tv/erdogandan-hizmet-hareketine-yonelik-soykirim-cagrisi-21387-video-haberi/
 
Türkiye'de yapılmış askeri darbelerin hemen hepsinde MİT, darbenin bir parçası olmuş ve darbeyi siyasi iktidara haber vermemiştir. Bunu 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel şöyle izah etmişti: "MİT dönemin hükümetlerini 1960 darbesinden, 1971 muhtırasından ve 1980 müdahalesinden haberdar etmemiştir. MİT, Hükümet'e Angola'da olan bir harekâtı bildirir de Ankara'da olanı bilmez!" MİT'in fonksiyonu daha veciz ifade edilemezdi.
 
Örnek verelim:
 
12 Eylül 1980 darbesini MİT hükümete haber vermiş miydi? Hayır.
 
O günün MİT müsteşarı Bülent Türker'di. Darbecilerle iş tuttuğu için görevine devam edebilmişti.
 
Peki tersinden soralım.
 
Mesela 12 Eylül darbesi başarılı olmasaydı, Kenan Evren ve diğer komutanlar idamla yargılanırdı. Peki Demirel kendisine bunu haber vermeyen MİT müsteşarını ne yapardı? MİT Müsteşarı darbecilerle işbirliği yaptığı için yargılanırdı. En azından emekli edilirdi. Bülent Türker görevine devam edebilir miydi? Tabi ki hayır.
 
PEKİ 15 TEMMUZ'DA MİT NE YAPTI?
 
Binlerce çalışanı olan MİT'in aylarca hazırlık gerektiren 15 Temmuz girişimini bilmemesi mümkün mü? Hayır.
 
Peki hükümete haber verdi mi? Göründüğü kadarıyla hayır.
 
HAKAN FİDAN SORULARI
 
1- Hakan Fidan için ilk planda 2 ihtimal var: Ya çok başarısız veya hükümete ihanet içinde.
 
Bu her iki durumda da Hakan Fidan'ın görevinden alınması gerekirdi, değil mi?
 
Alınmadığına göre ve hala el üstünde tutulduğuna göre üçüncü bir ihtimal söz konusu.
 
O da Hakan Fidan'ın 'kontrollü darbe'nin mimarı oluşu.
 
2- Siz MİT müsteşarısınız. Kurumunuza sizin askerler tarafından operasyon yapılarak gece kaçırılacağınıza dair ihbar geliyor. Ne yaparsınız?
 
Sizi kaçıracakları söylenenlerin kurumuna mı gidersiniz? Hayır. Hakan Fidan ne yapıyor?
 
Hiç çekinmeden Genelkurmay'a gidiyor? Fidan bunun bir darbe habercisi olduğunu anladıysa niye Genelkurmay'a koştu? Normalde Emniyet Genel Müdürlüğü'ne sığınması gerekmez miydi? Ne malum Genelkurmay'ın bütünüyle bu işin içinde olmadığı?
 
Bütün hapse giren subay ve generaller darbe girişimini emir komuta içinde sanıyor ama bir tek Fidan bunun doğru olmadığını ve bir cunta harekâtı olduğunu biliyor. Ve Genelkurmay'a koşuyor.
 
Normalde ne yapması gerekirdi?
 
Eniştesinden önce olanları Erdoğan'a haber vermesi gerekirdi. Başbakan'a bilgi vermesi gerekirdi. Ve emniyete sığınması gerekirdi. Ama bunu yapmıyor. Olanları Akar'la bir gece önce görüştüğü için rahatça hareket ediyor. Endişelenmiyor.
 
3- Diyelim ki İstanbul'un en büyük bankasına soygun düzenleniyor. Her nasılsa bu soygun son anda engelleniyor ama çatışmada 10 güvenlikçi ölüyor. Bir süre sonra anlaşılıyor ki bankanın güvenlik müdürü ile soyguncuların liderinin bir önceki akşam bir araya gelmiş ve uzun uzun görüşmüş.
 
Ne düşünürsünüz?
 
Güvenlik müdürü soyguncuların iş birlikçisi demez misiniz?
 
15 Temmuz'da benzer bir durum var.
 
Genelkurmay Başkanı Akar ile ile MİT Müsteşarı Fidan 14 Temmuz akşamı daha önce yapmadıkları bir işi yapıyorlar ve beraber 6 saat geçiriyorlar. Ve Fidan ayrıca bir gün sonranın kahramanı ilan edilecek olan ÖKK Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı ile de görüşüyor.
 
Bunların açıklaması ne?
 
4- "Darbe girişimini" veya "kaçırılmayı" o gün 14.20 gibi MİT'e gidip darbe ihbarında bulunan subay Pilot Binbaşı O.K. idi.
 
Normalde ne olması gerekirdi? Bu subayın kahraman ilan edilmesi gerekirdi. Televizyon televizyon gezdirilmesi, röportajlar yapılması gerekirdi. Ama böyle olmuyor. Bir nevi 27 Mayıs darbesini haber veren Samet Kuşçu'ya yapılan yapılıyor. Önce gözaltı sonra tutuklama falan yapılıyor. Aylar sonra da anlaşılıyor ki hukuki olarak ifade vermesini engellemek ve tutuklanmasını önlemek için MİT'e transfer edilmiş! Peki bu subayın Darbe komisyonuna çağrılması gerekmez miydi? Bu, engelleniyor. Yetmiyor ifadeleri 15 Temmuz iddianamelerine, dava dosyalarına konmuyor.
 
Neden olabilir?
 
Nedeni basit. O subay ihbar yaparak tezgâhı bozmuş. Yaptığının darbe ihbarı olduğu gizlensin diye de gizlice MİT'e alınmış. Ve komisyona gönderilmemiş.
 
Çünkü öğlen saatlerinde öğrenilmiş bir darbe muz cumhuriyetlerinde bile engellenebilir. Demek ki amaç engellemek değil, kontrollü olarak izin vermek.
 
HAKAN FİDAN OLMASAYDI NE OLURDU?
 
Yazının başlığındaki soru: "Hakan Fidan 15 Temmuz'un neresinde?"
 
Bunun cevabı çok açık: Tam göbeğinde.
 
Peki Erdoğan, Fidan olmadan bu kontrollü darbeyi başarabilir miydi?
 
Çok zor.
 
Hiçbir MİT müsteşarı vatanına ihanet edip kurumunu siyasete bu kadar alet etmezdi. İşte bu nedenle Erdoğan, Hakan Fidan'ı ısrarla MİT'in başında tuttu. Ayrılmak istediğinde kıyamet kopardı. Ne yaptı etti oradan ayırmadı.
 
Bir gün 15 Temmuz gerçekten yargılanırsa 2. sanık sandalyesinde hiç kuşkusuz Hakan Fidan olacak.
 
Veysel Ayhan / Tr724
 
MİT müsteşarı, 15 Temmuz akşamı Suriyeli 'muhalifle' ne görüştü?
15 Temmuz'un sis perdesi bir türlü aydınlatılamıyor. Bir binbaşının darbe girişimiyle ilgili MİT'e haber vermesi bile örtbas edilirken aynı akşam MİT Müsteşarı Fidan'ın Suriyeli muhalifle görüşme yaptığı ortaya çıktı.
15 Temmuz'da "Darbe Tiyatrosu" için hazırlık yapılan saatlerde MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın Suriyeli bir "muhalifle" görüşmeye gittiği ortaya çıktı.
 
Milli İstihbarat Teşkilatı, Meclis Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu'nca yöneltilen soruları yanıtladığı 36 sayfalık metinde 15 Temmuz günü ne olup bittiğini de anlattı.
 
En dikkat çekici ayrıntı, Ankara'da darbe hazırlığı yapıldığı saatlerde 'teyit' gelmemesi üzerine MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın Suriyeli bir "muhalifle" görüşmeye gitmesi.
 
MİT'in Meclis Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu'nca yöneltilen soruları, 36 sayfalık bir metinle yanıtladığı ortaya çıkmıştı.
 
"MİT tarafından daha önce dış makamlarla paylaşılan notlarda, darbe girişimi olabileceği bildirilmiş olmakla birlikte, TSK bünyesinde istihbarat toplanamadığından, darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata daha önceden ulaşılamamıştır.
 
15 Temmuz 2016 tarihinde saat 14.20 sularında Teşkilat Karargahı'na gelen ve Teşkilatımızla daha önce teması bulunmaması nedeniyle gerekli güvenlik prosedüründen (kimlik teyidi, arşiv taraması gibi) geçirilmesi akabinde saat 15.30 sularında görüşülen bir şahıs tarafından; 'Kara Havacılık Okulunda görevli bazı şahıslarca MİT Müsteşarına saldırı yapılacağı' yönünde teyide muhtaç ham bilgiler verilmiştir. Bunun üzerine söz konusu hususlar, önemine binaen ivedi şekilde sıralı amirlere arz edilmiştir.
 
Müsteşarın konunun detaylandırılmasına ilişkin talimatı çerçevesinde Karargah bünyesindeki çalışmalar devam ederken, eş zamanlı olarak önce saat 16.20'de Müsteşar tarafından Genelkurmay İkinci Başkanı aranmış ve ihbar hakkında bilgi verilmiştir. Saat 16.40 sularında Genelkurmay Başkanı, Müsteşar'ı aramıştır. Müsteşar, detaylı şifahi bilgi vermesi için ilgili Müsteşar Yardımcısını, Genelkurmay İkinci Başkanına göndermiştir. Daha sonra Müsteşar, Genelkurmay Başkanından gelen davet üzerine saat 18.00 civarında Genelkurmay Karargahına gitmiştir. Genelkurmay Başkanı, ihbarın doğruluğunu araştırmak/ihbarı teyit tekzip etmek ve gerekli tedbirleri almak üzere Kara Kuvvetleri Komutanını ivedi olarak görevlendirmiştir. Genelkurmay Başkanı, Kara Havacılık Okulu'ndaki kontroller sonuçlanana kadar ülke genelinde hava araçlarının uçuşunun yasaklanması için Genelkurmay Harekat Merkezi'ne emir vermiştir. Ayrıca Ankara Garnizon Komutanını arayarak, Ankara'da askeri birlik hareketliliğinin ikinci bir emre kadar durdurulması talimatını vermiştir.
 
Bu esnada, Müsteşara yönelik saldırı ihbarı teyit ve tekzip edilmemiş olmasına rağmen gelişmelerin bildirilmesi amacıyla Müsteşar tarafından, Cumhurbaşkanının Koruma Müdürü aranmış ve Cumhurbaşkanının müsait olmadığının öğrenilmesi üzerine, Koruma Müdürüne bir anormallik olup olmadığı ve muhtemel tehditlere karşı hazırlıklarının bulunup bulunmadığı sorulmuştur. Koruma Müdürünün, herhangi bir anormallik olmadığı ve güvenlik tedbirlerinin yerinde olduğu yönündeki ifadesi üzerine Müsteşar, Genelkurmay Başkanının makamında Kara Kuvvetleri Komutanından haber gelmesini beklemeye devam etmiştir.
 
Kara Kuvvetleri Komutanından saldırı ihbarının teyidine yönelik herhangi bir haber gelmemesi üzerine Müsteşar, saat 20.30'da MİT Karargâhında Suriye Ulusal Koalisyonu eski Başkanı Muaz Hatip ile olan randevusu nedeniyle, saat 20.20'de Genelkurmay Karargahından ayrılmıştır.
(Haber.Sol)
Zekai Aksakallı'nın son 48 saati ve sorular
Zekai Aksakallı'nın 14-15 Temmuz'daki faaliyetlerini TR724 için gazeteci Ahmet Dönmez yazdı.
Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda Kurmay Başkanı Erdinç Kocayanak'ın koruma astsubayı olan Turgay Usanmaz'ın önceki gün mahkemedeki savunması bir çarpıcı detayı daha teyit etti. Daha önce Piyade Üstçavuş Mehmet Bilge ve Albay Fırat Alakuş'un ifşa ettiği, 14 Temmuz'daki Hulusi Akar-Hakan Fidan ve Zekai Aksakallı-Hakan Fidan özel görüşmelerini, Usanmaz daha detaylıca anlattı.
 
Buna göre Aksakallı'nın son 48 saati, darbe girişiminin de kara kutusu hüviyetinde. Kronolojiye bir bakalım:
 
14 Temmuz 2016 Perşembe…
 
Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın (ÖKK) Gölbaşı Oğulbey Kışlasında, ihtisas kursu mezuniyet töreni vardı. Birçok açıdan ilklerin yaşandığı bir merasimdi. Teamüllerin tamamen aksine, tören Cuma gününden perşembeye alınmıştı. ÖKK Komutanı Zekai Aksakallı, gerekçe olarak Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın katılımını göstermişti. Akar'ın niye katıldığı ise bir başka muammaydı. Teamüllere göre Genelkurmay 2. Başkanı'nın başkanlığında yapılan törene ilk kez Genelkurmay Birinci Başkanı da iştirak ediyordu. Garnizondaki herkes şaşkındı. Fakat onları daha da şaşırtacak bir başka misafir daha vardı: MİT Müsteşarı Hakan Fidan.
 
Tören bittikten sonra akşam 20.00'de protokol yemeği olacaktı. Fakat teamülleri yerle bir eden bir başka gelişme daha oldu. Hulusi Akar ve Hakan Fidan protokolün şaşkın bakışları altında masadan ayrılıp tek bir başka masaya geçtiler. Etraflarında kimse yoktu. Başbaşa 3.5 saat yemek yiyip özel bir görüşme yaptılar.
 
O gece Özel Kuvvetler Karargâhı'nı afallatan başka gelişmeler de yaşanıyordu. Törenin ev sahibi olan Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler, Akar-Fidan görüşmesi devam ederken garnizonu terk etti. Ardından saat 23.30'da Akar da ayrıldı. Hâlbuki MİT Müsteşarı halen oradaydı. Çünkü Fidan'ın temasları bitmemişti. Son olarak 23.30'dan sonra binanın dışında ÖKK Komutanı Zekai Aksakallı ile de 1 saate yakın özel görüşme yaptı. Diğer komutanlar meraktaydı. Acaba neler oluyordu?
 
15 Temmuz Cuma…
 
Saat 12.00 suları… Henüz daha ÖKK Karargâhı'ndan ayrılmadan önce kendisini Silopi'deki 1. ÖKK Tugayı Komutanı Tuğgeneral Semih Terzi aradı. Babasının rahatsızlığını gerekçe göstererek Ankara'ya gelmek için izin istedi. Aksakallı, talebi onayladı. O gün için Cizre'ye gidecek bir kargo uçağı bulunduğunu, onunla gelebileceğini söyledi.
 
14.00'te Genelkurmay Karargâhı'nda terörle mücadele toplantısı vardı. 2. Başkan Yaşar Güler başkanlığındaki bu toplantıya ÖKK Komutanı Aksakallı da katılıyordu.
 
20 dakika sonra Kara Havacılık Okul Komutanlığı'nda görev yapan Pilot Binbaşı O.K., MİT'e giderek darbe ihbarında bulundu. Tam 2 saat sonra MİT Müsteşarı Fidan, toplantıya başkanlık eden Yaşar Güler'i arayarak bilgi verdi. Güler de bu gelişmeli Hulusi Akar'a haber verdi. Karşılıklı temasların ardından akşam 18.10'da Fidan, Genelkurmay Karargâhı'na giriş yaptı. Akar, Güler ve Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak'la toplantı yaptı. 18.30'da uçuş yasağı emri verildi.
 
Bu arada Güler ve Çolak ayrılmış olsa bile terörle mücadele toplantısı saat 19.00'a kadar devam etti.
 
19.15'te Zekai Aksakallı'nın Semih Terzi'ye bahsettiği CASA tipi kargo uçağı havalanmaya hazırdı. Ancak son anda uçuş iptal edildi.
 
20.15'te Zekai Aksakallı, eşi ile birlikte Bes¸tepe Gazi Orduevinde yapılan bir dügˆüne katıldı.
 
20:30 sıralarında darbeciler harekete geçti ve Genelkurmay'dan ilk alarm direktifleri gönderilmeye başlandı. Bu emir, ÖKK Karargahı'na da ulaştı.
 
20.50'de Etimesgut Hava Alay Komutanı Albay Ümit Tatan, Diyarbakır'a uçuşu iptal edilen kargı uçağının pilotlarını arayarak kalkış için izin verdi. Genelkurmay'ın uçuş yasağına rağmen bu izin dikkat çekici ve önemliydi.
 
21.00'de Genelkurmay'dan gönderilen atama ve sıkıyönetim direktifleri ÖKK'ya ulaştı. Özel Kuvvetler Komutanı olarak Tuğgeneral Semih Terzi'nin görevlendirildiği, Zekai Aksakallı'nın görevden alındığı bildiriliyordu.
 
21.20'de Genelkurmay Karargâhı, 33 kişiden oluşan ÖKK timi tarafından basıldı. Komutanları derdest edenler hep bu ÖKK personeli oldu.
 
21.22'de kargo uçağı, Etimesgut Hava Alay Komutanlığı'ndan Diyarbakır'a gitmek üzere havalandı. Kuleler hiç bir engel çıkarmadı.
 
21.30'da Aksakallı eşiyle beraber düğünden ayrıldı. Kısa bir süre sonra aracının önü bir Mercedes Vito araç tarafından kesildi. Aksakallı'nın ifadesine göre silahlı iki kişi kendisini kaçırmak istedi. Ancak o, birinin ayağına tekme atarak ikisini de sendeletip oradan kaçmayı başardı.
 
22.15 sıralarında Özel Kuvvetler Nöbetçi Amiri Yarbay Ümit Koçak'ı aradı. Kışlaya gelmek için zırhlı araç ve koruma timi istedi. Ayrıca, "İçeriye sadece Semih Terzi'yi alın. Başka hiç kimsenin girmesine izin vermeyin" emrini verdi. 5 dakika sonra da ÖKK Kurmay Bas¸kanı Erdinç Kocayanak ve Okul Komutanı Kurmay Albay Ömer Faruk Bozdemir'i arayarak Karargâh'a gidip duruma el koymaları emrini verdi.
 
Aynı dakikalarda Tuğgeneral Semih Terzi, Silopi'den helikopterle Diyarbakır'a hareket etti. Buradan da kargo uçağı ile buluşup Ankara'ya geçecekti.
 
23.15'te uçak Diyarbakır'a iniş yaptı. Bu sırada Zekai Aksakallı da kendi evinin güvensiz olduğunu düşünerek ÖKK Spor Okulu lojmanlarındaki bir general arkadas¸ının evine geçti. Zırhlı araç ve koruma timini de orada bekleyecekti.
 
23.30'da Semih Terzi, Diyarbakır'a iniş yaptı.
 
23.39'da Zekai Aksakallı'yı almaya gelen koruma aracına saldırı oldu ve ÖKK Komutanı ile araç buluşamadı. Bunun üzerine MİT'ten Kemal Eskintan'ı arayan Aksakallı, kışlayı darbecilerden temizlemek üzere giden arkadaşları için silah ve mühimmat talebinde bulundu. MİT, talebi onayladı.
 
23.59'da Semih Terzi'yi taşıyan uçak hiç bir engelle karşılaşmaksızın havalandı.
 
01.11'de Aksakallı, MİT Müstes¸arlıgˆı'ndan Sadık Üstün'ün yönlendirmesi ile TGRT Televizyonuna, saat 01.47'de de NTV Televizyonuna canlı yayın bagˆlantısı yaptı. Darbenin emir-komuta zinciri içerisinde olmadığını ve hain bir kalkışma olduğunu söyledi.
 
Ardından Bas¸bakan Binali Yıldırım ile sivil vatandas¸ların sokagˆa çıkartılması hususunu görüştü.
 
Arkasından Jandarma Asayis¸ Kolordu Komutanı Korgeneral I·smail Metin Temel, 8. Kolordu Komutanı Korgeneral Yılmaz Uyar, 7. Kolordu Komutanı İbrahim Yılmaz, 6. Mekanize Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Osman Erbaş'ın NTV'ye çıkarılmasını organize etti.
 
Bir yandan da 3 yıldır koruma astsubaylığını yapan Ömer Halisdemir'i arıyordu. Kendisini tam 8 defa arayarak Semih Terzi'nin hain olduğunu söyleyerek kendisini öldürmesi emrini verdi. Tam 20 yıldır Aksakallı'nın emrinde çalışan ve neredeyse her şeyini ona borçlu olan Halisdemir, "Emredersiniz" dedi.
 
02.05'te Terzi'yi taşıyan kargo uçağı, yasağa rağmen Etimesgut Özel Kuvvetler Hava Alay Komutanlığı'na sorunsuz bir şekilde indi. Radarlardan hiç bir engel çıkarılmadı. Terzi ve beraberindeki tim, hemen helikopterlere binerek ÖKK Oğulbey Kışlası'na hareket etti. Fakat nedense helikopterdeki timin komutanı Yüzbaşı Ahmet Kemal Yılmaz orada kaldı.
 
02.14'te helikopter kışlaya iniş yaptı. Terzi Karargâh binasına doğru yürürken arkasından yaklaşan Halisdemir tarafından vuruldu. Terzi'nin yanındakiler de Halisdemir'e doğru yoğun ateşe başladı. Terzi, bir helikopterle GATA'ya götürüldü. Halisdemir ise ağır yaralı idi. Sıhhiyeci askerler nabzını ölçtü, yaşıyordu. Fakat onlar müdahale ederken Diyarbakır'dan gelen timden Üsteğmen Mihrali Atmaca, belindeki tabancayı çıkardı ve oradakilerin itirazına rağmen Halisdemir'in göğsüne 2 el ateş ederek kendisini şehit etti.
 
Bu sıralarda Etimesgut'ta kalan Yüzbaşı Ahmet Kemal Yılmaz, Zekai Aksakallı'ya ulaşarak "Emrinizdeyim. Kışlaya giren timde sağlam adamlarım var." dedi. O sağlam adamların başında da Halisdemir'i şehit eden Mihrali Atmaca geliyordu. Bu andan itibaren Aksakallı, içeriye yönelik emirlerini hep Yılmaz ve Atmaca üzerinden verdi. Her ikisi de taraf değiştirmişti.
 
03.10'da Mihrali Atmaca ve beraberindeki tim personeli, Aksakallı'nın emri ile darbeci olduğu iddia edilenleri gözaltına almaya başladı. Bu isimler, Albay Ümit Bak, Yarbay Mehmet Ali Çelik, Başçavuş Turgay Usanmaz, Başçavuş Şenol Soylu ve Başçavuş Muzaffer Han'dı.
 
07.40'ta ÖKK Karargahı, darbeci tüm şüphelilerden arındırıldı.
 
10.38'de Zekai Aksakallı, MI·T yetkilisi Kemal Eskintan tarafından sagˆlanan zırhlı araç ile kışlaya gelerek emir-komutayı yeniden eline aldı. Şehit olan Halisdemir'i alnından öptükten sonra Mihrali Atmaca'yı da darbeyi engellediği için tebrik etti. Atmaca'ya "Aslanım, eline sağlık" dedi.
 
Kronoloji 14 Temmuz'dan başlatılmalı
 
Daha önceki bir yazımda darbenin kronolojisinin 15 Temmuz 14.20'de MİT'e ulaşan ihbar ile değil 14 Temmuz'dan başlatılması gerektiğini savunmuştum. Mezuniyet töreninin neden 14 Temmuz'a alındığı, yine 15 Temmuz'da yapılacak paraşütle atlama programı hava muhalefeti gerekçe gösterilerek neden iptal edildiği, teamüllere aykırı olarak Hulusi Akar ile Hakan Fidan'ın neden törene katıldığı, akşam neden baş başa uzun toplantılar yaptıkları cevaplanmadan 15 Temmuz da anlaşılamaz. Ne hikmetse Genelkurmay ÖKK timleri tarafından basılırken, Oğulbey kışlası nizamiyesinde de çatışmalar varken Zekai Aksakallı bir türlü bulunduğu evden çıkamıyor. Başka komutanlara Gölbaşı'na gitmesi emri verirken kendisi bir türlü oraya gidemiyor. Adını vermediği bir evden adeta bütün geceyi yönetiyor. MİT'le ve televizyonlarla görüşmeler yapıyor. Sokağa çıkacak siviller konusunu bile Başbakan'la müzakere ediyor. Oğulbey'e ulaşması ertesi gün saat 10.38'i buluyor.
 
Ahmet Dönmez / TR724
Fethullah Gülen Hocaefendi Politico'ya yazdı
Politico'da 'Müslüman Gençlerin Teröristlerin Ağına Düşmemesi için Bağışıklık Sistemini Güçlendirmeliyiz' başlığıyla makalesi yayımlanan Fethullah Gülen Hocaefendi, 'İsmine İslam kelimesini koyarak onun parlak çehresini kirleten bu örgüt kendisi ne iddia ederse etsin dini siyasi emellerine alet eden bir sapkınlığın temsilcisidir.' dedi.
Masum sivilleri hedef alanların kendine ne derse desin hakkettiği tek ismin 'insanlıktan çıkmış bir suç şebekesi' olduğunun altını çizen Gülen, 'Londra ve Manchester'deki vahşi saldırıların tekrar etmemesi için din kisvesi altında hunharlık yapan bu örgütlere karşı dünya çapında yürütülen çalışmaların bir parçası olmak hem insani hem de dini bir mesuliyettir.' ifadelerini kullandı.
 
İşte Politico Europe'da yayımlanan o yazının tamamı:
 
Müslüman Gençlerin Teröristlerin Ağına Düşmemesi için Bağışıklık Sistemini Güçlendirmeliyiz
 
Londra ve Manchester şehirlerindeki son kanlı terörist saldırıları yine kendine IŞİD diyen terörist grup üstlendi. Daha önce de masum sivilleri hedef alan nice saldırıyı gerçekleştiren bu örgüt kendine ne derse desin hakkettiği tek isim insanlıktan çıkmış bir suç şebekesidir.
 
Dünya Müslümanları gelecekte olması muhtemel saldırıları önleme adına istihbarat ve emniyet tedbirlerine yardımcı olmanın yanında bu belanın hayat damarlarını kesmeye gayret etmelidir. Irak'ta El-Kaide'nin kalıntılarından ortaya çıkan bu örgütün yalanları daha başından beri hunhar katliamları ile at başı gitti. İsmine İslam kelimesini koyarak onun parlak çehresini kirleten bu örgüt kendisi ne iddia ederse etsin dini siyasi emellerine alet eden bir sapkınlığın temsilcisidir. Elbiseleri, bayrakları ve sloganları İslam'ın ruhuna yaptıkları ihanetleri gizlemeye yeterli değildir.
 
Bu hunhar örgütün cezbetmeye çalıştığı gençlere yönelik propagandasının önemli bir unsuru olan devlet olma iddiasına zemin teşkil eden bir alandan mahrum etmek tüm dünya Müslümanlarının destekleyebileceği bir hedeftir. Ancak mesele askeri müdahale ile çözülemeyecek şekilde çok boyutludur.
 
IŞİD ile temsil edilen daha derin problem bu ve benzeri örgütlerin, toplumlarında kendini dışlanmış hisseden gençlerin duygularına hitap ederek onlara ulvi görünümlü hedefler ve aidiyet hissi vaatleriyle totaliter bir ideolojinin fedaileri haline getirmeleridir. Dini, siyasi, psiko-sosyal ve ekonomik boyutları olan bu problemin çözümünün de çok yönlü olması zaruridir. Ayrımcılık ve sosyal dışlama probleminin devletler ve toplumlar seviyesinde ele alınması zaruridir. Kendi halkına zulmeden Suriye gibi rejimler mevzuunda Uluslararası organizasyonlar sonuç getirici müdahaleler yapmalıdır. Bati devletlerinin daha ahlaki ve tutarlı bir dış politika izlemeleri beklenir. Müslümanlar bu geniş çaplı çabaların bir parçası olabilir ve olmalıdır ancak onlara hususi bir mesuliyet düşmektedir.
 
Şu anda Müslümanlar olarak en kritik vazifemiz şiddet ve terör virüsüne karşı, toplumumuzun, özellikle de gençliğimizin bağışıklık sistemini güçlendirmektir. Acaba hiç sorduk mu kendimize, bizim toplumlarımız nasıl teröristlerin eleman devşirmesine müsait bir zemin haline geldi? Bu problemin çözümü için elbette çözülmesi gereken dış faktörler vardır ancak Müslümanlar olarak biz ilk önce kendimizi sorgulayarak başlamalıyız çünkü nefis muhasebesi dini bir vecibedir ve ayni zamanda ebeveynlerin, öğretmenlerin, imam hatiplerin ve fikir önderlerinin bu mevzuda yapabileceği şeyler vardır.
 
Yapılabilecek şeylerin önemli bir tanesi şiddeti meşru gören eden radikalleri fikir savaşında yenmektir. Şiddet yanlısı örgütlerin ortak bir hatası/taktiği, Kuran-ı Kerim ve Efendimiz'in (s.a.v) beyanlarını siyak ve sibak münasebetinden koparmak ve onları önceden belirlenmiş amaçlarına hizmet edecek şekilde yorumlamaktır. Bu örgütlerin arkasındaki ideologlar, Efendimiz'in (s.a.v) ya da sahabelerin hayatından bir fotoğraf karesi alıp zaten önceden niyet ettikleri bir eylemi haklı kılmak için bir meşruiyet vasıtası haline getiriyorlar.
 
Bu taktiğe karşı yapılacak şey, dini geleneği bütüncül bir nazarla, her bir rivayeti siyak ve sibakıyla öğreten bir eğitim programıdır. Gençlerimize Efendimizin (s.a.v) kavmini nasıl vahşilikten İbrahimi dinlerin paylaştığı ahlaki prensipleri benimsemiş bir topluma dönüştürdüğünü öğretmemiz lazım. Kur'an-ı Kerim'in ruhunu ve Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) siyer felsefesini anlamalılar ki radikallerin aldatıcı söylemlerine karşı koyabilsinler. Müslümanların yaşadıkları yerlerin hükümetleri de onların dini özgürlüklerini garanti altına alarak bu mevzuda yardımcı olabilirler.
 
Bütüncül bir eğitim müfredatının önemli bir maddesi, her insanı Allah'ın (cc) eşsiz bir sanat eseri olarak aziz tutmaktır. Kur'an'ın birçok ayetinde Cenab-ı Hak, inancına bakılmaksızın insanlığı bir bütün olarak muhatap almaktadır. Allah (cc) "Biz, hakikaten insanoğlunu şereflendirdik" (17. Sure 70. Ayet) dediğinde, tüm insanlık şereflendirilmiştir. Kur'an-ı Kerim, bir masum insanın hayatına kıyılmasını tüm insanlığa ve hayatın değerine karşı bir suç olarak nitelendirdiğini beyan etmiştir (5. Sure 32. Ayet). Meşru olan müdafaa amaçlı savaşlarda dahi, Efendimiz (s.a.v), herhangi bir silahsıza karşı, özellikle kadınlara, çocuklara ve din adamlarına karşı şiddeti yasaklar. Nitekim benim de görüşlerine katıldığım Abdurrahman Azzam gibi tarihçilerin altını çizdiği üzere onun savaşlarının hepsi müdafaa savaşlarıdır. Başkalarını öldürerek cennete girilebileceğine inanmak bir korkunç bir aldanmışlıktır.
 
Şiddete tevessül eden radikallerin bir başka büyük hatası, siyasi rekabetin çoğu kez dini farklılıklarla çakıştığı ve birbiriyle karıştırıldığı Orta Çağdaki dini hükümleri 21. Yüzyıla aynen taşımaya çalışmaktır. Bugün Müslümanlar dinlerini laik ve demokratik ülkelerde rahatça yaşayabiliyorlar. Sosyal adalet, hukukun üstünlüğü, toplu karar alma ve eşitlik gibi Müslümanlığın temel değerleri katılımcı hükümet şekliyle daha uyumludur. Müslümanlar demokratik ülkelerin topluma katkıda bulunan vatandaşları olarak yaşayabilir ve zaten yaşıyorlar.
 
İleriye yönelik tedbir almak açısından, gençlerimizin sosyal ihtiyaçlarını müspet yollarla giderip onların enerjilerini yapıcı şekilde kullanmalarını temin etmemiz lazımdır. Gençler gruplar halinde savaş veya felaket mağdurlarına yardım etmeye matuf insani yardım projelerinde gönüllü olmaya yönlendirilebilirler. Bu şekildeki hizmet projeleri mağdurların acılarını dindirmeye yaradığı gibi hizmet edenlerin de kendilerini müspet ve manidar bir projenin parçası olarak hissetmelerini sağlar. Diğer din mensuplarıyla diyalog ve insani hizmet projeleri vesilesiyle teşrik-i mesai yapmak karşılıklı anlayış ve saygıyı geliştirir. Bu şekilde devam eden diyaloglar sayesinde gençlerimiz sadece kendi inanç grubunun değil, aynı zamanda insanlık ailesinin de fertleri oldukları gerçeğini içselleştirebilirler. Bu şekilde bütün müspet grup faaliyetleri gençlerin sağlıklı bir kimlik ve müspet bir aidiyet hislerini geliştirmelerine yardım eder.
 
1970'lerden beri, benim de aralarında bulunmaktan iftihar ettiğim Hizmet camiası fertleri 150'den fazla ülkede 1000'den fazla modern laik okul, ücretsiz etüt merkezi, üniversite, hastane ve yardım organizasyonları kurdular. Bu kurumlar ve onların etrafında şekillenen gönüllü halkaları gençleri ve genç profesyonelleri hizmet verici, rehber, öğretmen, ve yardımcı rollerinde istihdam ederek onların sağlıklı bir kimlikle, müspet bir aidiyet hissiyle, gaye-i hayal sahibi olarak yaşamalarına vesile oldular. Onların projelerinde yer alan gençlere radikal gruplar el atamadılar ve onları şiddete bulaştıramadılar. Birkaç dil öğreten ve kültürel geziler düzenleyen müesseseler başkalarını daha iyi anlayabilme, esnek ve kritik düşünebilme kabiliyetini geliştirdiler. Radikallerin gençlerimize sunduğu hastalıklı ideolojilere karşı bağışıklık sistemini güçlendirmenin en güzel yolu onlara hem eğitim yoluyla hem de bizzat fiiliyatta müspet bir alternatif hareket yolu göstermektir.
 
Müslümanlar vakit namazlarında ve dualarında her gün defalarca "Rabbim! Sen bizi bu sırat-i müstakime hidayet eyle, orada sabit tut" diye dua ederler. Günümüzde sırat-i müstakimde kalabilmenin şartlarından en mühimleri, inancımızın temel değerlerini iyi anladık mı diye kendimizi sorgulamak, hayatımızda bu değerleri ne kadar uyguladığımızı gözden geçirmek ve bu değerlerle çelişen etkilere karşı gençlerimizin bağışıklık sisteminin güçlendirmektir.
 
Bugün Londra ve Manchester'deki vahşi saldırıların tekrar etmemesi için din kisvesi altında hunharlık yapan bu örgütlere karşı dünya çapında yürütülen çalışmaların bir parçası olmak hem insani hem de dini bir mesuliyettir.
 
Fethullah Gülen
Katar Emiri itirafçı mı oluyor? Erdoğan'ı satıp Katar'ı mı kurtaracak?
Suudiler, Erdoğan'ın sahibi olduğu Türk firması ürünlerine ambargo uygulamaya başladı. Ülkede zaten onun olmayan kalmadığı için hepsine uyguluyorlar. Komediye bakın ki, Trump açıkca Katar'a yaptırımları ben sağladım, terörde oklar onu gösteriyor diyor. Erdoğan, Katar'a kumpas kuranı bilmiyormuş. Trump says openly that Qatar is a main suspect for terrorism and indirectly targeted Erdogan. It is obvious. Erdoğan says nobody knows, who! Düne kadar İslam aleminin lideri olarak lanse ediliyordu. Şimdi Katar krizi ile o İslam ülkelerinin çoğu karşı tarafta. Fazla uçmuş sizin Süfyan Erdoğan… İNŞALLAH, Yurdun Evlâtları bir bir DÖNECEK. Asırlık Mahsüller o gün GÜLECEK. Hz Hızır ve Hz Musa (as) bir araya GELECEK. Artık bu Zülm Devri BİTECEK. Tarihi bir bozgunu dün yaşadı Yezidler. İs olsun diye değil. Erdogan'a karşı bütün ABD Kongresi birleşti.. 397 ye karsi -0- oylama sonucu. Erdoğan korumaları yargılanacak. Türk Dışişleri Bakanlğı ve Türk Büyüelçisi kısacası, biz Washington'da terörist dövdük, size ne oluyor demişlerdi. Kongre'deki 143 Türk Dostluk Grubu üyesinden bir tane dahi Erdoğan'ın korumalarına sahip çıkan üye olmadı! Erdoğan, koyu Katar yanlısı pozisyon alabilir mi bilinmez ama Katar karşıtı pozisyon alması imkansız. O kadar çok 'aile-maddi' ilişki var ki, ulusal ve global güvenlik ve terörizm soruu haline geldi dikta rejim. Çöküş net. AKP'li üstdüzey birisinin 3 çocukla boşadığı eşiyle konuştum dün. Çözüm deva bir rüyada gösterilmiş. Hocaefendi'nin elini öpmüş! Bu kadar çok travma elbet devrim yapacak.
Henri Barkey @hbarkey
Erdogan says that someone is messing with Qatar, but they have yet find the culprit. https://twitter.com/DikenComTr/status/872181843575099394 …
Başkan Trump diyor ki, Katar'a yönelik yaptırımları ben sağladım. Saraydaki şahıs: Katar'a oyun oynanıyor. Ama bunu kimin yaptığını bulamadık! Saraydaki şahıs, Katar'ı terörizme finans sağlamakla suçlayan süreçteki Trump etkisini söylemeye cesaret edemiyor. Ama Trump onu çizmiş... Katar'da meydana gelecek yönetim değişikliği, Saraydaki şahsın Katar'la gizli finans ilişkilerini deşifre eder. Beyaz Saray'a çağırmış Trump ve Erdoğan aleyhinde itirafçı yapacaklar. Zorla itirafname imzalatanlar çöp oluyor. Sırada Malezya var. Trump: Terörizmin finansmanında tüm oklar Katar'ı işaret ediyordu. Malta dosyalarını açan Avrupa'dan ikinci hamle geldi. AB Sayıştayı Türkiye'ye 2007'den bu yana ödenen 2.19 milyar euronun nasıl harcandığının inceleneceğini açıkladı. Soygunlarını örtbast için Sayıştay'ı yok etmeleri işe yaramadı.
Katar, aç kalmış ve İran'dan yiyecek istemiş. Ağaç kabuğu yesinler demişti ya Süfyan Erdoğan! Bunu Katar Emiri'ne anlatmış, çok gülmüşlerdi! Halkımızdan Erdoğan'ın çaldığı 160 milyar dolar var. Erdoğan'ın Katar firmaları var. Bize ait birşey yok Mehmetçiği Katar ateşine gönderecek tezkere olmayan TBMM'den geçti hızla. Kimi koruyacaklar orada Erdoğan'ın paralarını mı? Katar'da başka koruyacak ne var ki! "Göklerden gelen bir KARAR vardır." derken "Göklerden gelen bir KATAR vardır." demek istediklerini anlayın. Türkiye'de ve dünyada bu karanlık süreç bitiyor. Katar teröre destekten yargılanacak! Finansbank'ta hesabı olan, digitürk sahipleri ve Telekom üyeleri de terörden yargılanırsa şaşırmayın! Bank Asya'nın intikamı oldu.

BOP yükleniyor... Birisi "BOP eşbaşkanıyım" demişti Unutmayın! Ekonomi öldü. Basın öldü. Eğitim öldü. Tarım öldü. Turizm öldü. Dış ilişkiler öldü. İstihbarat öldü. Demokrasi öldü. Şimdi biz ölüyoruz. Yeter artık. Katar ve Erdoğan, Gazze'den başlayan gaz boru hattını Suriye'den geçirip Kıbrıs'taki gazıda alıp Atina'ya bağlayacaktı. Milyonlar öldürüldü. Katar ve Erdoğan için Suriye'de ölen milyona yakın insanın, sakatlananların, tecavüz edilen 80 bin kadın, ölen bebeklerin hiç bir önemi yoktu ve umurlarında olmadı. İnsanlık öldü. Offf off. Katar ve Erdoğan'ın rehine ve fidye şovları sayısız miktarda. İran'ın Hizbullah militanlarını kaçırınca, onlarda cevap vermişlerdi. Bunu da yaz tarih! 5 para etmez bir herifin milyarlarca dolar parasını korumak için Katar'a fakir mehmetçiği gönderiyoruz... Türk askeri birliklerinin Katar'da konuşlanması kanun tezkeresi kabul edildi. Erdoğan'ın dış düşman, hainler saldırıları tamamen saçma. Görüşüp anlaşmadıkları dış güç kalmadı. Ülkeyi domuz gibi yiyip zulüm kralı oldu.
Bazen bu Amerikalılarda çok kaz kafalı oluyor. Jess Bailey'e, 6 Ekim 2000'de Ankara'da Erdoğan projeniz batar, 10 yıl sonra Türkiye'yi kaybedersiniz dedim ama dinlemedi. Jess L Bailey, halen Makedonya ABD büyükelçisi imiş. Southern European Affairs'de Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'la ilişkilerden sorumluydu. ABD'nin Ortadoğu ve Suud merkezli politikalarını belirleyen ana bürokratların çoğunu Ankara'da görmüştüm, Jess Bailey, Erdoğan'ı seçmişti ve bunu yaparken tüm güçlerini kullandılar. Hizmet'in engellemesi mümkün değildi.
Suudilerin Amerikan işgali altında olduğu belli. Aramco'dan orduya, İstihbarata durum feci. AKP bu adamlarla İslam ordusu filan kurmuşlardı. ABD'nin en büyük askeri üsleri Demmam, Dahran, Cidde ve Riyad'ta yani Suudi Arabistan'da, 50 bin askeri var, hemde 1980 yılından beri orada! Suudilerle İslam ordusu kurduk diyen AKP'liler de satılmış ve soğuk duş hali yaşıyorlar. Ahzap rüzgarı başladı, Hizmet erenleri rahatlayacaklar. Sufi ne dediyse o oluyor Katar krizinde. Gerçekler acıdır ama gerçektir. Acı biber gibi ağzınızı, midenizi yakar. Erdoğan terörizm lideridir. Financial Times, Suriyeli: "Katar anlaşmayı sağlayabilmek için Tahrir el Şam'a 120-140 milyon dolar, Ahrar'uş Şam'a 80 milyon dolar ödedi"! Katar'ın El Kaidacı Tahriri Şam, Ahrarı Şam, Şii milislere ödediği 1 milyar dolar fidye deşifre http://farukarslan.ca/akp-katari-koruma-anlasmasi-imzalamis-simdi-ne-olacak/ …
Katar, Kuveyt'i arabulucu seçti, RTE iptal ve satacak. AKP Katar'ı koruma anlaşması imzalamış… Şimdi ne olacak? Ağır Askeri Vesayet Gladyo rejimi Süfyanizm Erdoğan ile ülkemizin 50 yıldır yetişmiş insan ve sosyal kapitalini ezip kesip yok ediyor sadece. Erdoğan ve MİT yüzünden Türkiye, Ortadoğu'dan kovuldu. 15 temmuzla TSK'yı felç eden Rusyacı, RABITAcı Erdoğan, Perinçek, Berk vatan hainleridir. Arap ülkelerinin hepsi İngiliz istihbaratı tarafından petrol ve gaz eksenli kuruldu. Vehhabizm de öyle. BOP ile yeni paylaşımlar yapılıyor. Trump sadece seçmenlerine verdiği sözü tutuyor. IŞİD babalarını aileleriyle yok edeceğiz dedi, Demek ki Katar ve Erdoğan aileleri hedefteler. Suudilerin Katar'ı işgale, yıkmaya niyeti yok. Bu devletin yarı toprağı Amerikan askeri mülkü ve üssü. Trump, Amerikan toprağını satar mı?
Arap dünyasında kimsenin Erdoğan'dan diktatörlük, soygun ve zulüm modeli öğrenmeye niyeti yok. Ülkelerinde yeterince var. Hayal kırıklığılar. Petrol ve gaz zengini Araplara Türkiye'nin verebileceği tek değer Hizmet camiasının örnek İslami Hizmeti, eğitim, diyalog ve barış çalışması idi. Türkiye'yi 2011 yılına kadar yıldız yapan demokrasi, insan hakları, özgür medya, sivil toplum ve özgür yaşamdı. Hiçbiri kalmadı, model bitti. Rusya, Bakü Ceyhan boru hattında İngilizlerle nasıl anlaştıysa Katar gazı hattında da anlaşacaktır. Eğer anlaşmazsa 3. dünya savaşı kesindir. Katar gazını AB'ye satma projesi İsrail ve İngiltere'ye ait. Almanlar mühendisliğe talip. Türkiye avcunu yaladı. Bunca terör vebali üstünde! Katar gazı, 4 trilyon dolarlık bir mülk. Bunu Erdoğan'a koklatmazlar. BOP projesinin altın projesi. Büyük Kürdistan da bu yüzden kuruluyor. Suudiler, Erdoğan salağını yeterince kullandığını düşünmüş olmalıki, maşa kullanmak yerine direk sahaya indi. Esad ile anlaşma yapacaklardır. Esad'la Erdoğan'ın kanka anlaşmasını bozup bir ülkeyi yıkmasının sebebi Katar gazı idi. Kuzey Suriye, IŞİD ve türevi örgütlerle temizlendi.
Katar gazı iştahları kabartıyor. Suudiler almışlar Trump'tan gazı. Ne Erdoğan'ı dinlerler nede Katar Emirini. Suriye, bu yüzden yıkılmıştı. Katar, teröre finansta merkez olduğuna göre, AKP'liler Sümele ormanlarını Katarlılar için boş yere mi yaktı şimdi? Terörün dibi ağaç kesmek! AFAD ile Katar arasında yapılan özel anlaşmalar skandalın en dibidir. 26 mülteci kampında terör örgütlerine ortak militan yetiştiriyorlardı. Erdoğan'ın Katar ile yaptığı stratejik terörle mücadele anlaşması komik duruma düştü. Katar terör destekçisi olduğuna göre ne mücadelesi bu? Erdoğan'ın Katar le yaptığı anlaşmaya göre, Katar saldırıya uğrarsa TSK'nın Katar'ı koruması gerekiyor. Bedelli askerlikci AKP'lileri yollayın. ABD ve İsrail ile anlaşma yapan İran, devletçi geleneğini konuşturdu, Erdoğan'ın zafiyetleri ile Türkiye'yi Ortadoğu masası dışına atmıştır. AKP ve Erdoğan, İslam dünyasında firakı dalle olarak kodlandı. Batı dünyasında Hitler ve Naziler, Rusya'da salaklar olarak görülüyor. Bravo!
Türkiye'yi içe kapatan Erdoğan'ın domuzlukta zeki ve tilki akademisyenleri iflas etti. Suudiler ve Mısırlıları takip etseler gerçek yakındı. Suudi ve Mısırlı alimler, son 3 yıldır Gülen Hocaefendi'nin önerdiği IŞİD terörizmine çözüm yolları önerilerini tek çare olarak görüyorlardı. Hangi gerizekalı lider, Katar'da TSK'ya askeri üs kurdurmuş olabilir? Bu aptallığı yapacak Akar ve Erdoğan'dan başka birini tanıyor musunuz? Erdoğan'ın Katar bizi aldattı demesi mümkün değil, hiç ilişkimiz yok ta diyemez, suçunu Hizmet'e atamaz, görevden alacağı Davudoğlu kalmadı. Suudi Krali Selman zeki adam. İstihbarat başkanı ve savunma bakanı Prens Bender'i 2014'de görevden alarak, terör suçunu Erdoğan'a yıkıyordu. Trump anlaşılan Suudilere tavrını net koydu, IŞİDci ve türevi örgütlerin elebaşılarını talep etti. Katar'dan sonra sıra Erdoğan'a gelmiştir. Türkiye'de ve cihanda IŞİD ile İslam'a kurulan büyük ihanet çemberi kumpası bitti aslında. Suudiler suçu atacak Terörist arıyordu. Buldular!
Hitlerizm'de Erdoğan Suudi Kraliyet ailesinin eline su dökemez. Akademisyenlerin en iyileri Suudilerde toplandı, bir çıkış yolu arıyorlardı. Katar'ı kaybeden Erdoğan, IŞİD ve türevi terör örgütleri projesinde yalnız kaldı. Halifelik diye kandırdığı Türk toplumu bakalım uyanacak mı? Sanmam. Katar olayı bir milat. Vehhabizm'in itidale gelip, tekfirci teröristlerle irtibatını kesmesini sağlarsa, Üstad Said Nursi'nin dediği olacak. Suudilerde büyük bir kırılma yaşanacaktır. Prenslerden çoğu IŞİD projesinden kurtulmaya çalışıyordu. Günah keçisi bulundu: Katar ve Erdoğan! Erdoğan'ın Katar'a ülkemizi peşkeş çekmesi aslında kendi kara parasını aklama metotuydu. Hırsız şekil değiştirmek istesede yakayı ele verdi.
Katar Emiri, İran'a neden 400 milyon dolar rüşvet gönderdiğini açıklarsa, BOP projesinde maskeler düşer. Suudilere boşa kızmamışlar, bir av başladı Irak av partisi faturası ağır olacak. Türkiye'deki Katar'ın parası, Erdoğan'ın kaçırdığı haram rüşvet, haraç ve komisyonlardır. Maskeli soygunda maskeleri düşmüş oluyor artık. Suudilerin Katar'dan talep ettiği 10 yaptırım maddesi, yeni BOP liderinin rolünü ortaya koyuyor. Vehhabizm diktası patronu ortaya çıkmıştır. Haramilerin çakma halifesi Erdoğan, Katar'da batmış oldu. İslam dünyasından da dışlandı. Tüm nefretleri üstüne çekti, boykotlara hazır olun. Katar olayı çok büyük bir skandal. Erdoğan'ın üstü çizilmiş. Terörün finans kaynağı Katar'a yaptırım Erdoğan ailesine yaptırım, arkası gelecektir. Katar'da Emirle Erdoğan'ın teröristlerinin 60 kraliyet prensini kaçırtıp fidye istemesini CNN, dünya medyası bugün farketti, Sufi'den geride kaldılar yine. 24 saatlik gecikme. Gazetecilikte önemlidir haberi ilk veren olmak. Katar meselesi Türkiye'yi değil, Erdoğan ve ailesini ilgilendiriyor. Gazze'de bulunan yeni gaz rezervleri nedeniyle Katar Emiri, HAMAS liderlerini burayı terk edin, bizim diye elini koymuştu. Rehine alındılar! Böyle çok vakaları vardı mafyoz Erdoğan'ın. Katar, gaz üretim merkezi olduğu kadar güzergah savaşında aktif rol aldı. Erdoğan'la Irak ve Suriye'yi yıktılar, parsayı Suudiler toplayacak.
Şükrü Sina Gürel'in doktora tezini Petrol Satrancı kitabımda analiz ettim 2005'de. Gaz olayı aynen benziyor. Bu silahı Rusya iyi kullanıyor. Eski bakan, CHP'li DSP'li solcu aydın Şükrü Sina Gürel'in doktora tezi bu konudadır. Kendisi ile mülakat yapmıştık, Hasan Ünal ile beraber.
DoIgorukov güzel yazıyor, okuyalım:
 
70 lerdeki Petrol krizi sonrası oluşan bugünkü dünya sistemi ve özelde Ortadoğu yeniden temelden bir değişime zorlanıyor. Büyük mücadelenin en önemli sebeplerinden biri olan gaz konusunda: Rusya (Orta Asya), İran ve Katar rezerv bakımından ilk üç ülke. Boru hattı yetmediğinde LNG alıyoruz.( 7 milyar Sm3.) Japonya'nın ihtiyacının yarıdan fazlasını karşılayan Katar bize 1.7 milyar m3 satıyor. Trump başladı: TR nin ham petrol ithalinde Irak'tan aldığı oran son dört yılda 3 kat arttı. Irak'ın ithalatta ki payı: 2013 %32 2015 %30 Trump'tan 'Irak' çıkışı: Petrol için belki şansımız vardır. ABD'ye karşı " bu suçları beraber işledik" demek anlamsız. Saddam ve Kaddafi orda yatarken işlemeseydin derler adama. Keyfin uğruna işledin!
Katar olayının nasıl bir politik sirk olduğunu ve TR'nin uzak durması gerektiğini yazdık. İktidarlarını devam ettirebilmek uğruna alınıp satılanlar, kardeşlerini boğazlayanlar, dik duramayanlar başları sıkışınca ABD yi suçluyor. ABD büyük şeytansa sizler küçük şeytancıklarsınız. İliğinize kadar ABD ile içli dışlı olup şamarı yiyince ABD yi suçlamak akılsızlıktır. Normal bir ülkede buna demokratik tepkisini koymayan kimse kalmaz ve bu konuşma ülkede ki en önemli gündem olur. Normal bir ülkede ama..
Dünyanın ve elbette Ortadoğu'nun 1970 lerde yaşadığı değişimde petrolün rolü neyse bugün benzer mücadelenin merkezinde gaz var.
İşin hukuki kısmı bir yana bence daha önemli sorun;bu demekki masada sokağı bu kadar açık ve net koz olarak tutmayı gerektirecek şartlar var. Sokağı işaret ederek çıkmaza giren ve de girmesi muhtemel davalar üzerinde böyle bir baskı, yargıyı tanınmama demektir. SM herşeyi tam yansıtmıyor. Halkın birkaç ay yoğun devlet propogandasına karşı milli hislerle düşünmeden hareket etmesi kabul edilebilir. Ekim ayına kadar 15 Temmuz algısıyla hareket edip sonra fikir değiştiren, en azından temel meseleleri sorgulayan kimseler tanıyor musunuz?
MEHMETÇİK BU ADİ HIRSIZIN PARASININ ÇALINTI, TALAN PARASININ BEKÇİSİ Mİ? TSK, HULUSİ PAŞA BUNA NE ZAMAN DUR DİYECEK? LEJYONER ASKER MİSİN? KHK ne imiş demek ki, planlı zulüm. Fuat Avni bunu 19 Temmuz 2016'da yazmış. OHAL filan hikaye. Berk planı tıkır tıkır BOP ile yürütülüyor.
fuatavni @fuatavni_f 19 Temmuz 2016'da ne yazmıştı, okuyalım:
 
Çıkartılacak yeni Devlet Memurları Kanunu ile kamuda çalışan ne kadar AKP muhalifi varsa aşamalı olarak atılacak. Narsist, demokratik kuralların geçerli olduğu Batı liginde oynamaktan bıktı. Hukuka bağlı olmak zorunda kalmayacağı bir düzen kuruyor. Kısa süre içinde Rusya ile ilişkiye geçecek. Putin'den Türkiye'yi Şangay Beşlisi'ne almasını bir defa daha isteyecek. Türkiye'nin rotasını Batı'dan Avrasya'ya doğru döndürme projesi adım adım gerçekleşirken Narsist'in sonu da geliyor.
Bu hikayenin sonu asla unutulmayacak. Narsist'in düşüşü en tepeden olacak. Ona inananlar, onunla aynı sonu yaşayacak. Yine mi yakaladınız beni (!) Görevimin başındayım. Narsist ile hesabımı kapattığımda bu hesabı kendim kapatacağım. Korku ve endişeye kapılmayın. Korkması ve titremesi gerekenler belli, onların günleri sayılı. Sana ne korkma ne de titreme demeyeceğim. Çünkü hem korkuyor hem titriyorsun. İpini ele geçiren geçirdi.
Evet Sufi de bunları yazıyor ve yazacak:
IŞİD terörü, Suudilerin hukuk dışı yollarda kullandığı bir araç. Yıllarca Erdoğan kullandı, artık Suudiler silahı devraldı. Sorunları budur! Suudiler, Bahreyn, Dubai haklı, sizinde cihanda tüm insanlar ve varlıklardan değerli 60 Kraliyet prensinizi Erdoğan kaçırtsa, çok kızarsınız. İran İstihbaratı SAVAMA, Katar'ın Tahriri Şam, Erdoğan ve Fidan'ın Ahrarı Şam, Suudi, Dubai ve Bahreyn prenslerini kaçırttı. İntikam alırlar Katar Emiri, neden İran'a 400 milyon doları, Kraliyet prenslerini Tahriri Şam ve Ahrarı Şam'ın kaçırmasında fidye ödediğini açıklasın. Haydi ama. Trump'ın Suudilere tam gaz vermesinden henüz bir hafta geçti, skandallar patladı. Erdoğan ve Katar'ın prensleri kaçırtmasında İran'da vardı. İran Devrim Muhafızları Ordusu Komutan Yardımcısı General Hüseyin Salami, Suudilerden intkam alacağız diyor, IŞİD kimin malı iyi biliyorlar!
Tahran'daki saldırıları IŞİD, yani DEAŞ'ın üstlenmesi gerçeği, Trump ve Suudilerin BOP planında İran'ın out yapıldığı anlamına geliyor mu? Tahran'da bugün biri parlamentoda diğeri Ayetullah Humeyni'nin mezarında düzenlenen intihar bombalı, silahlı saldırılarda en az 12 kişi öldü. İntikam ateşi büyüyor. İran Devrim Muhafızları, "Tahran'da bugün olanlar için intikam alacağız. Saldırının arkasında Suudi Arabistan vardır"
Süfyan Erdoğan ve soygunda ortakları MİT Krallığı baronları, Katar'a sattık dedikleri bu firmalarda yönetim kurulunda haybeye maaş alıyorlar Neden tek #KatarYalnızDeğildir? Süfyan Erdoğan, Haramiler ve Askeri Soyguncu ekibin MİT ekibinin krallığında benzin alınan, gazlanan merkez! Eskiden Baba Bush'un Irak işgaline karşı istifa eden Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay vardı. Necdet Özel ABD'ye Hillar'ya email atıp savaşa yardım edelim dedi, Hulusi Akar, ABD'den Ocak 2015'de KKK iken başarı madalya aldı. Ama cemaat dış güçlerin adamı yapıldı. Domuzlar. Erdoğan diyor ki: Cezalarını tamamlayıp dışarı çıkanlar olursa milletimiz dışarıda her gördüğünde onlara gereken cezayı vereceklerdir. Yani adalet yok, diktatör var
DOMUZLAR KAYBETTİKCE AZIYOR. ONCA ÇÜRÜK ÇARIKLIĞINA RAĞMEN YARGI KARARI İLE SALINANLARI İNFAZ EDERİZ DİYOR BU ADİ ŞEREFSİZ STAR MEDYA KURULUŞU.
DoIgorukov kim darbeci anlatıyor, okuyalım:
Eğer birileri herhangi bir müdahale planlıyorsa, halkın bugünkü hukuksuzlukları alkışlamasından, o birileri cesaret alacaktır. Ama halk 1 yıla rağmen ülkenin durumunu; insani, hukuki, idari, ekonomik halini göremiyorsa bu durum yakın gelecek için bir işarettir. Bir halk hukukun ayaklar altına alınmasını, işkenceyi zanlının suçlu olduğuna inanmasıyla meşrulaştırıyorsa orada çok rahat darbe yapılır. Ancak gençliği partinin dar hedeflerine dolgu malzemesi olarak gören, "komsomol" olarak yetiştiren liderler maalesef bunu anlayamaz. Halkı suç işlemeye teşvik sayılabilecek bu söylem, tek başına uluslararası davalara konu olur ve kaybeder. Aynı zamanda yargıya da tehdittir. Türkiye Dubai gibi, Katar gibi yönetilemez. 80 mil bir ülkenin ekmek su gibi ilk ihtiyacı eğitim ve adalettir. Bu olmazsa çöplüğe döneriz.
Barbarlık döndü. Mehmet Ağar'a çalışan Ayhan Çarkın gibi polis katiller vardı, Devletin nizam ve intizamını, asayiş ve güvenliğini temin etmek için 1000 kişi öldürdüm diyenler hortladı! Kürt sorunu konusunda Gülen: Mesele sadece kaba kuvvet meselesi değildir ve asıl yapılması gerekenler uzun süredir göz ardı edilmektedir. Bu bir ardır. Tavrını net koymuş: Bazı işleri hukuk dışı yollarla halletmeye kalkanlar, başkalarını da hukuk dışı bir kısım oluşumlara sevk etmiş olurlar, İşte Gülen Hocaefendi budur: meselenin üzerine bağırıp çağırarak, yakıp yıkarak ve öldürerek değil, akıl, firaset ve şefkatle gidilmelidir. Hocaefendi'nin vaktiyle Kürt meselenin çözümü için dönemin Başbakanı Erdoğan'a gönderdiği mektup.. Hizmet camiasının Kürt meselesinin çözümüne yönelik gayretleri Samimi çaba ve o mektup Irak basınında yayınlandı. Bunu biliyorduk. http://farukarslan.ca/672-2/ 
Hocaefendi'nin vaktiyle Kürt meselenin çözümü için dönemin Başbakanı Erdoğan'a gönderdiği mektubun da yer aldığı yazının Türkçesi..
Hizmet camiasının Kürt meselesinin çözümüne yönelik gayretleri
Irak Kürdistanı'nda yayınlanan Awene gazetesi'nde Hizmet hareketinin Türkiye'deki Kürt meselesinin çözümü için sarf ettiği çabalar ele alındı. Hocaefendi'nin vaktiyle meselenin çözümü için dönemin Başbakanı'na gönderdiği mektubun da yer aldığı yazının Türkçesi..
Kürt meselesinin çözümüne yönelik 10 maddelik rapor, o zamanki Başbakan'a iletildiğinde, maalesef o serkar bunları elinin tersiyle itti, itti ve aynen şöyle dedi:
'Ben oraya tayin edecek insan bulamıyorum. Bir vali tayin ettim, birkaç gün sonra 'Beni buradan al!' falan dedi.' 
Bahanesi buydu.
Halbuki bunları yapacak dünya kadar insan vardı; Mülkiyeliler vardı, valiler vardı, kaymakamlar vardı.
 
Aradan yıllar geçti. En ufak bir iyileştirme yapmadılar. Otuz sene değil,on sene evvel bile ülkeyi idare edenlerin aklı bu işe erseydi ve bunlar bugüne kadar gerektiği ölçüde yapılabilseydi, bugün o problemler kökünden kurutulamasa da en aza indirilmiş olacaktı. Şimdilerde durum kangren oldu ve çözüm farklılaştı. Farklı bir idari sistemle, onları farklı tercihlerden uzak tutacak bir kontrol sistemi içinde doğunun elinden tutmak gerekmekte. Yoksa yanlış politikalar tamamen bölünmeye sebebiyet verecek ve kinlerin-nefretlerin, düşmanlıklarının nesillere intikaline sebebiyet verecek, hiçbir zaman çözüm bulamayacak.
 
Diğer taraftan, Hizmet Camiasının Kürt meselesinin çözümüne yönelik gayretlerinden de birkaç cümleyle bahsetmek yerinde olacaktır:
Hizmet gönülllüleri her zaman sulhun ve çözümün yanında oldu. Bu çizgi çözüm süreci ile ilgili konuşmalarda da açık ve net bir şekilde, "Sulh hayırdır, hayır sulhtadır" (http:www.herkul.org/herkul-nagme/195-nagme-sulh-hayırdır/) vurgusu ve Hudeybiye misaliyle defalarca dile getirildi.
"Kürtlerin meselelerine onlardan önce Türkler sahip çıkmalı; Türklerin yanında da Türklerden önce Kürtler bulunmalıdır. Eğitim ile başlayan ilişkiler -akademik, Kültürel ve-ekonomik atanlarda yapılacak çalışmalarla geliştirilebilir." Düşüncesiyle doğu ve güneydoğuda okuma salonları, kurslar, dershaneler, okullar açıldı. Açılan bu okullar sayesinde gençler okumaya yöneldi, üniversitelerde önemli bölümler kazandılar.
 
Doğrusu Güneydoğu'ya eğitim götürme adına yola çıkıldığında hep çeşitli engellemelerle karşılaşıldı. Ya arsa bulma, ya ruhsat alma ya da okulun açılış safhasında engellemeler oldu. Fakat oranın insanı ile bu işin üstesinden gelindi. Ve bütün güneydoğu illerinde, hatta büyük kazalarında hem okul, hem üniversite hazırlık kursu hem de yurtlar açıldı. Son on sene içinde de pek çok etüt merkezleri adı altında fakir bölge halkının öğrencilerine ücretsiz kurslar verilerek yüksek okul, üniversite kazanma imkanları sağlandı.
 
Hizmet gönüllülerinin açmış olduğu okullar, Irak Kürdistanı'nda zaten 20 yıldır Kürtçe eğitim yapmaktaydı. Türkiye'de ise kendi dilleri ile okullar açma gayretleri kanunlara takıldı. Doğu-batı kardeşliğinin gelişmesi adına; arzu eden öğrenciler ailelerinin izni ile batıdaki okullarda okutuldu. Dil bilen bölge halkından insanların çocukları, ilahiyat fakültesini bitirerek kendi memleketlerinde hizmet ettiler. Öğretmenler daha çok bölge halkından seçildi,orada yatırım yapmaları için esnaflar teşvik edildi. Hizmet camiası kurban bayramlarını bile kardeşlik köprülerini sağlamlaştırma adına değerlendirdi.
Ayrıca Kürtçe yayın yapan bir Tv'nin açılması yönünde de ciddi teşvikleri oldu. Bütün zorluklara rağmen, tamamen Kürtçe yayın yapan, Dünya Tv ismi ile bir televizyon kanalı açıldı. Türkiye'nin ilk yasal özel Kürtçe televizyonu da yine Hizmet Hareketine gönül vermiş müteşebbisler tarafından açılmış oldu.
 
Diğer taraftan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Kürt sorunu ile ilgili bugüne kadar Diyarbakır ve Erbil şehirleri de dahil olmak üzere pek çok toplantı yaptı.
 
Çözüm sürecinde, sürecin sağlıklı yürümesiyle ilgili her türlü samimi tavsiye ve ikazlar asla çözüm karşıtlığı değildi. Bilakis, bunlar sürecin daha sağlıklı bir şekilde işlemesi için yapılan katkılardı.
 
(Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'nin o dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a yazmış olduğu mektuptan alıntılar.)
KÜRT MESELESİNİN ÇÖZÜMÜ ADINA TEKLİFLER
 
Muhterem Efendim,
Çoklarının dediği gibi, mensup olduğumuz Birleşmiş Milletler ve NATO içinde önemli güce, kuvvete ve mekanize birliklere sahip sayılı devletlerden biriyiz. Bir espriye bağlı ifade edecek olursak, o güç, kuvvet ve mekanize birliklerin neler yapabileceğini görmek isteyenler, 27 mayıs ihtilaline bakabilirler. O tarihte, işaret edilen güç, gelip kendi milletinin başına binmiş ve 25-30 milyon insanı teslim almıştır. Ne var ki, aynı güç, Doğu ve Güneydoğu'da kuvvetini sonuna kadar kullanmış, sokağa hükmetmiş fakat pozitif bir netice elde edememiştir. Zira mesele sadece kaba kuvvet meselesi değildir ve asıl yapılması gerekenler uzun süredir göz ardı edilmektedir. Bu bir ardır.
Bazı işleri hukuk dışı yollarla halletmeye kalkanlar, başkalarını da hukuk dışı bir kısım oluşumlara sevk etmiş olurlar, ister devlet isterse de kendini devlet yerine koyan ve devlet yanlısı görünenler, meseleleri hukuk dışı yollarla halletmeye kalkıştıkları zaman daha ciddi problemlere ve komplikasyonlara sebebiyet verirler. Fakat maalesef, "Devletin nizam ve intizamını, asayiş ve güvenliğini temin etmek maksadıyla öldürmem istenen insanları öldürdüm" diyen kimseler çıkmıştır bizim ülkemizde.
Halbuki meselenin üzerine bağırıp çağırarak, yakıp yıkarak ve öldürerek değil, akıl, firaset ve şefkatle gidilmelidir.
Bu mülahazaya bağlı olarak, Kürt Meselesinin çözümü adına zaruri gördüğüm bazı hususları müsaadenizle arz etmek istiyorum:
 
1. Bölge tam bir cazibe merkezi haline getirilmelidir. Samimi gayretler neticesinde o coğrafya mutlaka kalkındırılmak ve öylesine mamur hale getirilmelidir ki, önemli bir medeniyet merkezi konumunu yeniden kazansın, imrenilir bir vaziyete kavuşsun ve bölge halkının hepsi halinden memnun olsun.
(Bir dönemde "kalkınmada öncelikli yerler" adı altında oralara bir kısım avantajlar tanındı. Fakat devlet bu konuda daha ciddi adımlar atmalıydı. Bu arada, teşvik primleri ve ihaleler yandaşlar arasında dağıtılmamak, sadece o yöre, bir kesimin zenginleşme vesilesi edilmemeliydi. Bölge samimi gayretler neticesinde mutlaka kalkındırılmak, imrenilir bir bölge haline getirilmeliydi.)
 
2. Orada eğitim çok ciddi şekilde ele alınmalıdır. Çünkü eğitim problemi çözüldüğü zaman çok problemler de çözülecektir. Çözülecek bu problemlerin başında da geleceği karanlık görme, sulh içerisinde hak ve adaletin bir gün ikame edilebileceğine inanmama ve ümitsizlik girdabında debelenme marazları vardır. O bölgeye tayin edilecek muallimler, bugün dünyanın dört bir tarafına ciddi fedakarlıklarla hicret eden gönüllüler gibi, dönmemek, orada ölmek ve oraya gömülmek üzere gitmeliler. Bu yaşatma duygusuyla serfiraz, gaye-i hayali ve mefkuresi olan fedakar rehberler, sağlam bir eğitim müessesesinde sağlam bir nesil yetiştirirler. Fedakar öğretmenleri o tarafa göndermek suretiyle eğitim müesseselerini diriltici, canlı hale getirmek lazım. Zira mekteplerdeki o çocuklar-şehadetleri makbul olmasa bile-aileler içinde söyledikleri sözlerle Anadolu'nun diğer kesimine karşı en sadık şahitlerin tesirinden daha tesirli olurlar. Bu şekilde işi dipten almak suretiyle, bugün olmazsa yarın orayı ihya etmiş olacaksınız, rica ederim, (kimseye el öptürmem ama her zaman başkalarının elini de öpmüşümdür; belki onu da dedim bilemiyorum) elinizi öperim, ne olur bunu yapın.
 
3. Hazreti Bediüzzaman ta Meşrutiyet yıllarında Medreset'üz Zehra adıyla Van'da bir üniversite kurulmasını teklif ederken orada Arapça'nın farz, Türkçe'nin vacip ve Kürtçe'nin caiz gibi kabul edilerek hepsinin beraberce okutulması gerektiğini söylemiştir. Neden okullar da Kürtçe'nin de öğretilmesine fırsat verilmesin? Bakınız, yurtdışındaki okullarımızda, hatta Amerika'da bile Türkçe seçmeli ders olarak okutuluyor ve kimse buna mani olmuyor. O bölgenin mekteplerinde de Kürtçe seçmeli dil olsun. Kürtçe radyoları olsun, televizyonları olsun. Unutulmamalıdır ki anadilde eğitim, bir insan hakkıdır ve siyasi pazarlık konusu yapılmamalıdır.
 
4. Sağlık açısından da bölge ele alınmalı, orada sağlık müesseseleri kurulmalı. Türkiye'de çok pratisyen hekim var, onların çoğu doğuya gönderilebilir. Çünkü her doktor, doğrudan halkın yanında, evinde iç içe olup onları kucaklayabilir. Keşke her köye olmasa bile bir kaç tanesine bir sağlık memuru, pratisyen hekim gönderilse. Onlar da sağlık ocaklarında onlara sağlık hizmetinde bulunsa, okullarda halka koruyucu hekimlik adına dersler verip sağlıksız şartların oluşmasını önlemiş olsa. Böylece hem mesleklerini icra etme yoluyla hem de okuttukları çocuklar vesilesiyle ailelerin içine girseler ve kendilerini ifade etseler.
 
5. Oraya gerçekten halkla içli dışlı olabilecek askerler tayin edilmeli. Bu suretle, bir yönüyle halkın dimağındaki darbe yapan, baskı uygulayan, balyoz gibi tepelerine inen o yanlış asker telakkisinin silinmesi sağlanmalı. Öyle insanlar gönderilmeli ki, 27 Mayıs'ın travması silinmeli, 12 Mart'ın travması silinmeli, 12 Eylül'ün travması silinmeli, 28 Şubat'ın o toplumda travması silinmeli.
 
6. Keza, oraya gitmeye hazır emniyet memurları vardır. Sağlam karakterli, vazifeşinas, yaşatma duygusuyla serfiraz, içi yaşatma heyecanıyla dopdolu emniyet mensuplarını gönderin oraya.
Gidip gerçek emniyeti temsil etsinler; hatta imkan dahilinde çocuklar ile top oynasın, hediyeler versin ve gençlerle sıcak ilişkiler içinde olsunlar. Çünkü çocuklar ve gençler daha önce oldukça ürkmüş, korkmuşlardır. Polis ya da asker abisinin elinden hediye alan ve onun tarafından giydirilen bir çocuğun devletine kötü nazarla bakması ve kandırılması oldukça zordur. Evleri teker teker gezip toplumun dertlerini dinleyebilecek, güvenin teminatı olan emniyet mensupları gönderin ki hem halkın gönlüne girsin hem de fesat ve idiale fırsat vermeyecek şekilde bütün sızma kanallarını kapatsınlar.
 
7. Yine yüreğini tamamen diriliş duygusuna bağlamış Mülkiyeliler, valiler, kaymakamlar, vali yardımcıları tayin edilmeli. Gaye-i hayali olan, enaniyetine bağlı kalmayan, yaşatma duygusunu yaşamanın önünde gören Mülkiyeliler hususi mahiyette Seçilmeli ve oraya tayin edilmeli. Halkın içinde olsunlar ister polisiyle, ister emniyetçisiyle, ister askeriyle... Namaz kılan o insanlar sağa selam verdikleri zaman valiyi görsünler, sola selam verdikleri zaman kaymakamı görsün, emniyetçiyi görsün , polisi görsün, sağlıkçıyı görsünler.
 
8. Bölgede oranın dilini bilen din adamları vazifelendirilmelidir. O halkın karakterini çok iyi bilen, çok ciddi bir empati mülahazasıyla onları doğru okuyan ve ona göre muamelede bulunan vaizler gönderilmelidir.
 
9. Ayrıca doğuda kanaat önderlerine çok önem verirler ve orada yetişmiş çok değerli alimler mevcuttur. Onlara seminerler verilmeli, güvenlikleri temin edilmeli ve halkın kuvve-i maneviyesini arttırmak adına onlar yüreklendirilmelidir. Dahası yetiştirdikleri talebelere imam ve hatiplik imkanları sağlanmalı; hatta kendi dillerini bilen samimi insanların rehberlik yapması için zemin oluşturulmalıdır.
 
10. Son olarak, mesele sadece siyasi, askeri ve idari açıdan ele alınmamalı; iş yalnızca devlet yetkililerine bırakılmamalı. STK'ların önü açılmalı; onların rehberliğinde toplumun hemen bütün kesimleri birliğimizin pekiştirilmesi için ellerinden geleni yapmalı; aramızda daima gönül köprüleri kurulmalı; düşmanlığa düşman olunmalı; her türlü iftirak faktörlerinden uzak durulmalıdır.
Hürmetle, arz ederim.
 
*Awene Gazetesi'nde çıkan bu yazının ilk yayınlandığı adres için tıklayınız
 
http://www.awene.com/2017/05/11/44892/

"FİGARO'NUN DÜĞÜNÜNE KARŞI ERDOĞAN'IN 3 DÜĞÜNLÜ DARBESİ"
Ahmet Nesin'den 15 Temmuz senaryosu: Hakan Fidan, Hulusi Akar'a 'Erdoğan darbe yapıyor' dedi.
Ahmet Nesin, 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde Genelkkurmay Başkanı Hulusi Akar ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan arasında gerçekleşen görüşme hakkında çarpıcı soruları köşesine taşıdı.
Ahmet Nesin'in Fidan'ın Akar'a "Komutanım, Recep Tayyip Erdoğan darbe yapıyor, bişeyler yapıp önlemeye çalışın..." demiş olabileceğini iddia ettiği yazısı şöyle:
 
Darbeyi asker yapıyorsa ve MİT müsteşarı da asker emeklisiyse, mesai arkadaşlarını ihbar etmek adına sivil başbakana darbeyi haber vermez.
 
12 Mart 1971 darbesi oldu, başbakan Süleyman Demirel'di ve "MİT darbeyi bana haber vermedi..." dedi...
 
 12 Eylül 1980 darbesi oldu, başbakan Süleyman Demirel'di ve "MİT darbeyi bana haber vermedi..." dedi...
 
 15 Temmuz 2016 darbesi oldu, başbakan Binali Yıldırım'dı ve "MİT darbeyi bana haber vermedi..." dedi...
 
 15 Temmuz 2016 darbesi oldu, cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dı ve "MİT darbeyi bana haber vermedi..." dedi...
 
 12 Mart 1971 yılında MİT müsteşarı korgeneral Fuat Doğu'ydu...
 
 12 Eylül 1980 yılında MİT müsteşarı korgeneral Bülent Türker'di...
 
 15 Temmuz 2016 yılında MİT müsteşarı astsubay Hakan Fidan'dı...
 
 Bu giriş size ilginç geldi mi bilmiyorum ama bana çok ilginç geldi... Darbeyi asker yapıyorsa ve MİT müsteşarı da asker emeklisiyse, mesai arkadaşlarını ihbar etmek adına sivil başbakana darbeyi haber vermez. Demokrasi adına doğru olmadığını söyleyebilirsiniz ama zaten MİT müsteşarının asker olması demokratik olmadığından gelişmenin demokratik olup olmadığını tartışmak bence boşuna.
 
 İşi kağıt üstünde düşünürseniz başka sonuç çıkıyor aslında. MİT başbakanlığa bağlı bir kurum olduğundan ilk haberi başbakanın alması gerekiyor. Ama korgeneral Fuat Doğu ve Bülent Türker tercihlerini silah arkadaşlarından yana kullanmışlar zamanında. İşin ilginç bir yanı daha var yada bana hep öyle gelmiştir, hem 12 Mart, hem de 12 Eylül darbelerinde hava kuvvetleri komutanları Amerika'dadır.
 
Oysa 15 Temmuz darbesine baktığımızda iş biraz değişik, Aziz Nesin öyküsü ya da Kemal Sunal filmi gibi biraz. Aziz Nesin'e bir darbe komedisi senaryosu yaz deselerdi 15 Temmuz'u yazardı ve Kemal Sunal'ın da oynamasını isterdi. MİT müsteşarı da bir asker ama omuzu kalabalıklardan değil, pırpırlılardan, yani astsubay. Astsubaylar pek ciddiye alınmadıklarından dolayı (Oysa askeriyede bence çok önemliler) halkın büyük bir kısmı Hakan Fidan'ı sivil sanıyor.
 
 Erdoğan'ın geçmiş konuşmalarına baktığımızda esasında Hakan Fidan kendisinin sır küpü. Sır küpü derken, öyle sevgi, aşk konusu filan diye almayın, Türkiye, Kürdistan ve Suriye girişimleri dahil, bütün cinayetlerden haberdar ya da beraber planlanmış olaylar. Ancak Hakan Fidan dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu'yla anlaşıp istifa ediyor ve milletvekilliği için aday adayı oluyor. Davutoğlu'yla Erdoğan arasındaki ilk kriz böylece su yüzüne çıkıyor ve Erdoğan vekilliğe karşı çıkıyor. Sonuçta Fidan vekillikten vazgeçip tekrar müsteşar oluyor ama artık o bir suskun müsteşardır. Erdoğan'ın Dolmabahçe mutabakatını yok saymasıyla hem Davutoğlu, hem de Fidan bir anlamda açığa düşmüş oluyor.
 
 Gelelim darbe girişiminin gündüz saatlerine. İlk haber MİT müsteşarı Hakan Fidan'a geliyor, darbeden çok kendisinin yok edileceği üzerine. Bu ihbardan dolayı darbe çıkartılır ya da çıkartılmaz, bu ayrı bir tartışma ama Hakan Fidan'la empati kurduğunuzda aklınıza gelenleri sıralayın ve ne yapacağınıza karar verin. Sizi gözden çıkaran ve astığı astık, kestiği kestik bir cumhurbaşkanı var ve siz de bütün sırlarını biliyorsunuz ama gözden düşmüşsünüz.
 
 Bütün MİT müsteşarları gibi Hakan Fidan'ın da bu konuda ilk uyarması gereken kişi başbakan Binali Yıldırım'dır. Diyelim ki bulamadı, ulaşamadı, cumhurbaşkanı Erdoğan'dır. Oysa Hakan Fidan genel kurmay başkanlığına gidiyor. İşin içinden çıkılmaz komedi burada başlıyor.
 
 "Sayın genel kurmay başkanım, bana bir ihbar geldi, beni öldürecekmişsiniz ve darbe yapacakmışsınız..."
 
 Daha açayım, bir asker MİT müsteşarına gidiyor ve askerler sizi öldürecek diyor, o da asker başına gidip bu ihbarı söylüyor, ne için, korunmak için, öldürülmemek için. Peki Fidan, genel kurmay başkanı Hulusi Akar'ın bu emri vermediğinden nasıl emin ya da niye emin? İşte burasını bilmiyoruz ya da biliyoruz ama onlar bunu açıklamıyorlar.
 
 Evet, MİT müsteşarı kendi canını kurtarmak için Hulusi Akar'a gidiyor, çünkü o kendisinin onun tarafından öldürülmeyeceğinden emin. Peki o zaman ne söylemiştir sizce Hulusi Akar'a... Burada bikaç olasılık var.
 
Komutanım, bir binbaşı askerler tarafından öldürüleceğimi söyledi, bundan haberiniz var mı? Bu bir darbe başlangıcı olabilir...
Komutanım, Fethullah Gülen darbe girişiminde, bu işin içinde başka kimler var bilmiyorum, önlemeliyiz...
Komutanım, NATO'cu subaylar darbe yapacaklar. Aralarında Gülen ekibinin de bulunduğu bir grup asker beni öldürecekmiş. Bişeyler yapın...
Komutanım,Kemalist subaylar darbe yapacakmış. Sanırım siz hariç bikaç grup asker var işin içinde, Erdoğan buna karşı darbeyle cevap verebilir...
Komutanım, Recep Tayyip Erdoğan darbe yapıyor, bişeyler yapıp önlemeye çalışın...
 
 Bana en yakın gelen bölüm var, o da "Komutanım, Recep Tayyip Erdoğan darbe yapıyor, bişeyler yapıp önlemeye çalışın..." MİT müsteşarı Hakan Fidan'ın başbakana ve cumhurbaşkanına ulaştığı saatlere baktığımızda bunu çok net bir şekilde görüyoruz. Ne zaman ki Hakan Fidan yaşamını garantiye alıyor, o zaman hem Yıldırım'ı, hem de Erdoğan'ı arıyor. Siz diğer seçenekleri seçebilirsiniz, hatta başla olasılık da ekleyebilirsiniz.
 
İş esasında bu saatlerde, yani Fidan'ın kendisini kurtardığı saatlerde daha da karışık. Bu karışıklığı da yine cumartesi günkü yazımda paylaşacağım sizlerle, "FİGARO'NUN DÜĞÜNÜNE KARŞI ERDOĞAN'IN 3 DÜĞÜNLÜ DARBESİ"
Erdoğan'ın yeni darbe ihtiyacı ve Gülen'den vazgeçmek...
Tr724 yazarı Adem Yavuz Arslan ikinci darbe iddialarını yazdı: Sıkışmışlık ve çaresizlikle yeni bir kontrollü darbe ihtiyacı hissetmiş olabilirler.
Okyanusun bu tarafında, yani Amerika'da Türkiye'yi ilgilendiren konular pek parlak değil.
 
Erdoğan'ın bir günlük olaylı Washington seyahati hâlâ gündemde. ABD medyası adeta fikr-i takip nasıl yapılır örneğini verip konuyu didik didik etmeye devam ediyor.
 
New York Times ve Washington Post detaylı analizlerle ve 'güçlü kaynaklardan alındığı belli olan özel bilgiler'le göstericilere yapılan orantısız müdahaleyi ve Erdoğan'ın rolünü ortaya koydu.
 
Konuya ilgi duyan sadece medya değil. Aradan iki hafta geçmesine rağmen siyasetinde gündeminde bu mesele.
 
Nitekim iki hafta önce Temsilciler Meclisi Dışilişkiler Komitesi'nde alınan kınama ve özür kararı Kongre Genel Kurulu'na geldi.
 
Son 3-4 yılda yaşananlar nedeniyle zaten Türkiye'ye yönelik negatif bir hava vardı, bu son olay bardağı taşırdı.
 
Sonuçta, korumaların estirdiği terör, NBA yıldızı Enes Kanter'in gözaltına alınması gibi olaylar sayesinde siyasetle, dünya gündemiyle ilgisi olmayan ortalama Amerikalılar bile Türkiye ve Erdoğan hakkında fikir sahibi olmuş oldu.
 
AKP ne kadar övünse azdır.
 
Öte yandan adının karıştığı skandallar nedeniyle istifa etmek zorunda kalan emekli General Mike Flynn ile AKP arasındaki ilişkiler de Washington'da ki bir diğer sıcak konu. ABD basını bu meselenin de peşini bırakmıyor. (Türkiye'de özgür medya kalmadığı için kimse bu konuların izini sürmüyor. ABD medyasının ortaya çıkardığı skandallardan alıntı yapan bile yok.)
 
Duyumlar Flynn-Ekim Alptekin ilişkisinin hayli girift olduğu yönünde. Bu konunun da uzun süre medyanın gündeminde olacağını söylemek abartı olmaz.
 
HANİ GÜLEN'İ İSTİYORDUNUZ?
 
Fethullah Gülen ise Ankara-Washington ilişkilerinin demirbaş gündemlerinden.
 
Daha doğrusu Ankara tarafı 'öyleymiş gibi' davranıyor. Erdoğan ve AKP kurmayları kendi seçmenlerine gaz vermek için her ortamda "Gülen'i bize verin" diyor fakat aradan geçen bunca zamanda ABD'ye 'ikna edici' bir delil sunmadılar.
 
Eminim ABD tarafında da Türk tarafının iade isteği hususunda ciddi şüpheler var.
 
Çünkü bir kişinin iade sürecinde izlenecek yol bellidir. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın web sayfasında bile bu konuda yeterli bilgi varken Türkiye'nin uzun süredir Gülen'e dair bağımsız mahkemelerin suç kabul edebileceği bir 'delil' yollamaması kafalarda soru işareti oluşturuyordur.
 
AKP'nin 'koliler dolusu delil' dedikleri Havuz medyasında çıkan haberler. Üstelik birçoğu tercüme bile edilmemiş. Hatta Türk tarafının laubaliliklerinden bıkan ABD'li yetkililer Türkiye'ye gidip nasıl evrak hazırlanacağını bile anlatmıştı.
 
Buna rağmen hala Amerika'ya Gülen ile ilgili elle tutulur bir delil gelmedi. Bu durumda akla iki seçenek geliyor;
 
Ya Gülen'i istemiyorlar ya da ellerinde hiçbir delil yok.
 
ABD'yi ikna edecek bir delil yollamadıklarına göre ellerinde bir şey olmadığını söyleyebiliriz.
 
Son attıkları adım, yani vatandaşlıktan çıkarma ise Gülen'i istemediklerini teyit ediyor.
 
Öyle ya, delil sunamadığınız sonra da vatandaşlıktan attığınız bir ismi nasıl ve hangi gerekçeyle 'bize iade edin' diyeceksiniz?
 
Kaldı ki son ABD seyahati Erdoğan'ın 15 Temmuz senaryolarına Edirne'nin ötesinde kimsenin itibar etmediğini de gösterdi.
 
Ortalama Havuz izleyicisi ve AKP seçmeni bu çelişkiyi kavrayamaz ama aklıselim herkes Gülen ve Cemaat mensuplarının vatandaşlıktan atılmasının ne anlama geldiğini anlamıştır.
 
Erdoğan, Gülen'i gerçekte hiçbir zaman istemedi. Onun için ABD'de olması kullanışlı bir argüman ve vatandaşlıktan atmak da bu politikanın bir parçası.
 
YENİ DARBEYE KİM İNANACAK?
 
Bu arada dikkatinizi çekmiştir, AKP sözcüleri ve Ergenekon taifesi yeni bir darbe tarihi vermeye başladı.
 
15 Temmuz sanıklarının ifadeleri, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın TBMM darbeyi araştırma komisyonuna yolladıkları açıklamalar darbeye dair şüpheleri arttırmıştı.
 
Tam da bu aşamada, Havuzcular 'yeni darbe' türküsü söylemeye başladı.
 
Kim, nerede ne zaman kime söylemiş belli olmayan dedikodu mahiyetli yazılar manşetlerde, televizyon ekranlarında boy gösteriyor. Yalan ve çarpıtma haberler konusunda Havuz'dan geri kalmayan Hürriyet'in bu konudaki çabası dikkat çekici.
 
Havuzcuların 'yeni darbe' söylemine Ergenekoncular da katıldı. Ahmet Hakan'a konuşan Ahmet Zeki Üçok 'Cemaat darbe yapabilir' demiş.
 
Nasıl olsa ortada soru soran, sorgulayan gazeteci kalmadığı için psikolojik harbin parçası olan bu tip demeçler haber diye manşetlere, köşelere taşınıyor.
 
Peki, ne oluyor? Gerçekten yeni bir darbe olabilir mi?
 
Sorunun cevabı Selvi'nin yazısında var. Konuştuğu kaynak her kimse 'Cemaatçiler en az on yıl belini doğrultamaz' demiş. Cemaate selam verenin tutuklandığı bir dönemde yeni bir darbe iddiasında bulunmak olsa olsa psikolojik harbin parçası olmaktır.
 
Sonuç itibariyle, 15 Temmuz Erdoğan için 'sıkışmışlığın bir sonucu'ydu ve MİT koordinesinde, ulusalcı ekibin desteğiyle kontrollü bir darbe yaptırdı.
 
Cemaatin kökünü kazımak, ülkedeki muhalefeti bitirmek ve kendi rejimini sorunsuz inşa edebilmek için 15 Temmuz gibi bir olaya ihtiyacı vardı.
 
15 Temmuz tam da istediği gibi 'Allah'ın bir lütfu' oldu.
 
Fakat aradan geçen sürede 'resmi 15 Temmuz hikâyesi' açıklar vermeye, sağdan soldan dökülmeye başlayınca yeni bir kontrollü darbe ihtiyacı hissetmiş olabilirler.
 
Hele hele Katar gibi bölgesel krizler de Erdoğan'ı zora sokarsa içerideki darbe ihtiyacı ötelenemez hale gelebilir.
 
Birincisine bile kendi kitlesi dışında kimseyi inandıramayan Erdoğan ikinci bir darbe tezgâhına kimi inandırır bilinmez ama içine düştüğü sıkışmışlık hali 15 Temmuz benzeri bir hamleyi mümkün kılıyor.
 
Adem Yavuz Arslan / TR24
AKP Katar'ı koruma anlaşması imzalamış... Şimdi ne olacak?
Katar ve Türkiye arasında imzalandığı ortaya çıkan askeri koruma anlaşması ne anlama geliyor?
Katar El Kaide ve Şii milislere 1 milyar dolar vermiş!
Financial Times, Körfez ülkelerinin Katar'la tüm ilişkileri kesmesine neden olan olayın Doha yönetimi tarafından El Kaide bağlantılı Tahrir el Şam örgütü ile İran destekli Şii milislere yapılan toplam 1 milyar dolarlık fidye ödemesi olduğunu yazdı.
BBC Türkçe'nin haberine göre; Katarlı yetkililer, Irak'taki Şii milisler ve Suriye'deki silahlı muhaliflerin yanı sıra bölgede görev yapan diplomatlarla yaptığı görüşmelerde, tarafların fidye ödemesini doğruladığı belirtiliyor.
 
Financial Times, Nisan ayında Irak'ın güneyinde avlanmaya giden 26 Katar kraliyet ailesi üyesinin El Kaide bağlantılı gruplar tarafından kaçırıldığını ve fidye istendiğini aktarıyor.
 
6 soruda Katar krizi 
 
Financial Times'ın konuştuğu Katarlı bir hükümet yetkilisi fidye ödemesini doğrulasa da tutar konusunda bilgisi olmadığını ifade ediyor.
 
Gazeteye bilgi veren Suriyeli muhalifler ise Tahrir el Şam örgütüne yapılan ödemenin 300 milyon dolara ulaştığını belirtiyor.
 
İran ve Şii milislere 700 milyon dolar
 
Ancak Financial Times, "Suudi Arabistan'ı asıl kızdıran, bölgedeki en büyük rakibi İran'ın desteklediği Şii örgütlere ve Tahran'a yapılan ödemelerdi" diyor.
 
Bir diplomat da, "Katar'ın İran'a da ödeme yapması Suudi Arabistan için bardağı taşıran son damla oldu" diye konuşuyor.
 
Tahrir el Şam'a yapılan fidye ödemesiyle bağlantılı olarak Irak'ta faaliyet gösteren İran destekli Hizbullah Tugayları (Kata'ib Hizbullah) ile Tahran yönetimine toplam 700 milyon dolar ödendiği ifade ediliyor.
 
Financial Times'a bilgi veren bölgeden iki diplomat, 2015'te Katar vatandaşlarının Hizbullah Tugayları tarafından kaçırıldığını ve İran'da esir tutulduğunu anlatıyor.
 
Diplomatlar, Irak'ta faaliyet gösteren Hizbullah Tugayları'nın, Tahrir el Şam'ın elindeki savaşçılarını geri alabilmek için Katar'ın esir takası görüşmelerine dahil olduğunu söylüyor.
 
Anlaşmanın Suriye bağlantısı
 
Haberde bölgedeki birçok silahlı grubu kapsayan milyonlarca dolarlık fidye anlaşmasına Suriye'de kuşatma altındaki dört yerleşim yerinin de dahil edildiği belirtiliyor.
 
Kuşatma altındaki dört yerden ikisinin cihatçı örgütler, diğer ikisinin ise Şii örgütler tarafından ablukada tutulduğunu ifade eden Financial Times, bir Suriyeli muhalifin "Katar anlaşmayı sağlayabilmek için Tahrir el Şam'a 120-140 milyon dolar, Ahrar'uş Şam'a 80 milyon dolar ödedi" dediğini aktarıyor.
 
Aynı Suriyeli muhalif, "Katar herkese para dağıtıp duruyor ama nereye kadar? Yaptıkları sadece bizim sonumuz getirmek oldu" diyor.
 
Yine Financial Times'a konuşan bölgeden bir diplomat ise "İran ve Şii milislere ödenen 700 milyon doları da eklerseniz Karar bu çılgın anlaşma için 1 milyar dolar harcamış oluyor" diye konuşuyor.
 
Gazete, Hizbullah Tugayları'ndan bir temsilcinin "400 milyon dolar Tahran'a gitti" dediğini aktarıyor ancak aynı kişi kendi örgütünün ne kadar aldığını söylemediğini yazıyor.
 
Financial Times, "Hizbullah Tugay'larının ödemeyi doğrulayıp Tahran'a giden parayı açıklamasının nedeni anlaşmadan kendilerine düşen pay konusunda memnun olmamalarıydı" diyor.
 
2016 yılının Ocak ayında Middle East Eye haber-analiz sitesinde Paul Cochrane tarafında yayınlanan haberde, Türkiye'nin, Katar ile 2015 Aralık ayında yaptığı anlaşmanın "Askeri koruma" sözünü de içerdiği iddia edildiği görüldü. Birçok insanın şaşkınlıkla karşıladığı Katar'da bir askeri üs kurma planının ardında yatanın ise büyük bir stratejik ittifak anlaşması olduğu aynı analizde ifade ediliyor. İki ülke arasındaki askeri anlaşmanın içeriği hakkındaki analizi bugünkü gelişmeler ışığında okumanın yararı var:
Türkiye'nin Katar hamlesi ile askeri üs kurma planları uzun yıllar sonra ilkler de beraberinde getirdi. Türkiye 100 yıllık bir zaman aralığından sonra askeri açıdan Körfez bölgesine geri döndü ve denizaşırı ülkelerdeki varlığını gösterdi. Ankara, Ocak ayında Somali'de de bir askeri üs kuracağını açıkladı.
 
Katar ile yapılan özel anlaşmada "ortak düşmanlar" karşısında ittifakın muhatapları henüz gün yüzüne çıkmamış olsa da dijital haber network'ü Middle East Eye anlaşmanın bir kopyasını ele geçirdiğini duyurdu. Habere göre yapılan anlaşma ile Ankara, Katar'ı dış tehditlerden korumak için gizli bir söz verdi.
 
Adım adım gelen anlaşma
 
Türkiye ile Katar arasında yapılan askeri ve savunma anlaşmalarının kökü on yıl kadar öncesine gidiyor. Ankara ve Doha arasında 2007'de imzalanan savunma sanayi işbirliği anlaşmasını 2012 yılındaki askeri eğitim anlaşması izledi. 2015 Mart ayında imzalanan Türkiye-Katar Askeri İşbirliği anlaşması TBMM tarafından kabul edildi.
 
Fransızlar duyurdu
 
Fransa merkezli İntelligence Online, 2015 Temmuz ayında Katar Emiri Tamim bin Hamad al-Thani'nin Türkiye ile yaptıkları anlaşmanın kapsamını ve iç yüzünü Suudi kralına söylediğini iddia etti. Anlaşmaya uygun olarak içinde hava, deniz ve özel birliklerin bulunduğu 3000 Türk askerinin eğitim ve ortak tatbikatlar için Katar'da yer alacak. Ayrıca iki ülkenin karşılıklı istihbarat paylaşımında bulunulacağı belirtildi.
 
Riyad Memnundu
 
Suudi Arabistan'ın Türkiye'nin Katar'da üs kurmasını, genişleyen İran etkisi sebebiyle memnuniyetle karşıladığı ifade edilmişti. Katar'da bulunan ABD hava üssü, Fransız deniz üssü ve Bahreyn'de bulunan ABD-İngiltere deniz üssüne ek olarak Türkiye'nin kuracağı üssü, İran'ın bölgedeki genişlemesine karşı ek bir destek gibi gören Riyad, bu durumdan hoşnut gözüküyordu. Fakat bu hamle Körfez işbirliği Konseyi (KİK) tarafından oy birliği ile olmasa da kabul edildi. Zirve sonrası Abu Dhabi ile Aralık ayında anlaşma sağlanması, Emirlikler tarafından tam olarak olumlu karşılanmadı. Türkiye ile Katar'ın güçlü ilişkiler kurması Müslüman Kardeşlerin de bölgedeki kaderini etkileyeceğinden farklı karşılandı.
 
Kapsamlı bir anlaşma
 
İntelligence Online'ın haberine göre, Türk İstihbarat Başkanı Aralık ayında Doha'ya birden fazla ziyarette bulunarak, Türkiye'nin Katarı olası dış askeri tehditlere karşı koruyacağı sözünü gizli olarak verdi. Buna karşılık Doha da Türkiye'nin düşürdüğü Rus uçağı sonrası bozulan Rusya ile ilişkilerinin düzelmesine yardımcı olacaktı. Türkiye, yaklaşık 3 milyar dolarlık zarara uğrayacağı Rus turistleri kaybetmemek ve doğal gaz vanalarının Rusya tarafından kapatılmamasını Katar vasıtasıyla garanti altına almak istiyordu.
 
Askeri koruma sözü çok önemli
 
Türkiye'nin Katar ile ekonomik anlaşmaları işin süsü gibi gözükse de asıl önemli mesele askeri dış tehdit karşısında verilen koruma sözü. Intelligence online dışında askeri koruma sözüne dair atıf yapan henüz başka kaynak bulunmasa da iki tarafın bu geniş anlaşma üzerindeki görüşmelerinin sürdüğü belirtiliyor. Türkiye ile Katar böyle bir anlaşma imzalamış ise bunun metin içerisinde geçeceğini ancak yine de kamuoyuna açıklanmayabileceğini belirten görüşe karşı, 1990'da Körfez ülkelerini yazılı olmayan bir anlaşma ile koruyacağını belirten ve ona göre hareket eden ABD ve İngiltere'nin yaptığı gibi Türkiye'nin de yazılı olmayan bir koruma sözü vermiş olabileceği ifade ediliyor.
 
Ortak stratejik hedefler
 
Mısır ve Suriye'de ortak paydada buluşan iki ülke, Müslüman Kardeşler konusunda da aynı fikri savunuyor. İran'ın Batı ile olan ilişkilerinin düzelmesi de Türkiye-Katar ittifakını perçinleyen etkenlerden kabul ediliyor.
 
Türkiye ile Katar'ın anlaşma yoluyla yakınlaşması esasen şaşırtıcı gözükmüyor. Demokrasiyi Savunma Vakfı Başkanı Jonathan Schanzer, "Türkiye ile Katar bir yılı aşkın süredir stratejik işbirliği için ilişkisini sürdürüyor. Herkese açık bir anlaşma yapacaklarını sanmıyorum" dedi.
 
Katar'ın güvenlik kaygısı
 
Türkiye ile Katar arasındaki savunma hamlesini, güvenliği çeşitlendirmek olarak gören Kings College London'da Savunma Araştırmaları uzmanı David Roberts, Körfez ülkelerinin ABD'nin politikalarını da yanlış yorumladığını belirtiyor. ABD'nin Asya ile olan ilişkilerinin Körfez ülkelerini terk etmek değil Avrupa'dan uzaklaşmak olduğunu açıklıyor. Roberts ayrıca ABD'nin bu ittifaka sıcak baktığını da vurguluyor.
 
Türkiye'nin Katar ile ittifakının çok büyük yankılar doğurmayacağını belirten Jonathan Schanzer, Türkiye'nin Katar ile 2010-14 yılları Körfez satışlarının toplam %2,4'ünü kapsadığını oysa ABD'nin 48,1, İngiltere'dekinin 18,6 olduğunu belirtiyor. Türkiye-Katar ittifakını sorgulayan Schanzer, "Bu ittifak neyle ilgili? Katar askeri eğitim yapmak istiyorsa, İngilizler ve Amerikalılar zaten eğitim veriyor. Ne kadar eğitmene ihtiyaçları var? Bir başka NATO üyesi bu ekibe katılıyor. Katar umutsuzca ortak bir güvenlik belgesi ihtiyacı duyuyor.
 
Washington Hattı / Çeviren: Abidin Mutlu
 
KATAR, KUVEYT'İ ARABULUCU SEÇTİ
 
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Mısır, Yemen ve Libya, bölgedeki istikrarı tehlikeye attığı gerekçesiyle Katar'la her tür diplomatik ilişkiyi kestiğini duyurmuş, Katarlı diplomatlardan 48 saat, vatandaşlarından da iki hafta içinde ülkelerini terk etmelerini istemişti. Katar'a yöneltilen suçlama Müslüman Kardeşler, IŞİD, El Kaide gibi örgütlere destek olması.
 
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan kralı ve Katar emiri dahil bazı liderlerle tansiyonun düşürülmesi için görüşmüştü.
 
Kuveyt'e zaman tanınacak
 
 
Katar'ın tercihi ise Kuveyt oldu. Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad es-Sani'nin halka hitap edeceği konuşma, Kuveyt'in arabuluculuğuna zaman vermek için ertelendi. Doha'nın uluslararası haber kanalı El Cezire emirin Kuveytli mevkidaşıyla dün gece telefonda görüştüğünü ve bunun üzerine halka hitabını ertelediğini duyurdu.
 
Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman el Tani de Doha'nın arabuluculuk çabalarına açık olduğunu kaydetti. Katar'ın, Kuveyt Emiri Sabah el Ahmed el Jaber el Sabah'a 'krizin taraflarıyla iletişim kurması ve olayı kontrol altına almaya çalışması' için imkan tanınmasını istediğini belirtti.
 
Katar misilleme yapmayacak
 
Ulaşım ablukası ve Körfez ülkelerini terk etme talimatından Katar vatandaşlarının etkilendiğini belirten el Tani, yine de kardeş ülkelerin krizleri diyalog yoluyla çözmeleri gerektiğine inandığını söyledi.
 
Körfez ülkeleri, kendi yurttaşlarını 14 gün içinde Katar'dan dönmeleri yönünde uyarırken, Katar vatandaşlarını da yine aynı vadede ülkelerini terk etmeye çağırmıştı. Suudi öncülüğündeki bu kararlar, Körfez ülkelerinin Katar'la yaratılan krizde 'hızlı sonuç' almak istediği yönünde yorumlanıyor.
 
Daha önce de arabulucu olmuştu
 
Kuveyt emiri, yakın ilişkiler kurduğu Katar'la Körfez ülkeleri arasında Mısır'daki darbe ve Müslüman Kardeşler üyelerinin Katar tarafından korunması nedeniyle başlayan diplomatik krizde de önemli bir rol üstlenmişti.
 
Bu rol, Katar emirinin konuşmasını ertelemesinde etkili oldu. Kuveyt emiri, uzun yıllar diplomatlık yapması ve bölgede bu tür krizlerdeki etkin rol üstlenmesiyle tanınıyor.
 
Katar'ın Erdoğan'lı rehine krizi ile kumpas dağılıyor
Yenikapı ruhu gibi, alçakca kurulmuş Suudi koalisyonunda da AKP ve Erdoğan ekibi paramparça, dağıldılar. S. Arabistan dahil 7 ülke Katar'la ilişkilerini kesti, tek Ankara üzgün http://farukarslan.ca/s-arabistan-dahil-7-ulke-katarla-iliskilerini-kesti-tek-ankara-uzgun/ …
Türkiye'de en zengin ve güçlüsünde de huzur yok, fakirlerde de. Allah dostlarını hapseder zulmederseniz huzur bulamazsın, mazlum kan ağlıyor. Vatan hainliğinde zirve bırakmayan Erdoğan, Fidan ve AKP bitmeli, Berk darbe Gladyo ekibi tutuklanmalı, Gladyo BOP operasyonu bitmelidir. Erdoğan ve Fidan'ın Katar Emiri ile ortak Irak ve Suriye'de kurduğu terör örgütleri ve eğittikleri teröristler, şimdi bumerang oldu dönüp sahiplerini vuruyor. Erdoğan'ın Malezya başbakanı Necip Razzak ile ortak kurduğu haramzadelik şirketlerinin hepsi Katar merkezli. Bu soygunun boyutu çok büyük. Kumpas tam çöküp tahsilat başladığında herkes şok yaşayacak. Ülkemiz inanılmaz derece soydular.
Karadeniz'de Sümele orman yakıp Katarlılara villa köy yaptılar, Kaz dağında zeytin ağaçları kesiliyor, Katarlılara villalar yapılacaktı. Hastaneleri Katar'a verdiler, KİT kurumlarını özelleştirme maskesinde ortak şirketlerine sattılar. Katar Emirine, Digitürk satıldı, Hürriyet, Sözcü satılacaktı. Çaykur'dan hastane zincirine, AVM'lerden S. Gökçen'e satmadıkları ne kaldı? Katar gibi boykota uğramak istemiyorsa Türkiye; derhal Erdoğan, AKP, Perinçek, Berk grubu, MİT, Fidan tasfiye edilmeli. Başka yolu yoktur. Zaman kaybı zararı çoğaltacaktır. Bir kere Müslüman olsalardı, güzel Müslüman kardeşlerine zulüm etmez ve satmazlardı. Ortadoğu sanki bölünüp Batılılara veriliyor. Bu Araplar nasıl liderler? Trump, altın buldu. Hepsini sağacaktır.
Katar, Erdoğan'ın kalın bağırsağı idi, patladı ve bokları yayılacak. Artık Hangi Ergenekoncu doktor Erdoğan bağırsağını kesse düzelmez. IŞİD ve türevi tekfirci teröristler firakı dalledir ve nereden koşuyorlar. Distorted ideolojinin tarihi, kökeni nedir? IŞİD ve türevi terör örgütlerini, Katar ve Erdoğan'ın neden battığını 2015'de kitaplaştırdım. Suudiler de suçlu dur ve asla Katar'a atmakla suçlarını yırtamayacaklar. Hesap verecek epey kibirli zengin var. Erdoğan Karunlarıydı. https://www.academia.edu/19821391/I%C5%9E%C4%B0D_in_Sosyolojisi-_%C4%B0hanet_%C3%87emberi …
Katar, işler sarpa sarınca El Nusra'yı Şam Fetih'e çevirip Colani'yi lider yaptı. Suudilar ise IŞİD başına Ürdünlü Ebu Katade'yi getirdi. El Kaida teorisyeni olan bu çakal 2015'de Suudiler tarafından serbest bırakıldı, şimdi IŞİD suçunu Katar'a yıkarak kurtulmaları mümkün mü? El Nusra'yı kuran IŞİD, Irak'ta doğdu. Zerkavi, 2006'ya kadar lideri idi. Mücahidler Konseyi'ni Suudlar ele geçirdi. Katar'ı dışlamışlar. Erdoğan da satılmış gözüküyor. Erdoğan ve MİT'in Ahrarı Şam terör çatı örgütü, Katar'ın Tahriri Şam ile rehine ve fidye krizinde başrolde. BOP planı gümlemiştir artık!
Fidye ve rehine elbette kirli bir hikayeden ibaret. Gerçek olay bu. Ancak kendi kurduklarına para aktarmak için rehine oyunu oynuyorlar. Katar Emiri, güya Tahriri Şam ve Ahrarı Şam'a talep edilen 700 milyon dolardan fazla 300 milyon dolarda üste koyarak vermiş, adamlarına ödemiş yani! Domuzluk böyle bir şey işte! Ancak yutmamışlar tabi ki. Erdoğan ve Katar'ın beraber batışı, beklenen trajedi. Trump, Suudilere oynuyor. Irak'taki av partisindeki isimler kıyamet savaşı ekibidir ve hiç biri masum değildir. Katar krizinde birde HAMAS ve Hizbullah olayları var. Katar, HAMASlı liderlere Filistin'den çıkın gidin demiş, Hizbullahçıları da kaçırtmışlardı.
Demek ki neymiş, alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Katar'dan sonra Erdoğan'ın da üstü çizilmiştir. Rehineci Ahrarı Şam MİT'indir. Musul'da Türk rehine krizi de böyle çakmaydı. Katar ve Erdoğan, kendi örgütleriyle kaçırmıştı. Bu kirli oyunlar, kendilerini vurmuştur. Niyetler kötü olunca böyle ayaklarına dolanır işleri işte!
Suudi İstihbaratı, Irak av krizni çözmek için Katar'da darbe yapmaya karar vermiş 1 ay önce. Katar Emiri 1 milyar dolar fidyeyi ödedim desede yalan, zira ödediği kendi terör oluşumları. İlk defa 31 dakika canlı Periscop yayını yaptım. IŞİD terörizmi oyununda hepsi var. Ava gidenler, avı avlayanlar ve avdan kovulanlar. Gümmmm... Anlayacağınız kumpas patladı. Katar ve Erdoğan, Irak'ta av partisine çağrılmadıkları için 60 kişiyi terör örgütlerine kaçırtıp gümledi. Detaylar burada. Being a hunter or to be hunted or being a hunt: Qatar crisis http://farukarslan.ca/being-a-hunter-or-to-be-hunted-or-being-a-hunt-qatar-crisis/ …
Katar krizi göründüğü veya yansıdığı gibi değil. Rehine krizi varmış. 1 milyar dolar ödemiş Katar. Kime Tahriri Şam ve Ahrarı Şam'cılara! Trump, Suudilere tam yetki verince, Katar ve Erdoğan gölgede kaldı. Irak'ta prenslerin av partisini basan Katar ve Erdoğan çok kızgınlar. AV Partisi ile kumpas ortaya çıkmış oldu. Katar, sadece Şam Fetih değil, rehine işinde kullandığı Tahriri Şam gibi çok örgütler besliyor. İran'ın en üst düzey iki generalin peki Suudi, Bahreyn ve Dubai presnleriyle Irak'taki av partisinde ne işi varmış? Ahrarı Şam, MİT'in en belalı yapılanması ve milyarlarca dolar harcandı. Bizim vergilerimiz. Trump'ın Suudilerle anlaşması sonrası yapılan Irak'taki av partisi, anlaşılan farklı bir av partisiymiş. Ava giden avlanmış, avcı Katar başaramamış! Irak'taki av partisinde 60 kişi varmış. Hepsi üstdüzey prens. Katar, 1 milyar dolar ödedim kurtardım diyor, ancak bu ilk defa olmuyormuş! Katar komedisi bu kadarla kalsa iyi. İran'ın en üst düzey 2 İstihbarat generali de Tahriri Şam ve Ahrarı Şam elinde rehine. İran devrede elbette ve Katar ile işbirliği halindeymiş.
Ancak, Suudi, Bahreyn ve Dubai kraliyet aileleri Katar Emirinin kendi aile üyelerini kendi terör örgütlerine kasten kaçırttığına inanıyor ve haklılar doğrusunu biliyorlar. Zarar kendilerine değince nasılda ciyak ciyak ambargo uguluyorlar? Hollywood filmi gibi gerçekten. Katar Emiri, 120 milyon dolar Tahriri Şam'a, 80 milyon dolarda Ahrarı Şam'a rehineler için önödeme yapmış. Katar Emiri arabulucu tayin edilmiş ki, kendi kurdurduğu terörist örgütlere fidye ödeyip Körfez kraliyet ailesi üyelerin sağ geri alsın. Baştan sona domuzluk ve şantaj. BU sefer sineye çekilmedi. Irak'ta av partisinde Körfez Kraliyet aileleri üyeleri Tahriri Şam ve Ahrarı Şam (Erdoğan'ın Fidan'a kurdurduğu örgüt) tarafından kaçırılmışlar!
Dünyayı resmen ayakta uyutmuşlar. 1 aydır süreden krizle sadece Katar Emiri değil, Stratejik ortağı Erdoğan'da çöpe atılmış oldu. Layıklar bu acı sona. Katar ve İran, Irak'taki av partisi rehine krizini saklamaya çalışmışlar, ancak Suudiler olmaz demiş, zira ortada güç savaşı bariz var. Bu güç savaşında Katar ve Erdoğan kaybedenlerden oldu. Katar krizinin en komik tarafı da şu. Katar'ın ödediği 1 milyar doların 400 milyon doları İran'a gitmiş. Eee hani İranlı generaller vardı? Hani siz Şii karşıtı idiniz ve Sünni İslam'ı korumak için Alevileri kafir diye katlediyordunuz? Katar krizinde mesele terörizmin tüm günahını tek Katar'a yıkıp intikam almak değil. Irak av partisindekiler zaten IŞİD'in ana sponsoru olan Arap elit zenginleridir. Irak'taki av partisinde sadece İran, Suud, Bahreyn ve Dubai adamları yok, 2 adette Amerikalı CIA elemanı rehine alınmış. Trump işleri bu, ancak anlaşılan Katar ve Erdoğan mağlubiyeti sindirememişler.
Katar'a terör darbesi sonrası, Suudiler Katar'ı Yemen'e El Kaidacı göndermekle suçluyor, oysa 2 yıldır CIA ile beraber Suudi koalisyonunda Zeydi müslüman öldürüyorlar, yüzde 90 Yemenlileri açlığa mahkum ettiler. Yemen, Libya, Mısır üçlüsü Suudiler ne dese onu yapıyorlar. Güç meselesidir ve güç merkezi ve BOP liderliği Erdoğan'dan Suudilere resmen geçmiştir.

Eli silah tutan caniler köprüde ana kuzularını katletti, bir tanesi bile tutuklamadı.! Eli kalem tutan genç talebeler darbeden tutuklanıyor ülkemizde.Zulüm hız kesmiyor aradan 24 saat geçmeden yine doğum yapan Anne yine yalnız bırakılan bebek..

KATAR, TÜRKİYE'YE Mİ TAŞINIYOR?
2 milyonluk ülkede Katar Emiri ve adamlarının mal varlığına Suudiler el koymuş. Etme bulma dünyası. Katar, ülkemize 335 milyar dolar sermaye aktarıp Erdoğan'ın haran parasıyla yarı yarıya ortak yatırım yapmış. Birgün kaçarsam herhalde Katar'a sığınırım diyenler birgün Katar emirini ağırlamak zorunda kalabilir. Diktatörlüklerin kaderi bu! Operasyon Katar'a yapıldığı düşünülüyor...ama büyük operasyonun, büyük ayağını Türkye temsil ettiği, şok durumda olunduğu için açıklanamıyor. Darbe söylentisi ile perdeleme, Fci operasyonu ile cambaza bak durumu devam ediyor. Katar terörizme destek verdi ise Erdoğan hayda hayda verdi. 2015'te Katar'a askeri üs kurulmasına karşı çıkan Akın Öztürk, ne kadar haklıymış.

Boykotta 2. sırada Türkiye var ve Trump düğmeye bastı. Perinçekciler bayramd2an önce NATO darbe yapacak söylentisi yayıyor ve sevinç naraları atıyor. İslami tarikat ve cemaatleri bitirme gayeleri tamam oldu. Erdoğan Katar'da TSK'yı kullanıp askeri bir üs kurmuştu, buna tek karşı çıkan Paşa Akın Öztürk idi. Bunu 2015'en beri defalarca yazdım, yanlış karar. Türkiye'nin temize çıkmasının tek yolu RTE'nin başını çektiği mafya çetesinin bir an evvel adalete teslim edilmesidir. Yoksa çok geç olacak. Perinçek'in Rus dostları, ilk tiyatral darbesinde olduğu gibi gelen ikinci kanlı darbesinde de, algıya katkı sağlayarak destek sunuyor!.. Katar Özgürlük Komisyonu adı altında bir darbe komisyonu kuruldu. Darbe yapıldığı, iddia sadece ama Suud tankları hareketli.

Trump düğmeye bastı ve global operasyon Katar'ı yedi! Asıl hedef Türkiye! Erdoğan ve AKP kamburunu kesmezsen; 2. Boykot ülkemize doğru hızla geliyor! Reza'dan sonra Katar ilişkisi Trabzonspor Kulübünü de domino etkisi altına alabilir. Bir çok sponsorluk enkaza dönebilir. Unutmayın, Ortadoğu'da yeni dengeler kuruldu, ABD-Rusya BOP'da birlikte hareket ediyor. İran ABD ile barıştı ve ABD ve Rusya'nın arabulucusu İsrail. Türkiye'yi NATO'dan attırmak için 15 temmuz kumpasından sonra 2. bir sahte darbe düzenleyebilirler. Rusya bastırıyor. Katar'ın 335 milyar doları zaten Turkiye'de! Katar'ın yarisi Amerikan Askeri üssüdür; böyle ülke zaten yoktu! Emir ve adamlarina müsadere gelmiş! Yeni yönetim tövbe ettik derse yırtar ve tek suçlu Erdoğan kalacaktır.
Emekli Albay işkencesi Zeki Üçok çok köpekliklerini yapıyor. TSK'yı tamamen tasfiye edemeseler de işe yaramaz hale getirmeye kararlılar. Neden? TSK'nın varlığı neye engel ve neden batıyor bunlara? Katar Gazı için Suriye'de katledilen masum bebeklerin ahı tutuyor ahı. Katar'dan aldığı 150 koruma karşılığı 150 bin asker gönderebilir, Erdoğan2a göre sadece kelle nasıl olsa...
Soner Yalçın, Odav'de Katar'ın Türkiye işgalini listelemiş, Listeyi yazmış. En komiği de Erdoğan ile Katar Emiri terörizme karşı ortak mücadelede anlaşması imzalamışt! Katar terörist; Erdogan peki ne? Terörist başı elbette. Okuyalım:
Sahi! Nedir bu Rize'nin Katar'dan çektiği! Geçtiğimiz günlerde "Çay-Kur'u Katarlılar satın aldı" dedikodusu çıkmıştı…
Bunların sebebi var…
19 MİLYAR DOLAR
Son iki yılda basında çıkan haberleri gözünüzün önüne getirin:
Katar, ABank'ı satın aldı.
Katar, Finansbank'ı satın aldı.
Katar, DigiTürk'ü satın aldı.
Katar, Banvit'i satın aldı.
Katar, Ankas'ı satın aldı.
Katar, Marmaris'te Munamar ve Kontes otellerini aldı.
Katar, BMC'nin yarısını aldı.
Katar, Boyner'in üçte birini satın aldı.
Katar, Türkiye'nin en değerli Erbilgin Yalısı'nı satın aldı.
Katar, Trabzon Sürmene yaylalarını satın aldı.
Katar, Ağaoğlu'nun Maslak 1453 dairelerini satın aldı.
Katar, ATV-Sabah'ın ortağı oldu.
Katar, Telekom'u satın almak istiyor.
Katar, PTT'yi satın almak istiyor.
Katar, Hürriyet'i-Posta'yı satın almak istiyor.
Katar, Osmanlı resim tabloları topluyor.
Katar, Türkiye'de askeri üs kuruyor.
Katar, dünyanın en pahalı tayını satın aldı; adını "Erdoğan" koydu!
Katar, Türkiye'den 19 milyar dolarlık satın alma yaptı. Neredeyse, her kriz çıktığında Türk ekonomisine nefes aldırdı…
Peki ne oldu da Katar, son iki yılda Türkiye'yi keşfetti?
Tarih: 24 Nisan 2015.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Mabeyn Köşkü'nde, Katar Emiri Şeyh Tamim b. Hamad Es-Sani ile bir araya geldi. Görüşme basına kapalı olarak gerçekleşti.
O günden beri Katar gündemden düşmedi.
Sorumu tekrarlayacağım:
"Bayram değil seyran değil Katarlı bizi niye öpüyor?"
PARASAL İLİŞKİLER
Katar başkenti Doha'nın, Osmanlı döneminde adı, "Kal'atü't-Türk" idi. Yani "Türk Garnizonu." Bugün garnizonun bulunduğu yerde ABD üssü var! Dün İngilizler vardı…
İngilizler 1865'te İran Buşehr kasabasına askeri deniz üssü kurdu; ve bugünkü Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman'ı ele geçirmek için manevralara başladı. Katar'da 1888 yılında iç karışıklıklar çıkardı.
Osmanlı Kaymakam Şeyh Muhammed Casim b. es Sani'yi korkutmak için Katar'ı 1893'te bombaladı. Sonunda 29 Temmuz 1913'te Londra Anlaşması ile Osmanlı'nın Katar hakimiyetine son verdi. Ve, Katar Emiri Abdullah b. Casim es-Sani ile 3 Kasım 1916'da himaye antlaşması imzaladı.
İngilizler'in 1971'de bölgeyi terk etmesinden sonra Katar "bağımsızlığına" kavuştu! 5 ay sonra…
– Yıl, 1972. Şeyh Halife b. Hamad es-Sani, darbeyle emirliği kuzeni Ahmed bin Ali es-Sani'den aldı.
– Yıl, 1995. Şeyh Hamad b. Halife es-Sani, babası Halife b. Hamad es-Sani'yi kansız darbeyle tahttan indirdi.
– Yıl, 2013. Şeyh Tamim b. Hamad es-Sani, babası Şeyh Hamad b. Halife es-Sani'nin isteğiyle 33 yaşında tahta oturdu.
Şeyh Tamim, İngiltere'de eğitim gördü; Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi ve Harrow School'dan mezun oldu. Batılı öğrenim almasına rağmen babasından daha muhafazakar olduğu ortaya çıktı. Göreve geldikten sonra Katar dış politikasını, özellikle Mısır, Irak ve Suriye konusunda önemli ölçüde değiştirdi. Ve dün…
Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır, "Müslüman Kardeşler, IŞİD gibi terör yapılanmalarına destek verdiği" için Katar'la tüm diplomatik ilişkilerini kestiklerini açıkladılar.
Ne tesadüf! Üç gün önce…

Katar ile Türkiye arasında "Terörizmin Finansmanı ile İlgili Finansal İstihbarat Değişiminde İşbirliğine Dair Mutabakat Muhtırası" imzalandı!
Katar, Rizespor'u almaz! Ama…
NOT: Kader kitabında Levhi Mahfuzda ne yazılmışsa onu yaşıyoruz! Hizmet'in evrensel kimlikle ortaya çıkması Turkishness ile zaten mümkun değildi! Bir Pamuk Nine vardı; Uzun Süfyan'i idam edecekler; İslam'a ve müslümanlara öyle zarar verecek ki kimse ağlamayacak; acımayacak dedi! Erdoğan'ın kaçınılmaz acı sonu budur! Bu Pamuk Ninemiz; Tayyiban sonunu ta 25 yıl evvel söyledi! Karaciger sirozunu iyileştiren doğal bitkilerle bir formülü bulmutu bu Sufi ninemiz! Eğer halen yaşıyorsa Tekirdağ'da! Daha fazla tiyo verirsem 80'lik Pamuk nineyi de tutuklar; hapse tıkarlar! Önemli birinin hayatını kurtardığı için ona bir ev hediye etmişti o Zat!
S. Arabistan dahil 7 ülke Katar'la ilişkilerini kesti, tek Ankara üzgün
Suudi Arabistan, Bahreyn ve Mısır, 'terörizm ve aşırılıklardan korunmak' için, komşuları Katar ile tüm ilişkilerini kestiklerini açıkladılar. Bu dört ülkeyi Yemen, Libya ve Maldivler takip etti. Ayrıca Katar, Yemen'de Suudi Arabistan'ın öncülük ettiği uluslararası koalisyondan çıkarıldı.
Türkiye ise olanlardan üzüntülü. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel ile ortak basın toplantısı düzenledi. Bazı müslüman ülkelerin Katar'la diplomatik ilişkilerini kesmesi ile ilgili olarak ise Bakan Çavuşoğlu, "Her şartta diyaloğun devam etmesi lazım ki var olan sorunlar barışçıl yoldan aşılsın. Mevcut tablodan üzüntü duyduk. Durumun normalleşmesi için de elimizden gelen her türlü desteği veririz" dedi.
Suudi Arabistan kaynaklarına dayandırılarak verilen haberlere göre, Suudi Arabistan komşusu Katar ile ilişkilerin, 'Terörizm ve aşırılıklardan gelecek tehlikelere karşı ulusal güvenliği korumak için' kesildiğini açıkladı.

Suudi Arabistan açıklamasında, Katar ile tüm hac, kara ve deniz bağlantılarını kopardığını ve 'tüm kardeş ülkelere de aynı adımları atmalarını' istedi. Suudi Arabistan'ın çağrısının ardından, benzer açıklamalar Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile Mısır ve Bahreyn'den de geldi.
Katar ile tüm hava sahasının ve limanlarının ulaşıma kapandığını açıklayan Mısır da, Katar'ı IŞİD, El Kaide ve Müslüman Kardeşler'e destek vermekle suçladı.
Birleşik Arap Emirlikleri de Katarlı diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 48 saat verdiğini belirtti.
Bahreyn açıklamasında da "Bahreyn'in güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiği ve içişlerine karıştığı için" Katar ile ilişkilerini kestiği vurgulandı.
ANKARA İLİŞKİLERİ GÜNDEMDE
Katar topraklarına askeri üs inşa edilmesine yönelik 2016 yılında anlaşma imzalayan ve Doha'da kurulacak Türk-Katar tümen taktik karargahına 500 ila 600 asker göndermek için de TBMM'nin onayını bekleyen Türkiye bölgede yaşanan diplomatik gerginliğe dair kaygılı.
Katar ve Türkiye arasındaki işbirliği, Katar Emiri'nin 2014'teki ziyareti sırasında ivme kazanmaya başlamış, son aylarda ise bu ivmelenişini artırarak devam ettirmişti. Yıl sonunda Trabzon'da bir araya gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Katar Emiri Şeyh Tamim Bin Hamad El Tani, enerji, turizm, inşaat, savunma ve güvenlik alanlarında bir dizi yeni anlaşma imzalarken; Türkiye'nin Katar'a toplam tutarı 2 milyar doları bulan ihracat yapmaya hazırlandığı belirtilmişti.
 

 
MARKETLER BOŞALDI
Katar'da halk, komşu Müslüman ülkelerin birbiri ardına ülke ile diplomatik ilişkiyi kesmesi üzerine marketlere hücum etti. Raflar bir anda bomboş kaldı.
Being a hunter or to be hunted or being a hunt: Qatar crisis
The $1bn hostage deal that enraged Qatar's Gulf rivals
Doha reportedly paid al-Qaeda affiliate and Iran to win release of royal hunting party
Erika Solomon in Beirut
 
Financial Times – June 6, 2017
https://www.ft.com/content/dd033082-49e9-11e7-a3f4-c742b9791d43

Qatar paid up to $1bn to release members of the Gulf state's royal family who were kidnapped in Iraq while on a hunting trip, according to people involved in the hostage deal — one of the triggers behind Gulf states' dramatic decision to cut ties with Doha. Commanders of militant groups and government officials in the region told the Financial Times that Doha spent the money in a transaction that secured the release of 26 members of a Qatari falconry party in southern Iraq and about 50 militants captured by jihadis in Syria. By their telling, Qatar paid off two of the most frequently blacklisted forces of the Middle East in one fell swoop: an al-Qaeda affiliate fighting in Syria and Iranian security officials. The deal, which was concluded in April, heightened concerns among Qatar's neighbours about the small gas-rich state's role in a region plagued by conflict and bitter rivalries. And on Monday, Saudi Arabia, Egypt, the United Arab Emirates and Bahrain took the extraordinary step of cutting off diplomatic ties and transport links to Qatar, alleging the country fuels extremism and terrorism. "The ransom payments are the straw that broke the camel's back," said one Gulf observer. Doha denies it backs terrorist groups and dismissed the blockade by its neighbours as "founded on allegations that have no basis in fact". It said it could not immediately respond to a request for comment on the hostage deal. But a person close to the Qatari government acknowledged that "payments" were made. The person was unaware of the amounts or where the money went.
Qatar, a US ally that hosts an American military base, has long drawn the ire of its neighbours, who consider Doha an irritating regional maverick. The world's top exporter of liquefied natural gas, it has used its immense wealth to court relations from London to Washington and Tokyo. But critics accuse it of seeking to punch above its weight diplomatically, meddling in regional affairs and using the Arabic channel of Al Jazeera, the satellite television network it set up, as a propaganda tool. Doha has a history of reaching out to all kinds of controversial groups, from rebels in Sudan's Darfur region to the Taliban in Afghanistan and Hamas in Gaza. Qatar touts itself as a neutral player that can act as an intermediary in regional conflicts. But its critics, notably Saudi Arabia and the UAE, allege it also uses such interventions to play both sides and fund radical Islamist groups, most recently in Libya and Syria. And to Doha's critics, the hostage deal was further evidence of that role.
"If you want to know how Qatar funds jihadis, look no further than the hostage deal," said a Syrian opposition figure who has worked with an al-Qaeda mediator on hostage swaps in Syria. "And this isn't the first — it is one of a series since the beginning of the war." The Financial Times spoke to people involved on both sides of the hostage swap deal, including two government officials in the region, three Iraqi Shia militia leaders and two Syrian opposition figures. Around $700m was paid both to Iranian figures and the regional Shia militias they support, according to regional government officials. They added that $200m to $300m went to Islamist groups in Syria, most of that to Tahrir al-Sham, a group with links to al-Qaeda. Those who spoke to the FT said the deal highlighted how Qatar has allegedly used hostage payments to bankroll jihadis in Syria. But to its Gulf neighbours, the biggest issue is likely to be the fact that Doha could have paid off their main regional rival, Iran, which they accuse of fuelling conflicts in the Arab world. This particular saga began when an Iranian-backed Iraqi Shia militia, known as Kata'eb Hizbollah, kidnapped the Qataris in December 2015. Three Iraqi militia leaders say the hostages were held in Iran. Kata'eb Hizbollah is an Iraqi group but it is seen as having links with Iran's main regional proxy, Hizbollah, the Lebanese militant group. The latter is helping Iran back Bashar al-Assad, the Syrian president, in his country's six-year conflict. Two regional diplomats said they believed one of the Iraqi group's motives for the kidnapping was to give Hizbollah and Iran leverage to negotiate the release of Shia fighters kidnapped by the radical Sunni group Tahrir al-Sham in Syria. Tahrir al-Sham, in previous iterations, was an al-Qaeda branch. It claims it has broken the connection, but the international community still views it as an affiliate.
The hostage transaction was also linked to a separate agreement to facilitate the evacuation of four towns in Syria, two surrounded by jihadi forces and two besieged by Shia militias, say Syrian rebels and diplomats. One western diplomat said the arrangement provided Qatar the "cover" to finance the hostage deal. "Iran and Qatar had long been looking for a cover to do this [hostage] deal, and they finally found it," he said. According to two opposition figures with close contact with the groups paid, Qatar used the evacuation arrangement to pay $120m-$140m to Tahrir al-Sham. Another $80m, they said, went to the Islamist group Ahrar al-Sham. "The Qataris pay anyone and everyone, to what end? They have only brought about our ruin," said a Syrian rebel commander, who gave details of the payments but asked not to be identified. A regional Arab official said the total paid to jihadi groups was closer to $300m.
"So, if you add that up to the other $700m they paid to Iran and its proxies, that means Qatar actually spent about a billion dollars on this crazy deal," he said. The Iraqi Shia militia commanders in Iraq, all from hardline Iranian-backed groups, said that, to their knowledge, Iran had obtained around $400m after giving them a payment they would not disclose. They agreed to share some details because they were unhappy about their share of the payment. "They [the Iranians] took the lion's share," said a member of one of the Iranian-backed Shia militias in Iraq. "That's caused some of us to be frustrated, because that was not the deal." "The hostage deal was perhaps a miscalculation," said Gerd Nonneman, professor of international relations at Georgetown University in Qatar. "This would have been done in good faith in order to return hostages — there would have been no intention to funnel money to Iran." Another confusing chapter of the deal is that Haidar al-Abadi, the Iraqi prime minister, said in April his government had seized hundreds of millions of dollars, which Iraqi officials said arrived on Qatari planes "illegally". It is not clear if this is money is part of the sums mentioned above or an additional amount. "The money all came in suitcases. Can you imagine this?" said one senior official. Additional reporting by Simeon Kerr in Dubai and
 
Qatar's Gulf Allies Have Had Enough of Doha's Broken Promises
 
By Sultan Sooud Al-Qassemi
 
Newsweek - On 6/5/17
http://www.newsweek.com/qatar-may-have-pay-heavy-price-restore-links-its-gulf-neighbors-620948
 
Updated " Citizens of the Gulf Cooperation Council (GCC) states woke up on Monday morning to what is the most severe crisis in the regional block's 38 year history to date. In a closely coordinated series of statements, Saudi Arabia, Bahrain and the UAE, along with Egypt, announced the severing of ties with the peninsular state of Qatar.
This is by no means the first disagreement the Gulf States have had with Qatar. For many years Al Jazeera has been a bone of contention for the Gulf States and Egypt, even before its heyday of rolling news coverage during the Arab Spring.
In September 2002 Saudi Arabia recalled its ambassador to Qatar over what it regarded as critical coverage of the Saudi peace plan, which offered Israel the normalization of ties in exchange for peace with the Palestinians.
In 2014 the very same three Gulf States withdrew their ambassadors from Qatar for "interfering in their internal affairs, jeopardizing regional security " as well as supporting the Muslim Brotherhood. A mere fortnight before the Gulf Leaders Summit in 2014, Qatar acquiesced to a number of steps that placated the Gulf States and allowed the summit to take place as scheduled. These included the closing down of Al Jazeera Mubashir Misr, the 24 news channel that it had dedicated solely to Egypt and was accused by Cairo of inciting against the post Mohamed Morsi government.
This time, however, it is far more serious. Not only have these states withdrawn their ambassadors but they have also shut down their embassies and severed ties with Doha.
In what may be the most debilitating move, Qatar's border with Saudi Arabia—which is its only land border —has been shut and all flights over Saudi and UAE airspace has been closed off to Qatar bound flights and Qatar Airways. Qatari citizens have been given two weeks to leave Saudi Arabia, Bahrain and the UAE and all travel by these countries citizens to Qatar is now prohibited.
But what do these Arab Gulf States want from Doha?
Judging from local newspapers the series of demands appears similar to the 2014 list—namely an end to Qatari "interference" in domestic politics—but this time the escalation has been so severe that is it unlikely to be resolved as easily.
Ultimately the three Gulf States do not feel that Qatar has lived up to its side of the agreement: that rather than ceasing the critical media coverage and the support of Islamist groups it has found other means to do so. It is likely that this time the Gulf States will demand the complete shuttering of the Al Jazeera TV Network before any mediation can take place. Additionally, the plug will have to be pulled on networks funded by Qatar such as Al Araby Al Jadeed (The New Arab), originally set up to compete with Al Jazeera and headed by former politician and Palestinian citizen of Israel Azmi Bishara.
Other Qatar backed networks that were accused of incitement on official Gulf TV channels include Al Quds Al Arabi (Arab Jerusalem) newspaper which was founded in London in 1989, online Arabic news portal Arabi 21, the London based website Middle East Eye, the Arabic version of Huffington Post which is headed by former Al Jazeera boss Waddah Khanfar and Al Khaleej Al Jadeed (the New Gulf).
The Gulf States and their Egyptian ally will also demand the expulsion of all Muslim Brotherhood leaders and their Hamas affiliate figures from Qatar, along with Azmi Bishara and Islamist writer Yasser Al-Za'atra. Other demands will include the sacking of Al Arab newspaper editor Abdullah Al Athba who despite his unceasing and vapid criticism of the UAE has remained on top of the country's most important newspaper for years.
Other non-negotiable demands by the Gulf States that I have been informed of include the reigning in of the misuse of Qatari-linked charitable organisations that have also been criticised by US State Department, as well as the cessation of incitement against the Egyptian state in Qatari-linked media that has continued since the removal of President Morsi in 2013.
Finally, the three Gulf States are concerned that Qatar's ties with their adversary Iran go far beyond economic interest (both states share a common gas field) at a time when a unified front should be maintained. It seems though the initial pressure has already somewhat worked on Qatar. Last week Doha deported Saudi activist Mohammed Al-Otaibi who arrived in Qatar in March, while a number of Hamas officials have left Qatar at the country's request.
Qatar reacted to the diplomatic escalation by stating that the measures are "unjustified" and that the aim is "to impose guardianship on the state." However it is difficult to see how the measures taken by the Gulf States will not have an adverse affect on residents of the state of Qatar as per the statement carried by the Qatar News Agency.
For starters Qatar imports over 90 percent of its food, and by one estimate about 40 percent of that comes from the its only land border, which is now closed. Within hours photos started circulating on social media of Qatari supermarket aisles that have been emptied by panicked shoppers. Furthermore Gulf media has hinted at an escalation of the dispute with Qatari commercial and trade ties being severed next.
One Gulf official I spoke to stressed that the sanctions will remain within international law.
"There is no Plan B," he told me. Qatar must honour its commitments to its Gulf neighbours and "we will judge it by its action and no longer by its promises".
It must de-escalate the media coverage and must sever ties with extremist groups including, but not only, the Muslim Brotherhood and groups in Yemen. "We are willing to wait a long time (until this is rectified)," the official said.
Judging by the Qatari reaction so far, it seems the Gulf States' patience will be tested.
Sultan Sooud Al Qassemi is a UAE based writer and founder of the Barjeel Art Foundation. This article was updated on 5 June at the request of the author.
 
Analysis: Qatar Crisis Explained: What Just Happened and Why It Messes Up Trump's Iran and ISIS Plans
 
The Qatar crisis also has an Israeli connection
 
Zvi Bar'el
 
The Hareetz - Jun 05, 2017
http://www.haaretz.com/middle-east-news/.premium-1.793817
 
The sudden breaking of diplomatic ties between Qatar and its neighbors Saudi Arabia, the United Arab Emirates, Bahrain and Egypt places a serious dilemma at the U.S. president's doorstep. Only three weeks ago, at a Gulf summit in Riyadh attended by Donald Trump on his first state visit, his people lavished praise on Qatar. Earlier, his defense secretary, James Mattis, declared that relations between Washington and Doha were good and would only get better.
 
Trump and his administration were pleased with the show of unity organized by the Saudis, who a year earlier had established the "Sunni coalition" designed to block Iran's influence in the Middle East and combat terror. Qatar was a member of this coalition before Monday's great rift. The question now is whether the Saudis will want to leverage the huge investments they promised Trump – more than $300 billion for arms purchases and $40 billion for investing in U.S. infrastructure – to demand that Washington follow suit and add Qatar to its list of states supporting terror.
If that's their decision and Trump accedes to it, he'll also have to move the largest U.S. air base in the Middle East from Qatar, and probably to the UAE. But it's too early to say this is the path the Saudis will follow, at least as long as their goal might be to preserve the Sunni coalition and return Qatar to the fold.
In any case, the rupture will have an immediate effect on Qatar's economy because it includes the blocking of Egyptian and Gulf states' airspace to Qatari planes. This will sting Qatar Airways, but also overland imports.
Unlike 2014, when Saudi Arabia, the UAE and Bahrain only withdrew their ambassadors without imposing economic sanctions, the current move is a new one for Gulf states against a sister state or a member of the Gulf Cooperation Council. So far, sanctions and the breaking off of relations by Arab states have only been imposed on Saddam Hussein's Iraq or Syria, which has been suspended from the Arab League.
Monday's bombshell came amid reports saying Qatar's ruler, Sheikh Tamim bin Hamad al-Thani, objected to Washington's and the Gulf states' hostility toward Iran, which he considered "a great state that contributes to regional stability." He also allegedly said that Hamas, Hezbollah and the Muslim Brotherhood weren't terrorist organizations but rather resistance movements.
Qatar denies that the emir made that statement and claims that hackers broke into the Qatari news agency's website and planted those quotes. According to Qatari spokesmen and commentators, this new kind of cyberwar strives to tarnish Qatar's name. They say it was a conspiracy between the UAE and a pro-Israel lobby working in Washington alongside former administration officials. It allegedly stems from Qatari disputes with Saudi Arabia and the UAE.
Meanwhile, leaked emails show an exchange between the UAE ambassador in Washington, Yousef al-Otaiba, and the Foundation for Defense of Democracies, a research institute founded by Jewish business leaders, including Sheldon Adelson and Edgar Bronfman, who also donated to the think tank. The neoconservative think tank was established after 9/11 and enjoys excellent relations with Prime Minister Benjamin Netanyahu and other top people in the Israeli government and military.
According to the leaked emails, the UAE and the think tank exchanged ideas on handling Qatar due to its support of Hamas and Iran. Al-Otaiba, considered one of the most influential and well-respected diplomats in Washington, is fostering strong links with Jared Kushner, Trump's son-in-law. He reportedly also has connections with Israel's ambassador in Washington, Ron Dermer.
These leaks are an attempt to deflect the blame from Qatar to the UAE, which is described as coordinating its actions with Israel or at least with a pro-Israel lobby supported by Israel.
These new revelations are pushing the U.S. administration into a less-familiar arena in which the balance of power among the Gulf states could dictate a faulty policy. The administration realizes that relying exclusively on Saudi Arabia or the UAE as countries that can advance American policies in the region could damage the Arab coalition against Iran or the war on terror. It should be noted that Kuwait and Oman aren't part of the anti-Qatar front, and that Egyptian-Saudi relations are also tense due to what is termed in Egypt a Saudi monopoly on the management of regional policies.
The question now is who could mediate between Qatar on one side and Saudi Arabia and the UAE on the other, and what concessions Qatar would agree to in order to return to the fold. Kuwait tried to mediate between them this week but to no avail so far.
It seems that this time Saudi Arabia won't be satisfied with the removal of Hamas and the Muslim Brotherhood from Qatar. It will also seek serious commitments on the operations of Al Jazeera, Qatar's most important political lever, as well as clear declarations on Iran. At this point it's hard to believe that Qatar will agree to muzzle Al Jazeera or dissociate itself from Iran, with which it co-owns the largest natural gas field in the world.
Katar'a terör darbesi!
Körfez'de sıcak gelişme… Katar'a 'terör' darbesi: Dört ülke ilişkileri kesti. Katar'la en sıkı fıkı olan ülke Türkiye. Ankara Katar'la ilişkilerini kesmezse önümüzdeki dönem çok ilginç dosyalar ortaya yayılabilir. IŞİD bitiyor ve büyük oyuncular ellerini temizliyor. Kabak beceriksiz küçüklere patlayacak. Katar'dan sonra sıra Türkiye de.
Nihayet Katar ile birlikte Erdoğan ve AKP bugün resmen çöp oldu! Ancak Suudiler de IŞİD ve türevi terör örgütlerine destek veriyor; yırtamayacak! Suudi Arabistan'ın resmi haber ajansı SPA, Riyad Yönetimi'nin sınırlarını kapattığını; kara, deniz ve hava temasını kestiğini duyurdu. SPA, amacın Krallığı terörizm ve aşırılıkçılık tehlikesinden korumak olduğunu aktardı. Suudi Arabistan, Yemen'de sürmekte olan savaştan Katar askerlerini de çekti. Katar'ı Yemen'e IŞİD ve El Kaida savaşçısı göndermekle suçlayan Suudiler, CIA ile Yemen'de 30 bin yerli Zeydi müslüman katletti.
Mısır da hava sahasını ve limanlarını Katar'a kapattı.
 
BAE, Katarlı diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 48 saat süre verdi. Resmi haber ajansı WAM'ın haberine göre; Abu Dhabi Yönetimi, Doha'yı terörizmi, aşırılıkçılığı ve mezhepçiliği desteklemek, finanse etmek ve benimsemekle suçladı.
 
Bahreyn resmi haber ajansı da "ülkenin güvenlik ve istikrarını sarsmak ve içişlerine karışmakla" suçladığı Katar'la ilişkilerini kesti.
 
Mayıs ayının sonlarında Katar resmi haber ajansının internet sitesinde Katar Emiri'nin İran ve İsrail'le ilgili yorumları yayınlandı. Körfez ülkeleri ise bu açıklamalara çok sert tepki gösterdi.
Katar Yönetimi, sitenin kontrolünün hackerlar tarafından ele geçirildiğini ve yorumların gerçeği yansıtmadığını savunsa da söz konusu ülkeler Doha merkezli Al Jazeera dahil Katar medyasını ülkelerinde yasakladı.

Bir sineklik firavunlar ve Hz. Davut'lar...
Dünya tarihinin hemen her sayfasında kibri ile yıkılmam diye caka satanların enkazları yer alır. Her paragrafında gücünden emin olanların hâk ile yeksan oluşları göze çarpar.
Mısır'ın güçlü Firavun'u II. Ramses doğan binlerce erkek çocuğunu öldürterek Hz. Musa'nın gelişine engel olacağını hayal etmişti. Doğacak her erkek çocuk 'Hz. Musa' olabilecek 'makul şüpheli'ydi. Öldürülmeliydi. Ama Hz Musa onun sarayında boy attı gelişti. Firavun, olanları kabullenemedi. Hz. Musa'ya inanan o dönemin sihirbazları ve entelektüellerini tutuklattı. Vahşice öldürttü. Böylece iman edenlerin kökünü kazıyacağını zannediyordu. Ama müminler katlanarak çoğaldı.
 
Gün geldi toptan imha etmek için Hz. Musa ve İsrailoğulları'nın peşine düştü. Günlerce takipten sonra uzaktan Kızıldeniz'i görünce vezirine dönüp sevinçle 'İşte şimdi işlerini bitirdim' diye seslendi. Müminler için sebepler tamamen tükenmişti. Firavun ya hepsini kılıçtan geçirecek veya onları Kızıldeniz'ın iştahla kabaran dalgalarında boğacaktı. İsrailoğullarından Hz. Musa'nın peşine takılmakla yanlış yaptıklarını düşünmeye başlayanlar bile olmuştu. İmtihan çok ağırdı. Firavun işlerini bitirmeye az kalmıştı ki kendisinin işi bitti. Kızıldeniz, müminler için ikiye yarılıp yol oldu ama ardından gelen Firavun'un ordusunu bütünüyle yuttu. Firavun'un cesedi ise Kur'an'ın işaret ettiği gibi tüm Firavunlara ibret için binlerce yıl sonrasına geldi.
 
İHLASLA ATILAN MİNİK TAŞ
 
Kur'an'da Calut, Eski Ahit'teki adıyla Golyat iki metreyi aşkın boyuyla dev bir savaşçıydı. Amâlika ordusunun efsanevi komutanıydı. Tunç başlığı, vücudunu kaplayan pullu zırh, baldırlarında metal kalkanlarla korunuyordu. Omuzları arasında tunç kargı ve elinde ihtişamlı mızrağı ile görenlere korku salıyordu. Tüm heybetiyle ordusunun başında duruyor, Talut ve ordusunu bekliyordu.
 
40 gün bekleyişten sonra nehrin bu yanına geçen 'imtihanları aşmış', neredeyse bir avuç kalmış Talut ve ordusunu görünce azlıkları karşısında kahkahalara boğulmuştu. Kendinden çok emindi. 'Talut ve ordusunu tek başıma bile dağıtabilirim' diye düşünüyordu. Her iki ordu mübarizlerini öne sürdü.
 
Hz. Davut Aleyhisselam, Talut ordusunda mütevazi bir neferdi. Mübarezede denklik yoktu. 'Bismillah' diyerek sapanına minik bir taş yerleştirdi. Taş havada yol alırken Calut hala müstehzi bakışlarla kahkaha atıyordu. Tunç başlığın aralığından alnına isabet eden taşla o koca dev önce sarsıldı. Sonra dev bir heykel gibi hareketsiz yere kapaklandı. Az önce attığı kahkahaların yankısı Boysan vadisinde hala çınlıyordu. Sonrasında Calut'un varlığıyla kaim güçlü ordusu çil yavrusu gibi dağıldı.
 
Bunun için ihlasla sapana konan minik bir taş kafi gelmişti.
 
KABE'YE HASEDİN BEDELİ
 
Yemen Valisi Ebrehe, San'a'daki muhteşem sarayının verandasında öfke nöbetlerine tutulmuştu. Sarayının karşısına yaptırdığı 'göğe eren' muazzam mabede arap hacılar gelmiyordu. Çatlamak üzereydi. Kararını verdi. 'Kâbe'nin taşlarını tek tek söküp, yerle bir edeceğim.' diye ahdetti.
 
İçinde dev fillerin de olduğu altmış bin kişilik büyük bir ordu ile Kâbe'yi yıkmak için yola düştü. On bin nüfuslu Mekke'nin kendisine mukavemet etmeyeceğinden emindi. Ki edemezdi zaten.
 
Tam kazandıklarını düşündükleri sırada Ebabil kuşlarının gökten yağdırdığı balçıktan taşlarla helak oldular. Ebrehe, vücudu pul pul dökülürken öfkesinden kuduruyordu. Gözleri hala hasetle Kabe'ye takılmış ve gözü açık gitmişti.
 
AKBABALAR NİYE HALA UÇUYOR?
 
Kaderin binlerce sillesinden üç numune… İnsanların hayal gücü, kaderin senaryo mantığını çözemez. Cenab-ı Hak murad etmişse, rububiyetiyle, terbiye ediciliğiyle kişisel ve cemaat planında ruh heykelimizi yontup geleceğe hazırlar. Hikmet, içiçe mütedahil dairelerde tecelli eder. Allah, milyonlarca insanı, milyonlarca farklı hâdise ile terbiye der. Sabır lazım.
 
Dünya bir imtihandır. Her imtihanda kolay sorular ve zor sorular vardır. Bu süreç, Hizmet'in ve her hizmet erinin en zor sorusuyla çıkageldi. Ayıklanma ve elenme henüz bitmedi. Allah hiç kimseye taşıyamayacağı ve kaldıramayacağı "soru" sormaz. Zayıflığımızla altından kalkmayacağımız bazı "soru"lar bir başkasına sorulurken onlar adına kadere taş atmak yanlıştır.
 
'SORU'LARI SORGULAMAK…
 
Bu nedenle de "soru" ları sorgularken kaybedenler de olacak. Ümidini kaybedenlerin, şüpheye düşenlerin ve sendeleyenlerin ortak özelliği salih amellerle yeterince takviye etmedikleri imanlarındaki zafiyettir. Bu da "salih amel"sizlikle kaybedilecek bir başka "soru"dur. "Ümit her şeyden evvel bir inanç işidir. İnanan insan ümitlidir ve ümidi de inancı nisbetindedir"
 
Firavunlara ve akıbetlerine kafaya takmak da kaybettirebilecek bir 'soru'dur. Aslında her Firavun'un bir sineklik canı vardır. Allah, kudretiyle bir sinekle bin Firavun'u da yıkabilir. Yeter ki vakti gelsin, yeter ki istesin. Bir serçe ile binlerce akbabayı yere sermek kudretinden sual bile edilmez. Ama kaderin mantığını çözemeyince 'Akbabalar niye hala uçuşuyor, neden leş kargaları tepemizde' deriz. Bunu demek, kadere taş atmaktır. Ve 'Kadere taş atan başını örse vurur kırar.'
 
Adet-i ilahinin rububiyet formüllerine saygılı kalmak, simyanın katalizörlerine hürmet etmek, süren reaksiyonları hayret makamında sabırla seyretmek gerekir.
 
"Elhamdulillahi ala külli hal, sive'l-küfri ve'd-dalal" (Küfür ve dalalet hariç, her halden dolayı Allahü tealaya hamd olsun) deyip şükretmek Allah'ın rızasını celbeden en nazenin davetiyedir. Ve bu teslimiyet Rıza kapısının en sihirli anahtarıdır.
 
Veysel Ayhan / TR724.com
 
DARBECİ EVREN GİBİ VATANDAŞLIKTAN ÇIKARMA TEHDİTİ
 
 
Resmi Gazete'de yer alan ilana göre, 130 kişi 3 ay içinde Türkiye'ye gelmezse vatandaşlıktan çıkarılacak.
 
Listede Fethullah Gülen Hocaefendi ve HDP Milletvekilleri Faysal Sarıyıldız ile Tuğba Hezer de yer alıyor.
İşte tam liste




Kanada ve Osmanlı kıyaslaması! Balonları patlatma vaktidir!
ABD'de Trump'a hakaret edenlere yüzlerce dava açıldı. Yeni bir Erdoğan vakası! İyisimi Kanada'ya gelin.Burda Trump'a sövmeyen Kanadalı olamaz. Zalimlerin, diktatörlerin huyu suyu hep aynı. Hem kanun hukuk tanımaz zulmederler masum insanlara, hemde eleştirince, siz kötü oluyorsunuz. Kanadalılar medeni insanlar. 11 Eylül krizinde de tek doğru bilgiler burada çıktı, müslümanların terörist olduğuna kimseyi inandıramadılar! Ünlü belgesel yapımcısı, Amerikan solcu yazar ve gazeteci Michael Moore, That's my Bush kitabında Kanadalılar da olmasa neyin yanlış olduğunu öğrenemiyeceğiz diyor, Kuzey Yıldız'ına teşekkür ediyor. Oscar ödülünde balonları patlatmıştı, böyle aydınlar yanlışa susmazlar.
Kanada'da eğitim seviyesi çok yüksektir. Taksi şoförlerimiz doktor, pizza dağıtanlarımız mühendis, inşaat işçilerimiz avukat. Adam cenneti! Bazısı yeniden okumayı göze alamıyor, bazısı ise çocuklarımız okusa ve iyi bir yere gelse yeter diye sade ve helal bir yaşam tercih ediyor. Ülkesinde haram yiyen zalim olmaktansa sıvacı olmayı tercih eden kaymakam İbrahim abimiz gibi çok güzel müslümanlar burada özünü buluyorlar. Kanada'da 400 dil konuşulur, cihandaki her milletin üyesi özgürce dinini, dilini yaşar. Yemek çeşitleri de ona göre zengin. Osmanlı burada!
Osmanlı'nın kafa keserek, güç gösterisi ile medeniyet ve insanlık merkezi olduğunu sanan Akeşkiyalar, Osmanlı dizileri ile ütopyada yaşıyor. Kanada, yeni Osmanlı olabilir mi diye York Sosyoloji'de epey akademik forumlar yapıldı. Türkiye'nin sıradan bir aşırı ırkçı olduğu netleşti. Kanada'nın Osmanlı'ya benzemeyen ve benzemek istemediği tek konu Millet ve azınlıklar sistemi. Burada eşitlik ve insan haklarından taviz yok. Toronto'da 65 İslami Okul, 150 camiyi gören zaten İslami bir ülkede yaşadığından emindir. Yahudilerin de 15 okulu var. Devlet okulları süper. Kendi devlet İslamı anlayışlarını kimse başkasına empoze edemez Kanada'da. Ancak kendi gettosunda çakılır.
Haksız rekabetle gasp asla olamaz. Varsa altın değerin, gel sıkıysa Kanada pazarında sat. Devleti ele geçirip zulmetmekle İslam gelmiyor. İnsan hakları ihlalleriniz kınanıyor. 1982'den beri Kanada'da en büyük suç, nefret suçları. Ayrımcılık, ırkçılık, ötekileştirme katillikten kötü. Yapıştı mı ağzıyla kuş tutsa boştur. Kanada'nın en sevdiğim tarafı, ülkende ne olursan ol, burada hayata sıfır, hiç olarak başlıyorsun. Eğer değerin altınsa, kesin parlayacaksın. Gerçek insani ilişkileri Kanada'da buldum. Zaten doktoramın adı İnsan İlişkileri, Psikoterapi ve Ruhsal Danışmanlık. Ruhtan güzeli yoktur. Her kesim Ruhlarla tanışmak özel zevkim.
Erdoğan ve AKP, tuzun suda eridiği gibi yok olup gidecekler, bu tuzlu suyu içen kudurur, zaten tuz kaybolur, zehri kalır. Karaciğer ölmüştür. Cihanda IŞİD ve türevi teröristlerin ana besleyici olarak damgalanan Erdoğan ve AKP, terör oluşumudur, bununla ilişkisi olan herkes kovulur! Erdoğan'a yardım eden büyükelçi ve konsoloslar, NGO görünümlü Maarif vs vs, IŞİD, Boko Haram ve türevi teröristlere yardım ediyor demektir. Nijerya'da Boko Haram'a Erdoğan'ın THY ile silah yolladığı anlaşılınca gemi ile denediler, yakalandı. Terörizmin babaları heryanda reziller! Erdoğan'ın marifetsiz Marif Foundation'ı Afrika'da Müslüman ve Hıristiyan tansiyonunu artırarak Zındıka'ya çalışıyor.
Bedduâ-ı Rüyetî Şîr! Yapılması gereken her vatansever bireyin kendi bedduasını yapması. Yezidler defolup batsınlar. http://farukarslan.ca/beddua-i-ruyeti-sir/ …
Anayasa, hukuk, adalet kalmamış, mafya iktidarda, katiller itibarlı, tecavüzcüler serbest, ülkenin en iyi insanları hapiste mağdur, övünüyor. Firakı dallenin şahı IŞİD ve türevi terör örgütleri ve militanlarını Erdoğan ve AKP besledi, büyüttü, cihanda terör yapıyorlar, övünüyorlar! Kamu soygununda kainat rekorunu Erdoğan kırmış, yetim hakkı yemede 1 numara, 18 bin başörtülü masum, 650 bebek hapiste, RTE, AKP övünüyor mu? Çok gurur duyuyorlar. 9 bin akademisyen, 9 bin gazeteci, 4 bin hakim, 2 bin savcı, 50 bin öğretmen, 60 bin polis, yüzbinlerce esnaf işini kaybetmiş, övünüyorlar! İslam'da olmayan, müslümanda olmaması gereken ne kadar kötü huy ve hasiyet varsa AKP döneminde zirve yapmış, İslam'ı getirdik diye kasınıyorlar domuzlar güruhu!
Türkiye'de şekilcilik, popülist yalancılık, budalalık, kibir, kin, nefret, ayrımcılık, dedikodu, ötekileştirme zirve yaptı. Kime ne verecek? Kim bunlardan İslam'ı alır Allah aşkına!
Dünyada Coop Üniversitelerinde 1. sırada Waterloo'nın Türk rektörü Feridun bey Ottawa'da mülakata Tim Horton's da 1 dolarlık tişörtle geldi. Waterloo'nun Türk rektörü Feridun beye, sakalıda kesmemişsin, tişörttede boya var, nasıl foto çekeyimde seni tanıtayım dedi. Beraber güldük. Waterloo'nun Türk rektörü Feridun bey Carleton rektör yardımcısı iken işe bisikliletle gelip gidermiş, bana sorusu Waterloo'da Bisiklet yolu oldu. Sadelikten taviz vermiyor. Feridun beyi 2009'da Türkiye'de meşhur edince aradı, yaktın beni, bunca yıldır saklanıyordum dedi. Sufi'ye takıldın mı olacağı budur dedim.
Feridun bey'in Carleton ve Waterloo üniversitelerindeki başarısının sırrını merak ettim. ABD firmalarını burs, bağış, hibe haraca bağlamış. 1980 darbesi yüzünden Kimya doktorası yarım kalan Feridun bey, Kanada'ya yar oldu, bugün mağdur edilenleri en iyi anlıyan eski bir solcudur. Feridun bey, 9 yılda Carleton üniversitesinin yüzde 300 büyütmüş biri. Son 7 yılda Waterloo üniversitesine de aynısını yaptı. Altın işte bu. Waterloo'nun Türk rektörü Feridun bey, Sufi'yi ne zaman görse, Türkiye'nin en büyük gazetecisi, doğrucu Davud merhaba der. Kimseyi de takmaz. Waterloo'nun Türk rektörü Feridun beye tam Kanadalı olmuşsun dedim. Kasıntı, gösteriş budalalığı kibir yok. Özal boşuna danışman seçmemişti.
Kader kitabında Levhi Mahfuzda ne yazılmışsa onu yaşıyoruz! Hizmet'in evrensel kimlikle ortaya çıkması Turkishness ile zaten mümkün değildi! Kader adalet ediyor ve Hizmet'i olması gereken çizgiye getiriyor. Eğer IŞİD ile anılan Erdoğan ve AKP ile aynı gemide kalsaydı, işte o zaman Hizmet camiası gerçekten biterdi. Allah korudu.
Yecüc and Mecüc is loading!
2 aydır tüm Sinüs boşluklarım boşaldı, akıyorda akıyor. Hiç bir cerahat kalmadı beynimde. Ne kadar sineye atmışım, biriktirmişim. Artık son! Bundan sonra hiç bir fasık ve münafığa acımayacağız, susmayacağız, sinmeyeceğiz, maskelerini hemen düşüreceğiz, bir daha zulme izin vermeyiz, verirsek Allah bizi kahretsin ve canımızı hemen alsın. Koskoca Türkiye'de ülkemizi yıkan Şeytan'ın kafasına bir adet pabuç atan olmadı. Global ve yerli şeytanların terörle yönetme aracı Erdoğan. Bu aracı yok etmeden terörü bitiremezsiniz, zulüm sadece şekil değiştirir.

Din, aptallar içindir, zengin ve güçlü sınıfın Tanrısı altındır.Cehalet ayrıcalıklı sınıfın elinde ustaca kullandığı bir silahtır. Bu Karl Marx'ın temel teorilerinden. Elbette Karl Marx gibi düşünmüyoruz. Devlet Dinleri aptallar içindir diye düzeltelim. Allah'ın indirdiği gerçek din, sadece insanlar içindir. Erdoğan ve Göktürk Süfyanizm Askeri Darbe Komitesi neden insanlarımızı aptal yerine koyup açıkca zulmediyor? Why Stupidity rules in Turkey?

Türkiye'de vaziyet bu. Süfyan Firavun Erdoğan, herkesin malına mülküne devlete çöktü, peynir isteyen farelere tepeden peynir atıp küfrediyor, hem terörizme hem soyguna devam ediyor. Edepsiz bir Süfyan hırsız. İnsan olan herşeyi görüyor. İslam dünyası 1.5 milyar ama İsrail kadar etkisi yok. Erdoğan terörüne kasten büyük yatırım yaptı İslam düşmanı Zındıka ekipleri.

Burdur da işkence dünyaya yansıdı. Erdoğan'ı daha ciddi korumak için Katar Emiri 15 temmuzdan önce en profesyonel koruma ekibini göndermiş. Yatırım yaptılar teröre, elbette sonuna kadar korumak isteyecekler. ABD, Suudi Arabistan'a 350 milyar dolar silah satacağı için IŞİD'i bitirmek istemez.

İslam'ın başnda en büyük bela, tıpkı destekleyici terrorist lideri Erdoğan gibi. Kapitalist bastardö haydutlar saldırısı her yanda var. Brezilya direniyor. Türkiye, çoktan Erdoğan yüzünden teslim oldu. Bu ihaneti durdurmak zorundayız.
NBA oyuncumuz Enes Kanter, 2 gün önce twitter hesabından duyurdu:
HEY WORLD. MY DAD HAS BEEN ARRESTED by Turkish government and the Hitler of our century. He is potentially to get tortured as thousand others.
Erdoğan bir Hitlerdir. 15 Temmuz 2016 kumpasından 3 ay önce Amerikan medyası uyardığına göre bu kumpasın ardındaki konsorsiyumu içeride, en tepede aramak gerekir.

Washington Post : "Erdoğan gücünü artırmak için askeri bir darbe girişimi gösterebilir" 07/04/2016 @washingtonpost http://m.washingtontimes.com/news/2016/apr/7/recep-tayyip-erdogan-uses-turkey-military-coup-buz/ …

Anne Filistin, Gal Gaot'sın Wonder Women'a karşı. Film bu hafta vizyonda. Kibir ve süpergüç gösterisi. Beslediğin terör birgün gelir sana döner. Müslüman göçmenleri terörle suçlamak kolaydır, Batı dünyası neden Üsame Bin Ladin'e Suudi iş adamı muamelesi yapıp, Afgan cihadında neden CIA El Kaida'yı kurdu ve militan eğitti, önce bunun hesabını versin. Şimdi IŞİD tezgahı ile tüm müslümanları terörist gösterip Batı'dan kovma projesi aynı şeytanların.

2020 KIYAMET PLANI KİME KARŞI?
Kral Selman dahi Rusya ile gizli ittifak halinde. Bir yandan Çin ile 300 milyar dolarlık anlaşma imzaladılar, bir yandan Trump ile 350 milyar dolarlık silah anlaşması yapıldı. Kral Selman'ın Rusya'ya bilgi sızdırması çerçevesinde ele alınması gereken görüşmeler yapıldı. İran'a karşı mezhep savaşaı adı altında kan gölüne dönecek bölge. Erdoğan'ı hepsi sattı. Tek başına bu haber başlığı dahi.

Olayların arka planı'nı görebilmek için uyarıcı nitelikte olmalı. Yecüc ve Mecüc is loading. Görünürdeki siyasetlerinin arkasındaki derin planı anlamazsanız öleceksiniz. 101 Süleyman Tapınağını temsil ediyor,2020 Savaş'ın başladığı yıl olmalı!Bu zamana kadar Rusya ve diğer devletlerin gizli ajandalarının önüne geçebilmek için şartlar olgunlaştırılmalı ve çeşitli Bölgeler Donmuş ihtilaf statüsünde muhafaza edilmeli. Şeytanlar masada, Türkiye kovuldu çoktan.

Rusya'nın mevcut yönetimi NWO için en büyük tehlikedir. Rusya-Duginin Irak Kürdistan'ı hakkındaki açıklamaları, Trump'ın ve Putin'in ayrı ayrı Neçirvan Barzani ile geçen hafta yaptığı yeni özel görüşmeler edindiğimiz istihbaratın doğruluğunu teyit ediyor. Türkiye (ABD) ile Irak Kürdistan'ının bağını koparıp Rusya'ya mahkum etme projesi. Aynı zamanda Türkiye-YPG Savaş'ı ile Barzani-YPG Savaşı'nın fitilini ateşleme hedefi güdüyor.

Trump, düğmelere bastı. Böylece Kürtlerdeki iç kargaşadan yararlanıp Mezopotamya'ya Ermenistan aracılığıyla Rus yayılmacılığı yerleşecek. Putin ve Trump'ın ortak çalışması Amerikalıları ve Batı dünyasnı şaşırtmaya devam ediyor. John Oliver, HBO'da sadece dalga geçiyor ve güldürüyor. Ama gerçekleri anlatıyor, neden sadece insanlar gülüyor? Güç ellerinden alındı. Şeytanlara verildi.

3.Dünya Savaş'ı bağlamında birinci önemli husus Rusya'daki mevcut yönetimin değiştirilmesidir. Ancak Rusya'da mevcut yönetimin değişmesi tabi olarak eski Sovyet Ülkelerine de nüfuz edecektir. Rusyadaki olası değişimler Sovyetler Birliği geçmişinden bağımsız düşünülemez. Böylesi Bir değişim Rusya'da olduğu takdirde Almanya (Doğu Almanya geçmişi dikkate alındığında) da dahil olmak üzere Avrupa'daki pek çok ülkeye bu değişimin yansımaları olacaktır. Batı dünyası Putin ve Trump işbirliğinden çok tedirgin. Bir yıkım süreci geliyor.

Rusya'daki böylesi bir değişimin Avrupa'nın dinamiklerini temelinden. Sarsacağı göz ardı edilmemelidir.1917 Ekim Devriminin de öngörülmeyen bir neticesi Sovyet-Kemalist ittifakı idi ki bu ittifak planlarımızın suya düşmesinde çok önemli bir rol oynadı. Bu ittifaka benzer bir ittifak Rusya'daki değişimin ardından başta Slav ülkeleri olmak üzere Avrupa'nın birçok farklı ülkesiyle oluşma tehdidi barındırıyor. Sovyetler Birliğinin tam anlamıyla kontrol altına alınması Stalin ile birlikte mümkün olabilmiştir. Dolayısıyla öncelikle Rusya'da mevcut yönetimin değiştirilmesi, ikinci olarak yeni yönetimin tam anlamıyla oturması için belirli bir süre beklemeye ihtiyaç vardır. Aktif bekleme ERdoğan ve Göktürk Gladyosundan kurtulmakla olur. Vatanseverler hapisten çıkıp göreve dönmeli.

Ayrıca Arapların Rusya ile gizliden iş tuttuğu gerçeği göz ardı edilmemeli. 2020 yılının bir önemi de ABDde seçimlerin normal koşullarda yapılacağı yıl olmasıdır. Yani ABD'deki mevcut hiziplerin bertaraf edilmesine vesile olacak seçimlerin yapılacağı yıl..Seçimlerin yapılacağı ayda Kasım. Dolayısıyla Büyük Savaşın tam anlamıyla startı için 9 Kasım 2020 tarihini belirtiyor olmamız bu anlamda önemlidir.

Savaş esnasında başkan değişimi çok büyük bir tehlike barındırıyor. 2017-2020 arasında 2,5 Dünya Savaş'ı dediğimiz bir dönem yaşanıyor ve yaşanmalı ki hazır hale gelsin, olgunlaşsın!.Bu dönemin başlıca unsurları söz konusu risklerin bertaraf edilmesi olmalıdır. Özellikle Arap iç Savaş'ı ile Arapların yok oluşuna doğru gidecektir.

Suudilerin aşırı silahlandırılıp Saddam gibi bölgesel ve kürevi öcü haline getirilmesi bu ŞEYTAN'ın düğmesine basılmasıdır ki Trump buna bastı. Türkiye eğer lider olacaksa önce herkes aklnı başına devşirmelidir. Arap kibrinin karşı gelme potansiyelinin bertaraf edilmesi mühimdir.
Ayrıca Rusya ve İran'ın Kürdistan konusunda engel olmasının önüne geçmek için bu ülkelerdeki Türk kimliğinin ön plana çıkarırılmayıp müdahalelere karşı milli birliğin zayıflatılmaması gerekiyordu. Osmanlı dizilri tam tersi etki ile barbarlığı onayladı. Ancak Zındıka'nın planı başka. Liberalizm ile yemleyip İran'ı 3 bölmeyi planlıyorlar. Turan söylemi, bu 3 yılın popüler söylemi haline geliyor. Böylece Türkiye kendi eliyle Kürdistanın kurulma sürecinin taşlarını döşemiş oluyor. Türkiye'da aşırı ırkçılık yükseldikce dünyadan koğuyor, Selçuklu ve Osmanlı mirası mezara giriyor ve tabutuna son çivileri sağlam çakılıyor. Barbar Osmanlı imajı Erdoğan ve AKP tarafından temsil ediliyor. Bu yıkılmadan kimse Türkiye'y ne İslam dünyasında nede Batı'da lider olarak görmez ve masaya oturtmaz.

Rusya'nın KDP ile yaptığı enerji anlaşmaları, Kürtler'in ABD'ye bırakılmaması gerektiği şeklindeki açıklamaları, gizli Rus ajandasına işaret ediyor. 15 Temmuz ile Rusya'nın ülkemizde iç kargaşa meydana getirip, TSK'yı felç edip, Barzani'nin nefes borusu sunması tesadüf değildir. Suriye Kürdistan'ını control eden Rusya, ABD ile beraber BOP içinde yerc alıyor. İsrail ile Rusya çıkarları Barzani Kürdistan'ında çelişiyor. Rusya, birşekilde Irak Kürdistanını kendine mahkum etmeyi planlıyor. IŞİD işte bu devrede işine yarıyor. Onlarda ABD gibi IŞİD'I yoketmeyip bir öcü olarak tutmaya karar verdi. Kürtlere askeri eğitim ve silah verip düşmana karşı savaştırmak için IŞİD işlerine geliyor. Hiç kimse aslında etmiyor. İsrail projesi çalışıyor. petrol peşindekiler haritaları kanla çiziyorlar.

Türkiye-Barzani-YPG üçgeninin önemi ortada. Trump, TSK yerine YPG'ye değer Verdi ve silah yolluyor. Erdoğan ve Trump görüşmesi tam fiyasko idi. Gizli Rus ajandasının önüne geçilmesinin tek yolu 15 temmuz kumpasını bitirmek ve gerçek vatan haini suçluları hapse yollamak, Erdoğan'ı akıl hastanesine postalamak. Rusya ile işbirliği yapan Saldıray Berk, Çetin Doğan ve Perinçek grubu, Silivri'de ömür boyu ağırlanmalıdır. İdam edilse yeridir. Perinçek, g15 Temmuz öncesinde, 2017 Şubat sonu gibi kendisine kurulmak istenen yeni Plan'ı elemanları aracılığıyla önceden öğrendi. Perinçeke elemanları dediler ki bu Büyükanıt'ın kurduğu tuzağın bir benzeri, karşı hamle yapalım. Sonuç olarak 15 Temmuz ve neticeleri ortada. Kumpas içinde kumpas oyun içinde oyun var.

Perinçek darbe için kolları sıvamışken, Türkiye'de Martta alev alev olacak derken; esasen Erdoğan'la ciddi ittifak vurgusu yapmaya başladılar. Perinçek'in Fikret Bila'ya tebrik mektubu yazışının ertesi günü'nde Perinçek'in köstebekleri E-Muhtıra ve akabindeki Ergenekon sürecinin aldığı şekli hatırlatarak ABD'nin Perinçek'e benzer bir tuzak hazırlığında olduğu husunda uyardılar. Bu uyarı yapılmamış olsaydı, Perinçek tuzağa düşecekti. Şubatta orduya Türban nifakı sokuldu diyerek harekete geçmeye hazırlanıyordu. Perinçek grubu TSK düşmanıdır ve ordumuzda ayrımcılık krizi çıkartarak Rusya ve Gladyo'ya hizmetv ediyor. Vatan hainliği konusunda herhangi bir sınırları yok, münafıklık ve dansözlük meslekleri bu nifakçı grubun.
Yapılması gereken 2020'ye kadar Büyük Savaş'ın alt yapısının kusursuz bir şekilde oluşturulacağı 2,5. Dünya Savaş'ı olarak adlandırabileceğimiz bu Süreci büyük bir titizlikle yönetmektir. 2020'de Yecüc v Mecüc savaşı başladığında bütün riskler tam anlamıyla kontrol altına alınmalıdır. Erdoğan ve Perinçek grupları acilen hapsedilmeli, Rus kumpası bitmelidir. Sevdiğim bir söz: Power is nothing without control!

Diğer önemli iki uyarı yinelemek gerekirse, Türkiye-Yunanistan Savaşı'nın kesinlikle önüne geçilmeli. ABD ve Rusya'nın ortaklaşa kuracağu Büyük Kürdistan'a engel olunması imkansız gözüyor. Realpoltitik buna hazır olmayı gerektirir. Bu iki güçle savaşamazssınız, teknolojiniz yetersiz ve TSK, 15 temmuzla yokları oynuyor. Tıpkı İsrail'in kuruluşu gibi Büyük Savaş'ın sonucu kukla Büyük Kürdistan'dır. Barzani bağımsızlık referandumu söylemini bir süre rafa kaldırmalıdır. Türkiye'nin ve dolayısıyla NATO'nun istikrarı herşeyin üzerinde tutulmalıdır. Türkiye-Barzani-YPG üçgeni, Erdoğansız ve AKP'siz yeniden kurgulanmalıdır. Maalesef Haim Nahum Doktrinini ve Haim Nahumun torunlarının gündemde önemli bir rol almasını izliyoruz. Çevik Bir'e engel olamıyoruz. David Rockefellerin 101 Yaşında ölümü ve 2020'nin 101in 20 katı olması tesadüf mü? Ancak 2020'nin önemi bununla sınırlı değil. Daha sonra yazacağım. XOXO: Miladi takvimde bu bağlamda 2020'ye tekabül ediyor.

Kur'an'ın Bahsettiği Dokuzlu Çete Kimdir?
Hz. Sâlih, Semud kavmine gönderilen Yüce Allah'ın elçilerinden bir elçidir. O, kavmini tevhide, kulluğa ve takvâya davet etmiş, ama çoğunluk onun bu uyarılarını dikkate almamış ve iman etmeye yanaşmamışlardır. Bu kavim, insanların beyinlerini yıkama hususunda mahir "dokuzlu çete"nin gittiği yoldan gitmeyi tercih etmiş, gerçeğin peşine düşmemiş, kendilerine anlatılanları hiç sorgulamamış, sağlıklı tefekkürün hakkını vermemiş, ön yargı ile yanlış kararlar almış ve bu çete mensuplarınca göz göre göre aldatılmışlardır.
 

Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim, Hz. Sâlih'in söz konusu çete mensuplarıyla giriştiği onurlu mücadeleden bahsederek günümüze bir takım mesajlar vermiş ve mezkûr çetenin bazı özelliklerine dikkat çekerek Müslümanları uyarmıştır. Dolayısıyla bu kıssayı doğru okuyarak verilen mesajları bulmak ve bunları insanlara anlatmak aklı başında, ihlaslı, çalışkan, güvenilir din ve ilim adamlarına düşmektedir.
 
Kur'an-ı Kerim'in bahsettiği ve Hz. Sâlih'in mücadele ettiği Semud kavmine mensup bu dokuzlu çete ile ilgili âyet-i kerime şöyledir:
 
"Şehirde (ülkede) dokuzlu bir çete (elebaşı) vardı. Bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar ve ıslaha çalışmıyorlardı."(Neml, 27/48)
 
Yeryüzünde fesat çıkartan, düzen ve uyuma yanaşmayan, hukukun üstünlüğünü değil, üstünlerin hukukunu savunan bu güç/çıkar odaklarının kimler olabileceği üzerinde biraz kafa yorulduğunda, bunların her asırda mevcut olduğu, kişilik özelliklerinin fazla değişmediği, günümüzde de bunların faaliyetlerine aynen devam ettiği sonucuna varmamız mümkündür. Kanaatimizce bu dokuzlu menfaat şebekesini şu şekilde tanımlayabiliriz:
 
(Ancak bu çeteleri açıklamaya geçmeden evvel şu hususa özellikle dikkat çekmek isteriz: Böyle bir tanımlama/ sıralama/ tespit tamamen şahsımıza ait olduğundan muhtemel hatalar da bize ait olacaktır. Bu konudaki niyetimizi ve samimiyetimizi en iyi bilen Yüce Rabbimizdir. Dolayısıyla alıntı yapacak olan kardeşlerimizin bu fakire işaret etmeleri ve kaynak göstermeleri temennimiz/ dileğimizdir. Bundaki amacımız ise meşhur olmak, bilinmek ya da övünmek gibi basit, ucuz, seviyesiz ve geçici şeyler/ hevesler değil, tam aksine ihlaslı müminlerin dualarında yer alabilme düşüncesidir. Onların "Allah razı olsun!" dualarıyla ilmî faaliyetlere aralıksız devam etmektir. Şeytanın vesveselerinden kurtulma hususunda hem meleklerin hem de samimi müminlerin manevî desteklerini sağlamaktır. Böylece Yüce Allah'ın rahmetine, mağfiretine ve lütfuna nail olmak, Hz. Peygamber'in şefaatini hak etmek ve cenneti kazanmaktır.)
Şimdi bu dokuzlu çeteyi ve kişilik özelliklerini sıralayabiliriz.
İktidar erkini/gücünü ellerinde tutanlar: Firavunlar, Nemrutlar, Şeddâdlar, krallar, başkanlar, hanedanlar, aşiret liderleri, mason locaları, parlamentolar vs… Bulundukları ülkede/ şehirde/ beldede/ köyde yönetimi elde bulunduranlar. Karar mekanizmalarında yer alanlar. Menfaatlerine halel gelmemesi için her şeyi göze alan iktidar perestler. Bunlar, dünyanın her yerinde ve her asırda olmuştur; bundan sonra da olmaya devam edecektir.
Serveti kontrol edenler: Kârunlar. Mal, ürün ve hizmet üreten büyük sermaye sahipleri. Ticaret kervanlarını yönetenler. Ekonomiye yön veren şirketler. Büyük karteller, holdingler, zengin para babaları. İş dünyasını kontrol altında tutan kodamanlar, açgözlü iş adamları. Bankaları ve borsayı ellerinde tutanlar. Fakirlere ve kimsesizlere hiç acımayanlar ve sürekli onları sömürerek hayatta kalanlar. Bulundukları ülkelerin balını ve kaymağını yiyenler. Bunlar da dünyanın her yerinde ve her asırda olmuştur; bundan sonra da olmaya devam edeceklerdir.
Silahı ellerinde tutanlar: Silah kullanma yetkisine sahip olanlar. Silah ile korkutan ve silah sayesinde istediklerini zorla yaptıranlar. Kimyasal, nükleer ve biyolojik silahları ellerinde tutarak mazlum insanları korkutup sindirenler. Mafya ve terör örgütlerini kuran, kiraya veren ve kullananlar.
Medyaya hâkim olanlar: Yalan yanlış haberler sunanlar. Halkı uyutma görevini üstlenenler. Milleti kandıranlar ve yanlış yönlendirenler. Her türlü hipnoz yöntemini kullananlar. Kısa yoldan servet ve şöhret sahibi olmayı özendirenler. Hedonizmi teşvik edenler. İnsanların beyinlerini yıkayıp düşünmesine ve gerçekleri görmesine engel olanlar. "Lehve'l-hadis"i (keyif ve eğlence verici, oyalayıcı, avutucu, uyutucu ve uyuşturucu boş, anlamsız ve lüzumsuz sözleri, mitolojileri, efsaneleri, filmleri, magazin programlarını vs…) sunarak/ satarak insanların duygularını sömürenler. (Lokman, 21/6) Yanlış algı ve yaklaşımları mutlak doğruymuş gibi yansıtanlar. Kahramanları hain, hainleri kahraman ilan edenler. Zalimi mazlum, mazlumu zalim gösterenler.
Sahte din adamları: Hâmanlar, sahte mehdiler, sahte şeyhler, sahte velîler, sahte sofular, sahte dedeler, sahte babalar, cahil mistikler, şamanlar, medyumlar, falcılar, muskacılar, kâhinler, üfürükçüler, cinciler, büyücüler, batınîler, hurûfîler, azizler, hahamlar, papazlar, rahipler. Sahte dinî değerleri toplumlarına din olarak sunan ve böylece insanları kandıranlar. Gerçeklerin üzerini örtme görevini üstlenenler. Dinî hakikatleri dünyevî beklentiler uğruna feda edenler. Dinî gerçekleri çarpıtıp içini boşaltanlar. Menfaatlerine halel gelmemesi için kurulu zorba/ köle/ dikta düzeninin sürmesinden yana olanlar. Sahte kutsallar/ putlar/ heykeller/ anıtlar/ ikonlar/ şürekâ üretip bunlarla insanları oyalayanlar. Kutsalın/ Yüce Kudretin/ Aşkın gücün kendilerinde tezahür/ tecellî ettiğini söyleyerek kitleleri aldatanlar. Dinî hakikatleri lafza, şekle ve ritüellere hapsedip "indirilen son din İslam'ın ilke ve emirlerini" gizleyenler.
Sahte hukukçular: Hukukun evrensel ilkelerini işlerine geldiği gibi yorumlayanlar. Keyfî kararlar alanlar. Yargıyı kullanarak halkın gerçekleri görmesine engel olanlar. Hakikate çağıranları ve hukukun üstünlüğünü savunanları zindanlarda çürüten ya da idam edenler. Empatiden uzak kararlarla zulüm düzeninin devamından yana olanlar. Zalimi mazlum, mazlumu zalim gösteren kararların altını imzalayanlar. Sahte belgelerle, çürük ve uyduruk delillerle, kumpaslarla insanların hayatlarını karartanlar. Kendilerinden olanların suçlarını ise "dava dosyasında yeteri kadar ikna edici delil, bulgu ve kanıta rastlanamadı. Şüpheden uzak ciddi bir delil bulunamadı" diyerek son derece büyülü, çarpıcı ve etkileyici sözlerle/ cümlelerle ortaya koyup beraat ettirenler.
Sahte bürokratlar, yöneticiler: İktidarın nimetlerinden faydalanan çıkarcılar. Statü, unvan, makam, mevki ve rütbe hırsı taşıyanlar. Kurulu kapitalist/ sosyalist/ komünist/ köle/ sömürü düzeninin işleyişine payanda olanlar. Gerçekleri tüm çıplaklığıyla görmelerine rağmen hâlâ görmezlikten gelmeye devam edenler. Yanlışları düzeltmek için kafa yormayanlar. Verilen emirleri sorgusuz sualsiz yerine getirenler. Zalim iktidara göbeğinden bağlı olanlar. Yalakalığı ve dalkavukluğu şahsiyetlerinin/ kimliklerinin/ kişiliklerinin bir parçası hâline getirenler. Mazlum halka kan kusturanlar. Kraldan daha çok kralcı geçinenler. Sadece ve sadece koltuklarını ve ikballerini düşünenler.

Sahte bilim insanları, öğretmenler, eğitimciler: Genç nesillerin beyinleri yıkamakla görevli olanlar. Diğer çete mensupları ile işbirliği halinde kokuşmuş bozuk düzeni savunan ve atalarının gittiği yanlış yolda gitmekte ısrar edenler. Doğru ve güvenilir bilgiler üretmek ve bunları toplumla paylaşmak yerine eski bilgileri körü körüne tekrarlayanlar. Yanlış uygulamaları sorgulamadan alıp bilgi/ bilim/ ilim/ fikir/ düşünce diye aktaranlar. Eleştirel düşünceyi öldürenler. Güzel soru soranları boğanlar. Farklı düşüncelere tahammül edemeyenler.
Kendilerine körü körüne itaat edecek kimseleri yanlarına alarak onlarla olmaktan mutlu olanlar. Kendilerine biat edecek ekibi kurma adına "ehil olanları" dışlayanlar. Ortak aklı devre dışı bırakanlar. Emaneti ehline vermemek için kırk dereden su getirenler. Etraflarındaki yağcıların yağ çekmeleri karşısında şımaranlar ve kendilerini bir şey zannederek zevkten havalara uçanlar, sonra da içi boş hayallere ve hülyalara dalanlar. Her geçen gün küstahlaşarak/ kibirlenerek hakikatten uzaklaşanlar. Bilim ahlakından yoksun bir şekilde daha çok kazanma ve biriktirme hırsıyla zararlı icat/ buluş yaparak tabiattaki dengeyi alt üst edenler. İnsanların, bitkilerin ve hayvanların genleriyle oynayarak yeryüzünü fesada/ bozguna/ hastalıklara boğanlar.
 
Sahte sanatçılar: Toplumun dinî-ahlâkî ve millî değerlerine yabancı olarak yetiştirilenler. Halka tepeden bakan kendini beğenmiş ukala tipler. Kendilerine bahşedilen "yetenekleri" yanlış yerlerde kullananlar. Gençlere rol model olarak sunuldukları halde bunu zerre kadar hak etmeyenler. Uyuşturucu bağımlısı, eşcinsel ve ahlaksız sanatçılar. Terbiyesiz şarkıcı ve türkücüler. Sahte artistler. Sahte sporcu ve futbolcular. Sahte ve yalancı şairler, yazarlar, ozanlar, ressamlar, karikatüristler, heykeltıraşlar ve tiyatrocular. Gayr-i meşru hayat yaşamayı marifet zanneden hedonistler. Sürekli evlenip boşanarak masum ailelere kötü örnek olan zavallılar.
 
İşte bu dokuzlu çete ellerindeki tüm imkânları kullanarak kitlelere nüfuz etmekte ve kendi aralarında işbirliği yaparak gerçeklerin öğrenilmesinin önüne her türlü engeli/ bariyeri çıkartmaktadırlar.
 
Bunlar ilk asırlardan beri var olmuş, peygamberlerle uğraşmış ve kurulu düzenlerinin yıkılmaması için her türlü mücadeleyi vermiş azgın/ elit/ seçkinci/ mütref insanlar topluluğudur. Bugün de peygamberlerin varisleri olan hakiki ve samimi müminlerle uğraşmakta ve onlara her türlü zulmü reva görmektedirler.
 
Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için şunun altının özellikle çizilmesinde yarar vardır: Sayılan bu dokuzlu çete mensupları arasında yer alıp da, "aidiyet duygusuyla alınganlık göstermek", bunların yanlışlarına bile bile ortak olmaya devam etmek, duygusal kararlar almak, körü körüne yanlış kesimleri desteklemek ve savunmak doğru değildir.
 
Dolayısıyla bu sahtekâr dokuzlu çeteyi çok iyi tanımak, onlardan uzaklaşmak ve İslâmî öğretiye sahip çıkmak aklı başında tüm insanlara düşmektedir.
Çiviyi çivi sökeceğinden bu dokuzlu çetenin arasından sıyrılarak onlara cephe almak ve bu onurlu mücadelede iyilerin yanında/ safında mücadele vermek en doğru olan tavırdır. Dolayısıyla bu özelliklere sahip "şehrin öbür ucundan koşarak gelen imanlı, ahlaklı ve erdemli insanlara" (Kasas, 28/20; Yasin, 36/20-27) her zaman ihtiyaç vardır. İşte böyle inanmış ve adanmış gönül erleri söz konusu sahtekârlara/kokuşmuş zulüm düzenine başkaldırarak hakikatin yanında yer alacak ve asil bir duruş sergileyebileceklerdir. Böylece mezkûr dokuzlu çetenin yanından uzaklaşarak hem kendilerini ebedî azaptan kurtarma hem de Yüce Allah'ın rızasına kavuşma imkânına sahip olabileceklerdir.
 
Bu bakımdan söz konusu dokuzlu çete ile mücadele edecek kimseler her dönemde olmuştur ve bundan sonra da olmaya devam edecektir. Kur'an'a göre ise bu mücadele mutlaka olmak zorundadır. Zira cennet ucuz, cehennem de lüzumsuz değildir. Bunlarla nasıl baş edileceğinin en güzel örneğini ise tüm peygamberler ve onlara inanan sağduyulu Müslümanlar vermişlerdir. İbret almak isteyenlerin yapması gereken şey; Kur'an'da anlatılan peygamberlerin hayat hikâyelerine/ kıssalara bakmak, buralardan alınması gereken dersi almak ve yaptığı işin hakkını vermektir.
 
Bu dokuzlu çete mensupları arasında olup da gerçeği titizlikle araştıran ve bulan, bulduktan sonra bunları haykıran sayıları az, erdemli, imanlı ve ahlaklı kimseler söz konusu çeteleri çok iyi tanıdıklarından onlarla mücadelede etkin rol almak zorundadırlar. Sağlıklı tefekkürün hakkını veren, akıl ve vicdanının sesini dinleyen bu dokuz grubun içinden çıkacak "iyi kimseler", peygamberlerin getirdiği öğretiyi güçlü bir şekilde savunmakla mükelleftirler.
 
Diğer taraftan günümüzde de dünyayı aynı şekilde yöneten "küresel dokuzlu çeteler" olduğu muhakkaktır/ bir gerçektir. Bu çetelerle de aktif mücadele görevi tüm müminlere düşmektedir. Bunlara karşı tevhidi, hakkı, adaleti ve evrensel ilkelerini savunmak ve tüm mazlumların umudu/ yardımcısı olmak müminlerin boyunun borcudur.
 
Öte yandan şurası da ayrı bir gerçektir ki, bu çete mensuplarının en dikkat çekici yöntemlerinden birisi; kibirli, küstah, kendini beğenmiş, açgözlü, sinsi, haset, kinci, kıskanç, bencil ve şeytan gibi zeki kimseleri bir maşa olarak kullanmak ve onlar sayesinde hem İslâm'a hem de sömürmek istedikleri ülkelere her türlü ekonomik ve siyasî zararı vermektir. Bu nedenle dikkatli ve uyanık olmak tüm müminlere düşmektedir.
 
Sonuç olarak, kıyamete kadar dünyanın her yerinde, her ülkede ve her toplumda bulunacak bu dokuzlu çeteleri ve bunların işbirlikçilerini çok iyi tanımak gerekmektedir. Bu çete mensuplarının/ elitlerinin/ seçkinlerinin (!) toplam sayıları her dönemde % 10-15 civarında olmuştur. Bu yüzden halkın büyük çoğunluğu (% 85 veya % 90'ı) aklını kullanmak ve bunları terk edip peygamberlerin getirdiği öğretiye/ mesaja kulak vermek zorundadır. Akl-ı selim ile hareket eden insana düşen vazife; kimin yanında yer aldığına bakmak ve neyi savunduğuna dikkat etmektir. Kanaatimizce bu ve bundan sonraki asırlarda son din İslâm'ın ilkelerini savunan ve Hz. Peygamber'in Sahih Sünnet'ine sarılan kişiler kurtuluşa erebileceklerdir. Burada belirleyici olan kimin tercihini hangi yönde kullandığıdır. Zira Hz. Sâlih ve onun getirdiği vahye (İslâm) inananlar tercihlerini bu dokuzlu çıkar şebekesi ile mücadele yönünde kullanmış, hak ve adalet çizgisinden ayrılmamış ve Yüce Allah'ın rızasını kazanmayı başarmışlardır. Çoğunluk ise sağlıklı tefekkürün hakkını vermemiş, ön yargı ile hareket etmiş, çetelerin yönlendirmelerine kendilerini açık hâle getirmiş, böylece kendi sonlarını bilerek ve isteyerek kendileri hazırlamışlardır.

Hitler programınız çöktü Göktürk, dağılabilirsiniz!
Öğretmen bir arkadaşımız Üstadımız Said Nursi gibi, en az eğitimli insanın anlayacağı sadelikte kısa hikayecikle 15 temmuz kıssasını yazmış. Hiç bir akıl ve mantık kuralı çalışmıyor. Hitler sendromu.
2011'den beri adı Göktürk'e çevrilen Ergenekon, SS, Nazi, Hitler mantığında bir Gladyo olduğu için liderleri yaptıkları Erdoğan Süfyan'ında daha net anlaşılır! Neden Hitler'in Thule örgütünü anlatıyorum? Türk Ergenekon Gladyo'sunu Gestapo lideri iken CIA'ya sığınan Gehlen, Nazi sisteminde kurmuştu! Göktürk grubu azınlık bir grup, Esad'ın yüzde 7 Nusayri Baascıları kadar bile yoklar. Vatansızlar Partisi yüzde 1. Anadolumuz bu kumpası bozacaktır. Hitler, Naziler, SS ve Gestopa son döneminde, Kara Büyü ve mukaddesata saygısızlık ayinleri yapmaya başladılar. Erdoğan ve AKP aynı yoldadır. İslam'a, Kur'an'a, Peygamberimize karşı açılmış savaş vardır. Hizmet camiası elinden geleni yaptı.
Açıkça söylemek gerekirse tam olarak Hitler (Erdoğan) aptalın biriydi. Birçok konuda derin yanılgılar içindeydi, Almanları felakete sürükledi. Erdoğan ile Göktürk, iktidar hırsı uğruna, haset, kin, nefret ve kıskançlıkla Türkiye'yi uçurumdan aşağıya attı. Almanya yıkılıp, Hitler maskara olduğunda medyum (Erdoğan) operatörsüz kalır veya tek başına bilgi almaya kalkınca sonu pek hayırlı olmuyor! Şayet bir medyum operatörsüz kalır veya tek başına bilgi almaya kalkarsa sonu pek hayırlı olmaz. Erdoğan, Göktürk (Büyük Rahipsiz) hiçtir. Hitler'in operatörü Büyük Rahip, Medyumu (Erdoğan'ı) devamlı olarak kontrol altında tutmalı, soruları sormalı, cevapları değerlendirmelidir. Hitler'in büyücülük ve hipnotizmaya dayanan düzeninde Operatör ise çalışmayı yöneten kişidir. Bir anlamda Büyük Rahip. Göktürk, Thule benzeri kara bir tarikat!
Indiana Jones'ın bir filmi Hz İsa'nın kutsal kadehini aramak üzerine, film'de S.S'ler bu kadehin peşine düştü. Erdoğan, Kutsal Tabut peşinde. Halifelik tutmadı, Mehdi olmadı, yeni dini jargonlarla zehirleme peşindeler. Ancak Türk insanı bu kadarda aptal olamaz değil mi? SS, bizler kanlı ve kör insan hamurunun yoğurucularıyız dedi. Ahnanerbe, ataların mirasını inceleme kurumu idi. Kurucusu Sven Hedin manyaktı. AKP, milleti manyaklaştırdı. Nifaklarla, nefretle toplumu, aileleri, kutsal, milli, dini değerleri parçaladı, 1000 yıllık kodlarımızla oynadılar. Sufice bir savunma yapıyorum kaleyi.
Hitler'in devlet gerekçeleri marjinal faşistti. Gizli güçlere dayanır. Toplama kampları da sembolik bir davranış tarzı, bir ilk makettir. Hitler'in Kara tarikatı (AKP ile Göktürk karışımı Yezidizm), bir efendiler sınıfını koruyan hiyerarşik sisteme dayanıyordu. Devlet zorbaydı! S.S.'ler kendilerini iyinin de kötünün de ötesinde, üzerinde kabul ederlerdi. Ortalama S.S.'ler birer makine, robottu. Zombi AKP'liler gibi! AKP'lilerde masum ve mağduru oynuyorlar, onca soygun, terörizm, katillik ve zulme rağmen melekler kadar masumuz, projemiz büyük diyorlar.
Gestapo'nın lideri (Hakan Fidan) Gerard Gehlen'i unutmamak lazım. Kaybedeceklerini anlayınca 300 SS'le ABD'ye sığınır, Gladyolar kuracaktır. Almanları güya ihya edecekazınlık Kara tarikat Thule, bütün Nazi üyelerini Dünya'dan tecrit eder. Tıpkı bugün AKP gibi. Cihanda NAZİ kodundalar. Temel kuramı bilenlerse sadece birkaç üst rütbeli, şeflerdir. AKP'deki halde bu! Kimse neden bu halde olduklarına mantıklı bir izah getiremiyor. İslam davası kalmadı, 16 bin başörtülü, 650 bebek hapiste. Haçlılar, Moğollar, Yunan mezaliminden büyük zulümler icra edildi. Ülkenin en güzel müslümanları hapiste, 200 bin kişi işini kaybetti. Namus çiğnendi. Mal mülk düşünce dini özgürlük kalmadı. Ahlak ve etik, hukukla beraber mevta oldu. Bu denli yıkım ve travmada devlet kalmaz.
Hitler, Rauschning'e şöyle diyordu: Ben bir tarikat kuracağım (Order). Dünya'nın merkezi olacak, yeni insan yaratacağım. Erdoğan'ın havasıda bu! Hava civa, gösteriş budalası, popülizm ile idare edemiyor artık. AKP pek çok parçaya bölündü ve kimse kimseye güvenmiyor.
Hitler'in S.S. Örgütü doğrudan doğruya Himmler 'in sorumluluğuna bırakılmıştır. Kara tarikat Thule faşisttir. AKP'ye çok benziyor değil mi? AKP, Süleyman Soylu gibi bir soysuzun elinde oyuncak. Efgan Ala ortalıkta gözükmüyor artık. Hakan Fidan'ın 15 temmuzu organize ettiği çok açık. Hitler sonuna kadar attığı bütün adımları doğru saymıştır. Kendisinin, gizli güçlerden yararlanmasının yeterli olduğunu zanneder ve yanılır. Hitler (RTE), birdenbire sanki bir mucize ile atılır ve her tuttuğu işi başarır. Bununla beraber enerjinin yayılmasını sağlar, bir medyumdur Başlangıçta Hitler şiddetli bir vatanseverlik ve toplumculuk tutkusunda olan alalade bir insandı. Hayalleri sınırlıydı. Her tuttuğu kazanır. Buna kanan çoğunluk hep kazanacaklarını zanneder. Güç zehirlenmesi de işte tam böyle bir şeydir. Kibir zirve yapar. Her yanlışları aptalca yapılır.
Nazi partisinin sembolü olan Gamalı Haç'ı seçen akademisyen Haushoffer'dir. Aslında Budist idi. Erdoğanlı Göktürk'le Mason Bektaşiler kültü var. Ampülü seçen AKP için Çevik Bir paşadır. Hitler'in ana danışmanlarından 14 Mart 1946'da Karl Haushoffer, Karısı Martha'yı öldürüp, Japon usulü harakiri yaptı. Sapıklardan bir tane normal ölene zaten rastlamadım. 1925'te Nazi partisi hızla üye toplamaya başladı.Thor ve Yeşil Ejder efsanesi gibi ne kadar değer varsa kullanıldı, Almanlar birleşeceklerdir. Erdoğan'ın kullanmadığı ne kaldı? Hitler, iktidara gelişinden önceki ayaklanmadan dolayı hapise atılınca Haushoffer ziyarete geldi. Cizvit Rahiple Kavgam kitabını eline verdi. 1999'da yalandan şiir okuduğu diye hapse atılan Erdoğan'ın yanında Hakan Fidan eğitmen olarak vardır. 2009'a kadar saklanacaktır.
Hitler'i, Thule başı yapan Haushoffer ile Hess tanıştırmıştır. Thule gurubunun yaşayan en son üyesi Hess'ti. Rudolf Hess onun asistanıydı. Neden Erdoğan? İngiltere'yi birleştiren büyücü Merlin Kelt'lerin Druid, cadılarla şeytan evliliğinden geliyordu. Kült böyle. Kral Arthur'a Kılıç'ı sunandı. Erdoğan'da hatipdir hemde büyüleyici cinsten. Hitler, Nazi öğretisinden çok, çok daha ürkütücü güçlerin, öğretilerin etkisinde idi. Kendisini Merlin gibi büyük bir büyücü filan sanıyordu. Hitler (Erdoğan) medyum, General Karl Haushofffer (Hulusi Akar) de operatör\büyücü idi. Medyumun ardında tek bir kişi değil Thule örgütü vardır. Göktürk gibi 130 binlik bir yapıdır, 5 bin üst düzey yönetici aklı vardır.
Hitler 20 Nisan 1889'da Salzburger Varstadt bölgesinin Braunau'da Medyum yetiştirmekle ünlü bir köyde doğdu. Dadısı ve kuzeni de medyumdu. Annesi Yahudi bir fahişe idi, babası bilinmiyor, piç. Hitler'in Ari öğretisindeki Thule örgütü görünmeyenle ilişki halinde olan bir gizli örgüt, aynı zamanda da Nazizim mistik merkezleri yaptı. AKP'de ökülist bir mitolojiye dönüştürüldü. Ümmeti İslam ve Türk birliğ sanal alemde milyar dolarlık bütöelerle çekilen absürt dizilerde yaşatılıyor. Gazı yiyen olduğu sürece akla gerek yok. Thule efsanesine göre, Hitler beklenen kurtarıcıdır. Mistik güçle Almanya'yı dünyaya hakim kılacak, insan türünün değişimi sağlanacaktır. AKP ile Erdoğan güya islam dünyasını birleştirecek liderdir. Takan yok bugün. Türk dünyası arkasından gidecektir. Takan yok bugün. Batı dünyası bitti, Rusya güvenmiyor, ABD üzerini çizdi.
Thule de sulara gömülmüş olan bir uygarlığın mistik merkezidir. Eckardt ve kara dostlarına göre ise Thule'nin bütün sırları kayıp değildir. Thule efsanesi Cermenizm'in doğuşuna dayanır. Thule kuzeyde bulunan kayıp bir adadır. Atlantis gibi. Eckard ölürken löyle der: Bu beste benim, Hitler oynayacak benim idealimi! 1923 Temmuzunda Nazi partisi kuruldu. Gazeteci Eckardt da yedi kurucudan biriydi. Aynı yıl öldü. Çevik Bir, Erdoğan'ın 1999'da danışmanıydı. 3 yıl, Erdoğan'ı hazırlayan İsrail lobisinin masonu Çevik Paşa'dır. Ortada gözükmüyor ama tüm kararları yönetiyor. Cüneyit Zapsu Yahudi lobisi ile barıştırır. Dünya servetinin yüzde 60'ını elinde bulunduran 62 Yahudi zengin Erdoğan'ın arkasında geçer. İslam'ı bitirme projesidir Erdoğan Osmanlı'yı katletme, mezara gömme hedefidir. Barbar Türkler imajı dünyaya çakılacaktır.
Hitler'in büyücüler grubu Thule ve Kara Tarikat nasıl oluştu? Gazeteci yazar tiyatrocu Dietrich Eckardt ve Thule'den Alfred Rosenberg Hitler'le tanıştılar. Eckardt, Hitler'e yazı yazmayı ve konuşmayı da öğreten kişidir. Eğitim iki aşamalıydı. Gizli öğreti ve propaganda sanatı. 1920 ile 1923 arası. Erdoğan'da 3 yıl aynı eğitim uygulandı. İlk buluşma ünlü müzisyen Wagner'in evinde gerçekleşmişti. Thule'nin bu iki üyesi, üç yıl kadar Hitler'i kontrol altında tutarak eğittiler. Zapsu, Erdoğan'ı pazarlayan fındık tüccarıdır, tüm ortakları zengin yahudilerdir. Hepsi Siyonistir ve Siyonizme kukla aramaktadır. Aranan kan bulunmuştur. 2004'de Erdoğan'ın yanına çakılan Fars felsefecisi İbrahim Kalın biçilmiş kaftandır. Kanı, genetiği bozuk Erdoğan, aslında Türk düşmanı bir Gürcüdür. Soyları Osmanlıda hep zulüm görmüştür, intikam alacaktır. Ezilmiş ve eziklerin Türk müslümandan intikamıdır bu!
Goebbels'a göre, facia Dünya değil, Evren çapında oynanmıştır. Sonumuz bütün Evren'in sonu olacaktır. Erdoğan'da AKP biterse yıkarız diyor. Goebbels karısı ve çocuklarını öldürüp, intihar etmeden önce de şunları yazmıştır: Bu nasıl olsa olacaktı. Erdoğan'ın mantığı da aynen budur. Tanrı'yı kıyamet savaşına zorlayan Evanjelistler hep böyle bir salak beklemiştir. Ölürken büyük tufanı çağırmaktan başka yapacak şey yoktu. Bu durumda Hitler suya bir kurban veriyor ve Berlin metrosunu sulara gark eder! Yanlış okumadınız. Hitler suların bırakılmasını emrediyor ve metroya sığınmış olan 300 000 kişi boğuluyor. Bu bir tür büyüsel kurbandır. Böyle bir manyaklık yaparlarsa 50 yıl ülke kendine gelemez ve yaşanan travmaların düzelmesi de yıllar alacaktır.
Kazanan taraf Almanya'nın (Erdoğan'ın) düşmanları değil, insanlığı cezalandırmaktır. Dünyayı boğmak için harakete geçmiş olan güçlere destektir gayesi. Trump, Suudilere 350milyar dolar silah satarken, zaten Erdoğan ile IŞİD projesi 6 yıldır oturmuştur. Naziler, Tanrının gazabını getirmek istiyordu. Hitler artık ölüme karar vermiştir. Bir çok kişiyi idam ettiriyordu. Erdoğan ve AKP bu halde! Her şey bittiği halde Hitler'in inatla direnmesi, Horbirgercilerin bildirdikleri tufanı beklemesinden dolayıdır. Tanıdık mı? Allah'ı zorlar ki belalar aksın gelsin! İşkenceler kasten artar.
Nazi Almanya'sının inanılmaz yeniliği büyü kavramını bilim ve tekniğe sokmuştu, Nasyonal Sosyalizm'in zaferi, büyünün maddesel gücü olur. Hitler, Horbirger, Himmler, Goebbl'a göre, çingeneler, zenciler ve özellikle de yahudiler tam anlamıyla insan değildirler. Yok edilimelidir. Töton şövalyeleri ile aşırı ırkçı Aryan Nazi "Kara tarikat" ının kurulması ile kafayı yerler. Nazilerin propaganda ırkçılığı, Yahudilere ve zayıflara yönelik bir soykırıma dönüşmüştür.
Erdoğan'a Hitler formülü uygulandığı için Horbirger ve Wagner'i, Rampa'yı bilmek zorundasınız. Dokunulmaz kutsal şeytan, hiç hata yapamazdı! Ebedi buz öğretisi kurucusu Hans Horbirger, Hitler ve Himmler'in hocasıydı. Büyücü dev kralı kurarken Nietzchze'nin Mistizmi ile harmanladı. Herşeyi ret eden Nietzche, üst insan teorisinde Budist Mistizmi kullanmıştır. Oysa Almanların militer totalizmine ve soylu kraliyet ailesine karşıdır. Hitler'a uyar bu. 1933 ile 1939 arası cükan büyük ekonomil çöküşte ilen Almanya sosyal bir devrim ve bolluk yaşar, adeta kurtarılmış cennettelerdir. Bu nedenle Hitler ne dese yapacaklardır. AKP'yle yaşatılan yalancı baharda işte buydu. Borcu verenler Türklere pranga takmıştır.
Horbirger ve Nazi düşünürleri bilimsel yöntemleri değiştirmek isterler. Bilimi Astroloji, büyücülüğe dönüşür, metafizik kara güç peşindedir! 1953'te yapılan bir araştırmaya göre Horbirger'in Almanya ve İngiltere'de çok fazla izleyicisi vardı, ABD'de bir milyondan fazla Hitlerci vardır. Irkçı beyaz elitler Klu Klanlarını bulmuştur. Hitler, Kuzey gücü teorisyeni Horbirger'i sağına, Tibetli Lama olan Lobsang Rampa'ı soluna almıştı. İkinci beden ve üçüncü göz'e inanıyordu. Hitler, dünyada yalnız evrensel üstatlar ve efendiler egemen olacaktır diyordu, Alman milliyetçiliği bile kalmayacak diye Lucifer'e çalıştı. Şeytan tapınağının şeytanları, ifritleri cihanı yeniden zulümle doldurmuş ve bu kaostan düzen çıkartmaya çalışıyor: 3. Dünya savaşı! Herc ü Merc kaçınılmazdır.
 
Samanyolu Haber
/01 Haziran 2017 04:46
 
 
 
Şehit Generalden kim özür dileyecek... [Bu detay havuzda yok]
Şırnak'ta düşen helikopterde bulunan 23. Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral Aydoğan Aydın havuz medyası tarafından darbe girişimine direnmişti başlıkları ile kahraman ilan edilmişti. Oysa Aydın'ın darbe girişimi sonrası başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alındığı ve yurt dışına çıkış yasağı konulduğu ortaya çıktı.
 
Şırnak'ın Şenoba bölgesinde kalkışından kısa bir süre sonra yüksek gerilim hatlarına takılması sonucunda düşmesi ile içinde bulunan 13 personel şehit oldu.
 
Şehit olan askerler arasında bulunan Şırnak 23. Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral Aydoğan Aydın hakkında havuz medyasında kahramanlıkları anlatılıyor.
 
Bölücü terör örgütü PKK'yla mücadelede destan yazdığı ile başlayan haberlerde Aydın'ın 15 Temmuz Darbe girişimine direnmişt detayı manşetlere taşınıyor.
 
Oysa Şehit General Aydın 'Hakkari'de bir tek askerin sokağa çıkmamasına rağmen 6 general ve bir çok üst düzey komutan ile birlikte 17 Temmuz'da gözaltına alındı... Havuz Medyasının haberlerinde hiç bahsetmediği bu gözaltına alınma olayında Aydın günlerce sorgulanmış ve adli kontrol şartı ile serbest kalabilmişti. Hatta kendisine yurt dışına çıkış yasağı bile konmuştu.

15 Temmuz gecesi hiç bir askerin sokağa çıkmadığı Hakkari'de bir çok asker hala tutuklu...
 
Peki bu suçlamalarla ilgili Şehit Aydın'dan kim özür dileyecek...
 
Bir başka soru ise Aydın'ın 1992 yılında üsteğmen iken yazdığı şiiri bile bulup haberleştiren AKP ve Saray medyası niçin bu detaydan bahsetmez...
 
 
Şehit olan Tümgeneral Aydın'ın 1992 yılında Topçu Üsteğmen olarak görev yaptığı yıllarda yazdığı 'Hanke'ye ağıt' isimli şiiri şöyle:
 
 

 
"Doksan kişiydik biz o gün. Aç, susuz, uykusuz. Nasır tutmuş ayaklarla, yürüyorduk kaygusuz. Sis, çamur, kanla, terle, üzerindeydik bulutların. Ayrım Hanke Yaylası'nda, yeşerirken umutlarım. Soğuk namlular elimizde, yürüyorken dağlara. Şehitlerden selam geldi, savaşan tüm sağlara. Uzaklarım yakınlaştı, inancımla, davamla. Uyan Hanke geliyorum, heybetimle, havamla".

Toplam 21 tam teçhizatlı asker taşıyabilen helikopterlerin ilk kazası 4 Haziran 1997 tarihinde meydana geldi. Kuzey Irak'taki operasyona katılan askerleri taşıyan helikopter, Zap Bölgesinde bölücü terör örgütü tarafından atılan füze ile vuruldu,11 asker şehit oldu. Envantere yeni giren helikopterlerin füze koruma sistemi olmadığından tüm Cougar tipi bu helikopterler batıdaki birliklere verildi. Füze koruma sistemlerinin takılmasının ardından Cougarlar tekrar Güneydoğuya döndü.
 
İkinci kaza, Ispartanın Eğirdir İlçesinde 29 Nisan 2003'te oldu. Eğitim uçuşundaki AS532 Cougar helikopteri yüksek gerilim hattına takılarak düştü. Kazada 4 asker şehit oldu. Bir asker de ağır yaralandı. Üçüncü kaza ise Şırnakta meydana geldi. 13 asker şehit oldu.
 
21 ASKER TAŞIYABİLİYOR
 
Alımına 1993te karar verilen AS532lerden ilk aşamada 20 adet satın alındı. Fransada imal edilen helikopterler Kara Kuvvetlerine 1996dan itibaren teslim edilmeye başlandı. Bunu 1995'teki ikinci alım anlaşması izledi. Ankarada TAI tesislerinde üretilen 30 adet AS532'nin 20'si Hava Kuvvetlerine arama kurtarma, kalanlar ise Kara Kuvvetlerine verildi.
 
Toplam 21 tam teçhizatlı asker taşıyabilen AS532 Cougarlar, 842 kilometre menzilli. Saatte 278 kilometre hıza çıkabiliyor. Çift motorlu helikopterin uçuş ekibi iki pilot ve bir teknisyenden oluşuyor.
Kanseri yenen Karahindiba Şifası pek çok derde deva
Papatyagillerden olan sarı kır papatyası Karahindiba şifadır. Anadolu'da Çıtlık, Arslandişi ve Radika gibi adlarıyla da bilinir. Toroslarda yaylalarda, her yüksek tepe dağlarda yüksek oksijenle Nisan ve Mayısta çıkanları evladır. Yol kenarından da toplayabilirsiniz. Allah, şifanızı yanıbaşınızda yaratmıştır ama siz onları keser çöpe atar ve toz olunca üfleyip savurur, çocukca eğlenirsiniz. Farmakoloji kapitalistlerinin hazırladığı pahalı ilaç zehirlerini satın alır, yan etkileri ile daha fazla hasta olur, Lokman Hekim şifa formüllerini kocakarı ilacı sanırsınız. Heryerde vardır. Mavi ve kırmızı renkliside var. Ölçüsünü bilmek gerekir. Herşey zehirdir, hiçbir şey zehir değildir. 250 çeşidi vardır ve salatada kullanılabilir, zararlı olan çeşidi görülmemiştir. Her tarafı şifadır.

Scientific name: Taraxacum officinale
Iron: 3.1 mg (per 100 g)
Energy: 44.93 Calories (per 100 g)
Vitamin k: 778.4 mcg (per 100 g)
Rank: Species
Higher classification: Dandelion
ÇAY OLARAK EN BASİT YAPIMI
Günde 1 veya 2 bardak içilebilir. Yapımı:
1 Litre su, 1 Bardak taze toplanmış karahindiba sarı çiçeği, dal ve yaprakları kaynatılır. 5 dakika kaynatılır, üstüne limon suyu sıkılır.
Soğuk olanda bu çay pamuğa bandırılıp cilt tedavisi, ekzama, kırışıklık, sivilce, arı sokmasında kullanılabilir.
Günde 3 adet çiçeği tutan ve toprağa yakın olan yaprağının yenmesi yeterlidir. Ispanak gibi ince olan kısmında ayrı kimyevi madde, kökünde ayrı şifa vardır, çiçeği ve yaprakları, hatta tozu ayrı şifadır.

Karahindiba tozundan ve kökünden ise kahve yapılır. D vitamini, Magnezyum, Potasyum ve demir içerir. Bu acı kahvede şifadır.
Kuru Karahindiba Çayı Nasıl Hazırlanır?

Karahindiba çayı için karahindiba bitkisinin kurutulmuş yaprakları kullanılır. Şayet çay taze hindiba yaprakları ile hazırlanacaksa aşağıda verilen ölçünün iki katı kullanılmalıdır.
6 çorba kaşığı karahindiba kökü (kurutulmuş)
6 çorba kaşığı karahindiba yaprağı (kurutulmuş)
4 su bardağı su
Hazırlanışı: 4 su bardağı su ve karahindiba kökü uygun bir kabın içine alınarak 20 dakika kadar kaynatılır. Kaynayan su karahindiba yaprakları üzerine dökülerek ağzı kapatılır ve 15 dakika kadar demlenir. Hazırlanan çay tazeliğini yitirmeden hemen içilmelidir.
Tarif-2
1 su bardağı kavrulmuş karahindiba
Karanfil, tarçın
Rezene tohumu
Zencefil kökü
1 tutam karabiber
Hazırlanışı: Kavrulmuş karahindiba hariç, eşit ölçülerde bütün baharatlar uygun bir tavaya alınarak 20 dakika kadar kavrulur. Kavrulan baharatlara karahindiba eklenerek 1 dakika kadar daha kavrularak ocaktan alınır. Hazırlanan kürden 1 su bardağı kaynar suya 1 yemek kaşığı alınarak karıştırılır ve 10 dakika demlendirilerek içilir. Tadı acı olabileceğinde bal ile tatlandırılarak tüketilebilir.
Cilt Bakımı İçin Karahindiba Nasıl Kullanılır?
Karahindiba yaprakları kaynatılmış suya ilave edilerek 10 dakika kadar demlenir. Demlenme süresi tamamlandıktan sonra ciltte oluşan problemlere karşı bir pamuk yardımı ile sürülür.
FAYDALARI
Karaciğer yağlanmasında etkili, dalak arızalarında
Siğil ve enfeksiyon tedavilerinde
Romatoid artrit hastalığının tedavisinde
Toksik, zehir atımında idrar söktürücü, kan temizleyici
Bağışıklık sistemini güçlendirir
Kabızlık sorununu çözer, iştah açıcıdır
Hazmı, sindirimi kolaylaştırır, sinirleri yatıştırır
Gut ve Romatizma, Romatoid artrit hastalığının tedavisinde

Kanser'in önüne geçer
Tüm organlarınızı yeniler
Yüksek tansiyon düşürür
Deri Hastalıkları, güzelleşme, kırılıklığa engel,
Özellikle yaşlılarda kemik oluşumu ve iyileşmesi
Menapoz stresi ve adet ağrılarında depresyon engelleyici
Kalp ve damar sertliği, Kolesterol
Nefes darlığı, Apne ve Akciğer rahatsızlığı, kansızlık, anemi
Pankreas, enzim bozukluğu
Böbrek ve bağırsakların düzensiz çalışmasında düzenleyici
Safra kesesi taşı oluşumunda engel
Kan şekeri regulate edici olarak şeker hastalığı önleyici veya onları destekleyici
Hepatit C, Karaciğer iltihaplanmasında iltihap sökücü
DETAYLI BİLGİ
Aslandişi, Keklikotu, Radika, Şeytanarabası olarak da adlandırılan karahindiba bitkisine aslında çok da yabancı değiliz. Küçük hepimizin üfleyerek tüylerini uçurduğu bitkidir, karahindiba. Karahindiba bileşikgiller ailesine aittir. İçi kengel diye adlandırılan acı bir sütle dolu uzun kazık kökü, rozet oluşturan derin dişli yapraklarını ve yapraklardan daha uzun olan çiçek saplarını taşır. Bu sapların tepesinde kömeç halindeki altın sarısı çiçekleri ilkbahardan sonbahar mevsiminin sonlarına kadar açar. Ardından çiçek kömeçlerinden oluşan ve tohumlarını taşıyan beyaz bir top görünüşündeki meyve kapçıkları en hafif rüzgarda uçup çevreye dağılır. Bitki bu şekilde döküp yaydığı tohumlarıyla çoğalmaktadır.
Karahindiba yüzde 5 e varan yüksek oranıyla en etkili doğal potasyum deposudur. A ve C vitamini ve nikotinik asit ile bazı mineraller bakımından oldukça zengindir. Bu yüzden yaprakları ve kökü salatalara eklenerek tüketilmektedir. Kökü, yaşken doğranarak salatalara koyulabilir. Kurutulan kökü çoğu ülkede öğütülüp acı hindiba kahvesi olarak içilmektedir.
Safra salgılarının söktürülmesini destekler.
* İdrar söktürücü etkisi vardır.
* Kabızlığa, gut hastalığına ve uyku bozukluğuna karşı olumlu etkileri bulunur.
* Karahindiba egzama ve aknelere karşı da oldukça faydalıdır.
* Bitkinin yeşil kısımları ezilerek yüz maskelerine eklendiğinde cildi temizler ve nemlendirir.
* Bedene zindelik ve kuvvet kazandırır.
* Karahindibanın tonik etkisinden faydalanmak üzere, bir bez torbaya konulan bitki demeti, banyonun sıcak su musluğu altına asılır. Sıcak su akıtılarak doldurulan küvete daha sonra biraz soğuk su ilave edilip içine girilerek banyo yapılabilir.
Kanser Hücrelerini Yok Ediyor: Karahindiba kanser hücrelerinin neredeyse 48 saat içinde çözülmelerini sağlar ve yeni sağlıklı hücreleri hastalıklara karşı korur, dirençlerini artırır.

Karahindiba Otu hangi hastalıklara Karşı Kullanılır?
Anne sütünü arttırır.
Uykusuzluğa iyi gelmektedir.
Karaciğer şişkinliğini indirir.
Göğsü yumuşatarak öksürüğü geçirir.
Sarılıkta ve gut hastalığında yararlıdır.
İdrar söktürür ve safra salgılarını arttırır.
Böbrek ve safra taşlarını düşürmeye yardım eder.
Mesane ve kalın bağırsak iltihaplarını gidermekte yararlıdır.
İlaç endüstrisi bu bitkinin diş beyazlatma ve cilde etkilerinden yaygın olarak faydalanıyor.
Not: Hamilelerin ve yaşlıların doktora danışmadan kullanmaması tavsiye ediliyor.
KARAHİNDİBA çayı kanseri yendi

Kanada'nın Windsor kentinde biliminsanları, halkın bildiği ve yoğun olarak da kullanılan bitkinin çayı ile kronik miyelomonositik kan kanseri hastasını iyileştirmeyi başardılar.
Kanser hastaları için umut verici çalışma, Windsor Üniversitesi Onkoloji Servisi bilimadamları ve Windsor Bölgesel Kanser Merkezi ekiplerince ortaklaşa yürütülüyor. Konuyla ilgili bilgi veren Dr. Caroline Hamm, karahindiba kökü ekstresinin eşsiz bir bitki olduğunu belirterek, bununla tedavisinden umut kesilerek evine gönderilen 72 yaşındaki bir hastanın iyileştiğini anlattı.

John DiCarlio isimli hastanın, 3 yıl süren yoğun lösemi tedavisinin ardından, yapılacak birşey kalmadığı için, kalan ömrünü ailesi ile birlikte geçirmesi için evine gönderildiğini belirten Dr. Caroline Hamm, "laboratuvarda hazırlanan karahindiba ekstresini, John'un evine götürüp çay olarak hazırladık. Kendisine de nasıl hazırlayacağını öğreterek, bittikçe yenilerini verdik. 4 ay sonra kanser değerlerinde iyileşme saptadık. Aradan geçen 3 yılın ardından John, tamamen iyileşti" dedi.
Karahindiba kökü çayının, herkeste aynı etkiyi göstermediğine dikkati çeken Dr. Hamm, her hastanın ihtiyacı olan dozun belirlenmesinin önemli olduğunu ve buna yoğunlaştıklarını ifade etti. Doktor tedavisi ve kontrolü altında olan, kemoterapi ya da düzenli ilaç kullanan kanser hastalarının, doktorlarına danışmadan bu çayı kullanmamalarını isteyen Dr. Caroline Hamm, bilim heyetinin Kanada Sağlık Bakanlığına ekstre ile ilgili yasal müracaatları yaptığını, bunun kabul edilmesi halinde klinik çalışmaların en az 21 hasta üzerinde başlayacağını söyledi. Caroline Hamm, 6 ila 8 ay sürecek olan birinci aşamanın ardından, karahindiba kökü çayının hangi kanser türlerine ne oranda iyi geldiğinin belirleneceğini anlattı.
KARACİĞER YAĞLANMASINA KARŞI
Her 6 ayda bir yapılması gereken 1 aylık çözüm
15 gün boyunca, sabah aç karnına aşağıdaki formül uygulanacak, 5 gün ara verilip, 15 gün daha devam edilecek. Kilolu veya kilosuz herkeste yağlanma olabilir, sporla bu yağlar erimez. Karaciğer düzgün çalışmayınca yorgunluk, sürekli bitkinlik, cildin kararması, deprasyon ve diğer organlara etkiler görülür.
Formül:
Taze, küçük yapraklı oandan 15 veya 20 dal arası saplı maydanoz. Yarım çay kaşığı tarçın.
Bir bardak su, iki yemeğ kaşığı taze limon suyu, bir sulu limondan çıkıyor. Blenderdan geçirilir. Aç karnına sabahları yenir.
İlk hafta kendinizde canlılık hissedeceksiniz. Üstünüzdeki ağır yorgunluk ve uyku bağımlılığından kurtulacaksınız. Tembellik diye birşey kalmayacak.
Karaciğer yağlanmasını önleyen, karaciğerin daha canlı çalışmasını sağlayan, kan şekerini ayarlayan ve zayıflamaya yardımcı olan içecekten bahsetmek istiyorum. Bu içecek böbrek temizliği içinde harika bir içecektir.
Bu içecekle daha dinamik oluruz ve kafamızdaki yorgunluk hafifleyecektir.
Bu içeceği kür olarak 2 hafta boyunca uygularsanız faydalarını göreceksiniz. Bu arada yememize içmemize dikkat ediyoruz ve su tüketimimizide bir gözden geçirelim.
Bu içecekle kendinizi daha iyi hissedeceksiniz, cildiniz parlayacaktır. Ciltteki lekelere faydalı olacaktır. Bu içecek karaciğerin zehirli maddelerin dışarıya atılmasını sağlayacaktır.
Kansızlık içinde iyi gelir. Ayrıca unutmayalım, bu karışımda bol miktar vitamin C bulunmaktadır.
Tiyatro'nun sonuna geldik... 
Kontrollü Darbe mi? Evet. Can Ataklı'dan şok iddia şuydu; Askerler hükümetin bilgisi dahilinde sokağa çıkartıldı. 7 ay oldu bunu itiraf edeli... Hulusi Akar'ın alınan tedbir dediği şey "250 kişinin SADAT tarafından Akmilislerce öldürülmesi" oluyor. Tercümesi şu: 250 kişi öldü ama darbeyi önledik.. Hayır ölmeleri için biz yardımcı olduk oluyor. Harbiyeli Murat ve Ragıp'ı onlar boğaza yolladı ki, askeri eziyoruz havası versinler. Boğazını kestirdiler. Darbe yapanlar paşa paşa konumlarını korudu. Domuzluk süper! Darbe ile suçlanan 160 general bakın hiç konuşmuyor ve ortalıkta da gözükmüyorlar, şikayetçi bile değiller. Hizmet tasfiye edilsin, hepsi dönecekler! Üstelik geri dönecek 160 güya mağdur generale birer milyon dolar tazminat sözü verildi. Engin Alan, 1 milyon aldı, daha aşağısını kabul etmez bu arsızlar. Yargılananlar günah keçisi yapılanlardır. Komedi budur işte. Veya domuzluk mu desek acaba?
15 temmuz darbe konsorsiyumunda Rusya, Suudiler, Katar bile var ama cemaat yok. Perinçek, Berk, Hulusi, Pentagon, Erdoğan var ama cemaat yok. Hiyerarşi içinde Akar'ın emrini uygulayan devlet memurları var. Emre itaat etmeseler askeri suç ve mahkemelik olurlardı. Yine süründürülüyorlar. 15 temmuz darbe konsorsiyumunun gerçekte kimlerden oluştuğunu isim isim biliyoruz. Hulusi Akar açıklasın, belki TSK yara almaz diye zulme sabrettik aslında. Eğer Gülen Hocaefendi, 160 generali darbe için organize edebiliyorsa, Hulusi Akar hemen istifa etsin. Molla Nasreddin demiş, et yok, kedi nerde? Kimse yutmuyor yalanlarınızı, iftiralarınızı... Ya muktedirsin ya aciz? Hangisi?
TSK ağır yara almasın diye Üstad Üstad Said Nursi gibi Gülen Hocaefendi çok hassas davranıyor, yoksa 15 Temmuzcuları cihana afişe ederlerdi. Hizmet gücünü hiç kullanmıyor. Bir kaç kişi kaldık, kafayı yiyoruz sadece, yaza yaza kalemde mürekkep, dilimizde tüy bitti. Yazsakta yazmasakta gerçek belli. Erdoğan ve Göktürk Süfyanizm heyeti, Türkiye cumhuriyetini yıktı, güçleri soygunla devam etsin diye ucube bir mafya düzeni kurdu. Devam etmez bu Yezidizm. Eğer 15 Temmuz'a 171 general ve amiral katıldı ise – ki bu rakam Deniz Baykal'ın TBMM'de yaptığı konuşmadaki rakam gibi Göktürk merkez gücü ağr bir darbe gerçekleştirdi. 15 temmuzda cemaatın en küçük kurucu, öncü, tetikleyici rol üstlediğine dair somut kanıtlar elde etselerdi, inanın çoktan cihana davul zurna duyururlardı. Cemaat niye haklı davasında direniyor? Yabancı büyük devletler, diplomatlar çok net belgelerle konuşur. 15 Temmuz, cemaatın değil dediler, belgeleri var. Kimseyi kandıramazsınız. Bu aptal tiyatronuza asla teslim olmayacağız.
Gerçi Erdoğan ve Göktürk Askeri Süfyanizm kibirden gebermek çatlamak üzere. 15 temmuz yalanlarını yüzlerine vurmayan devlet kalmadı, tınmadılar hiç. 15 Temmuz, Kariyeristler, terfi peşinde Sol-Kemalistler, kendine Atatürkçü diyen ulusalcı subayların katıldığı konsorsiyom. Başöküz Akardı! TSK'da hak etmedikleri terfiler için silah arkadaşlarını satan subaylarla iyi ki ciddi bir savaşa girmemişiz. Akar'ın hiyerarşik darbesi bu! Gerçek olan ne? Göktürk Süfyanizm Askerleri, Erdoğan'ı kullanıp Fil Dişi Sahilleri'ndeki Hizmet okulunu dahi Maarifsiz tecavüzcülere devlet gücüyle veriyor. Darbecilerde biliyor ki, tecavüzcü Maarifsizler Fil Dişi'nde, Burma'da, Afganistan veya herhangi bir yerde okul çalıştıramayacak, kapanacak. Niyetleri kötü. Neden çok yazıyorum diye sorguluyor bazıları. Kafayı yemek üzereyim.
Bir hatıramı anlatayım. 28 Şubat sürecinde, Çevik Bir yurtdışındaki Türk okullarına el koyalım önerisi getirince, bir deneme yapalım denildi. Bakü Büyükelçimizle babamdan daha yakınız 1997'de. A.Ö. abi, bir randevu al, birde çiçek dedi. Niye ki dedim? Okulları teslim edeceğiz dedi. Şaşırdım tabi. Gönülsüz denileni yaptım. Tabi abiye cebimdeki son paramı büyükelçiye çiçek almak için verdiğimi söyleyemedim. F.O.L, bir bana, bir elimdeki çiçeğe baktı, gülüyor. Akşam hanımdan fırça yedim tabi. Erzak parasını, 100 dolar bir çiçek demetine verirseniz sizde fırça yersiniz, gayet normal. Hanıma anlatamadım, eskiden hiç sormaz, sorgulamazdı. Çocuklar küçük o zamanlar, idare et diyorum sadece. Kayınpeder petrol şirketinde şofördü, eve uğramış, erzak sıfır, gitmiş alışveriş yapmış gelmiş. Utandım tabi. Oğlum, sen maaşını ne yapıyorsun diye soruyor. Kimseye derdimizi anlatamıyoruz vesselam. Ne deseydim, büyükelçiye çiçek aldım mı? Ağlamamak için anlatmak zorundayım.
Neyse. Dervişin son parası helaldir, boşa gitmez. Büyükelçiye A.Ö'yi tanıttım, Gülen Hocaefendi'nin yetkilisi budur, ne diyorsa ondandır dedim. Abi, bir anahtar yaptırmış, teslim etmişti! Komik haldeyiz yani. Büyükelçi Loğoğlu, birden neye uğradığını şaşırdı. Ayağa fırladı, gözleri heyecanla açıldı. Sizin okullarınız bir numara, devam ediniz lütfen deyiverdi. Ancak A.Ö abi dersine iyi çalışmıştı. Çevik Bir'in hazırladığı devlet raporundan 1997'de haberimiz var. Buyrun okulu siz idare edin dendi. Israrcıyız... Domuzluk eskidir.
Osman Faruk Loğoğlu, pek yalvaran gözlerle baktı, ne olur bu kardeşe anlatın, sizin okulunuzu biz idare edemeyiz, bizimkisi idare olmuyor diye bana döndü. Yorum yok, yapamıyorum, şaşırmış kalmış haldeyim. Ancak A.Ö abi üsteledi, biz devlet ne derse saygılıyız, buyrun bu okulun anahtarı, öğretmen masrafları artık sizin, zaten himmette gelmiyor dedi. Gerçektende öyle, öğretmenler 6 aydır maaş alamıyor. Herkes borç içinde. En iyi durumda gazeteciler diye zaten abi çiçeği bana aldırmış olmalı. Parasını isteyecek halimde yok. Lafını etmek bile ayıptır.
Büyükelçi ile A.Ö arasındaki tatlı münakaşayı içimden gülerek izliyordum. Bir ara formül yok mu dedim, sesli düşündüm. Bu çiçeği boşuna mı almıştım yani? Sufi, sadece çiçekten sorumlu, başka şeye aklı ermiyor. Son parasını bu aptal çiçeğe vermiş, gülsem mi ağlasam mı? Bilemiyorum. Loğoğlu, ellerinin tersi ile havayı itiyor, hayır hayır istemiyoruz Türk okullarını, masraflarını biliyoruz, altından kalkamayız asla dedi. Bunu bizde biliyoruz zaten, o yüzden ısrarcıyız. Loğoğlu iyi niyetli bir solcu. CHP Genel Başkan Yardımcılığı yaptı emekli olunca. Cemaatle uzaktan yakından alakası yok. Baktım ki meğerse hodri meydan demeye gelmişiz. Devlet devlet olsa okulu devam ettirmek için 1997'de alırdı, peki bugün niye direniyoruz? İşte bu çok iyi bir soru? Cevabı sandığınız gibi değil tabi ki. 1997'de 28 Şubat olmuş, darbe havası var.
1997'de az çok bir devlet vardı, yetkilisi okulu idare edemeyeceğinin farkındaydı. Bugün edepsiz hırsız Erdoğanla kapatmak için istiyorlar. Niyetleri berbat. Loğoğlu, son noktayı koydu: Bu okullar Türkiye'nin tek güzel imajı, lütfen aynen devam edin, biz bir imam hatiple okulu idare edemiyoruz diye ağlıyor, bir bizden para istemediği kaldı. Acıdık tabi. Nihayet A.Ö ayağa sevinçle kalktı. Giderken gözüm çiçekte kaldı. Loğoğlu'na, nezihe ve güzel eşiniz Mevhibe hanıma hediyem olsun dedim. Başka bir şey aklıma gelmedi. Bari boşa gitmesin, bir hanımefendi sevindirelim. Yolda dönerken A.Ö, Sufi'ye diyor ki, demek ki blöf yapıyorlar, Çevik Bir'i takmıyorlar. Dedim ki, olan çiçeğe oldu, Çevik Bir şerefsizi asla vazgeçmez, bu hikaye burada bitmedi. Abi bitti görüşünde, daha derin devleti iyi tanımıyor ve gayet saf bizim arkadaşlar.
Yahu devlet, cemaatın her yaptığını A'dan Z'ye 50 yıldır biliyor, kimden neyi saklıyacağız? Çoğu zaman yurtdışında yardımcı da oldular. Rahmetli Özal ve Demirel destek ve kefik mektupları yolladı, ziyaret etmeyen devlet yetkilisi, sanatçı, aydın sanırım kalmamıştır. 10 adet Türkçe olimpiyadında duymayan kalmadı. Herkes takdir ediyor ve keyifler gıcır. Mehmet Sağlam, Encümendi Daniş'in 40 derin adamından biri, olimpiyad komitesi başkanı. Fci diye tutuklayan, işkence eden ve adını anan olmadı hiç. Koruyorlar mı acaba? Devlet yetkilileri,bizden para istemeyinde ne isterseniz isteyin derlerdi. Dolayısıyla tek bir Hizmet kurumuna kuruşunuz yok, çalamazsınız. Halkı emaneti Allah hakkıdır ve canımız pahasına korumak zorundayız. Aksi halde Allah'a hesap veremeyiz.
Erdoğan, Gülen Hocaefendi okullarını ben emir verdimde açtılar diyor Afrika ve Asya'da, O zaman Erdoğan F.ci olmuyor mu? Tutuklayın hadi! Kimin Fci olup olmadığına kim karar veriyor? Tuhaf tuhaf sorular soruyorsun Sufi! 1990'lerde Zaman'da TSK'dan atılmış çok asker vardı. Genelkurmay, getirin şu Zaman'ı bizim eski askerler ne yazmış diye dikkatli okuyordu. Paralel maralel hikaye anlayacağınız. Devlet, kimin nerede ne zaman ne yaptığını isim isim eskiden beri bilir. Aşırı fişlemeler patladı. Cemaat yapıyor fişlemeleri diye ifira atanlar domuz! Ne ABD'si ne Yeşil Kuşağı yavrucuklar! Sallamayın. Gariplerle fakirlerle bu Hizmet yürüdü, yürüyor, yürüyecek. Gladyo'ya satılan AKP oldu ve faturasını, bedelini, diyetini Hizmet ödüyor. Asrın masumları olarak anılacaklar.
HİZMET'İ NEDEN YIKAMADILAR?
Esma-i ilahiyenin tezahurunden ve mazhariyetinden baska hakikat yoktur. Kahri da lutfu da Allah'tan bilen Kadir'e iman edenler HU dediler. Ask'in terimine, kendisine ve zati yerine koydugu nesneye asik olanlar helak oldu; "unconditional love" O Vedud'a Asik ALLAH dostu kurtuldu. Hizmet, Hz Musa gibi seriat, Hz Isa gibi Ruh idi; sabirtasinda Hz Nuh oldu; kalplerin kalbi Hz Muhammed sav geldi; esmalarimiz tamam oldu. Hizmet, erenlerin Hz Ismail'i idi; Hz Ibrahim gibi bicagi daya boynuna kes dediler; sinavi kazandi; kurbanlik koc indi semadan; azatlik oldu. Aziz ve Azim olan Mutekebir'de Nur'u ayn oldu Hizmet; alim ve allem idi; muzhir'lesti Fettah kalplere dogdu; hakikata Deyyan ve Sultan oldu.
Mutlak Adl ve Hakem istedi Hizmet; hakki tuttu kaldirdi; Hak ile Mubin, Malik-ul Mulk'te yazel Celal-i Vel Ikram tahtinda Hu ile Huda birdir. Hadi onder oldu hep Hizmet'e; Metin idi, Kaviyy idi; dosta dusmana emin amanlik sundu; gonullere Hannan ve Mennan oldu; cehennem cennet oldu. Hakim ile ilim; Halim ile kalp oldu Hizmet erenleri; atese berdan Selam dedi; tam tevekkul aktif Sabur ile yogruldu; Nafi ile derman oldu. Hizmet, Hayy u Kayyum ile yola cikti; Gafur, Rahman, Rahim, Latif ve Kuddus ile Selam'da birlesti; tek bir havuzda El Ferd var, Kahhar oldu! Ferdiyet ve gavsiyet makaminin esmalarinin cemmu Cem olunca Hizmet Sahsi manevesinin sinavi elbet en agiri olacakti. Ferdi ferit secilecekti.
Haci Bektas Veli, hayati boyu egemen yedi esmasini zikreyledi! Cenazesini yedi esmanin tasiyici melekleri kaldirdi; koylu saskin izliyordu! Abdulkadir Geylani hazretleri; Ya Hayy u Kayyum ile ayakta dipdiri idi; Muhyi ve Mu'izz ile korkusuz oldu; Kadir ve Hakim'de Rahman olmustu. Hangi esma sizde egemen ise o esmanin zit esmasi ile Allah'in verdigi imtihandan gecerseniz ruhunuz amudi yukselir; Kahhar en zor evliyadir! Bu nedenle Kahhar ismini taşımak veli kullara mahsustur. Bir insanda Celal ismi varsa Latif ismi gozukmez. Esmalarin yuzde yuz oranda zit kutuplari birlestiren sadece Peygamberimiz sav Ahmed idi.
Hakim ve Rahim esmalari da Hz Ibrahim'de yuzde yuz idi; Allah, onu evladini kesmek; sefkat ile sinadi. Halil-ul Rahman'da tam tevekkul oldu. Kadir ve Rahim esmalari Hz Isa'da egemen; yuzde yuz idiler. Hayy ile Kayyum ile hemdem oldu; baris prensinde es Selam'da cemmi Cem oldular. Celalli idi Mevlana Rumi; Allah, onu Ask ve Reca makami vererek imtihan etti. Hakim ve Rahim isimleri Semi ve Basar ile Vedud'ta Cem oldular. Akli selim ve sunuhati kalbin uc zirvesinden bahseder ustad: Imami Gazali, Mevlana Celaleddin ve Imam Rabbani; zit esmalarla birlik idiler!
Gulen Hocaefendi, 2000'de acilan davada zimni beraati kabul etmedi; tam beraat tek secenektir; teblig makami asagisina razi olmaz, olamaz! Teblig makaminin tevhid ehlinin tam hakki tam beraattir; yarim olmaz; ortasi olmaz! Ustad, ya idam verin ya tam beraat derdi; Hizmette aynısını bugün diyor. Bana at hırsızlarına verilen cezanın verilmesini kabul etmiyorum. Ya idam ya beraat. Derdi mahkemelerde üstadımız Said Nursi. Bu Cebbar, mert duruşu meşhurdur... Birlik Tevhid makami icin bolunen parcalanan teblig makami erenleri birligin birligindeki makamla donuyor! Munafik fasik korkmasin, titresinler elbette. Hak ve hakikat er veya geç tecelli eder. Peygamberimiz teblige gonderilen hafiz sahabeleri Hudeybiye'ye ragmen Musrikler kumpasla sehit edince sirtini dondu, af etmedi! Tavrimiz budur bugün ve taviz vermeye niyetimizde yok.
Zulmedenler sadece Erdogan ve AKPliler olsaydi; Hulusi Akar, Fidan'in kellesini sununca harika diye avunurduk! Tum serefsizler ciksinlar! Siyasetçi yalan söyler de askerde pek öyle yetenek yoktur derler. Galatı meşhurdur, yanlış bilgi. Siz oyle saniyorsunuz! Saldiray Berk, Çetin Doğan, Çevik Bir, Atilla Ugur asker degil mi! Aziz Cakmak Cemaatten kadin cocuk intikam aliriz, aç açıkta kalırlar, hepsini öldürürüz toplama kamplarında dedi. Ne zaman? 2012'de. Bunu bile bile halen ağzına Fci iftirasını dolayanlar insan olamazlar. Aşağılık, korkak, ruhsuz yaratıklardır. Gercek yoksa terapi yoktur! Zulmedenin bahanesini zebani Malik kabul etmiyor; biz niye sineye çekelim! Burda hesap vermezse cehennemde verir. Allah'a ve Mahşer gününe imanımız tamdır. Allah var, gam yok.


Cehennem kütükleri Firavun ve Haman ile Allah'a biatlı Müslüman savaşı!
Firavun ve Haman'ın yaptığı kelle hesabı helaklarına yol açtı. 80 milyon yanımızda diyorlardı, 1 milyonu yok etsek ne olacak? Hesap şaşmıştı. Kızıldeniz'in Hz. Musa'nın Asa'sı ile ikiye yarıldığını Firavun ve Haman görmesine rağmen peşlerinden daldılar. Deniz kapandı ve boğuldular! Firavun ve Haman, Kızıldeniz önünde yakaladığı Hz. Musa ve kavmine şimdi sizi yakaladık, sizi şimdi kim kurtaracak dediler. O Allah dediler! Firavun ve Haman, uslanacak cehennem köpekleri değildi. Hz. Musa, kavmini alıp gitmek istesede, peşlerinden bir ordu ile kovalamaya başladı. Firavun Saray'ında Rabbim Allah dedi diye Hz. Musa ve kavmini öldürecek misin diyen bir Hak dostu vardı. Firavun, aile üyesini de hain saydı. Şeyh Ebu'l-Hasan Harakanî Hazretleri "Türkistan'dan Şam'a kadar bir kişinin ayağına taş değse, onun acısı benim acımdır" diyordu. Bu acıyı kalbimizde ruhumuzda duyanlar Hizmet erenleridir. Firavun, kendisine biat etmeyen mümtaz eşi Hz Asiye'yi kızgın çöle yatırıp, üstüne ağır taşlar koyup işkencelerle şehit etmişti. (Bugün henüz sadece bu olmadı, belki de bu dahi olacak. Firavun, Harem kurdu zira...)
Hz. Musa, kavmini topyekun Mısır'dan çıkartmaktan başka çare olmadığını anladı. Aslında en başında da biliyordu ama Rabbi teblig yap demişti. Firavun geri adımatmak istiyor ama Haman izin vermiyordu. Madem beraber battık boka, ya çıkarız yada kendi boklarımızda gebeririz diyorlardı. Firavun ve Haman, yaklaşmakta olan ekonomik krizi gördü. Kaç defa Hz. Musa'nın gösterdiği mucizeler karşısında rezil rüsva olsalar da unuttular. Ne kadar kepaaze olduklarını kendileri de çok iyi biliyorlardı. Firavun ve Haman, biat etmeyenlere cehennemi bu dünyada yaşatma emri vereli 4 yıl olmuştu. Toplumun her kesimi zulümden nasibini alıyordu. Firavun ve Haman, hiç bir metotun başarılı olmaması karşısında kin ve gayzlarını artırmışlardı. Uzlaşma değil bölmek peşinde olan çakallardı.
Hz. Musa'nın peşinde 130 bin sadık ve vefalı Hak dostları, kazan kaldıranları susturdu ve birliğin, kardeşliğin tesis edilmesini sağladılar. Hz. Musa'yı ney gibi dinleyenler vardı. Bazı sabırsız: Firavun bizim karnımızı doyuruyordu,şimdi aç kaldık, gidip gadim peşe mi yapalım dedi. Gadim Peşe ne demek Azeri Türkçesine bakınız, edebim izin vermiyor ki, hapishanedeki işkencecilerin mazlumlara layık gördüğünü ve aşağılık ifadelerle söylediklerini izah edeyin sizlere. Neden intihar ediyor bazıları sanıyorsunuz. Namussuz işkencecilerin travmaları büyük.
Ancak Hz. Musa kavminden bazıları kazan kaldırdı. Hz. Musa'ya, Firavun ve Haman ile Allah ve sen savaş, bizi zaten mahv etti diye sitem etti. Firavun ve Haman, kendilerini çok zeki zanneden fitnekar ve ahmak cehennem kütükleriydi. Musa kavmi direndikce kibirleri azıcık maskelendi. Firavun ve Haman, güç zehirlenmesi içinde hafakanlar yaşıyordu. 1 milyon Musa kavmine zulmettik ama diz çökmüyorlar, öldürelim hepsini dedi! Hz. Musa ve Hz. Harun'un yumuşak dille Firavun ve Haman'ı ikna edip Allah'ın varlığına iman ettirmesi, yedi mucizeye rağmen işe yaramamıştı. Firavun ve Haman, Hz. Musa'ya halk meydanında mağlup olunca kibirleri arttı. Musa kavmini hapsedip zulmedip diz çöktürmeye, özre çalışıyordu. Halbuki özzür dilemeleri ve hesap vermeleri gereken suçlular kendileri idi. Güç bizde diye hakkı değiştireceğini zanneden tüm Yezidler gibi cehenneme ehil hale geliyorlardı. Ceheneme kadar yolunuz var. Bye bye cehennem odunları. Size laf söylemek israf!
Sözde müslüman görünen zalimler neyine güveniyorlar acaba? İmanımız var, tevhid ehliyiz diye dilleri diyor ama çok sayıda putlara tapıyorlar. Müslüman gömleği giymiş yabancılar ve kafir gömleği giymiş sözde müslümanlar! Tercih yapmak kolay aslında! Cehennem kütükleri Firavun ve Haman ile Allah'a biatlı Müslüman savaşı yaşanıyor. Müslümanların müslüman olması zor gözüküyor. Yobaz müslümanlar, sadece kendilerini cennete layık görür, onca yalan dolan, gasp, tecavüz, hırsızlık yapar ama hiç cehenneme layıkım demez! Oysa gittikleri yer konusunda şek şüphe kalmadı.
Psikiyatrist Jung'ın 'the God image in the human psyche' terminolojisi dini görüşünü yansıtır. İbni Arabi, insanda gizli Allah kaliteleri der, zira gerçek müslümanın kalbi Allah'ın evidir. Biat etmez başkasına, Allah'a biat eder mümin. Jung, eğer Ortaçağ'da yaşasaydım Cadı avında beni yakarlardı diyor. Neden? Allah, hem lütfu hem kahrı ile güzel dediği için. Müslümancadır. Bir kaç yıldır derinlemesine İbni Arabi ve Carl Jung okuyorum. İkisi ile benzer hususiyetlerimiz var, benzer akli düşünme ufuklarına sahibiz. Kalplerin Keşfi'ni yazan İmam Gazali, imanı ruhuna, kalbine işlememiş olanların yollarda döküleceğini anlatır. Sınav var. Cennet ucuz değil! Vel Asr suresinin tefsirinde İmam Gazali, dil ile ikrah edenleri salih amel işlemedikce iman etmiş saymaz. Zalimleri hiç saymaz. Ateş ehli! İmam Gazali, müslüman olmayı 3 ayrı basamakta inceler. Dil ile tevhidi ikrar. Salih amel işleyerek inanmayı tasdik ve kalbe, ruha nakşetmek! Birincisi kültüreldir, tümü imandır.
Mazlumların gönlüne, diline tercüman olmaya çalışıyorum. Kafir gömleği giymiş sözde müslüman münafıklar, namaz kılmakla mümin olmuyorlar! Zalimler fanusun içinde özlerinin nasıl göründüğünü göremiyor. Cennete müştak ebedi ruhlar, cehennem kütükleri münafıklarla pazarlık yapmaz! Süfyan zulmü masum insanları esir almış eziyor, birisi bu delilere şunu anlatmalı: Cemaat örgüt, kült, tarikat değil, üyelik giriş çıkış yok ki! Zulmettikeriniz kendi vatandaşlarınız, hemde en helal, en namuslu, en dürüst olanları.
Sahabe kıvamı ile lider kıvamı birbirine uyumlu mu? Peki, Doğan Medya Masalına inandınız mı?! Veyahut bunca Erdoğan'ın cemaat maskeli operasyonlarına inandınız mı? Atalarımız, öyle özür dile ki, özrün kabahatından büyük olmasın derler. Yurt içinde 1000 kurumu gasp etmişsin, hala yurtdışında tebelleşsin! Utanmadan şantajlarınla pazarlık yapacağımızı sanıyorsun. Domuzsun. Derin devletin başıyım diyen Erdoğan'ın masum ve mağdur olduğuna artık Kadir İnanır da inanmaz! Değil Fidanla Hulusi, özür dileseler inanmam. Cemaata yapılan zulümlerin üstünde tepinenler, barış filan aramıyor! Zalimlerle anlaşılsa zulüm görenler bizi akıl hastanesine yatırın diyor. Hakan Fidan'ın Ahmet Takan aracılığıyla cemaatla uzlaşmaya çalışıyoruz mesajı verdirmesi de Erdoğan'ın tuzağı! Güya Süfyan ile ÖKK farklı! Piçler evlenmiş hiç doğmuş!
Yapılan zulümlerin dehşeti Anadolu'da dalga dalga yayıldı. Erdoğan ve AKP zulmü biz yapmıyoruz, 15 temmuzu yapan Ergenekon yapıyor diyormuş! Cem Küçük'te güya itiraf etti ki 15 Temmuz'u Ergenekon yaptı ama F yalanını sürdürdü. Bunlar Erdoğan'ın ince Süfyan siyaseti. Kibir sürüyor! Rasim Ozan Kütahyalı, Star'daki yazısında 15 Temmuz'u Ergenekon yaptı ama görmezden geldik diyor. Bu itirafname yeni oyun! Cemaat taze bitti, size başla öcü verelim masalı bu! Yerseniz. Ömer Çelik, Rasim Kütahyalı ve eşi Nagehan Alçı, Erdoğan'a cemaatı öcü yapalım, herkesi korkutur ve yeriz aklını verenler! Hain çete başardı ve toplum zaten az kitap okuyan seyirlik aklını söküp aldılar. Doğan Medya'ya Cem Küçük ile ayar veren Erdoğan istediğini yapıyor. Cemaatı suçlayıp kinlerinin kurbanı olan salak aydınlar kafayı yiyorlar!
Cem Küçük'ü adam eden, koltuk çıkan gazeteci talabeme bile vatan haini ve terörist diyen bu salyalı köpek, ne kadar omurgasız bir aşağılık?! Cem Küçük ile Doğu Perinçek'in Habertürk'teki başkanlık atışmasını izledim. Ağzım açık kaldı. Darbeci olupta darbeci sömürüsü yapan köpekler bunlar! Ahlaksızlar fahişelikte buluşmuşlar, güya farklı kamplardalar. Yalan, yalan, yalan... Cem Küçük, Bakü'de 1 yıl yetiştirip gazeteci yaptığım bir talabemin en iyi arkadaşı olduğu için nerden koştuğunu net biliyorum. Sümsük ittir şerefsiz! Aydın Doğan, feda ede ede bu gidişle çoluk çocukla gazete çıkartacak! Havuz medyadan gelen çapsızlara yüksek maaşlar ödemek zorunda zavallı! Küçük, Fikret Bila'yı da 28 Şubat'a destek verdi diye yerinde bulmadı! Kimi beğenecek bilemem bu kendini beğenmiş soytarı! 28 Şubat'ın 100 katı zulmedenler utanmadan 28 Şubat mağduriyeti oynuyor! Öte yandan Cem Küçük ne yazdıysa hepsi oluyor! Doğan Medya'da duayenlerin ipleri tek tek çekiliyor. Ardı ardına Erdoğan'a feda edilen sayısını unuttuk! Doğan Medya'ya Cem Küçük gibi daha dün kitap tercümesiyle ve editle karnını zor doyuran bir hödükün ayar vermesini saçmalık olarak görmüştüm. Demek ki ehil olmayanlar kral olmuş. Ahirzaman'ın en belirgin vasfıdır bu.
Devlet terörüne maruz kalanların çoğu Erdoğan tarafından Cemaat yaptı diye her işaret edildiğinde hiç itiraz etmeden cemaata saldırmışlardı! Cemaatı her taşın altında arayanları Erdoğan bir bir avlıyor. Medya ve yargıyı operasyonel olarak kullanıp, cemaat öcüsüyle diktatör oluyor. Madem cemaatten kurtuldunuz, hala neden özgürleşemediniz? Erdoğan'ın kullandığı bu 'Cemaat maskesi' onları daha da kul-köle hâline getirdi. Cemaat öcüsüyle herkesi avlıyor! Şimdilerde, Cemaat'ten şikayet eden herkes bu kez farklı ellerle Erdoğan'ın kendilerine dokunduğunu görüyor.
Hakan Şükür'ün düğünü. Nikahı kıyan: Erdoğan. Nikah şahidi: Gülen Hocaefendi. 1000 gol atmış Şükür'ü Galatasaray'dan istifaya zorlayan: RTE! Büyük Süfyan işte budur. AKP'den milletveklili de olan Hakan'ın mağdur edildiği ülkede mağdur edilmeyecek yoktur.
Adalet ve hukuk geri gelirse neler olacağını bildikleri için başkanlık getirmek istiyorlar! Uçan kuşu hapse atanlar, İ. Saymaz'ın Bylock haberi, Hande Fırat'ın ise Karargâh Rahatsız haberi ile ilgili sessizse haberi yaptıran kendileridir. Darbeyi cemaat değil Ergenekon yapmış diyen bir Erdoğan; Erdoğan kendine darbe yapmış diyen bir Ergenekon kavgası sahne alıyor; İyi seyirler maymunlar!
AKP, IŞİD'e niye sessiz? [Haber-Analiz: Ahmet Dönmez] El Nusra: AKP'nin 'iyi çocukları' [Haber Analiz: Erman Yalaz]
Terör örgütü IŞİD'in, elinde esir tuttuğu 2 Türk askerini diri diri yakması, Türkiye'yi ayağa kaldırdı. AKP ve yandaşları ise sessizliğe büründü. Bunun tabi ki çok anlaşılır sebepleri var. Şu ana kadar yaşananlar, atılan adımlar, izlenen politikalar, kullanılan söylemler ortada son derece girift bir ilişkinin var olduğunu ispatlıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Damat Berat Albayrak'ın petrol ticaretinden IŞİD-MİT ilişkilerine, Erdoğan'ın "Velev ki pazarlık yaptık" diyerek terör örgütünü muhatap haline getirmesinden dönemin başbakanı Davutoğlu'nun "Öfkeli gençler" tanımlamasına, militanların Türkiye'de tedavi edilmesinden İstanbul'da kılınan bayram namazlarına, yandaş gazeteci ve akademisyenlerin IŞİD övgülerinden Saray'a bağımlı yargının bütün şüphelileri serbest bırakmasına kadar yüzlerce örnek, ister istemez AKP'yi hedefe oturtuyor.
HEM GÜÇ BİRLİKTELİĞİ HEM GÖNÜL BİRLİKTELİĞİ
Suriye'de bütün planlarını Beşşar Esad'ın gitmesi üzerine kurgulayan AKP rejimi, bu uğurda El Nusra'dan IŞİD'e kadar hemen bütün terör örgütlerini öyle ya da böyle destekledi. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin, "IŞİD'e, Esad'ı devirmek isteyenler sebep oldu" açıklaması da bunu kastediyordu. Bu cümlenin muhatabının Türkiye ve Suudi Arabistan olduğunda hemen bütün uzmanlar hemfikir. İzlenen taktik, "Esad devrilecek, sonra da IŞİD tasfiye edilecek" şeklindeydi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, o dönem söylediği, "Esad gitsin, Suriye halkı onları içlerinde barındırmaz" cümlesi de bunu ifade ediyordu. Fakat Esad'ın bir türlü gitmeyip daha da güçlenmesi ile birlikte AKP rejimi daha da agresifleşip bu tür terör örgütleriyle kurduğu ilişkiyi daha da ilerletti.
Vahşi terör örgütü ile ilişki maalesef sadece 'stratejik müttefik'lik düzeyinde değildi. Ne kadar inkâr edilirse edilsin bir 'gönül birlikteliği' de söz konusu. AKP tabanında ya da yandaş kalemler arasında IŞİD'e övgüler dizenden bir türlü 'terör örgütü' demeye içi el vermeyene kadar değişik tonlarda 'sempatizan'a rastlamak mümkün.
'NANKÖR IŞİD'
AKP yöneticilerinin de uzun süre IŞİD'i 'terör örgütü' olarak niteleyememesi belki şimdilerde hatırlanmıyor olabilir. Fakat bu, 2013 ve 14'ün popüler tartışma konularından biriydi. Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun örgütü 'bir grup öfkeli Sünni genç' olarak tanımlaması ise unutulmayanlar arasında. 7 Ağustos 2014 tarihli açıklamasında IŞİD'in Irak'taki varlığını 'bir nevi reaksiyon' olarak tanımlayan Davutoğlu, "IŞİD dediğimiz yapı radikal, terörize gibi bir yapı olarak görülebilir ama oraya katılanlar arasında Türkler, Araplar, Kürtler vardır. Oradaki yapı, daha önceki hoşnutsuzluklar öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu" değerlendirmesini yapmıştı.
22 Ekim 2015'te başbakan olarak IŞİD'e 'nankör' demesi de siyasi hafızaya kaydolan 'itiraflar' arasında. 17 Haziran 2014'te yandaş Ülke TV'nin Bıçak Sırtı programına katılan Star yazarı (daha sonra AKP Milletvekili oldu) Orhan Miroğlu'nun, "PKK ve IŞİD'i terör örgütü olarak görmüyorum" cümlesi de semboller arasına girdi.
SARAY'IN IŞİD'LE PETROL TİCARETİ
Söz konusu AKP olunca ilişkinin 'ekonomik boyutu' da olmazsa olmazlardan. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın damadı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak'ın mailleri, IŞİD'le kurulan 'petrol hattını' gözler önüne sermişti. Redhack ve Wikileaks tarafından yayınlanan maillerde, Albayrak'ın, IŞİD'le petrol ticareti yapan Powertrans isimli şirketin yöneticisi olduğu anlaşılmıştı. Personel alımından maaşlarına kadar şirketin her şeyinin Berat Albayrak'a sorulduğu ortaya çıkmıştı.
Uçak krizinin ardından Erdoğan'ın 'kirli çamaşırlarını' dökme noktasında hiç de 'diplomatik' davranmayan Rusya da bu ilişkiyi uluslararası arenaya taşımıştı. Aralık 2015'te Moskova'da gazetecilere bir brifing veren Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Anatoly Antonov, Erdoğan ve ailesini IŞİD'le doğrudan petrol ticareti yapmakla suçladı. Rusya, iddialarını daha da ileri boyutlara taşıyarak Türkiye'nin IŞİD'e silah yardımı yaptığına dair bir takım belgeleri BM Güvenlik Konseyi'ne götürmüştü.
Nisan 2016'da Rusya'nın BM Daimi Temsilcisi Vitaliy Çurkin, Türkiye'nin Suriye'de IŞİD'in kontrolü altında bulunan bölgelere yasadışı yollardan silah ve mühimmat gönderdiğine ilişkin belgeleri BM Güvenlik Konseyi'ne sundu. Güvenlik Konseyi'ne sunulan belgede, "Türkiye, IŞİD'in ana silah ve askeri teknoloji tedarikçisi durumunda. Bu amaç doğrultusunda yasadışı örgütleri kullanan Türkiye'de tüm bu organizasyonu idare eden Milli İstihbarat Teşkilatı. Sevkiyat, arabalarla ve insani yardım konvoylarıyla gerçekleştiriliyor" denilmişti.
Aslında BM, bu iddiaya çok da yabancı değildi. Temmuz 2015'de BM Güvenlik Konseyi'nin El Kaide Yaptırımlar Komitesi'ne gönderilen bir raporda, Türkiye üzerinden IŞİD'e kaçak silah taşındığı öne sürülmüştü.
IŞİD-MİT İLİŞKİLERİ
Rusya'nın gündeme getirdiği MİT-IŞİD ilişkileri hakkında ise oldukça zengin bir müktesebat mevcut. Ankara Gar katliamı davası sanıklarından Mehmettin Baraç, Kasım ayı başındaki duruşmada ne demişti, hatırlayalım. IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi'ye mektup gönderdiği iddiası sorulan Baraç, "Bağdadi'ye mektup göndermiş olsaydım şu an sizinle değil, Hakan Fidan ile görüşüyor olurdum" şeklinde manidar bir cevap vermişti. Halen AKP Bingöl Gençlik Kolları üyesi olduğunu söyleyen Baraç'ın Bağdadi ile Fidan arasında böyle bir bağ kurması dikkat çekiciydi.
Ancak bu ilk değildi. HDP Mersin ve Adana binalarına bombalı saldırı gerçekleştiren IŞİD üyesi Savaş Yıldız'ın itirafları ilk akla gelenlerden. Yıldız, Suriye'de YPG'nin elindeyken 22 Mart 2016 tarihinde ANHA haber ajansına görüntülü bir röportaj verdi. 'Ebu Bekir', 'Efe' ve 'Ebu Mus'ab' kod adlı Türkiye'deki 3 üst düzey IŞİD yöneticisi için "MİT ajanı" dedi. Bu üçü de daha sonra Ankara Garı katliamında karşımıza çıkacaktı.
Bu isimler, İlhami Balı, Yunus Durmaz ve Edremit Türe. Bu isimlerden Yunus Durmaz'ın daha önce de MİT'le karanlık bağlantıları gündeme geldi. CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem, katliamın 1. yıldönümünde ABC Gazetesi'ndeki köşesinde, Durmaz'ın 2009 yılında El Kaideci olduğu şüphesiyle yakalandığını ama MİT'ten gelen bir yazıyla serbest bırakıldığını iddia etti. Gar katliamı sanıkları arasında Durmaz'a bağlı çalıştığı iddia edilen 3 isim daha var ki iddiaya göre onlar da 2014 yılında MİT sayesinde hapisten kurtulmuşlardı. Bunlardan biri Yunus Durmaz'ın ağabeyi Ökkeş Durmaz. Diğer ikisi Ahmet Güneş ve Mustafa Delibaşlar.
Evrensel'den Tamer Arda Erşin, 7 Ağustos 2016 tarihli haberinde MİT'in bu 3 isim için 2014 yılında devreye girdiğini yazdı. Haberde, gözaltına alınan bu 3 kişinin, beraberlerinde IŞİD militanı olduklarını ispat eden çeşitli dokümanlarla yakalanmasına rağmen MİT'in 30 Ekim 2014 tarihinde mahkemeye "Sanıkların IŞİD'le alakası yoktur" diye rapor gönderdiği bilgisi yer alıyordu Sonuçta Antep 5. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, raporun geldiği gün oybirliği ile 3 sanığı tahliye etmişti.
MİT'LE YAZIŞAN IŞİD EMİRİ
'IŞİD'in teknoloji emiri' ünvanı taşıyan Ersen Çelik de MİT bağlantılarını gündeme getirenlerden. Gaziantep Emniyeti'ne verdiği bir ifadede, Suriye'deyken MİT'le görüştüğünü anlattı. MİT yetkilileri ile WhatsApp'tan yazıştığını söyleyen Çelik, telefonunda hala bu yazışmaların ve numaraların bulunduğunu belirterek Emniyet'e teslim etti.
Yine iddianamede Ankara katliamı da dâhil Türkiye'deki tüm IŞİD saldırılarının emrini verdiği öne sürülen İlhami Balı da şüpheli ilişkileri ile dikkat çeken biri. Savaş Yıldız'ın kod adını verdiği 3 MİT ajanından biri de oydu. Ankara saldırısının baş faili olduğu iddia edilen Balı'nın bütün faaliyetlerinin Emniyet ve MİT tarafından takip edildiğini, telefonlarının dinlendiğini ama bir kere bile operasyona maruz kalmadığı, belgeleriyle ortaya çıkmıştı.
MİT ve IŞİD bağlantıları Niğde saldırısında da gündeme gelmişti. 1 polis, 1 asker ve 1 sivili şehit eden IŞİD militanlarının yargılandığı davanın firari sanığı Heysem Topalca'nın, MİT çalışanı olduğu iddia edilmişti.
'BİZ BAKKAL DÜKKÂNI İŞLETMİYORUZ' DEMİŞTİ
Bu özet, terör örgütü ile istihbarat teşkilatı arasındaki bağlara ilişkin. Bundan daha önemlisi ise siyasi irade ile ilişkileri. Eski başbakan yardımcısı Emrullah İşler'in, "IŞİD öldürüyor ama işkence bari yapmıyor" diye yücelttiği bir örgütten bahsediyoruz.
Örgütün İstanbul'da açık alanda kalabalık bir grupla kıldıkları bayram namazı çarşaf çarşaf gazetelerde yayımlandı. IŞİD militanlarının Hatay, Gaziantep, Urfa hastanelerinde tedavi oldukları resmi Emniyet raporlarına bile girdi. Hatta hastaneler yetmeyince Diyanet'in misafirhanelerini kullandıkları da resmi evraklarda görülen gerçekler. Teröristlerin Türkiye'de nerelerde eğitim aldıklarını artık sokaktaki vatandaş bile biliyor.
Oysa Erdoğan, sorulduğunda "Biz bakkal dükkânı işletmiyoruz, devlet yönetiyoruz" diyor. Malum, Musul'da rehin alınan 49 vatandaşımızın 40 IŞİD militanı ile takas edildiği ortaya çıkmıştı. Bunun için terör örgütü ile 'resmi pazarlık' yapılmıştı. Erdoğan, 21 Eylül 2014'te 'takas' iddiaları sorulunca "Velev ki takas ettik, ben bir cumhurbaşkanı olarak şuna bakarım, artık ülkeye geldiler, ailelerine kavuştular. Devlet yönetmek, bakkal işletmeye benzemez" demişti. Ama şimdi anlaşılıyor ki bakkal bile yönetemeyecek haldeler.
http://www.tr724.com/akp-iside-niye-sessiz-haber-analiz-ahmet-donmez/

Rus Büyükelçi Andrey Karlov'un Ankara'nın göbeğinde hem de bir çevik kuvvet polisi tarafından suikastle katledilmesi, AKP hükümetinin Ortadoğu'daki radikal İslamcı-cihadist gruplarla ilişkilerini tekrar gündeme getirdi. Karlov'u öldüren polis Mevlüt Mert Altıntaş, El Nusra cihad marşını söyledi. Kaldığı yerdeki aramalarda "ABD ve Rusya'nın sonu yakındır. Artık kıyam vaktidir. Beldelerimizde güveni hissetmedikçe sizler beldelerinizde güvende olmayacaksınız" notu bulundu. İktidar ve medyası ilk dakikadan 'fetö' deyip hedef şaşırtmaya çalışsa da Altıntaş'ın cinayeti işlerken de benzer sözleri söylemişti. Bir gün sonra, eski adı El Nusra olan olan Fetih El Şam, suikastı ve eylemi üstlendiğini duyurdu. Akşamında yalanlansa da El Nusra, ABD ve Rus yetkililerin daha ilk dakikalarda işaret ettiği örgüt oldu. Peki kimdir bu El Nusracılar? Türkiye ve AKP iktidarıyla ilişkileri nasıldır? Eylemleri ve suikastleri nelerdir?
SURİYE CİHATÇI MERKEZİ HALİNE GELMESİNDE EL NUSRA'NIN ROLÜ
Örgüt ilk çıkışta ismini Şam Halkına Destek Cephesi olarak duyurdu. 2012'nin başında internette yayınlanan bir video ile kuruluşunu ilan etti. Suriye'de Esed Rejimi'ni devirerek bir 'İslam Devleti' kurmak istediğini ilan eden El Nusra, savaşçı cephenin de en önde gelen yapılarından biri haline geldi. El Nusra Cephesi, bir yıl sonra El Kaide'ye bağlılığını ilan etti. Ta ki Türkiye'deki 15 Temmuz darbe girişimine kadar. Darbeden 10 gün sonra 26 Temmuz'da El Kaide'den ayrıldığını ve ismini de Şam Fetih Cephesi olarak değiştirdiğini açıkladı.
IŞİD gibi El Nusra da, MİT tırlarıyla Türkiye'den Suriye'deki cihatçı gruplara silah sevkiyatı yapıldığı ortaya çıktığında tartışıldı en çok. Ocak 2015'de Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nde görüşülen İzleme Komitesi Raporu'nda IŞİD ve El Nusra Cephesi'nin ellerindeki silah ve mühimmatın büyük bölümünün Türkiye üzerinden gizlice gönderildiği vurgulandı.
MİT TIRLARININ YAKALANMASI BUZDAĞININ GÖRÜNEN YÜZÜ
MİT tırlarını durduran savcıların tabiriyle Türkiye aslında uluslararası bir suç işlemekten alıkonulmuştu. Hatay Kırıkhan'da önce içinde ilaç var denen tırlardan tonlarca silah-mühimmat çıktı. Hem mevcut yasalara ve anayasa aykırı bir faaliyetti bu hem uluslararası hukuka. Tırların sayısı 2000'den fazlaydı üstelik. Suriye iç savaşına nakledilen silahların en açık delili olan tırlar bir yerde Nusra Cephesi gibi yapıların silahlandırılması ve lojistik desteğinin sağlanması anlamına geliyordu.

IŞİD SİLAHLI CİHATÇILARA NE ÖĞRETTİ?
Kan donduran eylemleri ve 18 ülkeden 40 radikal grubun desteğini alarak Afganistan, Kafkasya ve Bosna-Kosova (Balkan) savaşlarındaki radikal İslamcı silahlı örgütlerin hamisi konumuna yükselen IŞİD, Suriye savaşında bu grupların adeta paradigmalarını değiştirdi. Önce Irak ve Suriye'de örgütlenme, sonra petrol kaynakları, enerji kaynakları ve ekonomik zenginliği olan bölgeleri ele geçirme ve topraklarda kalıcı devlet kurma ve ilan etme aşamalarını icra ederek adeta örgütler için bir cazibe oluşturdu.
Bu rüzgarın içinde daha çok El Kaideye bağlı yapılarla teması olan El Nusra, tıpkı IŞİd gibi Temmuz 2014'te lideri Ebu Muhammed El Colani'nin ses kaydıyla 'İslami Emirlik' kurmayı amaçladığını ilan etti. Yani toprakları, mahkemeleri, ordusu olan bir İslam Devleti hayalini dünyaya duyurdu. Bundan tam bir ay önce Türkiye'nin kritik bir hamlesi olmuştu. AKP hükümeti 18 Haziran 2014'te, üstelik Bakanlar Kurulu Kararı ile El Nusra ve bağlı örgütlerini terör listesinden çıkarttı. Himaye resmi gazete kaydıyla teyit edildi.
20 BİN NUSRACI, 60 BİN IŞİDÇİ….
El Nusra, bir yandan da IŞİD ile mücadele ediyordu. 2014'teki bu savaşta El Nusra büyük kayıplar verdi. İstihbarat raporlarına göre El Nusra'nın 20 bin, IŞİD'in ise Suriye'de 60 bin civarında militanı olduğu ileri sürülüyor. Nusra Cephesi, Özgür Suriye Ordusu adına alan Suriyeli muhalifler içinde savaşçılığı ile öne çıkmıştı. Bu yüzden 2015'te Rusya'nın Suriye iç savaşına Esed rejiminin ve İran'ın yanında hava harekatları ile girmeye karar verdiğinde hedeflerden biri haline geldi. IŞİD gibi El Nusra mevzileri de bombalandı Rusya tarafından. İran ve Hizbullah'ın bir yıl önce başlattığı kara operasyonlarının da hedefinde El Nusra vardı. Hama, Humus, İdlip derken en son Halep'te Rusya destekli Suriye Rejim güçlerinden alınan büyük yenilgi Ankara'da işlenen karanlık suikastin de temel motivasyonlarından biri oldu. İran Fetih El Şam ve destekçilerini hedefe koyduğunda, Sünni bir Ordu kurmakla suçlayarak saldırılarına bahane üretti.
TAHLİYELERİN ANA KONUSU SİLAHLI MİLİTANLAR
Halep'teki son bir aydır yaşanan insanlık trajedisinin içinde silahlı muhalif grupların tahliyesi 'arka kapı diplomasisi' ile en çok konuşulan konuydu. Türkiye, otobüslerle tahliyelere talip olduğunda da radikal örgütleri kurtarma iddiaları dillendirildi ki, Suriye savaşının her aşamasında olduğu gibi, AKP hükümetinin tavrı bu yöndeydi. Hükümetin, radikal silahlı gruplara verdiği destek artık uluslararası raporlara geçmiş vaziyette. Suriye politikalarının iflas etmesi ise bir başka skandal aslında. En son Moskova'da Rusya, İran ve Türkiye'nin oturduğu pozisyon, Erdoğan ve AKP Suriye stratejilerinin çöküşü demek.
Daha 2-3 hafta önce 'Suriye'ye Esed rejimini yıkmak için girdik' söylemini ağzından kaçıran irade, IŞİD, El Nusra dahil Suriye'de radikallerin temizlenmesi için işbirliğine oturduğunu ilan etti. Suriye'de savaşın bitmesi anlamına gelecekse elbette bu tavır diplomatik olarak alkışlanabilir. Ancak El Nusra ve benzeri muhalif silahlı grupların 'ölüm kalım mücadelesi' verdiği çok açık ortada. Ve AKP'nin bugüne kadar 'iyi çocuklar' diyerek himaye ettiği bu yapıların bu yenilgiye tahammülü olmayacak. Ankara'daki suikastın bir ayağı AKP'nin de durumdan ders çıkarması mesajını içeriyor. Saldırgan polis Altıntaş'ın Büyükelçi Karlov'a yerde yatarken bile defalarca mermi sıkması açık bir kin ve intikam hissiyle motive edilmiş bir seri katil davranışı olarak kayıtlara geçti.
ABD DE RUSYA DA EL NUSRA KONUSUNDA TÜRKİYE'Yİ UYARDI
Bir kaç ay sonra, 15 Mart 2017'de Suriye'de savaş 6. yılına girecek. 18 milyon nüfuslu ülkenin yarıdan fazlası evinden yurdundan edildi, en az 5 milyon insan mülteci Türkiye, Ürdün ve Avrupa ülkelerinde mülteci durumunda.
'SURİYE'DE NE İŞLER ÇEVİRDİĞİNİZİ BİLİYORUZ!'
Türkiye El Nusra arasındaki siyasi serencamı, Mayıs 2013'teki ABD Başkanı Barack Obama, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan arasındaki gergin Suriye görüşmesiydi. Nusra Cephesi'nin dünyanın değişik yerlerinden gelen cihatçıları organize etmesi, AKP hükümetinin ise buna göz yumması, üstüne Suriye iç savaşına silah aktarma desteği toplantının gergin geçmesinin sebebiydi. Obama'nın MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a 'Ne işler çevirdiğinizi biliyoruz' dediği de gündeme geldi.
Erdoğan, başta olmak üzere hükümet çoğu yerde El Nusra'yı savundu. Rusya'nın savaş uçağının Türk jetleri tarafından düşürülmesinden sonra masaya sürülen argümanlardan biriydi El Nusra. Rusya'nın IŞİD'i vurmasına ses çıkartmıyoruz, Nusra neden hedefde deniyordu. Bu en somut ifadeyle Erdoğan'ın 21 Haziran 2016'da Ankara'da 'El Nusra'ya niye terör örgütü diyorsunuz?' çıkışı oldu.
Kendini El Nusracı olduğunu ilan eden Çevik Kuvvet Polisi'nin Rus Büyükelçi suikasti tam bir kırılma hali meydana getirdi. Türkiye, IŞİD ile birlikte Nusra Cephesi'ni de aynı kategoride; Suriye'den temizlenmesi gerekenler kategorisine aldı. Hem ABD hem Rusya'nın El Nusra ile ilgili açık tavrı, bu yapıyı terör örgütü olarak açık şekilde zikredip Türkiye'yi her defasında diplomatik olarak sıkıştırması konusundaki diplomatik kanallar tükendi artık. Çünkü artık bizzat Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun imza attığı metinlerle, Halep tecrübesiyle El Nusra, desteksiz kaldı. Moskova'daki imzalar Suriye politikasının iflasının fotoğrafı olduğu kadar, El Nusra ve IŞİD gibi örgütlerin bundan sonraki eylemlerinde hep bahane olarak kullanılacak/kullanılıyor.
ÜLKÜCÜ NUSRACILAR NEREDEN ÇIKTI?
El Kaide uzantısı El Nusra'nın çatısını oluşturduğu Ceyş-ul Fetih, yayınladıkları bildiride Ankara'da Rus Büyükelçi'ye suikastı kendilerinin tertiplediğini duyurduğu açıklamasında önemli ipuçları vardı. "Dünya Halep'teki yaşananlara sessiz kaldığı, Levant'taki Müslümanlara destek gelmediği için Bozkurtlar Hareketinin (Ülkü Ocaklar'na bağlı) ve Hizb-ul Islami el Turkistani grubunun katılımı ile Suriye halkının zaferi için Ankara'daki Rus Büyükelçisi Andrei Karlov'un idamını Ceyş-ul Fetih aslanlarından bir aslan Mert Altuntaş üstlenmiştir." Bozkurt veya Ülkücü'lerin Suriye savaşı ile ne ilgisi var diyenlere, Rusya'nın savaş uçağı düşürüldüğünde havada pilotu kimlerin hedef aldığını hatırlatmakta fayda var.
TEŞKİLAT REFERANSLI 25 BİN AK-POLİS
Olayın bir başka yanı da Emniyet teşkilatındaki 2014'ten itibaren yapılan işe alımlar. Son 2.5 yılda AKP hükümeti cemaati temizlediğini söyleyerek 25 bin polisi göreve başlattı. Daha önce polis akademeleri, polis meslek yüksek okulları ve KPSS gibi seçici ve objektif kriterlerle belirlenen meslek erbabı son yıllarda AKP teşkilatının referansına kurban edildi. Bugün polisin içinde El Nusracı var mı diyenler, poliste 'fetö' temizliği yapıyoruz deyip, uzman kadroları temizledi. AKP kadrolaşmasının anomolisi Güneydoğu'da şehirlerin PKK ve KCK militanlarından temizlenmesinde de kendisini gösterdi. Kendilerine 'Allah'ın arslanı' anlamında 'Esedullah Timleri' diyen bir grup elinde sprey boyalarla duvarlara siyasi mesajlar yazdı. Daha önce bir başka makeleye konu yaptığımız bu yapılanma, denetlenmedi, araştırılmadı.
Ankara suikasti ile bu yapının irtibatlarını henüz bilmiyoruz. Ancak teşkilattaki yeni yapılanma gösteriyor ki, artık emniyet teşkilatında elindeki istihbarat ile bir başka ülkenin büyükelçisini öldürmeye meyilli, bunu profesyonel bir cinayete devşirebilen kişi/kişiler var.
İŞSİZ KALAN CİHATÇILAR YENİ SENARYOLARIN AKTÖRÜ OLACAK
Masum insanları hedef gösterenler Suriye iç savaşı ile büyüttükleri, silah, mühimmat, lojistik, insan kaynağı desteği ve istihbarat oyunlarıyla kurdukları bu yapıların icraatlarının ceremesini daha çok çekeceğe benziyor. AKP'nin 'iyi çocukları' desteklediği 'cihatçı-islamcı radikaller', 12 Eylül darbesinden sonra tırnak içinde 'ülkücü' bazı grupların ASALA örgütüne karşı kullanılması ve sonra dönüp Türkiye'de mafya hareketinin racon kesen elemanlarına dönüşmesi gibi bir dönüşüm yaşıyor Suriye savaşı bittiğinde ya da savaştan geri çekilmek zorunda kaldıkça, Türkiye'ye akacak bu yapılar. En iyi bildikleri ve zaten Suriye'ye girdikleri yoldan geri dönecekler. Belki daha tehlikelisi bu tür yapılar Türkiye'de Alevi-Sünni, Kürt-Türk çatışması gibi kaos ve iç savaş provalarının veya siyasi hedeflere yönelik eylem ve karanlık planların da aktörü olarak karşımıza çıkacak.
El Nusra: AKP'nin 'iyi çocukları' [Haber Analiz: Erman Yalaz]
Duginizm Rus tipi diktatörlük Askeri Vesayet projesidir! Kim durduracak? Allah.
Kim Allah'a ve Peygamber'e itaat ederse; işte onlar Peygamberlerle, sıddıklarla, Şehidlerle, sâlihlerle beraberdirler. (Nisâ: 69)
ALTIN SÖZ: "Öyle hâdiseler olur ki, onları mücerret imanla aşmak mümkün olamayabilir. İşte o zaman kadere rıza kurtarıcı bir simit olur" F.G
Adaletsizliğe şahit olup göz yuman insanlar birgün haysiyetini kaybetmeye mahkumdur. Cemaatin tek suçu bu milletin mafya,harami ve sapık seviciliğini unutarak tekrar ilim,bilim,sanat,sevgi ve hoşgürüyü hatırlatmasıdır. Bir fert bile hakkını helâl etmezse katiyen Cennet'e giremezler... "Öküz Tahta çıkarsa kral olmaz ama ülke ahıra döner." Hâkim olan yalnızca Allah'tır. Eğer bu millet aklını başına alıp bu oyunu bozmazsa, Türkiye'de rejim değişecek ve ülke geriye dönüşü olmayan bir kaosun içine atılacak. 15 temmuzla -Gerçek darbeciler KHK gibi kanunlarla ülkeyi esir aldı. Kendini milletine adamış vatan evlatlarına iftirayla kumpas kurup tutuklamak istediler ama bu kumpas çökecektir. Allah'ım(cc) Hizmetimize zarar vermek isteyenler kim ise onları Sana(cc) havale ediyoruz. Tanzanya'ya Türk okullarının kapatılması karşılığında 400 km demir yolu sözü vermiş. Hayatı rüşvet ve şantaj etrafında dönüyor. Gülen Hocaefendi gibi kâmil insanların hayatları, hep hürriyet mücadelesi ile geçmiştir.
Her geçen saniye sabrediyorum... Ama o günü de bekliyorum... Yaktığınız yerden de cayır cayır yanasınız diyede Rabbime duâ ediyorum... Twitter hesaplarını çalıp, "acayip videolar elimizde" diye bir de reklam yapıyorlar. Hırsızın da kasetçinin de kim olduğunun itirafı gibi! AKP döneminde borcumuz 129 Milyar'dan 682,7 Milyara çıkmış. Birde 80 milyarlık özelleştirme yaptılar. Para nerede? Sabaha ne ile uyanacağımız belli olmayan bi zaman dilimine girdik Yazda kışı yaşatan Yaradan elbet kışta da bi BAHAR yaşatabilir.
Allah, bizi tum kamburlar ve takintilarimizdan kurtardi hamd olsun! Niyetimiz sade bir kul olmakti ve o yolda kalan dikenleri temizletiyor. Allah sesimizi duyurur elbet. Suskunlugun sesini! Kabe'yi insa eden iki peygamber gibi himmetimiz insanliksa Allah tum insanlara ses duyurur. Ne kadar sustursanız da gerçekleri haykırıyorum. İster dinleyin isterseniz geberin.
GERÇEK DARBECİLER BUNLARDIR!
Perinçek, Rus eksenine kaydık, NATO ve Batı'dan kaçtık diye yalan söylüyor. Yardımcısı Saldıray Stratfor ile projeyi devraldı, o kadar yani! Erdoğan'ın yeni Üsame bin Ladin, AKP'nin ise El Kaida yapılması projesi 2011'de işleme kondu. NATO bile karşı çıktı, Pentagon Stratfor yaptı. Süfyanizm Heyeti, Süfyan Erdoğan ile 50 yıllık İslami hizmetleri sıfırladı, zalimleri aynı yumurta sepetine koydu ve tekfirci diye kıracaktır. Bunu görmeyen ancak salaklardır. Erdoğan'ın görevi, 28 Şubatla yobazlarla savaşan Süfyanizm planına göre tüm yobazları aynı sepete koyması, toptan kırmaktı. Hizmet, bu sepete girmedi ve Hocaefendi halkın emanetini korudu. Tekfirci terörün babası yapılmış Erdoğan'ın sonunu nasıl getireceklerini Süfyanizm iyi biliyor. AKP'nin tabelası kalmaz. Güvenlik sorunular! Hem ulusal hemde uluslararası seviyede tehditler.
AKPliler devlet artık biziz gazına geldiler, yaptıkları soygun ve ahlaksızlıkları suç olmaktan çıkardılar, sadece kirletilip kullanıldılar. 1000 yıl 28 Şubat sürecek diyenler devleti istediği gibi kullanıyor, MGK kararları tavsiye filan değil, kullanışlı Erdoğan kuklası işi bitti ve oyuncakları artık kırılacaktır. Maalesef Erdoğan balon gibi kasten çok şişirildiği için AKPliler gerçekleri göremiyor. Bir iğne batırsalar havası sönecek. Başka adam yok ki! Erdoğan ölse kim AKP'den başkanlık seçiminde yarışsa yüzde 50'yi geçebilir. Hiç kimse değil mi? Akçapulculara Akmilislere Akhackerlere, Devletin sahibiyim diyen Süfyanizm ortaya çıkıp dikta ile 'hadi hapse dese' hiçbirinin gıkı çıkamaz. Hizmet erenlerine yapılan güya devlet zulümleri sadece 3 ay AKPye yapılsa çökerlerdi. Hizmet'in vizyonu tüm cihan gelse yıkılmayacak şekilde! Çatlayın.
Perinçek sadece bir borazan, asıl darbeyi yapanlar gizleniyor ve işlerini maşalarla yürütüyor. Erdoğan da eğer güç olsa bunlarla savaşırdı. İnsanların kafasını karıştırmasınlar diye tüm vatansever gazeteciler, aydınlar, akademisyenler hapiste, sürgün veya marjinal hale getirdiler. Saldıray planının 5. Aşamasında AKPlilere af yazılmamış, tepeleyeceğiz, verdiklerimizi burunlarından getire getire hepsini geri alacağız var. Domuzlar yediklerini kusacaklar. Helal olan dokunur. Hizmet'in Anadolu'nun alın teri ile kurduğu islami hizmetler Allah hakkı emanettir.
AKPliler Erdoğan'ın kendilerini sattığını çoktandır biliyor, iş, aş, eş korkusundan dile getiremiyor. Bu yalanların sonu hepinizi vuracaktır. Erdoğan'ın Akmilisleri harami düzenlerini kanla sopayla koruruz sanıyorlar, ancak Hizmet gibi aydın yapısı yok, Süfyanizm hemen dağıtacaktır. Göstere göstere Rus Sovyet tipi diktatörlük getiriyorlar. Erdoğan ve Perinçek farklı kollardan çalışıyor. Süfyanizm, 9 kollu ahtopat gibi sardı.
İnsan yaşamlarını koruma ve kollama ile ilgiliyim. Cunta, bugün Hizmet'i ve muhalifleri yok ediyor, yarın AKPlileri hapse tıkıp zulmedecek. Erdoğan'ın gücü olsaydı, 15 temmuz darbecisi askeri ekip ve Perinçek dinsizlerini hapse atardı. Onlarla ortak halka zulmetmezdi. Zavallıdır. Erdoğan, başkanlık diktası getiren Askeri Vesayet'in kendisini Lahey'de yargılanmaya veya akıl hastanesine göndereceğini de biliyor. Yazık! Erdoğan'ın yerine olsam İbrahim Kalın'ı ABD'ye kaçırır, itirafçı yapardım. Saldıray planı sonunda ne Erdoğan ne AKP kalıyor. Mağdurlar artar sadece ve insanların zulüm görmesinden zevk alan sadece köpeklerdir. Baskanlik diktatorlugu, soygun Rus modeli, Erdogan'a da uyuyor; dinsizlik isteyen Perincek ve laik Kemalistlere de! Neyin kavgasi yapiliyor? Devleti ele geçirme, vatanı kurtarma hastalarının yol açacağı fitne ölümdür. İnsanların zulüm görmesinden zevk alan sadece köpeklerdir!
Perincek, ekseni Sangay yaptik Rus tipi diktatorluk getiriyoruz diyor, pasalar Kremlin'den cikmiyor; Erdogan emirleri uyguluyor! Uyuyorsunuz. Baris Manco'yu Baku'de gezdirip Zaman tv studyomuzu kullandigi gunleri hatirladim! Cocuklar sizin nesliniz insallah tukenmez der, dua ederdi. Bugun Derdimi Seviyorum diyen Hekimoglu Ismail'i hatirladim! 1989'da Alanya'ya gelmis ve derdimizi hayat gayemiz yapmamizi pek guzel anlatmıştı. ALLAH'ım dostları bizden yana üzme, Düşmanları bizden yana sevindirme! Bize, GÜÇ göstermeksizin kudret, Zayıflık göstermeksizin cesaret ver. Türkiye'nin Suriye Politikasının sonucu; Ayakkabı boyayarak hayata tutunmaya çalışan genç kızlar, sokakta su satanlar, tecavüze uğrayan alınıp satılan küçük kızlar, Çöpte yiyecek buldum diye annesine koşan çocuklar içinizde yaşıyor. Vicdanız mı kalmadı?
Izmir'deki davada sucsuz yere yargilananlar hakim ve savcinin bu dava baslamadan coktu diyalogunu duymuslar! 10 km oteden bende duydum bakin. Sufi sustu suskun oldu ama bilgiler akiyor yine! Izmir'deki davada hakim ve savcinin diyalogu komedi! Iki kisi biliyorsa bu sir degil artik! Hapishanedeki masum mahkumlara ilaclari verilmiyor! Iclerinde agir seker ve kalp hastalari var! Bunu Yunan isgalciler bile esirlere yapmadi! Izmir'deki davada ustduzey general ve subaylarda vardi! Itirafci ve sozde gizli taniklarin nefesi mahkemeye kadarmis! Yalancilar tuymusler! Izmir'de baslayan 3 gizli tanik ise Pazartesi gunu kacmislar, bulunamiyor! Namertlere sahte tiyatronu imzalatirsaniz infaz edilecegini anlar elbette. Katilleri tanıyorlar. Izmir'de baslayan dava, 3 itirafcinin kacmasi, birinin ifadesini degistirmesiyle coktu! Hakim bu nasil sacma bir dava diye savciyi fircaladi. Tüm açtıkları davalar çöplük, kimse ceza almayacaktır, hepsi çıkacaklar, yaptıkları zulümler ise bir daha asla uyumamamız gerektiğini bize öğretti.
Afrika ve Asya aydinlari da Hizmet'i takdir ediyor; Suriye'de yikima yol acan Erdogan ve AKP'yi lanetliyor! Bu delikleri asla kapanmayacak! Islam dunyasindaki alimlerde Gulen Hocaefendi ve Hizmet erenlerini halk icinde Hak hizmeti yapanlar olarak goruyor! Kanada raporuna gecmis bu ifade! Insan merkezli medeniyeti sadece bugun Hizmet temsil ediyor Batili aydinlara gore! Geriye kalanlari kendi ayaklarina kursun atiyor zavalli! 15 temmuz darbecileri ve Perincek arkasinda duran laik Ulusalci Kemalistler bir dakika dusunsun: Bati neden Hizmet ile uyumlu, siz uyumsuz! Hizmet'ten baska Ataturk'un gosterdigi muasir Bati hedefini yakalayan hic bir kesim goremiyorum! Kemalistler cekemediginden kuduruyorlardir! Laik Kemalistleri anlamak icin Arap olmak lazim! Nutuk'un neresinde Rusya kampina ekseni kaydirin yaziyor? Perincek sizi cok fena kekliyor! Zulümcü köpek ölüme çağırıyor.
Namik Kemal, Mustafa Kemal Ataturk'un en cok sevdigi sair yazardi! Kemalistlerden bugun okuyan cikmaz; onlar Perincek ile Rusya'ya kosuyor! Yobaz Kemalistler, Ataturk'un gosterdigi muasir Bati medeniyeti hedefini Tutturan Hizmet'i kiskandi; Perincek, Rusya hedef diye kandiriyor! Süfyanizm, kendi yaratıkları Canavar Frenkeştayn Erdoğan'ı, başka bir canavar Fredi Perinçekle ortak yaptı, Scary Movie 6 Türkiye'de geçiyor. Perinçek ve daha bir kaç düzine domuz paşa Türkiye'nin eksenini Batı'dan kasti Rusya'ya kaydırdı. Batı bitti, eksen geri kalmış doğu oldu. Ergenekon'un Cyber-Warrior şefi G. Şanlı, Süfyan'ın Ay Yıldız Tim'in kurucusu Mehmet İsmail Telli'yi haşlamış; iki grup birbirini hackliyor! Yobaz ulusalcı Kemalist, Atatürk düşmanı yobaz Siyasi İslamcı MHP ile bir olmuş Mustafa Kemal değerlerini yok ediyor, vatanı mahv ediyorlar! Terör aktivelerini yazmamız yasaklandı. Devletci tekfirciler terörü engelsiz yapsın diye mi? Terörle öldürüp zorbalıkla başkanlığı alacaksınız domuzlar? Peki neden cemaat günah keçisi, bu kin ve nefret nerede duracak Hulusi paşam? Laik Kemalistlerin başı göğe mi erdi? Süfyan projeniz bitti mi? Hulusi paşam! Tek tek tasfiye edilen paşaları tanıyorsunuz, hiç biri cemaatcı değildi. Darbeci mi bilemiyorum. Cuntacıları da tanıyorsunuz! Başı kesik tavuk gibi dolaşan bu haramilerle yeni Türkiye kurulur diyen aptallardır.
Hulusi paşam, belki de hepiniz diktadan hoşlanıyorsunuz, işkencelerden zevk alıyorsunuz. Yazıklar olsun. Büyük tiyatroda rol kesiyorsunuz! Zulümden zevk alana ne denir Namık Kemal anlatıyor. Paşam, Komisyon'a gelip olan biteni anlatmadınız, galiba sizin de işinize kumpas ve karanlık geliyor. Puslu havada cemaat avı güzel mi oldu? Cunta, OHAL, KHK'lerle başarılı darbe yaptı, darbeyi Erdoğan filan bastırmadı. TSK, savaşamaz halde, felç edildi. Sorumlusu sizsiniz Paşam! Acı gerçek! Erdoğan ve Hitler'i de aynı nifakçı gruplar destekledi, hepsi Perinçek cuntası gibi İslam düşmanı, İslami Hizmetlerle savaşıyor! TSK bu kumpası durdurmazsa silahımız yok ki biz durduralım, sadece duamız var. Allah var, gamımız yok.
Hackerleri hacklemek! Haklamak gerek...
ABD Başkanı Obama beni hackleseydi, yine de FBI'ya ihbar ederdim. Perinçek, Gladyo şebekesi, ÖKK finanslı @AyyildizOrg itleri kimse kanun üstünde değildir ve hesap verir! Hacklendiğiniz zaman mutlaka FBI Siber Crime Prevention sayfasına gidin complain de bulunun, tüm dünyada ekipleri var, çok sıkı çalışıyor. Bu salak hackerler en sonunda hackeri hacklemek adında kitap yazdıracaklar. 1 yıl kitap yazmamaya yeminliyim, yoksa epey hacker uzmanı oldum. Ankara'dan hala beni hacklemeye çalışan arkadaş MAC IP adresin 95.5.93.36 seni görüyorum. FBI Türkiye şubesi de var, rapor edildiniz. Ayyıldız denen grubun başında Mehmet İshak Telli isimli uzun saçlı biri var. Telli'nin cep telefonu 0506 901 0000. ABD, Hollanda ve Ankara'da beş ayrı bilgisayardan organize saldırı yapıldığı için hackerler sadece hackerlikten değil organize suçlardan da yargılanacaktır. Hackerlerden manevi tazminat olarak 1 milyon dolar talep ediyorum, Amerikan mahkemelerinde hakim, ne ister bilemiyorum. Bail out talebi ayrıdır, toplum ve hastalarımın güvenliği, tehdit altında olduğu için hakim en az 200 bin dolar isteyebilir.
Ha @ishakTelli bilgilerimi hackleyip aylarca izleyip kopyaladı ÖKK. Hani nerede yayınlayacağınız belgeler? Hiç bir şey bulamadınız değil mi? Suç işleme özgürlüğünü kendilerinde gören ÖKK birimleri ile uğraştığımızın başından beri farkındayım. @ishakTelli tipleri ÖKK'nın kukla çöpçüleridir. ÖKK kurmaylarınızın isimleri tek tek elimde. TSK'ya saygım olduğunu biliyorsunuz. Sizi ÖKK'dan atmak lazım. Yazık! Bakın nasıl cevap yazdılar: 'Hop Hop Faruk Mal Faruk mallikta level atladin tebrikler :) Bizi bulmazsin faruk ancak ishakin resmini yayinlarsin gerizekali faruk :)'
Kendileri geri zekalı, kabak gibi meydandalar! Kullandıkları hackleme emaillerini not edin [email protected] [email protected] ve daha pek çok sayıda email hesabı kullanıyorlar. ÖKK kurmay subayları böyle bir aptalı @ishakTelli Ayhackerler sözcüsü yapıp, aslında gözden çıkarmışlar. Hukuk geri dönünce anlarsınız. ÖKK birimleri, aşırı Türk milliyetçiliğini köpürtmek için böyle çapsız @ishakTelli adamlara mı kaldınız? Hukuk geri gelince bunlqrın hepsini temizlersiniz! Zavallı taşeronlar! Siber korsanlarının reisi @ishakTelli nin entelektüel bir duruşu olsaydı, korkakca hacklerken Sibel ve Özlem gibi kadın isimleri arkasına sığınıp, millete zulmetmezdi! Kerem, Noyan ve Albayrak diğer hacker isimleri. Hepsinin emaili elimde. Ülkemizde hukuk ve anayasa kalsaydı, @ishakTelli gibi hacker @AyyildizOrg siber korsanları ömürlerini MİT ve ÖKK için üç kuruşa çalışarak değil, hapiste mahkumlarla tevbe ederek geçirirdi! Organize etmeye çalıştığınız Doğu Türkistan derneklerinin hepsini zaten ÖKK yönetir @ishakTelli, zira hepsini teker teker tanırım. Çok haberlerini bende cahil bir gazeteci iken 1998'de Ankara'da yaptım. Rahmetli ÖKK askeri Muhammed Pekin'i iyi tanırdım. Suç işlediniz,bunun affı da yoktur. Demokrasi ve hukukun olduğu ülkede korkak siber korsanı @ishakTelli korkusuzmedya diye korkakca suç işleyemez. Namert ve alçak hapsedilir.
Yeni Zelanda'da kurulan Türkiye'nin sanal ordusu ünvanını taşıyan Hack grubu Ayyıldız Tim 2002 yılında Cedkan Bir Yafes tarafından kurulmuştur. Timin sözcülüğünü ise Mehmet İshak Telli yapıyor. FBI arama listesinde yer alıyorlar. Yaptığı birçok siber savaş ile adından çok kez bahsettiren Ayyıldız Tim ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı sitesini hackleyerek adını duyurmuştu. Güya Türkiye'ye karşı uygulanan sanal tehditleri engellemeyi amaçlayan Hack grubu kendi içinde askeri rütbeler kullanıyor. En büyük rakipleri ve düşmanları olan RedHack ve Anonymous'a karşı birçok savaş açmış ve 2011 yılında Anonymous resmi internet sitesine yapılan bir saldırıda Anonymous'un geri çekilmesine neden olmuştu.
Göstere göstere yazıyorum. Perinçekgiller, şimdi ÖKK'nın çakma selefi AŞİH terör örgütünü kullanıyorlar. Buna kontra IŞİD te diyebilirsiniz. Utanmamışlar, bir de "Kim Bu Ayyıldız Tim " adlı bir kitap yayınlamışlar. Zorla değil ya biat etmiyor ve altın kafese girmiyorum. Kafa kesen cani Gladyo aracı IŞİD'e, selefi terör örgütlerine silah yardımında bulunan ÖKK, Hakan Fidan ve Erdoğan'ı tanımıyorum! Dünyanın dört bir yanına aç ve çaresiz kaçan Suriyelilerin dramında Erdoğan, Fidan ve AKP başrolü oynamadı mı? Satranç tahtasında bir piyon kadar değeriniz yok, etkiniz yok. Suriye'nin demografisi değiştiriliyor ve bunu yapanların IŞİD aracını beslediniz. Nifakcı Perinçekgillerin nefret defteri dürülüyor! @AyyildizOrg itleri bakın patronunuzu nasıl güzel anlatmışım! http://farukarslan.com/2015-makaleleri/nifakci-perincgillerin-nefret-defteri-duruluyor/ …
Bir psikoterapisti hacklemenin Türkiye'de bile yaşasan büyük bir suç olduğunu @ishakTelli sana öğreteceğim. 'Privacy Act' Özet hayatı koruma kanunu yok diye sevinme! Hackleme ile insanların özel hayatlarına girmek ve iş bilgilerini edinmek büyük suçtur, donunuza kadar Batı'da alırlar @ishakTelli tevbe ediniz. ABD ve Kanada'da terapi yapma yetkisi, eğitimi bulunan ve kayıtlı bir terapist olan beni hacklemek müşterilerime tecavüzdür, cezası 30 yıl hapistir! Hakan Fidan ABD'ye gelmeden Perinçek'in, ÖKK'nın @AyyildizOrg itlerini FBI'ya teslim etmekle, pek çok potansiyel mağduru siber tecavüzden korumuş oldum. Kimbilir kaç kişinin canını yaktılar. ofarukarslan, sufiterapi twtitter hesaplarıma hackerler kendi emaillerini yazdığı için henüz kurtarılamadı. FBI ve Twitter hackerleri tesbit etti. Farukarslan.com ve sonsaniye.ca, emaillerim hackerlerden kurtarıldı. Facebookları da kurtarsamda kendilerini admin yapmış. Girmeyin. Facebook yönetimine hackerlerin gerçek kimliklerini verdim, farukarslan ve sufiterapi facebookları yakında dönecek @AyyildizOrg ayvayı yediler. Kendi kendilerini avutuyorlar. @ofarukarslan nasıl çarpıyormuş görecekler, biraz daha eğlensinler.
Bu ahlak yoksunlarının kamuoyuna, müşterilerime, takipçilerime verdiği zarardan dolayı, onlar adına özür dilerim. Bunların özür dilemeye ve tevbe etmeye niyetleri yok. Bile bile şeytana ruhlarını satmışlar.
Ayyıldız hacker timi Doğu Perinçek'in adamları. Perinçek yanında yetişmiş Cengiz Çandar, Soner Yalçın, Gülay Göktürk bir kez bu İngiliz ajanı Gladyo'yu deşifre eden yazı yazdı mı? Fuat Avni yazmaya başlamış ta, yahu Perinçek ve Berk ekibi asrın nifakını organize ediyor, neden bu isimleri deşifre etmiyorsun? Meraktayım. Yiğit Bulut ve Mustafa Varank'ın kavgasından bize ne? Birbirini yeseler, en fazla Erdoğan kapı önüne koyar. Ülke bölünüyor, herkes suskun! Fuat Avni, IŞİD ve Selefi terörü konusunu da derinlemesine yazmadı. Oysa Erdoğan, darbeci ÖKK ekibi ve tabiki AKP'nin battığı yer burasıdır.
Yamulanlar kervanına Cübbeli ve de Emre Erciş'te katıldı. Cübbeli Hocam Allah sana yardım etsin. Bu fırtına da inşallah yolunu bulabilirsin… İşte eli silahlı terör gruplarının nifak babası olan Doğu Perinçek isimli vatan haini İngiliz casusu teröristin içyüzünü net bir dille yazıyorum! Hadi, kolaysa susturun…
AKP'liler yüzde 49.5 ile iktidar olduk diye seviniyor, hem ülkemizde hem dünyada IŞİD üzerinden Sünni İslam'a saldırı var, kullanılan AKP! En küçük muhalefeti ihanet sayma, kibrin dışa vurumudur. Burunlarından kıl aldırmadılar, o halde IŞİD günahının hesabını da fitil fitil verecekler. Erdoğan ve AKP şu süreçte bir Öcalan'ı bir de Perinçek'i eleştiremiyor. Perinçek yılanına kanıp ülkemizi karartan nifak şebekesi Gladyocular bunlar! Darbede emirleri Perinçek ve Berk veriyor. ÖKK, hücre yapılarının başında asker kökenli üyeler var. Sivil yapılanmada 5 bin kişi maaşlıdır.
Perinçek'in Yezidleşmiş Tiran'ı kucağında nasıl oynattığını pek çok defa yazdım. Bu ekibin İslam'a vahim darbesi halen sürüyor. 28 Şubat'ın Özel Harp gazetecisi Tutkun Akbaş'ın Yeşil 28 Şubat sürecinde yönettiği Medya Gündem ekibi, Nifakcıların seviyesini gösteriyor. Sürekli kin, nefret ve nifaka dayalı paranoya üretiyorlar. Kurdukları çakma savcı ekibine delil oluşturuyorlar, ahlaksız cadı avı yapılıyor. Gladyocu Kozmik Büroların başında koordinatör müdürler var. KÇG, Akay kozmik üssünde Yezid'i memnun edecek proje dosyaları hızla hazırlıyor. Kayyim gaspı yapan Kumpas ekibinde bir başsavcı vekili dört savcı var. Emniyet terör, organize, mali şubelerden birer kozmik büroları var. Zamanı geldiğinde bütün Gladyocu Kozmikler, Perinçekgil ve KÇG, kurulan kumpasların planlayıcısı olarak en büyük cezaya çarptırılacaksınız. Yaptığınız kirli işleri ve hukuksuz projeleri yazmamın en önemli nedeni, bunların gelecekte aleyhinize delil olarak kullanılacak olmasıdır.
Son nefer Cübbeli de ÖKK tarafından zafiyetlerinden yakalanıp kafese girdi ve sepet doldu. Şimdi yumurtaları toptan kırmaya sıra geldi. Sepete girmeyenler yeni Türkiye'yi kuracaktır. Kendisini devirme planları yapmış bu karanlı Gladyocu ÖKK çevrelerin planları içinde Erdoğan ve AKP boğulurken, elini kurtuluş adına Hizmet'e uzatacak ama iltifat etmeyeceğiz ve kendi tuzaklarında tarihin çöplüğüne atılmalarını izleyeceğiz. Hackerleri hacklemek işte buna denir! Ava giden avlanır diye bir atasömüz olduğunu hiç duymamış bu hackerler! Her kuşun eti yenmez ÖKK!
NOT: Kimse hacklenemez diye birşey yok, hacklenir, her türlü güvenlik mutlaka ama mutlaka aşılır. Benim
hesabımı ele geçirenler büyük ihtimalle, "pishing" dediğimiz "tıkladığınız link" üzerinde
Ya - bilgisayarınıza trojan / keylogger yüklettiler. Ya da - beni (belki anında değil) bir an bir noktada email bilgilerimi tekrar girmemi gerektirecek yönlendirmeler yaptılar. Telnet adlı bir program kullanıyorlar.
Uyarılar:
1- Size en yakınınızdan bile gelse hiçbir linke tıklamayın
2- Link açmanız gerekiyorsa :
- bomboş (clear from password usage) bir browser kullanın, yani mesela normalde firefox kullanıyorsunuz, chrome hiç kullanmıyorsunuz, link'i sağ tıklayın, kopyalayın, chrome'u açın ve chrome'un gizli/private browsing dediğimiz iz bırakmayan kısmını açın, oradan linkleri açın. Ama bu browser'da hiç bir zaman şifre girişi yapmadığınız browser olmalıdır.
Şifre bilgilerinizi bir şekilde elde edenler aslında hacklemiyor, sadece oltayla bilgilerinizi yakalıyor, yoksa hackleme denemeleri çok çok vakit alır.
BAKIN HACKERLER Anonymous'a dava açmış Türkiye! Sizin yaptığınız da benzer suçtur.

TİB başta olmak üzere devlet kurumlarının internet sitelerine yaptığı siber saldırıyla ilgili soruşturma tamamlandı.
Dünyanın önde gelen hacker grubu Anonymous'un, Youtube'a yönelik erişim yasağını protesto etmek için Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) başta olmak üzere devlet kurumlarının internet sitelerine yaptığı siber saldırıyla ilgili soruşturma tamamlandı. 9 Haziran 2011'deki saldırıya katıldıkları iddiasıyla 1'i kadın 15 kişi hakkında 2 yıldan 7.5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. 28 şüpheliyle ilgili ise takipsizlik kararı verildi.
50 BİN BİLGİSAYAR
Ankara Cumhuriyet Basın Savcılığı tarafından açılan davanın iddianamesinde, şüpheli şahısların yurtdışında faaliyet gösteren ve internet sitelerine siber saldırılarda bulunan Anonymous isimli hacker grubu ile birlikte hareket ettikleri öne sürüldü. İddianamede; şüphelilerin, TİB'in Youtube yasağının "temel hak ve özgürlükleri engellediği" gerekçesi ile kamuya ait internet sitelerine, 50 bin bilgisayardan oluşan bot-net ağına katılarak DDOS saldırısı yaptıkları iddia edildi.
HARD DİSKLERDE İZ BULUNDU
İddianamede, TİB'in gönderdiği log kayıtları ve IP kullanıcı bilgilerinden şüphelilerin adreslerinin tespit edildiği ve bu kişilere ait bilgisayarların hard disklerinden de onlarca saldırıya katıldıklarının belirlendiği ifade edildi.
SALDIRI PROGRAMLARI
İddianamede, şüphelilerden C.S.'nin dizüstü bilgisayar hard diskinde de "Loic" ismi ile yapılan arama sonuçlarında işletim sistemi tarafından kayıt altına alınmış çok sayıda bilgi ve belgeye rastlandığı öne sürüldü. Hard diskte, çok sayıda web sitesi linkine rastlandığı, bu sitelerin hack amacı ile kurulmuş olduğu kaydedildi.
Yırtamaz, delikleriniz çok çok büyük. Folluk. Yama tutmaz, dikiş tutmaz. Kimse dikemez...
AKP Medyası El Nusra üyesi bir teröristin Rus büyükelçiyi katletmesi sonrası panikle suçu Cemaat'e yıkmaya çalışıyor. Ancak ortada AKP'nin cevaplaması gereken onlarca soru var...
 Erdoğan, Katar Emiri ile El Nusra projesinde ortaklar ve terör örgütü dedirtmedi, El Nusracıları tutuklatmadı, besledikce besledi; mızrak çuvala sığmıyor...
Erdoğan: El Nusra'ya niye terör örgütü diyorsunuz?
AKP'ye El Nusra soruları
 
Rus büyükelçiye suikast sonrası AKP iyice panikledi.
 
Katilin attığı cihatçı slogan ve ardından "Suriye ve Halep'i unutmayın" demesi Türkiye'nin yanı başında 5 yıldır devam eden savaşın en sansasyonel eylemine işaret ediyor.
 
Ancak böylesi bir cinayetle ilgili kesin hüküm vermeden önce elbetteki detaylı bir soruşturma yapmak gerekiyor.
 
"Katil kim?" sorusuna cevap ararken soğukkanlı olmak ve iç kamuoyunu bir noktaya yönlendirmek yerine Türkiye adına büyük bir itibar kaybı anlamına gelen cinayeti en ince ayrıntısına kadar şeffaf şekilde soruşturma gerekiyor.
 
Ama geceden bu yana yaşananlar AKP'nin böyle bir yol izlemeyeceğini gösteriyor.
 
AKP çevrelerinin El Kaide'nin uzantısı El Nusra'nın yaptığı eylem sebebiyle neden suçluluk psikolojisi yaşadığını Türkiye'ye ve dünyaya anlatması gerekiyor.
 
"Cemaat yaptı" söylemini resmi ağızdan dile getiremeyen AKP'nin medya eliyle kamuoyuna bu algıyı yaydığını not ettikten sonra bazı sorular soralım.
 
TÜRKİYE'DEKİ EL NUSRA YAPILANMASI
 
AKP 2014 Haziran'ın da El Nusra'yı Bakanlar Kurulu kararı ile terör örgütü ilan etti.
 
Bakanlar Kurulu El Nusra'nın El Kaide'nin bir uzantısı olduğunu belirtip finansal olarak da mücadele edeceğini kayda geçirdi.
 
Ama hepsi o kadar...
 
AKP'nin panikle suçu sağa sola atmadan önce aşağıdaki sorulara cevap vermesi gerekiyor:
 
1- El Nusra'nın Türkiye yapılanmasının başında kim var?
 
2- MİT ve Emniyet'in El Nusra masaları var mı?
 
3- Örgütün böyle bir eylem yapacağı OHAL şartlarına rağmen böyle büyük bir eylem yapacağı nasıl haber alınamadı?
 
2- El Nusra Terör Örgütü'ne 2014 yılındaki Bakanlar Kurulu kararı sonrası kaç operasyon yapıldı?
 
3- Şu ana kadar El Nusra ile ilgili açılmış kaç soruşturma var?
 
4- El Nusra hakkında açılan soruşturmalardan kaçı davaya dönüştü?
 
5- El Nusra soruşturmaları kapsamında halen cezaevinde tutuklu bulunan kaç örgüt üyesi var?
 
6- El Nusra Bakanlar Kurulu tarafından terör örgütü olarak ilan edilmesine rağmen şu ana kadar örgütün terör örgütü olduğuna dair Yargıtay'dan bir karar çıktı mı?
 
7- Örgütün finans kaynaklarına yönelik şu ana kadar tek bir operasyon yapıldı mı?
 
8- El Kaide'nin ve El Nusra'nın her hangi bir malına ya da parasına şu ana kadar el kondu mu?
 
9- El Nusra ve El Kaide ile bağlantılı hiç bir ticari kuruluş vakıf ya da derneğe kayyım atandı mı?
 
10- OHAL kararıyla kapatılan kaç El Nusra'ya yakın dernek var?
 
11- Katil açıkça El Nusra Terör Örgütü üyesi olduğunu ifade etmesine rağmen şu ana kadar neden örgüte yönelik tek bir operasyon yapılmadı?
 
12- El Kaide'ye yönelik son büyük operasyon 2014'ün başında yapılmıştı. O operasyonu yapan polisleri tutuklayıp El Kaideci'leri niye serbest bıraktınız?
 
13- El Nusra'ya yönelik operasyon eylemi Cemaat'e yıkma çabası içinde olunduğu için mi yapılmıyor yoksa 3 yıldır Bakanlar Kurulu kararıyla terör örgütü olduğu kabul edilmesine rağmen güvenlik güçlerinin elinde hiç bir istihbari veri olmadığı için mi yapılamıyor?
 
14- El Nusracı olduğunu söyleyen bir katilin annesi babası dayısı vs akrabalarını alarak dünyayı ikna etmek örgütle mücadele edildiğini söylemek mümkün mü?
 
15- Cumhurbaşkanı Erdoğan Bakanlar Kurulu kararıyla terör örgütü ilan edilen bir yapıyla ilgili hem de canlı yayında neden "El Nusra'ya terör örgütü diyorsunuz?" dedi?
 
16- Erdoğan'ın böylesine himaye ettiği bir örgütle ilgili güvenlik güçlerinin operasyon yapabilmesi mümkün mü?
 
17- Rusya Devlet Başkanı Putin neden ve hangi hukuka binaen El Nusra'yla ilgili yardım talebinde bulundu?
 
18- Erdoğan böyle bir talebe şiddetle karşı çıkmak yerine neden "Arkadaşlarıma talimat verdim" diyebildi. Erdoğan hangi ilişki sebebiyle El Nusra'dan Suriye'yi terketmesini isteyebiliyor?
 
AKP'nin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni böylesine küçük düşürücü bir cinayetle ilgili panikle "Cemaat yaptı" demek yerine önce bu soruları cevaplaması gerekiyor...
 
Samanyolu Haber
MEB okulında El Nusra propagandası!
 
Ankara'nın göbeğinde Yenikent Ahmet Çiçek Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nin duvarlarında yer alan panolara "Yetim kardeş" adı altında köşeler hazırlandı. Suriye'deki cihatçılarla yakın ilişkileri olduğu bilinen İHH'nın hazırladığı panolarda "İnsanlığı katleden katiller" başlığı altında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD Başkanı Barack Obama ve Lübnan Hizbullahı lideri Ali Hamaney'in karikatürize edilmiş resimleri yer aldı.
 
PUTİN KATİL
 
Rus Büyükelçi'nin katledilmesinin ardından hedefin Erdoğan - Putin ilişkilerini bozmak olduğu bizzat Hükümet tarafından ifade edilirken İHH'nın okullarda Putin'i katil olarak resmetmesi dikkat çekti.
 

 
APAR TOPAR KALDIRDILAR
 
Panoda ayrıca Suriye'de devam eden savaşla ilgili son durumu gösteren haritalar, çatışmaların devam ettiği bölgelerden çekilmiş fotoğraflar da yer aldı. Çocuklara çatışma bölgesi haritası göstermenin ya da savaş fotoğrafları göstermenin gelişimlerine olumsuz yansıması ise gözardı edildi.
 
Milli Eğitim Bakanlığı ve okul idaresinin böyle bir panonun hazırlanmasına nasıl izin verdiği ise tartışma konusu. Ancak okul idaresi Rus Büyükelçisi'nin öldürülmesinin ardından okuldaki panoları bu sabah kaldırdı.
 
odatv
Hocaefendi, karanlık ve sinsi planları tersyüz ve tuz-buz etti…

 Hocaefendi karanlık ve sinsi planları tersyüz ve tuz-buz etti…
Yıllar önce Bediüzzaman için bir gazete manşetten şu büyük hakikatı duyuruyordu. "Dinsizlerin planlarını alt üst eden adam". O gün etrafında henüz 5-10 adam varken "kardeşlerim küfrün beli kırılmıştır" diyen ve bütün dünya ile oynayan hakikatın şanlı süvarisi dev bir kamet… O günün menfaat odakları ve dinsiz şebekesi O`nu ve davasını bitirmek için yapmadıkları eza ve cefa, kurmadıkları tezgah, oynamadıkları oyun, atmadıkları iftira, yapmadıkları aldatma, söylemedikleri yalan kalmamıştı. Bugün Hocaefendi`ye "Amerika ajanı" diyen kafir, münafık ve alçaklar o gün Bediüzzaman`a "Alman ajanı" diyorlardı. Bugün medya yoluyla yaptıkları "algı opersayonu"nun aynısını o gün de yapmışlardı. Defaatle zehirlemişler ve yıllarca hapishanelere mahkum etmiş ve sürgünlere göndermişlerdi. Ama O, sürgün edildiği her yerde adeta öyle sürgünler veriyordu ki ayak bastığı bütün zemin yemyeşil, kuru odunlar fidan, fidanlar ağaç, ağaçlar ise meyveye duruyordu. İnsanlar adeta kovanın etrafındaki arılar gibi etrafında pervane dönüyorlardı.
Barlaya sürgün ettiklerinde kuş uçmaz kervan geçmez bu köyde 'güya perperişan' halini fotoğraflayıp bütün Türkiye`ye ve İslam düyasına 'Bediüzzaman`ın bitmiş halini' göstereceklerdi. Ama O, omuzuna attığı yorgan ve başına sardığı sarık ile adeta bütün kainata hükmeden bir Padişah gibi, o kartal bakışlarıyla hususi bir poz veriyor, adeta "İman hem nurdur hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden adam bütün kainata meydan okuyabilir" edasıyla dinsiz komiteye fotoğrafını gönderiyor, ödlerini koparıyor ve devrin dinsiz komitesinin planlarını kursaklarında bırakıyordu. "Ben dimdik ayaktayım ve vazifemin başındayım" diyordu…
Bugün aynı baskı, zulüm ve çeşit çeşit tuzaklarla bitirilmek istenen Hizmet ve Hocaefendi`ye de aynı operasyon yapıldı. Pers`e 'ikinci evi' diyerek teslimiyetini ifade eden Tiran yaptığı kahpece hamleler neticesinde aynı tabloyu görme hayaliyle yaşıyordu. Dinsiz şebekenin elinde oyuncak haline gelen bazı zavallı hainlerin "Hocaefendi ve bu iş bitmiştir" diye höykürdüğü bir anda siz aynı fotoğrafı aynı dik duruşu Ekrem Dumanlı`nın Hocaefendi ile yaptığı röportajda verdiği o muhteşem duruşta görebilirsiniz. Hocaefendi o fotoğrafta "Hizmet`e bitti diyenin kendisi bitmiştir" diyordu adeta. Tiran ve dalkavuk avaneleri bitirdik dedikleri zamanda Hocaefendi çıkıyor ve adeta Tiran ve bütün dalkavuk avanelerine "ben burdayım ve dimdik ayaktayım vazifemin başında". Hocaefendi yaptığı hamle ile ak ile karayı, nur ile zulmeti, mümin ile münafığı adeta birbirinden ayırıyor, hak ile batıl arasını kalın ve derin bir hat ile çiziyordu.
Yani dava hep aynı dava idi. Hak ile batılın davası. Asırlar önce Efendimiz`e (ASV) dinsiz şebeke aynı oyunları oynamış ve aynı teklifi yapmıştı. Yani biat etmesini, daha türkçesiyle teslim olmasını istemişlerdir. Yani şunu demişlerdi. "Bizim menfatlerimize ve putlarımıza dokunma, Bizim dönen çarkımıza çomak sokup bizim kölelerimizi uyandırıp hürriyete kavuşturma". Putlardan maksat kendi kurdukları sistemdi. Kendi elleriyle kurdukları sisteme tapıyorlardı. O sistemde kendileri sürekli 'efendi' diğerleri ise 'köle' idi. O sistemde bohemce, nefsani ve firavunane hayatları vardı. İslam ise bütün kölelikleri ayağının altına alıyordu. Uyuyan insanlığı uyarıyor ve uyandırıyor, kölelikten kamil insan seviyesine çıkarıyordu. Menfaat çarkları dönerken o çarka çomak sokanlar en büyük tehlike olarak anında ötekileştirilip refüze ediliyordu. Bu menfaatlerin haricindeki kavgalarin hepsi teferruattır ve tiyatrodur… İşte bugün de başta Türkiye`de, Mısır`da, Suriye, Irak ve islam dünyasında ve bütün dünyada olup biten olayların arkasında yine aynı şeytani dert ve plan vardır. Dünyayı idare eden Firavunlar, Karunlar, Zalimler ve tırsak Tiranlar insanlığın eğitimle uyanmasını, çalışma ile zengin olmasını, kardeşlik ve muhabbetle vifak ve ittifak içerisinde olmasını istemiyordu.
Hizmet Dinsiz Komite ve Nifak Şebekesinin Fendini Paramparça Etmiştir…
Bugün sadece Türkiye`de değil bütün İslam dünyasında ve dünyada İslam`ın en gür sedası olan, en masum, en temiz, en nezih, kökü mazide Asr-ı saadete uzanan bir Hizmet hareketi ve Hocaefendi Bediüzzaman`ın izinde aynı dik duruşu sergiliyor. Hocaefendi, İslam`ın 180 ülkedeki hizmetlerinin menbağı mahiyetindeki Türkiye`de Hizmet`i bitirmeye ahd etmiş müfsit, Tiran bozması, dalkavuk avaneleri, kul ve köleleri ve onları bir maşa gibi kullanan kafir, münafık ve kirli uzun ellere hem lokalde Türkiye`deki bu karanlık oyuna, hemde İŞID çerçevesinde küresel operasyona karşı çok net bir çıkış yaptı. IŞİD başta olmak üzere bütün terör örgütlerine meydan okuyarak onlara ve onların arkasındaki derin dinsiz komitelere mesajını çok net verdi. Aynı karanlık terör odaklarının ve onların küresel uzantılarının tiyatrosu olan 11 Eylül terör hadisesi olduğunda da yine bütün dünyada tek İslam alimi olarak çıkıp "Müslüman terörist olamaz, terörist müslüman olamaz" demişti.
Bugün Amerika ve Avrupa basınında artık iradi olarak sadece "İslamic state" olarak adlandırılan ancak İslam, Kur`an ve Efendimiz (sav) ile zerre kadar alakası olmayan bir kafir terör örgütü için ise "IŞİD zulmü en ağır şekilde lanetlenmeli" diyerek bir yandan küfür cephesine ve taşeronlarına mesajını çok net verdi. Bütün dünya hak ile batılın kesin bir hat ile birbirinden ayrılışını Hocaefendi`nin verdiği ilanlarda gördü. Hocaefendi yıllardır kendisine, davaya gönül vermiş, yeryüzünü Hızıri adımlarla dolaşan, islamın özüne bağlı, Ehli Sünnetin yeryüzü mirascısı camiayı da müjdeliyordu. Hocaefendi "Allah, Hizmetlerinizi Zayi Etmeyecek, Tamamına Erdirecektir!" diyordu.
Hocaefendi, "Hiç tereddütünüz olmasın. Allah (cc) şimdiye kadar böyle makul götürülen bir işi hiçbir zaman yarıda bırakmak sureti ile o işi yapan insanları inkisara uğratmamıştır. 6 aydır dünyanın değişik yerlerinde aman bunlara fırsat vermeyin, iflah etmeyin, damarlarını kesin, gelir kaynaklarını kesin, okullarını kapatın, bunlar hainlerden daha haindir dedikleri halde bir, iki küçük yerde menfaate, müşterek çıkara bağlı, uyardıkları tereddütün dışında o 180 küsur ülkede Allah'ın izni inayetiyle sinek kanadı kadar bir tesire sahip olamadılar. Allah'ın izni, inayetiyle. Biliyorum ki ben, Cenabı Hak bugüne kadar size yaptırdığı bu şeyleri itmam edecek, 'Etmemtü' diyecek 'Ekmeltü' diyecek. 'radiytü lekümül İslame diyna (Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim.) İslam'dan başka, milli mefkûre ve abidemizi ikameden başka, kim kime ait abideleri ikame ederse etsin, ruh abidemizi ikameden başka bir düşüncemiz olmadı."
Bu arada şunu da ifade edeyim. Hala Hizmet Hareketi ve Hocaefendinin başına gelenlerin Hizmetin yanlışlarından dolayı geldiğini düşünenler var. Yazının başlığında bütün meselenin özü ve özeti var. Evet Hizmet ve Hocaefendi her cihetten taarruza maruzdur çünkü Hocaefendi sadece Türkiyedeki, İslam dünyasındaki değil bütün dünyadaki dinsiz komitenin ve zındıkanın planlarını alt üst ettiği için hedefe alınmıştır. Ama film devam ediyor. Sonunu sabırla bekleyelim ve görelim…
Halid Tarık Şener
www.twitter.com/Hld_Snr
Katliamcı, darbeci SADAT'ın emrinde! Peki öyleyse darbeci kim? Tabi ki Erdoğan!
Sadat soruları cevapsız kaldı
Cumhuriyet gazetesi yazarı Çiğdem Toker, bugünkü yazısında Sadat A.Ş. hakkında yeni bilgililer paylaştı. 15 Temmuz darbe girişiminde sivillerin ölümüyle ilgili iddialarda adı geçen ve "paramiliter" bir yapı olduğu iddia edilen Sadat A.Ş.'nin Maliye Bakanlığı tarafından denetlenip denetlenmediği soruları cevapsız kaldı.
 
CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, Maliye Bakanı Naci Ağbal cevaplaması istemiyle Sadat hakkında detaylı sorular yöneltti. Ağbal, Milletvekeli Emir'e şirketin mali denetimden geçip geçmediğini bile bildirmeyerek "Yasal olarak açıklanması mümkün bulunmamaktadır." diyerek geçiştirdi.
 

 
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a yakınlığıyla bilinen Sadat AŞ'nin başındaki emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, kanlı darbe girişiminden sonra Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak atanmıştı.
Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker, konuyu bugünkü köşesine taşıdı.
 
 
Cumhuriyet'teki köşe yazısında Toker şunları kaleme aldı:
 
Sadat A.Ş. bilgileri mahremmiş
 
Sadat A.Ş'yi hatırlarsınız. Kendisini, "uluslararası savunma alanında danışmanlık ve askeri eğitim veren ilk ve tek şirket" diye tarif edip, gayri nizami harp kursları verdiğini duyuruyordu.
 
Şirketin yönetim kurulu başkanı emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi. 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak atanmıştı.
 
Ankara milletvekili Murat Emir, geçenlerde Maliye Bakanı Naci Ağbal'ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Milli Savunma Bakanlığı'nın şirketi "denetleme görevi olmadığını" belirttiğini anımsattı; bir başvuru üzerine şirketi sadece Maliye'nin denetlediğinin ifade edildiğini bildirdi ve sordu.
 
MALİ DENETİM VAR MI, SİLAH VE MÜHİMMATLARI NELER?
 
Şirketin mali denetimden geçip geçmediğini, 2013-2016 yılları arasında ne kadar vergi tahakkuk ettirildiğini, demirbaş listesinin kontrolünü, listede silah ve mühimmat bulunup bulunmadığını, şirketin kurulduğundan bu yana dış ticaret işlemi olup olmadığını…
 
Maliye Bakanı Ağbal, yazılı bir cevap gönderdi. Vergi Usul Yasası'nın vergi mahremiyeti maddesinden söz eden Ağbal, "Yasal olarak açıklanması mümkün bulunmamaktadır" dedi.
 
GAYRİ NİZAMİ HARP ŞİRKETİNİN MALİ MAHRİMEYETİ VARMIŞ
 
Önergede dört soru vardı. Sadat'ın ödediği vergi tutarı kısmı "mahremiyet"e girebilir. Gelgelelim, faaliyet alanı gayri nizami harp olan bu şirketin Maliye denetiminden geçip geçmediği sorusunun dahi cevapsız bırakılması, doğrusu tuhaf.
 
****
Cumhuriyet Gazetesi'nden Çiğdem Toker kısa adı Sadat A.Ş. olan Uluslararası Savunma Danışmanlığı şirketiyle ilgili bir yazı kaleme alıp şunları yazmıştı:
 
Sadat A.Ş.
 
Kısa adı Sadat A.Ş. Türk Ticaret Kanunu'na göre kurulmuş bir şirket.
Kendilerini "uluslararası savunma ve danışmanlık alanında danışmanlık ve askeri eğitim veren ilk ve tek şirkettir" diye tanımlıyorlar. Özel harpçi emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi'nin, 2012'de kurduğu şirketin, zengin bir de danışman kadrosu var.
 
Üsküdar Üniversitesi kurucu rektörü Prof. Nevzat Tarhan mesela. Şirkete psikoloik savaş alanında danışmanlık hizmeti veriyormuş.
 
Ekonomi danışmanı Prof. Mehmet Zelka da öyle. O da aynı üniversitenin rektör yardımcısı.
 
Şirketi sıra dışı kılan, açıkça ilan ettikleri faaliyet alanları. Silah sanayiinin hoşlanmayacağı deyimle öldürme dersi satıyorlar. Peki, "Üniversite öğrencisi yetiştirirken, ölümü değil yaşamı bir değer olarak kabul ettiğini varsaydığımız hocalara ne danışıyor olabilir bu şirket" diye soracak olursanız, orasını bilmiyorum.
 
***
 
Sadat A.Ş'nin sitesinde muhtelif "eğitim paketleri" tanıtılıyor.
 
"Gayri nizami harp kursu" bunlardan biri. Tahrip kursu eğitim paketi, polis özel harekât temel eğitim paketi, hudut karakol emniyeti eğitim paket, topçu ve havan ileri gözetleyicilik kursu eğitim paketi diye gidiyor.
 
Şirket bu paket hizmetleri -artık o makamlar neresiyse- herhalde bedava sunmuyordur. Fakat devlet bu konuda pek ketum. (Bu başlığa birazdan döneceğiz.)
 
İşler büyük, sermaye düşük.
 
Dahası, şirketin Ticaret Sicili Kayıtlarında da sermaye bakımından anlamlı büyüklük yok. 4 Temmuz tarihli yeni karardan öğreniyoruz ki, şirket sermayesini artırmış. 643 bin TL olan sermaye, 237 bin TL artırılarak, 880 bin TL'ye yükseltilmiş. 1286 adet olan hisse sayısı da 3 bin 520'ye.
 
Verilen "hizmetlerin" yarısının bile gerçekleştiğini düşünseniz, büyük ölçekli "alımlar" yapılmış olmalı. Paramiliter personel ücretinden, silah ve mühimmat bedeline uzanan bu alımlar milyon dolarlara karşılık gelir. Artırılmış haliyle bile 1 milyon TL'yi bile bulmayan sermaye yapısı, tam da bu yüzden dikkat çekici.
 
20 Temmuz'da genel kurul
 
Şirket, 20 Temmuz'da 2013, 2014 ve 2015 yılları olağan genel kurullarını bir arada yapacak. (Ticaret Sicili'nde ilk kaydı 28 Şubat 2012'de yayımlanan şirket kayıtlarında 2013'ten geçen nisan ayına kadar herhangi bir hareket olmamış.)
 
Devlet, Sadat A.Ş. konusunda tuhaf bir ketumiyet içinde. Şirket kurulduğundan beri CHP'li milletvekillerinin kadrajında olmuş. ("Twitter fenomeni" olarak anılan sosyal medya hesabından epeyi önce yani.) Suriye iç savaşının yükseldiği dönemde:
 
– CHP Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk – 5 Eylül 2012
– CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk – 6 Eylül 2012
– CHP İstanbul Milletvekili Osman Korütürk – 14 Eylül 2012, 16 Ocak 2013
– CHP Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz – 3 Ekim 2012 soru önergesi vererek, şirket faaliyetleri konusunda kritik sorular yöneltmişler:
 
Sadat'ın ÖSO militanlarına sokak savaşı dersi verip vermediğini, devletten hibe, kredi alıp almadığını, yabancı devletlerin yardım edip etmediğini, askeri eğitim ve danışmanlık konularında herhangi resmi devlet kurumunun izin verip vermediğini.
Hatta Korutürk, dönemin Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın soruları cevapsız bıraktığını kayda geçirerek ikinci önerge vermiş.
 
Sadat A.Ş., faaliyetleriyle yeniden gündemde. Sağlar'ın, IŞİD bağlantısını sorguladığı son önergenin ardından Lice'den korkunç bir iddia geldi.
 
DBP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, "bir subay müdahale etmese" Lice'de 34 köylünün yakılacağını açıkladı: "Sadat diye bir örgütten bahsediyorlar (…) Çıkıp açıklama yapmak zorundalar" dedi.
 
İddialar, sorular, ne iktidar ne de TSK nezdinde suskunluk kaldırabilecek kadar ciddi.
 
Cumhuriyet
Darbeyi bilen adam: Sivillerin çoğunu saraya bağlı Sadat milisleri öldürdü
15 Temmuz darbesini aylar öncesinden tahmin eden Eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin, Türkiye'ye dair yeni iddialarda bulundu. Son günlerde Türkiye'ye dair şaşırtıcı ve bir o kadar da korkutucu öngörüleriyle gündeme gelen Rubin, son yazısında 15 Temmuz gecesi sivillerin çoğunu Saray'a bağlı SADAT milislerinin vurduğunu ileri sürdü.
Rubin'den çarpıcı SADAT iddiası
 

 
SADAT danışman kadrosunda adı geçen isimlerden Emekli Albay Prof. Dr. Nevzat Tarhan 15 Temmuz'dan birkaç gün sonra Habertürk Televizyonunda katıldığı bir programda bu iddiayı destekleyen ifadeler kullanmıştı.
 

 
SADAT'ın psikolojik harp sorumlusu olarak ismi gündeme gelen Tarhan şunları anlattı:
 
"Tarhan: 28 Şubat'ta YAŞ diye bir mekanizma vardı, yüzlerce, binlerce insanı tasfiye etti. Adaleti Savunanlar Derneği var mesela, 28 Şubat'ta biz bu derneği kurduk. O derneğin üyeleri, bu yaşanan süreçte -1000'in üzerinde subay astsubay- bu kişiler ne yaptılar? Bunlar tankın paletini takozlamayı biliyorlar. Bunlar periskopun üzerine çıkıp köreltmeyi biliyorlar. Bunlar tankın mazot hortumunu kesmeyi biliyorlar. Bunların hepsi o gece sahaya çıktı. Hiç.. Otomatik, kendilerinden. Niye çıktılar? Çünkü geçmiş acıyı yaşadıkları… Ve güvensizlik var. Bunun arkasından ne gelecek biliyor. Şu an mevcut durumu kaybetmekten korkuyorlar insanlar.
 
Ece Üner: Peki çok kritik bir şeyden bahsediyorsunuz, bu kişiler o gün sokağa çıktılar, ve darbeyi durdurmakta çok önemli rol oynadılar…
 
Tarhan: Evet, tankın üstüne çıktılar. Yaralananlar var arasında.
 
Ece Üner: Tasfiye edilmelerine rağmen orduda edindikleri bilgilere dayanarak yapılması gerekenleri yaptılar…
 
Tarhan: Evet."
 

 
Geçtiğimiz Haziran ayında bazı medya organlarında, isim vermeden Erdoğan'ın "iç savaş" çıkaracağı ve bunun için kadro kurduğu, SADAT kamplarında AKP Gençlik Kolları ve Osmanlı Ocakları'ndan toplanan gençlere eğitim verildiği, bu kişilerin Türkiye'de ve yurt dışında çeşitli suikastlarda kullanılacağı iddia edilmişti.
 
Eski özel harpçi Adnan Tanrıverdi tarafından kurulan SADAT Uluslararası Savunma Danışmanlık Şirketi, kontgerilla eğitimi vermesi ve devlet tarafından denetlenmemesi ile tartışma konusu olmuştu. 15 Temmuz darbe girişiminden bir ay sonra SADAT Başkanı E. Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı oldu.
 
15 TEMMUZ ÖNCESİ KARARGAH ZİYARETİ
 
Geçtiğimiz Mart ayında çıkan haberlere göre SADAT ekibi, Genelkurmay Plan Prensip Başkanı Korgeneral Salih Ulusoy'la görüşmüş. Ancak 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Korgeneral Salih Ulusoy'un darbeci suçlamasıyla tutuklanmış.
 
SADAT'ın Genelkurmay tarafından ilk kez resmi olarak kabul edildiği, SADAT Başkanı Adnan Tanrıverdi'nin kuruluşun iç birimlerine gönderdiği yazıdan öğreniyoruz: "Ziyaret sırasında ağırlıklı olarak; yargıya kapalı ve açık idari işlemlerle TSK'dan çıkarılan askerlerin mağduriyetlerin giderilmesi için hazırlanan yasa teklifi ve SADAT A.Ş. ile ilgili olarak, 'Savunma Sanayi Hizmet sektörünün' oluşmasını sağlayacak yasa teklifi ile 'İslam Ordusu kavramının içinin nasıl doldurulacağı hususu oluşturmuştur."
 
Özel Harpçi emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi'nin 2012'de kurduğu Sadat'ın zengin bir danışman kadrosu var. Üsküdar Üniversitesi kurucu rektörü Prof.Dr. Nevzat Tarhan'ın şirkete psikolojik harp alanında danışmanlık hizmeti verdiği belirtiliyor. Sadat'ın internet sitesinde verilen eğitimler arasında, gayri nizami harp eğitimi, pusu, baskın, yol kapaması, keskin nişancılık, sabotaj, yakın döğüş, atış eğitimi gibi orduların ve profesyonel asker ve polislerin verdiği özel harekat eğitimleri verdiği videolarıyla anlatılıyor.
 
CHP'li milletvekillerinin 2012'den bu yana Başbakanlık ve Milli Savunma Bakanlığı'na soru önergeleriyle gündeme getirdiği iddiaların neredeyse tamamı cevapsız kaldı. ÖSO'ya hatta IŞİD'e eğitim verdiği ileri sürüldü. Bu eğitim bilgilerinin batılı istihbarat kurumlarının eline geçmesinden sonra bir süre dondurulduğu ancak daha sonra sürdürüldüğü öne sürülmüştü. Yine yakın dönemde AKP Gençlik Kolları, Osmanlı Ocakları gibi yapılara eğitim verdikleri ortaya çıkmıştı.
 
Sosyal medyada yer alan iddialardan biri de Sadat yapısının özel harp subayları eliyle gayri resmi silahlı yapı olarak kurgulandığıydı. HDP'li Sabahat Tuncel de Lice'de 34 köylünün Sadat eliyle yakıldığı iddialarını dile getirmişti. Tuncel'in "bir subay müdahale etmese" Lice'de 34 köylünün yakılacağını iler sürmüştü. "Sadat diye bir örgütten bahsediyorlar… Çıkıp açıklama yapmak zorundalar" demişti. Darbeden 4 gün önce Cumhuriyet'ten Çiğdem Toker'in kaleme aldığı makalede SADAT yapısına ilişkin bunca kuşkuya karşın iktidar ve TSK tarafından konuya ilişkin tatmin edici cevaplar verilmedi.
 

EY ZULÜM BİTECEKSİN... EY MAZLUM GÜLECEKSİN...
Aşk ve arkadaşlık birgün yolda karşılaşmışlar! Aşk, sen neye lazımsın demiş, ben cana geçtim. Arkadaş, gözyaşlarını silmeye lazımım demiş! Öfkeyi bir bulutun üzerine yazmak isterdim, o dolu bulutlar yağsın rahmet yağmuru olsun ve bulut gitsin. Yağmurdan ıslanan toprak gül olsun. Kavgayı bir yaprağın üzerine yazmak isterdim; sonbahar gelince o yaprak kurusun ve dökülsün; çöpe gitsin diye! Aşkımı kalbe ve ruha yazarım. EY ZULÜM BİTECEKSİN... EY MAZLUM GÜLECEKSİN... Buna şahit olarak da ALLAH YETER.
Türkiye'deki tüm cemaatlerin hatta camide namaz kılan 3 kişiden biri MİT yada yabancı servislerin elemanı iken Mehdi beklemeyin, Allah'dan gelecek belaları bekleyin! Korkunç miktarda cahil var. Daha MAK ve ÖKK'yı ve Gladyo'yu hiç duymamış tonla havuz zombisi var! Ülke "Evet" çıksa da "Hayır" çıksa da gerçekten batmış. Millet buna mı layıktı? Bir hesaplaşma yaşanacak. Eğer referandumdan vazgeçilme veya iptal söz konusu olursa darbe riski doğar. İşte bu yüzden referandum yapılacak. Suçlular cezasını çekene kadar... Makamı ne okursa olsun Tüm alçaklar yargılanıncaya kadar... Mücadeleye devam. Türkiye'de daha dün cadı avı aralıksız devam ediyordu: 20 ilde 265 kişi hakkında gözaltı kararı alındı. Mağduriyetler gittikçe artıyor. Moody's'ten 14 Türk bankasına eksi not verdi. Artık kimse ne hükümete ne Türk şirketlere tek kuruş borç kredi vermez. Batışın ilanı iç savaştır.
Ferit Sahenk, Murat Ulker, Cem Boyner ve Rahmi Koc gibi zenginler servetlerini kacirdigina gore, Avrasyaci Ergenekon'a da hic guvenmiyorlar! 4 yildir devam eden darbede 40 bin Ozel harp personelinin sivil gorunumlu zulumleri yaptigindan AKPlilerin habersiz olmasi mumkun degildir! Diktator baskanlik gecerse, Ergenekon kendi liderini kurtarici olarak getirmek icin 2 yil bekler mi? Hic sanmiyorum. Erdogan, her türlü zulüm ve nifaklara gerekli zeminleri hazirladi. Siyasal sistemler nasıl olsa güvendiğim adamlar yönetecek diye kurgulanmaz. Ya birgün hiç istemediğim adam yönetirse diye şekillendirilir! Kur'anın münafıkları "Beyinsizler" diye tarif ettiği gerçeği... Boşuna değil! Bylock kumpası bir bir çöküyor ama kibirlerinden zerre miktar taviz vermiyorlar. Ulke batmis, enkaz halde! Hayir ciksa biz duzeltecektik derler; Evet ciksa kibirleri artacak, soygun buyuyecek! Zarar umuma yansiyacaktir!
Perincek'i dikkatli dinlerseniz; 2 yil sonra Yeni Diktator Baskan'in Ergenekon icinden cikartilacagini anliyorsunuz. AKP, cellatini seciyor! Nesimi ve Hallaci Mansur'u hunharca idam eden Siyasi Islam yobazlarinin genetik kulrurel kodlari benzerdir! Daha sonra istismar da ederler! Padisahtan fazla yetki alacak diktatorun daha insafli olacagini ummayin! Dusmansiz yasayamaz! Yeni soygunlar icin yeni dusmanlar icat eder! Diktator yasasi gecti diyelim! Erdogan da Rockefeller'in gittigi yere gitti; AKP mi yeni baskan cikar yoksa Askeri Vesayetci Ergenekon mu? Bazı savcılar soruşturmada adı şüpheli olarak geçen kişinin evinde bulduğu Kur'an-ı Kerimi bile delil olarak sayıyor. Hocaefendi daha 16 Temmuz'da uluslararası bir komisyonun darbeyi araştırmasını önermişti de darbeciler duymazdan gelmişti. Nedenini şimdi herkes daha iyi anlıyor. İşgal altında ülke. 16 Temmuz'da tutuklanan yargıçların isimleri 2,5 yıl önce belirlenmişti. Hiç bir zulümleri tesadüfi değil.
İslam düşmanı Flynn diye birine Erdoğan yarım milyon dolar verdi, Gülen Hocaefendi hakkında ulusal güvenliğe tehdittir lobisi yapsın diye, RTE kendisi ulusal tehdit haline geldi. Etme bulma dünyası. Kaos çıkarıp referandumu iptal edecekler, sonrasında Orduda tasfiye, AKP'de operasyon ve cemaatler ve tarikatlara operasyon! Çakma Cumhurbaşkanı bir zamanlar: Bu ülkenin güvenlik güçlerinin,sakallı,başörtülü avına çıktığı günleri unutmayacağız'demişti. Kendisi de bu işte usta olmuş, 15 bin başörtülü bacımızı hapse tıktı. iravun boğulmadan 1 saat evvel saltanat noktasında en zirvedeydi. Şimdi o anda 'yıkılacak bu' desen kimse inanmazdı. Yakın gelecekte, hollywood'un senaryo ihtiyacını uzun süre karşılayacak bu kahpelerin oyunları! Semih Terzi'ye gel darbeyi bastır diyenler, Ömer Halisdemir'e git Terzi'yi vur demiş.. Mahkeme Zekai Aksakallı'yı o zor sorular sorulmasın diye kaçırdı. ÖKK Başkanı Aksakallı, mahkemede dahi hesap vermiyor. Birde utanmadan adaletten ve hakkın tecellisinden bahsediyorlar.
Atam Fatih'in; "Adaleti öldürdüğün gün Devlet de ölür." sözünü unutanlar zulm ile abad olacaklarını sanıyorlar. Erdoğan, yeni Üsame Bin Ladin ve yeni Hitler karışımı bir Süfyan Deccal. Kin ve nefretle geldikleri nokta: Türkiye'yi yıkım projesi, BOP işidir. Azılı teröristler baş tacı Anadolu kadınına terörist muamelesi. Direk beddua ediyorum: Ona kelepçeyi takanın, takma emri verenin, kelepçeyi görüp seyirci kalanın Allah belasını versin... ve verecek de... Fotoğrafı görünce gayri ihtiyari "BACIIIIM" deyiverdim.
Ey zalimler Secdeye giden başları cani gibi eğdiniz ya, başınız yere düşmeden ölmeyin. Ne olur Allahım bahtına düştük,Kim ne istiyorsa istediğini ver Bize düşmanın şerefli ve onurlusunu ver. Ey İslamı takke ve cübbeye sıkıştıran müslüman, Hizmet,AKP kadınlarına bu muameleyi yapsaydı ne derdiniz? Vallahi benim için Hizmet biterdi. Allahım! Efendimiz Muhammed (s.a.v.)in üzerine salat eyle; Rızıkların ve Fütühatların adedince...
Herşeyi gören Allah (cc) var. Hollanda'ya demokrasi dersi vermeye kalkanlar, aslında zulm böyle yapılır dersi verdiler. Çakma darbe girişimi... Taşeron terör... Sahte milli çıkarlar... Her şey olabilir... Hazırlıklı olun... Amaç milli iradenin çalınmasıdır... Bir öğretmen, savcı-emniyet-hakim işbirliğiyle öldürüldü. Eskiden Usame bin Ladin'in tehdit konuşmaları yayınlanırdı batı medyasında, şimdi Erdoğan'ın konuşmaları yayınlanıyor. MAHVETTİ HERŞEYİ: RTE'den AB'ye dehşet dolu ifadeler: "Böyle devam ederseniz, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir Batılı sokağa adım atamaz". Erdoğan, her kavga ettiği ülke/ Liderlerden sonra özür diliyor. Özürünü kabul ederler, ama asla unutmazlar ve bedel ödetirler, ödetiyorlar!
ALLAH'IN YARDIMI NERDESİN?!
Hz. Hızır kimdir, görmeden inanmam diyenler var. Hz. Hızır'ı görünce tanısanız zaten kıyametin kopması çok yakındır. Hikmet işleri sır doludur. Ahirzamandayız ve sadık rüyalar yağnak yağnak yağıyor, sekinesini indiriyor. Umut tacirliği hiç yapmadım, yapmam. Müslümanlar hep galiptir. Bankada maaşını çekerken bir ablamızı gözaltına alıp 4 gün tutuyorlar. Rüyada pazartesi şehit olan ablamızı görüyor: Çıkacaksın. Ve çıkıyor. Hz. Ömer, Medine'ye hicret ederken, Mekke'de meydana çıktı, kılıcını havaya kaldırdı, canına susayan peşimden gelsin dedi. Herkes bir değil. Siz Hz. Ebu Zer'in düşündüğünü açıksözlülükle söylemediği bir dönem biliyor musunuz? 5 müslüman varken, gitti meydanda konuştu ve dayak yedi. Bazı sahabeler Hz. Ebu Zer, Hz. Ömer, Hz. Ebu Dücane gibi bireysel özelliklere sahiptir, kimiside Ebu Hüreyre'dir. Eleştirmek cahilliktir. Gülen Hocaefendi'nin bir eserini dahi okumadan eleştiren cahiller yobazlardır. Eğer her kelimesini bilmiyorsam, aklıma takılan soruyu sormam Gülen Hocaefendi'ye soru sormaktan hicap ettiğimde kalben bunun sebebini kitaplarından bazısını okumamak olarak izah ettim. İki hatim yaptım daha sonra. Hala emin değilim, acaba anladım mı hocamızı? Gülen Hocaefendi'yi 2009'da rüyamda gördüğümde, son 5 gelişinde hiç soru sormadın dedi. Saydım, doğru söylüyor. Telepatik alışverişimiz sessizdi! Gülen Hocaefendi'ye genç cahilken 1992'de 23 yaşımda yarım saatte 10 soru sorduğumu gören bir talabe kafayı yemişti. 5 yıldır bir soru sormamış. Nasıl ilim öğrenecekse artık. Üslubum bazen bozuktur, bazen yüksek. Beni çok merak etmeyin. Biri mesaj yazmış, nasıl biri olduğumu tanıyan demiş: Açıksözlü, sade ve samimidir. Kafasında boza pişirmemi isteyenler gelsinler garibi dinlesin. Çılgınım tabi ki... Tanıyan bilir, ölümle çok imtihan oldum. Ölümüne giderim olayların üstüne ve çözülür. Şehitlik arzusu 33 yıllık duam. Dünyevi arzular ölüdür.
En mübarek kul, en büyük evliya şeriat-ı garraya ittiba ettiği gibi şeriat-ı fitriyeye de ittiba eder. Allah'ı (cc) sınamaz. Sınamak kimin haddine. Gıybetçi, nemmamcı, koğucu az sayıda şakird kaldı, onlarında kibirlerini törpülemek derdim. Hodri meydan, ciddiyimdir. Nisan yağmurlarında yağan rahmet, yılan ruhluda zehire dönüşür. Hizmet erenlerinde kibir yoksa; aşka, sevgiye, şifaya, sekineye dönüşür. Hz. Ömer, Roma elçisinin düşmanlarını öldürürsün diye hediye getirdiği zehri gözü önünde içmişti. Elçi bayıldı. Allah, zehri bal yapar! Allah, cesur erenleri sever. Sahabeler gibi. Eğer ölümüne İslam davasına sadık ve vefalı değilseniz şehitlik nasip olmaz. Önce dua edin. Zulümler sona ersin diye duanız kabul olmuyor mu? Hocaefendi bir sohbetinde dedi: Gökdelenden aşağıya düşerken çakılmadan dua kabul olur. Askeriyede 4 yıl koşu kanalı sayılacak say dedimi Her Türk asker doğar derdik. Marşların hepsi ezberimdedir. Kalbe ruha cesaret lazımmış. Samimiyetimden kuşku duyan varsa, gelin kendimizi Niagara Falls şelalesinden beraber aşağıya atalım. Melekler kimi tutacak, kim düşecek? Var mı bir yiğit?
Allah, ilham, hads, sünuhatı kalbi, tahattur ve hatırlatma ile Sufilere konuşur. Bu ruhlarda safiyet ve temiz niyet vardır. Gıllıkuş yok. Allah'a, ahirete, cennet, cehenneme, hesap gününü, meleklere iman etselerdi alay etmezlerdi. Rüyalarda vahiy inmiştir tüm peygamberlere. Allah, herşeyi yapanın el Hak olduğunu göstermek için en zayıf insanları kullanır. Beni öyle kabul edin. Yıldız iddiasında bulunan çakal. Bana meczup, deli filan diyorlarmış. Varsın desinler. Nesimi, Hallacı Mansur'u idam edenler de böyle yobazlardı. Gayba iman etmezlerdi. Bir tane uyarı olsa yazmam. Ancak aynı sadık rüyayı çok sayıda insan aynı biçimde görüyorsa bu zihnin oyunu değildir. Allah'dan gelendir. Peygamberimizi gören hakkı görmüştür, şeytan kılığına giremez. Çubuk rüyasını gören, Çin'den Maçin'e birbirini tanımayan farklı erenler. Sahabeler kılıç kuşanıp Ankara Çubuk ilçesine gidiyorlar. Peygamber Efendimiz sav orada onları hazır bekliyor. Buyrun, hadi yorumlayın. Yazdığım hiçbir şey boş çıkmadı. Çin'den sahabeler Çubuk'u korumaya geldi. Takip edenler bilir, hepsi harfiyen çıktı. Buda olmaz dediniz hep.
Büyük dedem Abbas şehittir, geçenlerde rüyama girdi. Torunum, biz eşkiyaların hakkından böyle geldik dedi. Bir tane eşkiya bile kalmamış. Bakü'yü 1918'de Ermeni işgali ve Müslüman gaspçı, tecavüzcü Koçilerden kurtaran Nuri Paşa ordusunda büyük dedem Pehlivan Abbas da vardı. Darbeci domuzlar ve AKeşkiyalara Nuri Paşa gibi ceza vermek gerekir. Bir meydana hepsini yatırdı, üstlerine bal döküp karıncaya yedirdi. Öldüler mi diye sordum dedem Abbas'a rüyamda. Güldü. Bal dökülmüş ayılara karınca sürüsü acıyacak değildi. Gıdıklayarak acıyla can aldı. Ya halk ne yaptı dedim Abbas dedeme. Zulüm görmüş Azeri Türkleri, sevinç gözyaşları döktü. Bu cezayı vermeseydik adaleti sağlayamazdık. Dedem Abbas, şehit oldu ve geri dönmedi. Bakü Şehitler Hıyaban'ında yatıyor. Halka zulmeden eşkiyalar, devlet olduk diye zulümler yapmış. Dedem Abbas gülüyordu. Torunum, Nuri Paşa'nın verdiği ceza ile birliği sağladık Azerbaycan'da. Zalimleri af edemezdik, travma kalkmazdı. Üstlerine bal döküp karıncalara halkı soyan, tecavüz eden teröristleri rezil eden şehit Abbas, 30 bin insan öldüren Ermenileri unutmamış. Koskoca TSK'da 340 general ne işe yarıyor diye merak ederdim. 15 Temmuz'dan sonra 140 general felç edildi, kalanları da korkuyorlarmış. 2011'den beri darbeyi yöneten Saldıray Berk, Çetin Doğan, Perinçek grubunun amacı ise TSK'yi, Cemaatı, AKP'yi, ülkeyi tamamen bitirmek. Erdoğan'ın amacı iç savaşla hem TSK'yı tamamen bitirmek, hem Cemaatı tamamen ezmek hemde onları kullananları Akçapulcularla öldürmektir.
Ta Çin'den 14 asır önce şehit olmuş sahabeler mezarından kalkmış, Ankara Çubuk barajını korumaya geldi. Sizin içme suyunuzu. Uyanalım. Cemaata gönül verenler Allah'a zikir, dua, yakarış, ibadetle meşguller. Domuzların ne planladığını yazmak boynumuzun borcu. Ne yapalım? Bu iki sapık domuz güruha karşı Allah'a sığınmaktan başka çaremiz yok. Allah, kimsesizlerin kimsesidir. Bu zulümlere beraber dur diyelim. Özellikle bu hafta için her bir kişi 1000 salavati şerif çekiyoruz. Çok önemlidir... 1000 Ya Sabur da günlük olarak vird ettik kendimize. Erdoğan, silahlı terör örgütlerini Ankara'nın ilçe, kasaba ve köylerinde iç savaşa hazırlıyor. Özel Harpçilerle savaşacaklar sanıyorum. Saldıray Berk ve darbe ekipleri, vatana ve İslam'a ihanette Erdoğan ve AKP ile yarışıyorlar. Çubuk barajı uyarımı, ikisinden biri yapacak veya iki grup ölesiye savaşacak, kardeş kanı dökecekler. AB ülkeleri de Erdoğan ve AKP'yi Hitler faşizminin, terörün merkezi görüyor. ABD ve İngiltere'de başlayan Türk yolculara yasaklar işaret! ABD'de toplanacak 68 ülke, IŞİD ve türevi terör örgütlerini kuran ve besleyen Süfyan Erdoğan ve AKP'yi terör örgütü ilan edecek gözüküyor.
Peygamberimiz sav ve sahabeler, Ankara Çubuk barajının bu haramilere, teröristlere karşı korunmasını talep ediyor. Vatan diyen kaldıysa! Erdoğan, Referandum'la diktatörlüğün kendisi için değil Askeri Vesayet için getirildiğini biliyor. Bu nedenle iç savaş düğmesine bastı. Erdoğan, Ankara'nın içme su kaynağı olan Çubuk barajının bombalanması talimatını vermiş. Elçiye zeval olmaz. İç savaş için işareti budur belki de. Uyarılarım işe yaramıyor ama başka çarem kalmadı. Peygamberimiz ve Çin'de şehit olmuş sahabelerden gelen bir mesaj var. Şaka yapmıyorum.
TİMUR VE ÇUBUK TRAVMASI!
Peygamberimiz sav, sahabeler, evliyalar, asfiyalar, şehitler, onca erenler Hizmet camiasının safında olduğu için geri kalanlar düşünsün! Ülkemizde bir Gladyo operasyonu BOP planı çerçevesinde Erdoğan ve Ergenekon ile ortak yürütülüyor. Batı'ya sövenlerdir dış güç ajanları! Özetle Ergenekon ve Erdoğan savaşının galibi yoktur, kaybeden Türkiye, Türk milleti, tüm Müslümanlardır. Cemaat bunu anlatamıyor artık. Timur travması ve Bayezıd'ın eşi asil Türk soyundan Hafsa'ya yapılan tecavüz nedeniyle Harem sistemi kuruldu, padişahlara yasaklar kondu. Tarih tekkerrürden ibarettir demişler. Ankara Çubuk rüyalarında, Peygamberimiz ve sahabeler niye orada toplanıyor, kime karşı göreceğiz.
Timur, Hoca Ahmet Yesevi'nin türbesini tamir ettirdi. Bunu rüyasında Yesevi'nin söylediğini söyledi. Halk inandı ve Timur, kutsal liderdi gözlerinde. Hiç bir savaşı bundan sonra kaybetmedi. Timur, dini suistimal ve istismar konusunda Erdoğan'a rahmet okutan bir diktatördü. Hoca Ahmet Yesevi'yi kullanması hepsine tüy dikmişti. Timur ile Erdoğan arasındaki benzerlikler saymakla bitmez. Mollaları hakimiyeti altına alan Timur, devrin alimlerine fetvalar yazdırmıştı. Türkistan ve İran'da güçlü bir devlet kuran Timur, kendini İlhanlıların varisi saydı Anadolu üzerinde hak ileri sürdü. Kibir savaşı vardı. Çubuk'ta Timur'la olan Ankara Muharebesi, Fetret Devri (1402-1413) olarak bilinen bir iktidar boşluğu döneminin yaşanmasına yol açmıştır. Çubuk olayına yeni bir rüya ve yeni bir boyut geldi. Burası Timur ile Ankara'nın Çubuk Ovası'nda 20 Temmuz 1402'de cedelleştiğimiz yermiş meğerse...
Savaş esnasında Osmanlı ordusundaki, Türk Beyliklerinden derlenen askerler, bu sefer, Timur ordusu saflarına katıldılar. Erdoğan, buna oynuyor artık. Kara Tatarlar (bunlar sonradan Türkleştirilmiş Moğollardır) aniden, Timur ordusu tarafına geçerek, daha Türk görünen Timur'u seçmişlerdi. Bayezıd'ın ordusunda 20 000 kişilik bölümü, tamamen zırhlı, kayınbiraderi Sırp prensi Stefan ve Sırp Hıristiyan askerdi, Türkler kızmıştı. Alevilere yapılan zulümler bardağı taşırmıştı. Ruslar, Moskoflar diye anılıp, İlhanlılara vergi veren küçük bir topluluktu. Timur, Alton Orda'yı yıkınca Ruslar güçlendi, yenilmediler. Timur, Türklere söven Tuslu Firdevsi'nin mezarında, kalk ayağa kalk, bak o mağlup dediğin Türkler şimdi muzaffer oldu diyerek şiir okudu. Bayezıd'a göre daha Türkçü gözüküyordu ve daha dindardı. Timur, kederinden vefat eden Bayezıd'a çok üzülmüştür. Kahraman bir cihangir öldü diye yas tutturdu. İlginç bir liderdi. Duasız gezmezdi. Demek ki bunlar insanlık ve vicdan kriterleri değildir.
Timur'dan herkes korkuyor ve dua ediyordu. Osmanlı, Altın Orda ve Memluklarla ittifak halindeydi. Bunu bozdu. Rusya, işte böyle kuruldu. Timur'un ölümü de inatçılığından oldu. Çin'i almasına ramak kalmıştı. Kıştı. Askeri geri dönmek istedi. Timur, Soğuk Ceyhun'da yıkandı. Kışın ortası buz gibi suya giren Timur, askeri cesaretlendirmek istemişti ama zatüre oldu, veremden öldü. Müslümanlar nefes aldılar. Timur, 34 yaşında iken, sağ eli ve ayağından ok yemiş, topal kalmıştı. Bir karınca gördü. Düz duvara çıkmak istiyor, düşsede yılmıyordu. Timur'un hayatını değiştiren bu tek karınca idi. Bu zayıf karınca yılmıyorsa bende pes etmeyeceğim dedi. Sınırötesi kişilik bozukluğu var. Siyah ve beyaz idi dünyası. Nefret veya aşk. Ortası yoktu ve Peygamberimizin emir buyurduğu itidal orta yolu hiç bir zaman bulamadı bu zalim. Erdoğan ve haramileride aynı yobaz kafadan tekfir ede ede bugünlere geldiler.
Timur'un yaptığı iyi işlerde varmış. İzmir'i Hıristiyan Hospitalier Şövalyeleri denetiminden alıp Müslüman idareciye vermiş. Darbecilerin merkezi bugün İzmir. Ergenekoncuların gözbebeği. Ankara Çubuk ovası, günümüzde ovaya nazaran çok daha yeşillik ve ağaçlık bir alan. Bu savaşta Timur kim, Bayezıd kim, birbirine karışmış durumda. Çubuk'ta bir ordunun toplandığını gören çok sayıda insan var. Bir savaş hali. İki taraf birbirine giriyor, ikiside müslüman. Kayıp büyük oldu. Çubuk barajı 1973'de PKK'nın kurulduğu yer... ve maalesef şu sıralar TSK'nın K.Irağa girmeye hazırlandığı yönünde çok ciddi duyumlar var. Timur ile ilgili Orta Asya'da çok efsane dinledim. Semerkant, Buhara ve Türkistan'da dinlediklerim süperdir. Kibirliydi ama mütevazi göründü. Tıpkı Erdoğan gibi maskeliydi davranışları. Çok zalimdi, hiç affı yoktu zulümlerde.
Timur, Anadolu beylerinden aldığı toprakların geri verilmesi, Kara Yusuf ve Ahmet Celayir'in kendisine teslim edilmesini sert dille istedi. Kadın kıyafeti yollamıştı. Cevabı da öyleydi. Timur, Osmanlı'dan ve Yıldırım Beyazıt'tan ne istiyordu? Savaşın gerekçeleri sadece münafıklıktı. Timur, kendini Halife Mehdi görüyordu. Timur, o kadar terbiyesiz mektuplar yazıp Yıldırım Beyazıt'ı aşağıladı ki savaş kaçınılmaz hale gelmişti. Damat Emir Sultan müdahale etti ama başarılı olamadı, kibirler tokuşacaktı. Ancak Timur, Bayezid'in Timur hakimiyetini tanıması, Kemah Kalesi ve çevresinin ve Şehzadelerden birinin rehin olarak verilmesini istedi. Kabul edilmeyeceğini biliyordu elbette. Erdoğan'ın sulh ve barış tekliflerini aşırı güç ve zulümlerle zorbalıkla kabul ettirmesine benziyor. Tüm diktacılar aynı kafadandır. Timur, Osmanlı Ordusu gelene kadar aralarındaki su kuyularını zehirledi, çit, hendek, tuzak kurdu. Askerlerini tahkimatla saklamıştı. Timur, Bayezid'in kendisine doğru varmakta olduğunu öğrenince, şaşırmış, Tokatta kuşatmayı kaldırarak kuzeye, Çubuk Ovası'na çekilmiştir. Y. Bayezıd, Çubuk savaşını kazanamazdı. Ankara'nın kuşatılış haberini aldığında, stratejik bir manevra hatası yaptı. Timur af etmedi.
Timur, esir alınan Yıldırım Bayezid'e önce esir gibi davranmadı. Ancak daha sonra kafese koydu, dolaştırdı, eşi Hafsa'ya tecavüz ettirdi. Timur yenilgisi bir travmadır. Osmanlı devletin imparatorluk aşamasına geçmesi, İstanbul'un Fethi'nin 50 yıl kadar gecikmesine yol açtı. Çubuk'ta bir tek Rumeli ve Sırp müttefikleriyle Yeniçeriler sırt çevirmeyerek Bayezid'in yanında sonuna kadar savaştılar. Diğeri de tek tek sattı. Kaybedene tekme atmak adet galiba. Timur'a sığınmış olan Aydınoğulları, Menteşeoğulları, Germiyanoğulları, Saruhanoğulları gibi Anadolu Beylikleri vatanı önce satmışlardı. Koca Yıldırım Bayezıd, Niğbolu fatihi kafeste dolaştırıldığı aşağılanmaya bir hafta dayandı hüzünden öldü. Bu travma, herkese ders oldu. Timur çekti gitti, geride fillerini bıraktı. Mehmet Çelebi'nin dağılan Anadolu brliğini tekrar kurması 11 yıl aldı. Sufiler travma çözdü. Şiddet ve askeri güçle siyasetle bir sorunun çözüldüğü vaki değildir.
Perinçek dansözü: Bir Gladyocu köpeğin serencamesi...
 
Samanyolu Haber
Ne ajanlığını, ne Apoculuğunu, ne AKP payandalığını bıraktı!
Geçmişte Maocuydu, şimdi Atatürkçüyüm diyor, hatta Türkçülük bile yapıyor. Tek bir amacı var; güce ulaşmak. Bunun için her kılığa giriyor ve herkesle iş birliği yapıyor. Partisini bir tarikat lideri mantığı ile yönetiyor, farklı düşünenleri itibarsızlaştırıyor, saldırıyor ve atıyor. Son numarası ise; AKP'ye payandalık yapmak.
 
Perinçek: Erdoğan'ı da tercih etseler Perinçek'i tercih etmiş olurlar
Balyoz Davası'nda yargılanan emekli tümamiral Türker Ertürk Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanı Şükrü Karatepe ile beraber çekilmiş fotoğrafının yayınlanması ile başlayan tartışmada Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'e çok ağır suçlamalarda bulundu. İşte ODATV'de yayınlanan o yazı:
 
40 yıllık kani, olmazmış yani
 
Üç yılda bir frekans değiştiren Doğu Perinçek yine saçmalıyor...
 
Doğu Perinçek adındaki zat-ı muhterem, bugünkü (14 Mayıs 2017) yazısında köşesinden bize saldırmış. Özetle; Türk-Amerikan savaşı olduğunu, bizim karşı cephede yer aldığımızı, Amerikan tankları arkasına saklandığımızı, Hulusi Akar'ın fotoğraflarını yayınlamakla Türk Silahı Kuvvetleri'ni vurduğumuzu iddia ediyor, "Fotoğrafı kim elinize tutuşturdu?" diye suçluyor ve bizi hedef gösteriyor.
 
Esasında herkesin malumu olan Doğu Perinçek; hezeyan içinde, safsata yapıyor, saçmalıyor, belki de geçmişte olduğu gibi belli yerlere hizmet ediyor. Öncelikle, yaşamda tutarlı olmak lazım. Doğu Perinçek, azami üç yılda bir frekans değiştiren bir siyasetçimiz. Geçmişten bugüne hep savruldu ve zikzaklar çizdi!
 
GEÇMİŞTE MAOCUYDU!
 
Doğu Perinçek, çok uzak olmayan geçmişte, Kürtler için federasyonu savunuyordu. 12 Eylül 1980'de, "Sovyet işgali olacak" diye aklınca başka bir cephe kurup, Kenan Evren'e destek vermişti! Anlayacağınız, bunu hep yapıyor!
 
Geçmişte Maocuydu, şimdi Atatürkçüyüm diyor, hatta Türkçülük bile yapıyor. Tek bir amacı var; güce ulaşmak. Bunun için her kılığa giriyor ve herkesle iş birliği yapıyor. Partisini bir tarikat lideri mantığı ile yönetiyor, farklı düşünenleri itibarsızlaştırıyor, saldırıyor ve atıyor. Son numarası ise; AKP'ye payandalık yapmak.
 
DOĞUDAN DEĞİL, BATIDAN GELDİ
 
Maoculuk Türkiye'ye doğudan değil, batıdan geldi. Amaç; yükselen sol hareketi bölmek ve güçsüzleştirmekti. Anti-Amerikancı söylemler, bu yalın gerçeği değiştirmez. Hamas'ın da anti-İsrail söylemleri var, bunda samimiler de ama bu, başlangıçta Hamas'ı kurduran ve destekleyen iradenin arkasında İsrail'in olmadığını göstermez. Hamas sayesinde Filistin hareketi bölündü, zayıfladı ve İsrail karşısında FKÖ ile beraber, ikili yapıya ulaştı.
 
Sanırım şimdi de Ulusalcı/Millici gözükerek, Ulusalcı/Millici hareketi bölüp parçalamaya çalışıyor! Doğu Perinçek, 1980 öncesi sol hareket içinde hedef gösterirdi, şimdi de kendisi gibi düşünmeyen insanları ve vatanseverleri hedef gösteriyor.
 
KIBRIS'TA TÜRK ASKERİ İŞGALCİ
 
TSK'ya saldırmakla suçladığı bu satırların yazarı Türker Ertürk; tam tamına 39 yıl üniforma giymiş, asker bir babanın, bu ülkenin kuruluş harcında katkısı olan "İstiklal Madalyalı" bir dedenin torunu. Ayrıca öğrenciyken; "Rengi ile mübarek ecdat kanının rengini, Kumaşı ile şehit tenini, Parıltısı ile zaferlerin ışığını, Ayyıldız ile hürriyet ve istiklali, Gönderi ile Milli iradeyi temsil eden" Deniz Harp Okulu'nun Kutsal Sancağını taşımış, lekesiz ve tertemiz teslim etmiş birisi!
 
Bize saldıran ise; "Kıbrıs'ta Türk Askeri işgalci", "Atatürk Kürtleri katletti", "Fırat'ın doğusuna geçemezsiniz" diyen, Abdullah Öcalan'ı ziyaret eden, aşıklar gibi gül veren, PKK teröristlerine gerilla muamelesi yapıp selamlayan ve resmi geçidine katılan birisi. Neymiş efendim; "Amerikan cephesinde mevzii almışız!" Haydi oradan, bre gafil!
 
SESİNİ ÇIKARMIYORSA, FOTOĞRAFIN ANLAMI VAR!
 
Hulusi Akar'ın, 1977'de Abdullah Gül ve Şükrü Karatepe ile çekilmiş fotoğrafının tek başına gerçekten bir anlamı yok. Ama bu fotoğraf kamuoyundan bilinçli bir şekilde gizlenmeye çalışıldı ise, Hulusi Akar, Ergenekon-Balyoz gibi kumpas davalarına hiç bulaştırılmamış ve itibarsızlaştırma saldırılarına uğratılmadıysa, bunun hiçbir anlamı yok mu? 15 Temmuz Darbe Girişimi'nden sonra gördük ki, darbecilerin hiçbiri geçmişte kumpasa ve saldırılara kurban gitmemişti.
 
15 Temmuz'dan sonra, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komuta yapısı dünyada hiçbir örneği olmayacak şekilde tahrip edilirken, eğitim sistemi imha edilirken ve kurucu genetik kodları ile oynanırken Hulusi Akar sesini çıkarmıyorsa; o fotoğrafın bir anlamı vardır.
 
TAKDİR YÜCE TÜRK MİLLETİ'NİNDİR
 
Askeri okullar kapatılırken, Harp Akademileri ucube bir yapıya kavuşturulurken, GATA yok edilirken, F...cülerin yerine başka tarikatlar ikame edilirken, Hulusi Akar itiraz etmiyor, edemiyorsa; o fotoğrafın bir manası vardır.
 
Ebedi Başkomutanımız Atatürk'e, Cumhuriyet'e, Cumhuriyetimizin kurucu ideolojisine düşmanlık ve küfür edenlere ziyaret yapılması, taziye sunulması 1977'de çekilen bu fotoğrafı bizim açımızdan anlamlandırmıştır. İşte biz; bunun için bu fotoğrafı Türk Milleti ile paylaştık. Takdir, Yüce Türk Milleti'nindir.
 
VATAN SAVAŞI DEĞİL!
 
Gelelim bu fotoğrafı kim sızdırdı veya bizim elimize kim verdi sorusuna! Her geçen gün felakete doğru koşar adım giden Türkiye resmine itiraz eden, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adım adım yok edilmesine gönlü razı olmayan, Genelkurmay Başkanlığı makamının yaver gibi kullanılmasına ve siyasetin bir enstrümanı olarak tüketilmesine isyan eden Atatürkçüler sızdırdı ve elime verdi, bilesiniz!
 
Halen sürdürülen savaş; "Vatan Savaşı" değil, "Saray Savaşı"dır. Referandumda yaşadıklarımız ortadayken, Suriye'deki vekalet savaşının yangınına odun taşıyanların, Türk Ordusu'nun başına çuval geçirenlere karşı sessiz kalanların, hatta "Müzik notası mı verelim!" diye gırgıra alanların, Atatürk'e karşı saldırganlığın iklimini yaratanların, ülkemize ve bölgemize emperyalizmin tecavüz planı olan BOP'a eşbaşkanlık yapan iradenin, "Vatan Savaşı" vermesine imkan ve ihtimal yoktur. Veriyor diyen varsa, bilin ki başka bir hesap peşindedir!
 
Her fani geçmişte yanlış işler yapmış olsa bile, yaşamının terminal safhasında onurlu bir final yapma hakkı vardır diye düşünürüm. Bu yüzden bir ara; "Acaba, değişti mi, doğru yola geldi mi?" diye olumlu düşünmüştüm. Meğerse; 40 yıllık Kani, olmazmış Yani!
Masuma Suç isnad etmek için zorlayan devlet değil, olamaz!
Masuma Suç isnad etmek için zorlayan devlet değil, olamaz! Küfredeceğim ama edemiyorum. 15 yaşımdan beri küfür etmemeye yeminliyim. Hayvan sembolleri ile anlatıyorum. Kur'an da böyle simgeliyor. Domuzların son oyunu şu. Kesin bilgidir. Kocası hapiste olan ablamıza yardım getirdik diye içeri girmişler. Belinden silah çıkartıp ablaya masaya koy demiş! Bacımız bizim şakirdlerin silah taşımadığını bilir. Silaha dokunmamış, parmak izi almak istiyorlar. Oğluna da dokundurmamış. Kumpas bu. Domuz katiller, cinayetlerini Hizmet erenlerine yıkmak için yardım edilen mağdur evlerine gidip cinayet silahına parmak izi alma peşinde! Dinliyorlar, izliyorlar ve kötü niyetli planlarla şeytanlığa devam ediyorlar. Ne yapmalıyız bunlara?
Kur'an'da insan iken maymuna çevrilen bir kavim vardır. Darwin teorisi tersinden doğrudur. AKPci, MGKcı artık maymun oldu gibime geliyor! MGK domuz Gladyocuları, masumu çırılçıplak soyup alay ediyor, taciz ediyor, tecavüz ediyor. İşkencenin her çeşidi var, falakadan kırbaça! Enbaştaki edepsiz Hırsız Domuz, Katır gibi anırıyor, eşekleri, köpekleri, domuzları, maymunları harekete geçiyor. Yezid düzeni fahişeleri bunlar. Ahirzamanın cehennem köpekleri, kuru kütükler ıslık çalıyorlar! Mağdur ettikleri insanlara ekmek su vermemize de izin vermiyor domuz köpekler. Yezid'in sahabe kadınlara tecavüz edip, sahabeleri öldürmesi kadar kötüler.
Kalpleri kıran zalimleri,erenleri inciten kapkara ruhları şeytan sevsin. Allah ve Rasulü'nün sevmediği açık. Sahabeler evliyalar buğz ediyor. Hizmet Hareketi'ne yönelik kitlesel kırımın boyutları, duruşmalar başladıkça üstü örtülemez biçimde ortaya çıkıyor. Gözaltı sürecindeki işkenceler, duruşma salonlarının duvarlarında yankılanarak tarihe geçiyor. Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi, 15-16-17 Şubat'ta üç gün boyunca 48 tutuklunun anlattıkları işkencelerle inledi. Jopla tecavüz, çırıl çıplak soyma, soğuk su altında bekletme, dayak, küfür ve psikolojik işkence metodlarını tutuklular tek tek anlatarak kayıtlara geçirdiler.
İŞKENCE TALİMATI VERENLER
15 Temmuz sonrası gerçekleşen işkenceler, dönemin Emniyet Müdürü Hasan Onar'ın talimatıyla başladı. Ardından Ekim ayının son günlerinde il Emniyet Müdürlüğü'ne atanan Mahmut Çorumlu döneminde zirve yaptı. İşkencecileri koruyan isim ise Kırıkkale Başsavcısı Kasım Tüten'di.
Ne kadar kırık kalbe kalbim dokunursa o kadar kendimi bahtiyar sayarım. Zalimlerle siyasetle aslında hiç işim olmadı. Yalan dünyayı anlatıyorum sadece. Hakikat nazarında teblig makamını temsil eden Hizmet erenlerinin dünyevi her türlü nimetin alınması haktır. Süfyan'ın cezası için gerekliydi. Allah belalarını öyle bir verecek ki kıyamete kadar tüm cihan bunu konuşacak ve ibret alacak inşallah. Allah, dini gariplerle başlattı ve gariplerle tamamlayıp yaşlı dünyayı büyük mahkemeye taşıyacak. Torunlarınıza miras bırakacak vaktiniz yok, kalmadı. Dünyaya meyl etmeye değmez. Mümkün olduğu kadar mazlumdan dua dilenirim. Bana dilenci de diyebilirsiniz. Allah, mazlumları, kırık kalpleri sever, kibirli Karun'u değil! Siyasetiniz batsın. Zulüm ile abad olan bir firavunu tarihte hiç duydunuz mu?
Bazıları kendimi övmek için kibir, enaniyet yaptığımı sanıp gıcık oluyor. Zalimleri gıcık ediyorum, üzerinize alınmayın. Mazlumun Hak katında özel kıymeti var! MGK Gladyocularının işkencesinden geçmiş biri olarak söylüyorum. TSK'dan ihale alan bir Kayserili vardı, gelir duamı alırdı. Babam şaşırdı. Tüm servetinizin sebebi bu garip çocuk derdi ve çok horlanıp, çok ezildiğim bu dönemde bana mertce sahip çıktı. Hiç unutamam onu ve mübarek eşini. 1987 ile 1990 arası bu Kayserili zengin işadamı sırf duamı almak için Ankara'dan Alanya'ya gelirdi, 15 gün beraber camiye giderdik, hergün benle kalırdı. Neden benim gibi bir gariple vakit geçirdiğine çok hayret ederdim. Zeki adamdı, mazlumun duası makbuldür derdi sadece. Akın İpek'in babası bu zatı muhteremi iyi tanır.
Neden bunu anlatıyorum. Mazlum olan, zulme uğrayan insanlar, ilerideki bu 3 yıl Allah'a daha bol dua ederse, her istediklerinin olduğunu görecekler. Buna yemin edebilirim. Vallahi billahi tallahi.
Zalimler sizlere hazırladıkları cehennem hayatını bu dünyada da ahirette de tastamam bulacaklar. Bize her yer cennet, Allah'ı böyle biliriz. Cehennem onların olsun. Gerçi onlar bu dünyaya cennet filan diyorlar. Kalplerde Kabeler kurmaya, kırık kalplere aşk sunmaya sevdalı erenler. Talabe yetiştirmenize izin verilmeyen yer cehennem. Cihan'da ise Allah'ı anlatacak mekan çoktur. İslam düşmanları bize yerimizi dar edemez! Sağlam iman etmiş Müslümana cehennem yoktur, işte bunu zalimler bilmiyor ve anlamıyor. Gönüllere Allah aşkını anlatamadığımız yer cehennemdir. Zalimler mazlum Yusufları hapisten tam beraatle çıkarmak zorundalar. Meseleleri zaten onlara dışarıda cehennem hayatını yaşatmak. Hazır olunuz. Ciddi terapi hizmetleri sunmamız gerekecek. Her insan bu zulümleri aynı biçimde tolare edemez.
1987'de boynumda 7.62 bir M1 tüfeği kurşunu kolye ile dolaşırdım. Zulmeden zalimleri kanser yapardı. Özel dualıydı, sermayesi geceler boyu akıttığım gözyaşımdı. Fakirdim, Allah'tan başka kimsem yoktu. Zalimleri kanser yapan kurşun kolyeyi merak ettiniz değil mi? Nisan 1987'de kurşun kolye ile tek fotom var. Mazlumların işini Allah görüyor! Ebu Leheb ve karısının ateşe odun taşıyan ve atan iki el kuruduğu gibi başörtülü bacılarımıza ilişenlerin tüm bedeni çürüsün, acılarla gebersinler! Zalimlere acımam. Yunan mezalimi gördü Anadolu, bu MGK domuzu Gladyocuları ve Siyasi İslamcı yobaz domuzları kadar bacımızın başörtüsüne hakaret eden olmadı. Tebbet süresini 1000 defa okuyup beddua lazım bu MGK Gladyocuları, zulmü maskeleyen Büyük Süfyan'ın Siyasi İslam domuzlarına. Elleri kurusun, ayakları felç olsun, dilleri lal olsun, cepleri boşalsın, açlık ile imtihan olsunlar inşallah. Sürüm sürüm sürünsünler.
TSK'da subay ve astsubayların artık başörtüsü takabileceğini ilan eden MGK Gladyocuları, onca başörtülülere yaptıkları alçaklığa susun diyor. Yalancı domuzlar! Madem başını örtenlere saygınız var, neden nerede müslümanlığını yaşayan bacımız var fişlediniz, onca günahsız temiz bayanları inletirsiniz? Her numaranız meydanda. Ülkeyi haçlılar işgal etseydi, başörtülü kadınlara bu kadar zulüm yapamazdı. Yalandan imajla bir kaç popülizm yaparak bu işkenceler örtülmez. MGK Gladyocuları halkı kandırmanın yolunu bulmuş. GATA'ya başörtülü rektör ata, ama Anadolu'da başörtülüleri işkence, hapisten geçir, tüket! TSK'da başörtüsü güya serbest olmuş! Popülizm ve yalancılık. Başörtülülere zulüm devam ediyor. 2 çocuk annesi hapis. Niye? Başörtülü diye. İyi müslüman diye. Hizmet'i seviyor diye. Masum Kocası hapiste diye. 15 temmuz darbecisi belli bu videoda. Hizmet taze bitti, sıra kimde! Artık suçlayacakları cemaatte yok... https://www.youtube.com/watch?v=1hSVBp-4iiU&sns=tw … via @youtube
Ve domuzlar, domuzlar çiftliğini idare edemez! Çiftlikte herkes isyan eder! Öküzleri tek tek yerken ve tavuk isyanında hain damgası ile vurun kahpeye denirken bu yalanlara bilerek inandınız, isteyerek kandınız. Aldatılmadınız, hep aldattınız. Sonlarını aynada gördüler! Zulmedecekleri artık kimsecikler de kalmadı. Bu travmaların yapacağı sosyal patlama, Nemrud ve haramilerin başını elbet ezecektir; asla kurtulamazlar. Domuzlar "başkanlık gelmezse iç savaş çıkar" diyor. Peki 15 yıldır iktidar zaten bunlar değil mi? Ne geveliyor bunlar... Kurtarıcı askeri diktatör tipi için zemin hazırlıyor! Başka bir yalancı bahar daha! Uzun gider, kısa gelir! AKP ve Erdoğan dönemi bitti, zulümlere gözyumup ddestekleyerek kendi elleriyle bitirdiler kendilerini. Harika...Miss misss... Kumpas de serbest bırak.. Üzerine para ver. Gelsin seni oysun. Ne bekliyordunuz embesiller!
Elbet bir gün çok güzel günler gelecek, 40 değil (kısaldı zaman) ama 20 yıl cihan İslam'ın barış ve huzur nefesiyle yaşıyacak. Büyük kırılmalar olacaktır. Allah bilir gaybi, sadece sadık rüyalardan doğan bilgileri özetle yazıyorum ki ümidinizi kaybetmeyin. Rüyaları direkt yazmıyorum, bunu da çakallar istismar edip kullanıyor. Gaybe inanmıyorlar. Nur'un ilk dersidir her şeyde bir hayır ve hikmet görmek. Kötü yoktur kötü gören vardır. Şerlerden hayır çıkartan Allah, devayı dertte kılar. Allah, Büyük ve Küçük Süfyan'ı kullanır, zalimler de Allah'ın kılıcıdır. Temiz olan temizlenir aslına döner, kirli olan şeytan layığı bulur! Anlayan anlayacağını anladı. Bunca zulümlerden sonra anlamayanlara laf anlatmak dervişi deli yapar, ısrar zaten mübarek kibirlilerden döner. Ne çektiksek kibri hep başkasında görüp Ayetullah numarası yapanlardan çektik. Süfyan'ın Büyüğüne Uzun boylusuna, Küçüğüne Kısa boylusuna da lanet! Sahte Kahramanlara lanet! Zulüm, terörden sonra affedici görünene de yazıklar olsun. Shame on them.
Domuzlar devlet kaymağını bölüşemez ve birbirini yer köpekler! İncik boncuka kanmayanlar hicrette keramet bulur, kananlar kan şarabı içerler. Sahabeler gibi cesur, pervasız, dünyanın tüm nimetlerini atmış, ölümden korkan değil ölüme koşan civanmertler gerekti, yetiştiler çok şükür. Vasiyetini yazan dostum, benim dünya ve ahiret can kardeşim, kan kardeşimdir. Vasiyetini yerine getirmem hiç kolay olmayacak, Hocam derse olur! Bana ulaşmadan açamam bunu. Bazı kardeşlerimizi yakabilirsiniz, tecavüzde edersiniz, ancak bu kabağın bir sahibi, Allah var. Geride kalanlara bakmak sahabe kıvamı ister. Üç vakte kadar üç sarsıntı ile sarsılır maymuna dönmüş ahali. Domuzlar çiftliğinden domuzlar da kaçar. Pompei'den kaçamadılar. Kaçış yoktur! Geride kalanları ne bekliyor? M. Gökçek'e nifak malzemesi vermeyeyim diye açık yazmıyorum. Muhammed Harzemşah'a sorun, Mevlana'nın babasına, 7 yaşındaki Mevlana'ya zulüm ne gibi bir afete davetiye idi? Filleri ve Maymunları elinde oynatan hocamıza canımız hayatımız kurban olsun. Meseleleri tereyağdan kıl çeker gib kolay çözen bir sehli mümtenidir. Kısa ve özdür dersi. Hocamızı bir süredir rüyamda görmüyordum, yakınlarda gördüm aniden. Sürpriz zamanlarda imdata yetişir, ruhum daraldı mı hep gelir hocamız. Hep fener tutmuştur bunalımlarıma.
Evet, Yusuflar birer güvercin olup dünyevi arzuları terk edip hicret diyarlarına uçacaklar, geride kalanlar dünyevi cam parçalarına kananlar. ''Fefirru illâ alAllah'' niyetiyle Habeş muhacirleri misali bir Yusuf yüzlü gurbetten bir rüyasını göndermiş...
Başkanlıkta geçerse İyi ve aydın insanlar Türkiye'yi ne olursa olsun terk etsin. Bu domuzlarla aynı çiftlikte yaşamak bokhanede yemek aramak olur! Bok var, bok sadece. Eğer Askeri Vesayet'in MGK'nın gizli kararlarında yer alan Diktatör başkanlığa da Evet derseniz, artık yazmıyacağım. Siz zulmü seviyorsunuz! 15 temmuzda orada hükümete ve Erdoğan'a darbe filan yok, Türkiye milletine darbe yapıldı; ezilen mağdurlar hala MGK Gladyocuyu görmüyor mu? 1000 okul, 170 medya kurumu kapatmış, binlerce meslek sahibi diplomalı aydınımızı işsiz bırakmış bu MGK Gladyocuları cehenneme demeliydiniz. Afyon Dinardaki 21 bayanı gözaltına alan Savcı, serbest bırakmak zorunda kaldı. Çünkü Sivil toplum bu zulme Hayır dedi. Demek ki işe yarıyor. Bir kişiyi bile kurtarsak gece gündüz verdiğimiz saatlere değer bilgisayar başında.
Genelkurmay'da domuzlar aralarında tepişiyor, Erdoğan ile 15 temmuz oyunu oynuyor, devleti domuz gibi yemeye devam ediyor. Ceremesi cemaata! Fakir öğrenci okutmak için evinde börek yapan, kendi rızkından kesip sizin çocuklarınızı okutan başörtülü bacıma kıyanları Allah kahretsin. Af etmek zor iş. Kul hakkı var. Bacılarım, kardeşlerim af etmeden haddime mi düşmüş af etmek. Ne kadar müslümanlığı tertemiz yaşayan başörtülü bacım varsa hapse alındı, işkence gördü, eşleri, çocukları mağddur edildi. Köpek darbeciler eğleniyorlar mı? Bu mu Siyasi İslam'ın devrimi, medeniyeti!
Güya Erdoğan'ı Marmaris'ten alacak Tuğgeneral Gökhan Şahin, emri öldürdükleri Semih Terzi üzerine atmış. Ölüler konuşmaz. Hulusi'den bahsetmez hiç. O masum canım! İfade vermeye bile gelmedi. Börek açan bacılarım versin ifadeyi! MGK Gladyocuları, 12 Eylül işkencecilerinin devamı olan bir domuz ve köpek soyu. Bunların timleri masumlara akılalmaz işkenceler yapıyorlar. Eğer hala AKPde dinini seven biri kaldıysa MGK Gladyocularına Necip Faz l Mehmet Akif gibi DUR derdi. Senin evladını okutanlar zulüm görüyor. Doğranan İslami Hizmetlerin geçmişi ve geleceğidir. İsrail, Filistinlilere Gazze'de ve hapishanelerde bu kadar zulüm yapmıyor. MGK Gladyocuları Erdoğan gölgesinde en domuz alçakları geçtiler! Herkes eğri otursun ama adam gibi doğru konuşsun. Benin başörtülü bacıma işkence yapan namussuzlar, neden İslam'ı yaşıyorsun diye eziyorlar.
MGK Gladyocuları neyin hesabını soruyor? 15 Temmuz'un değil. Niye 180 ülkede açılan okullara yardım ettin, kurban yardımın Afrika'ya gitti? İşkencecilerin masumlara sorduğu sorular askeri Gladyocuları ispatlıyor. MGK'nın aptal kararı uygulanıyor. MGK, ne zaman halktan oy almıştı? Güya 15 temmuz darbesinden binlerce insana işkence yapıyorlar. Sordukları soru niye hafız oldun, niye börek yaptın da fakir öğrenci okuttun! Afyon Dinardaki 21 bayanı gözaltına alan Savcı, sosyal medyada yayılınca Bakandan gelen emirle, herkesi birakmak zorunda kaldı! TSK'ya kurulan kumpas deşifre oluyor. http://sonsaniye.ca/index.php/2017/02/22/15-temmuz-coktu-darbe-emir-komuta-icinde-tskya-kurulan-kumpas-desifre-oluyor/ … via @SON SANİYE
Nusaybin'de Kürtlere toplu işkenceleri sözde ülkücü MHP'lilere yaptırtıyor Askeri rejim. IŞİD teröristleri kendi oyuncakları. PKK zaten esir zaten. Başkanlık için Evet dedirtip HDP'yi yaktınız. MHP'de Erdoğan posteri asılıp başkanlığa evet MHP etkinliği yapılıyor bugün. Ülkücü kalsaydı ayakta, Bahçeli istifa ederdi. ÖKK kurumu oldu! Faruk Mercan, 7 Haziran sonrası bir yazısında Askeri Vesayet Bahçeli'nin ahmaklığıyla çok güçlendi, sonuçları ağır olacaktır dedi. Oldu işte, daha ne olacak? 7 Haziran 2015'de genel seçimde halkın iradesine saygı gösterilmedi, oysa denge terazisi AKP'yi muhalefete yollayıp, üçlü koalisyon olurdu! Neden olamadı? Neden demokrasi işinize gelmedi? Askeri Vesayet Gladyocu darbecileri 12 Eylül darbesinde kim engel olabildi? Elimizden bir şey gelmiyor. Kimi ne zaman çıkarırlar ellerinde. Korku gücüyle devleti domuz gibi yemekten vazgeçmeyenler ittifak kurdular. Abartılan saçmasapan cemaat öcüsü korkusuyla toplum esir alındı. Gladyocu ekip, sadece kasten travma yapıyorlar ki toplum 40 yıl daha özüne dönemesin ve bu domuzlar idare etmeye vede yemeye devam etsinler. İşkenceye uğrayanların verecekleri hiç bir bilgi yok. Cemaatın yanlış yaptığı bir konuda yok. Şeffaf olan cemaatı dinlediler, AKPli soktular ve tedbir oradan kalktı. Bilmedikleri hiç bir nane yok oysa. Toplum diktatörlüğü hak etti mi 16 Nisan'da anlayacağız. İşimize bakalım. Kömürle ekmekle makarnayla oy veren 25 milyon varken Süfyan ezer geçer. Ya sonra? Amacı, artık zevahiri kurtarmak. Hangi domuz daha çok devleti yiyecekse yarış seyretmeye hazır olun. Islah sonradır.
Eskisi gibi olmayacak hiç bir şey. Kaybettiklerinizin yası, nefrete, kine, intikam almaya dönüşmesin. Hayat cemaatı, aşk ile buzları eritir bir gün. Hohlaya hohlaya olsa bile...
Kartal'ın düşü kırılmadı, serçe aşkı bitmedi. Mevlana gibi Suskun olmaya, kalbi aşka geldim.
Kanada Başbakanı @JustinTrudeau : "Zulüm, terör ve savaştan kaçanlar; inancınızı önemsemeden Kanadalılar sizi memnuniyetli karşılayacak"
Justin Trudeau @JustinTrudeau
To those fleeing persecution, terror & war, Canadians will welcome you, regardless of your faith. Diversity is our strength #WelcomeToCanada
Bir insanın bilgisi yetse bile, onu taşıyacak erdemi yoksa, neyi kazanırsa kazansın, sonunda her şeyi yitirir Konfüçyüs
İnsanı bedenen ameliyat etmek için bayıltmak gerekir, ruhen ameliyat etmek içinse ayıltmak. Özdemir Asaf
Yaşım ilerledikçe insanların ne dediklerine daha az dikkat eder oldum; Yalnızca ne yaptıklarını izliyorum. Andrew Carnegie
Edepli edebinden susar, edepsiz de ben susturdum zanneder. Mevlana
"Önemli olan sözler değil, davranışlardır. Sevdiğini söyleyen biri yerine, sevgisini gösteren birine inanın." Erich Fromm
"Kim Allah için tevazu gösterirse Allah onu yüceltir. Kim de kendini beğenip kibirlenirse Allah onu alçaltır." (Müslim, Tirmizî, Dârimî)
Amerikalı, zulme "yahudi/Hıristiyandım ama şimdi Müslüman" diye destek veriyor. Ey Türk mümin, bir günlük bebek ve annesi tutuklandı. Kimsiniz siz? Ahmet Kaya'nın "Bu ne yaman çelişki anne" türküsü geldi aklıma... ABD'de havaalanında Rahibenin derdi ne, KABE'de Halife(!) yandaşlarının derdi ne? Batı, rahibesi, devlet Başkan'ları, halkıyla ABD'deki muslumanlara uygulanan Zulme direnirlerken Bizmkiler Kabe'de Başkanlığa evet tavafında! 7 müslüman ülkeyi Trump ülkeye sokmuyor, 350 bin kişi geri döndürülmüş, gren cardlı müslümanları bile fişleyip sınırdışı etmekle tehdit ediyor ama Erdoğan ve AKP İslam'ı savunduğunu iddia ediyor hala. Bun inanan Akmallar hala var olmalı ki büyü bozulmadı henüz. "Bana çelişkinin resmini çizebilir misin Abidin" Biri Hacı, öbürü Rahibe Biri Kabe'de, öbürü Havaalanında Biri zalim Başkana isyanda, öbürü? Yeter Hacı amca/teyzem, yeter Ya dinin emrettiği gibi yaşayın ya da yaşadığınız gibi inan Ki gönlü Kabe kadar geniş yarının nesli aldanmasın. Kabe daha fazla kirlenmesin. Aldatmayın artık. Müslüman aldatmaz. Kendinden olana hayvanlar da sahip çıkıyor, kendinden olmayana sahip çıktığın gün insan olursun. Bebeğe sahip çıkmayanlara ne denir bilmem! Ey ülkem, Sözün bittiği yerdesin Umumi Musibetin gelişini anlamak için gökyüzüne değil, mazlumun yüzüne bakın. Allah'ın nazar ettiği yerdir.
Sufi neden sustu? Büyük oyunun ABD'de 12 gündür sergilediği performansa lal oldu, müslümanlaşmış sivil toplumu Amerikalılarda gördü, şükran. Insani yasatmayan insanlarda yasayamaz, o millet ve devleti yikacak zalimi Allah gorevlendirir dedi Mevlana! Gamsizlara ne gam; yikilacaktir. Sufi neden sustu? Nifak merkezini Zındıka'yı ve Süfyanizmi gördü, Büyük Süfyan'ı tanıdı, zulümlere ses çıkaramayan şaşılara, körlere şahitti. Sufi neden suskun oldu? İsviçre'nin Almanya sınırındaki küçük güya Türk müslüman camisine Diyanet'in bu denaatiyle dinsizliği gördü ve kustu. Bu arada Rusya Kaliningrad bölgesine 6 Nato üyesini vuracak menzilde nukleer kapasiteli füze yerleştirdi. Trump, anayasal düzeni koruma uğruna emrini dinlemeyen adalet bakanını görevden aldı: Yönetilemeyen Amerika'ya doğru doludizgin…
Teksasda kumdaklanan caminin onarımı için ABD vatandaşları tek bir günde $800,000 bağısta bulundu. Sufi neden suskun oldu? Alanyalı bacımızın simasındaki masumiyeti ve travmayı gördü. Yeni doğum yapan kadına dokunanları lanetledi Allah cc ve gazap serbest kaldı. Sustu Sufi! Zira Şeker hastası genç bir öğretmenin gözaltında işkenceyle öldürülmesinin üstünden tam 175 gün geçti. Sorumlusu belli oldu mu? Soruşturuldu mu? Bir tarafta kendi ülkesinde zulüm gören kardeşlerine 'oh olsun' diyen müslümanlar diğer yandan müslümanlar için meydanlara inen ABDliler! Sadece, Chicago O'Hare Havaalanı'nda 3000 avukat göçmenlere gönüllü destek vermek için nöbet tutuyor.... ABD vatandaslari, Trump'in Musluman yasagina karsi gocmenleri savunan ACLU'ya 2 gun icinde 19.4 milyon dolar bagis yapti.
 Yavruya şefkat etmeyen Kadına şefkat etmeyen Firavun gibi herkese bela olup yağan birinin İmandan nasibi yok demektir. Hz. Nuh'un duasıyla, "Rabbimiz, bu zulmü yapanlardan ve yapılmasına rızalık gösterenlerden yer yüzünde bir iz bile bırakma!" The Guardian: Trump ABD'yi Türkiye'ye benzetecek; ABD'nin geleceğini görmek istiyorsanız Türkiye'ye bakın. Projeyi yöneten nifak merkezi aynı olduğu için Sufi artık sustu. Apple'ın CEO'sundan Trump'a: "Göç yasak olsaydı, Suriyeli bir adamın oğlu tarafından kurulan Apple bugün olmazdı"
"Zalimin zulmünü kolaylaştırmak, zulümdür. Haksızlığın kolaylıkla yapılmasına fırsat vermemek ise ibadettir. Bu ibadeti de ihmal etmeyin!…" Firavun'un peşinden gidiyorsan Kızıldeniz'de onunla beraber boğulmayı hak ediyorsun demektir. Boğul! İyi oluyor iyi! Görüyorsun kim kötü kim iyi, Kim hak ediyor sevmeyi sevilmeyi, Kimin ne taraftan yırtılmış gömleği... Türkiye çok zalim gördü ama bir gün önce doğum yapan kadını gözaltına alıp mahkemeye çıkaracak kadar alçalmak siyasal İslamcılara nasip oldu. Tecavüz edilen çocuklar için bile ses çıkar(a)mayan bir topluluktan başka zulümler için vicdani bir duruş beklemek mantıksız. Güvendiğimiz dağlara kar yağdı. Buradan da anlaşılacağı üzere dağlara değil Allah'a güvenmeliymişiz. Kısa ve öz yazıyorum: Allah, belanızı versin!
Mağdur olup zulüm görüp bir İslam ülkesine sığınan gördünüz mü? Mazlum Müslümanlar akın akın batıya sığınıyor zira bizde adalet hukuk yok. Bundan on yıl önce, iktidar çok değişecek, milletvekillerini tutuklatacak, hamile masum kadınları gözaltına aldıracak deselerdi kim inanırdı. Kabe'ye saygıları yok, din alimine saygıları yok, Kuran'a saygıları yok, anneye saygıları yok, çocuğa merhametleri yok. Baş belası bir kavim. Bu densizlikler CHP iktidarında yapılsaydı, Siyasal Fahişeleri savunanlar ne yazardı? Arakan Müslümanlarını görecek kadar keskin olan gözleri Amerikalı Müslümanları göremeyecek kadar neden kör oldu. Trump Suriye'de Erdoğan'ı oyun dışı bıraktı. Sorun bakalım Trump'a neden "Van Münüt" diyemiyorlar??? Bu kadar haksızlık karşısında neden mezar gibi sessizler? Onların Sarayları var,Villaları yalıları var,ellerinde bitmez zannettikleri güçleri var,mazlumun mağdurun masum ise Allah ve Resulü var. 7 İslam ülkesi vatandaşının Amerika'da Terörist damgası yediği, aşağılandığı şu günlerde İslam işbirliği Teşkilatı ne iş ile meşgul acaba?
Trump'ın Müslüman yasağının hesabını sormak için ABD elçisini dışişlerine çağıran bu Margot Wallström Müslüman 1 ülkenin değil İsveç'in bakanı! Kanada'da cami katliamını yapan şüpheli Trump destekçisi çıktı. Bir günlük lohusayı gözaltına alan bizim siyasal İslamcılar gibi... Hz. İsa da bir mülteci idi diyen bu rahibe kadar müslüman olamayanlar, bin defa umreye hacca gitse, gece gündüz namaz kılsa, oruç tutsa boş! Neden Türkye'de sözde müslümanlar hepimiz Hizmet'deniz diye pankart açmıyorlar? Müslüman olmayanlar zulme karşı hepimiz Müslümanız diyorlar bakınız. Ateist te ben müslüman diyor. Zulmü yapanlar Kemalistlik adına dedi ülkemizde. Neden Türk tipi başkanlık, şimdi anlaşıldı. Sözde müslüman Türkiye'deki durumu Alanya'daki bu zulüm özetliyor. Kafir gömleği giymiş ahlaksızlara müslüman denmez. Tek suçu Hizmeti sevmek olam masum bir kadını cezalandırmakla Hz. Meryem'e yapılan eziyetler aynıdır. ABD'de Ateistler, Müslümanlar için Trumpa karşı protesto yapıyor Türkiyede 1 günlük bebek tutuklandı ses yok Dini bilmem ama insanlık bitmiş. Tıbben ve dinen istirahat etmesi gereken bu kadına yapılan tam bir zulümdür. Bunu yapan zalimdir. Buna sessiz kalanlar zalimin yalakalarıdır. Darbe olduğunda, o daha hiç doğmamışt bile ama bugün darbeden gözaltında! Cahiliye döneminde diri diri gömülen kız çocuğundan ne farkı var? Bir günlük bebek bile adliyeye geldi ama Şu koca Hulusi Akar bir Darbe komisyonuna gelip bizi aydınlatmadı. 1 Günlük bebek bile haketmediği halde cezaeviyle tanıştı. Zalimlere, hırsızlara ve uşaklarına adaletini tez zamanda göster Allahım. Akşam doğum yapıp sabah mahkemeye tutuklanmak için çıkartılan bu kadın bile vicdanınızı sızlatmıyorsa insanım demeyin artık!
Türkiyede kadın hakları diye ortalıkta gezen kadın kuruluşları, yazar, gazeteci, sanatçı,aydın asla kadın hakları savunucusu değil:TARAFTAR. Cemaate yapılan zulme sessiz kalmaya devam edin! Sıra size geldiğinde ses verecek kimse kalmayacak! 40 bin kişi içeri atılırken konken oynamaktan vakit bulamamıştı. Şimdi geç kalan bir CHP'li Oktay Ekşi'nin pişmanlığı artık hiç bir mana ifade etmiyor. Geçti Bor'un pazarı sür eşeğini Niğde'ye demiş atalarımız. Bu hanımefendi ABD'de bu şekilde gözaltına alınmaya çalışılsa islamcı namusuzların kâfir dediği insanlar ayağa kalkar kararı iptal ettirirdi. İngilizler Trump'ın müslümanları ABD'ye almama kararını protesto ediyor. İngiltere'nin farklı kentlerinde dün gece sokaklar hınca hınç doluydu. 1.5 milyon imza toplandı ki Trump ülkelerine gelemesin.
Biri rahibe /havaalanında/müslüman göçmenlere destekde.. Biri imam /kabe'de/ hayır diyenlere kafir demekdeydi dün. Hürriyet gazetesi FETÖ'den aranan kadın doğuma gidince yakalandı diye manşet attı sayfasına. Bir gazete ancak bu kadar Satılmış aşağılık olabilir. İnsan böyle insanlık karşısında iğreniyor ve tiksiniyorsun... Alanya'da 1 günlük bebeğiyle gözaltına alınan anne Fadime G. adli kontrol şartıyla serbest kaldı ama 50 bi TL kefalet istedi hakim kadın, kızdırma bebeği de tutuklarım diyerek alay etti. A Haber zevkten dört köşe. Trump'ın Müslümanlara yönelik kararını uygulamayacağını söyleyen Adalet Bakanı yardımcısını görevden alma haberini Havuz sevinerek verdi. Müslümanların dertleri ile ilgili sorunları yok demek ki! Trump'tan ne bekliyorlar acaba, Erdoğan ve AKP'yi desteklemelerini mi? Proje müdürleri aynı mı? ABD de bir havaalanındaki müslümanlar için 3 bin avukat gönüllü oluyor. Türkiyedeki müslümanları savunmak için avukatlar korkup kaçıyor.
Sevgiden iyilikten baska hic bir gormedigi insanlari birileri kafir Ilan ediyorsa kendileri kafir olmus,gerceklerin ustunu orter der Mevlana. Hukuk katledildigi gunden beri can, mal namus guvenligi kalmadı. Fikirler ozgur degil; zaten avukat, savci ve hakim gibi mesleklere de ihtiyac kalmadi. Dun bir eski dostu aradim! Giybetci kufurbaz dostumuza haddini bildirmezsen hic bir sey yapmiyarak Rabbime bildirecegim dedim! Go ahead dedi. Beni savunmak istemedi. Zalimleri nereden taniyorsun diye sordu kalbim! Firavun nefsimden diye cevap verdi; eger seytana gem vurmasaydim Sufyan elime su dokemezdi! Zalimin her cesidine karsi cika cikan yalniz kaldin bak dedi kalbim! Allah'tan baska dost yok, kimi mezara kadar kimi Sezar'a kadar dost idi. Adalet camiasi kaldi tek! Eger adalette nifakci merkeze teslim olursa mulkun temeli kalmaz! Her zulme riza baska zulumlere kapi acacaktir! ABD, ABD'ye karşı büyük bir mücadele veriyor. Herşeyde bir hayır vardır.
Yeme içme orucu tutmak kolay, fakat hased, kin, nefret, intikam, öfke, şiddet orucu tutmak çok zor. AKP tipi muhafazakara göre o bir gavur!Bana göre yaptığı kurabiyeleri havaalanında Müslümanlara dağıtarak gönüllere taht kuran bir kahraman! Ya ğâratellah! Allahım Gadabı ilahiyeye dokumak için,şeytanın akıl edemediği her ahlaksızlığı yapıyorlar. Cehaletin tek korkusu kadındır ! Çünkü kadın öğrenirse çocuklarınada öğretir.! Kadın Uyanırsa UYANDIRIR!
Doğuda doğan bebeğe tecavüz,Batıda yeni doğmuş 1 günlük bebeğin annesine gözaltı.İyiki cehennem varmış,burada adalet yok zaten. Herkesin ustune bir carpi atip insanlar arasindaki kardeslik, guven, saygi, insanligi calandan daha buyuk nifakci yok dedi kalbim, o Sufyan! Guven hirsizi kadar buyuk bir hirsiz gormedim, herseyi kaybedebilirsiniz ancak eger guveni kaybederseniz kirik bir kalbi daha onaramazsiniz! Maddiyat calan hirsizlari kovalamayi birak, kalplerdeki guven ve Emniyeti calan hirsizin pesine dus dedi kalbim! Adalet catladi nifak patladi. Ama herkes kendi capinda kucuk veya buyuk hirsiz oldugu icin buyuk hirsizi Allah layik gordu dedi kalbim! Hangi hirsizi yakalayacaksin dedi! Kamu soygunculari halki daha fazla soyup sovuslemek icin merkezi idarede eyalet Yezid yobazligi dayatir dedi kalbim! Devasi hirsizi yakalamak. Allah, kucuk gorup burun kivirttigimiz onca takintilardan dolayi kicikleri kopek surusu olarak uzerimize saldi!Huzun makami icin gerekliydi! Siz ne zaman bu kadar zalim oldugunuz Sufi siirlerim debdebe icindeki gucu politika zannedenlerin kucuk ayrinti soylemine takildi! Kucuk mu? Yusuf'u zindana atiyorsunuz, 7 veya 9 yil hapsi reva mi gordunuz demisti fakir 2011'de! Boyle soyleme diyenler zebanilikten de vazgecmediler.
Allah, insanligini kaybetmis, lafi egip buken nifakci kavmi duzeltmesi icin bir gerekce goster dedi kalbimin sahibi! Hizmet yetmez mi dedi! Ahirzaman yobazlari cesit cesit dedi kalbimin sahibi! Onlara merhametli ol ki, Hz. Zulkarneyn misali laftan anlamaz laf sokanlar laf anlasin. Allah, Mogol (Trump ve Putin) zulmunu bos yere nasip etmemisti! Selcuklu'yu Osmanli'yi yikan nifak hep banacilik ve kurtariciya hain demekti. Dagilan Selcuklu'da her sehir bir tarikat devleti kurmus, Mogol zulmunu hak etmisti! Yunus Emre, 40 yilda hurriyet umidini su gibi icirdi! Molla Kasim'i bir dere kenarinda siirlerini yirtarken gordu Yunus Emre! Halkin kalbine ruhuna gonlune kazidigini da yirtabilecek misin dedi! Yunus Emre devrin en zenginlerinden biri oldugunda halkin dilinde gonlunde taht kurmus eski dervis Yunus'u ozledi. Agalari kimse hatirlamaz! Yunus Emre gercek ilmi tahsili, 40 yil dervis misal gonullere umit serperek yapmisti! Ahir omrunde Allah onu maddi varlikli kildi. Dagitti! Kin, kibir ve nefreti kalbinden sokup attik dedi kalbimin sahibi! Icindeki mert Arslan yoruldu, kartal ruhu cok dolasti, serce aski vaktidir. Zalimlere zulmettiklerini dahi soylemeyeyim diye sordum kalbime! Zalime zulmunu soyluyerek yardim et ama gunluk siyasete hic karisma dedi! Kalpleri incitme, sana soven, kufredenlere sevgi duydugun icin seni sevimli kildik dedi kalbimin sahibi! En cok merhameti ahlaksiza goster!
Rabbim, verdigin ilmi gostersem ayip olur mu dedim kalbimin sahibine! Gosteris icin degil, muhtac gonullere sifa olasin diye Habir ol Ferd ol. Allah'im cok veriyorsun, hanim bunlara inanmaz tek tek sayar dedim kalbimin sahibine! Sen hic saymadigin icin veriyoruz, sayisiz dagit dedi! Suskun ol, senden boyle hosnutuz dedi kalbimin sahibi! Faydasiz ilim, insanlara faydali olamadigin her saniye zarardir; verileni dagitsana! Suskun oldum diye Allah buyuk bir hazine gonderdi, nereye koyacagimi bilemedim! Allah'im tekrar fakir kulun olsam, zenginlik beni bozabilir! Yüzbinlerce insan işini kaybetti. Ellerinden işleri,ağızlarından lokmaları alındı. Bu yolun yolcusunun kaderidir yalnizlik,Kalbin Zumrut Tepeleri'ne hic kalabalik cikildigini gordun mu dedi kalp!
Çok kalleş bir düşmansın ey terör, çekmeye çalıştığın uçuruma karşı bir ve beraber olmak boynumuzun borcudur. Şımardıysan, artık başka bir düşmana ihtiyacın kalmamış demektir. Mevlana, Nefisleri buzu cozulmemis ejderha gorurdu! Makam mansip San sohret mal mulk verince ejderha buzunu cozer, yakar yikar! Su oldu hep! Mevlana, ders veren ibretlik hikayelerini hayvanlar uzerinden anlatti! Ejderha terbiyeciligi ona goril terbiyeciligi devrin Dahhak'ina dustu. Baycu Noyan, oklarimiz neden sana degmeden havada dusuyor, sen kimsin Mevlana diye sordu. Bu diyarin bekcisiyim, son karakol yikilamaz dedi! Baycu Noyan, Konya kalesini yikmaya geldiginde Mevlana'ya iftira atanlar sen git konus zalimle dedi! Mogol oklari ona degmedi,pazarlik yapti. Beyinler cop gibi pis necis kokuyor, devasi nedir Mevlana diye sordular! Tevbe ve istigfar etselerdi, zihin bahcesinde cop ve koku olmazdi! Ya Mevlana sana Mogol casusu diye iftira attilar nedir cevabin diye sordular! Suskun oldum, zira giybetci nifakci gunahlarimi satin aliyordu. Koca Selcuklu medeniyeti capulcu devletlu elinde yikilirken sen niye Suskun lakap aldin diye sormuslar! Kopekler laftan anlamaz dedi Mevlana.
Kopek derler bir Saadettin devletlu vardi, kalpsizdi; zulumleriyle, nifaklariyla koca Selcuklu'yu yikti demis Mevlana! It urur kervan yurur! Ey Mevlana, havlayan kopegin muradi nedir diye sormuslar! Kopegin muradi olmaz, asil sahibi Allah'i unuttugu icin her havlatan icin havliyor. Neden susma vaktidir? Allah, mazlumun bedduasini o zaman kabul eder! Ahu figanla acziyetinizle zalimden intikami siz alamazsiniz! Allah alir. Suskun Mevlana neden sustu? O zamanlarda politika ehli mi yoksa susturdu! Divani Kebir ve Mesnevi ile Suskun Mevlana Hak kalbini bize sundu! Sufinin suskun hali alimin uykusu gibidir! Uyanan kalptir, ruh elbisesi tertemiz olsun diye zikir ile dua ile tevbe eder hep! Uyumaz ki Sufi! Suskun olmaya geldim Mevlana Rumi gibi! Kalp dile gelirse ruh, The Spirit yalan dolan dinlemez ve Kalp Saray'inda makam arar, anahtar sorar! Irade ile murid olursan murad, murat gibi olmaz! Kara kalbini yoklamaya ne hacet! Cevap vermek israfi kelam olur! Husumete vaktimiz yoktur!
Ibni Arabi ne derdi bu olanlara? Sufi eserlerde yolculuk vaktidir! Yalanla dolanla nifakla iftira ile ugrasma der Mevlana! Kalbin ne diyor?! 1. Hesapta 165 bin takipci yaygara vaktiydi. 2. Hesap sonsaniyemde korku yenildi! 3. Hesapta kalan cesurlarla hemdem! 4. hesap kalp dostuna! Hoşçakal diye giden Arslan'ın sesli duruşu idi, Kartal'ın düşü kırılmadı, serçe aşkı bitmedi. Mevlana gibi Suskun olmaya, kalbi aşka geldim. Mevlana demiş ki, Lambalar farklıdır ama ışığı aynıdır. Hakikat bir güneştir, ziyası öyle bir Nur'dur ki güneşe sevdalılar bu aşkı bulurlar. Mevlana Rumi, adını SUSKUN koymuş. Zalimleri, nifakçıları, gıybetçileri susarak cezalandırmış. Zira Sufi susarsa Allah'ın gazabı tez geliyor. Şeyh'ül Ekber İbni Arabi bunu «Allah'ın onunla kuldan ayrıldığı şey» olarak tanımlar. Siyasi İslamcılar bu nedenle Arabi'den nefret eder. Tevhidi okuyamaz Süfyanist. Tevhid sırrına ermeye sırru's-sırr denir. Sırrın sırrı , gizlinin gizlisi…Süfyan ve Deccal putlarını yıkmadır ve yıkılacaktır putları elbette...
Masuma Suç isnad etmek için zorlayan devlet değil, olamaz!
Masuma Suç isnad etmek için zorlayan devlet değil, olamaz! Küfredeceğim ama edemiyorum. 15 yaşımdan beri küf r etmemeye yeminliyim. Hayvan sembolleri ile anlatıyorum. Kur'an da böyle simgeliyor. Domuzların son oyunu şu. Kesin bilgidir. Kocası hapiste olan ablamıza yardım getirdik diye içeri girmişler. Belinden silah çıkartıp ablaya masaya koy demiş! Bacımız bizim şakirdlerin silah taşımadığını bilir. Silaha dokunmamış, parmak izi almak istiyorlar. Oğluna da dokundurmamış. Kumpas bu. Domuz katiller, cinayetlerini Hizmet erenlerine yıkmak için yardım edilen mağdur evlerine gidip cinayet silahına parmak izi alma peşinde! Dinliyorlar, izliyorlar ve kötü niyetli planlarla şeytanlığa devam ediyorlar. Ne yapmalıyız bunlara?
Kur'an'da insan iken maymuna çevrilen bir kavim vardır. Darwin teorisi tersinden doğrudur. AKPci, MGKcı artık maymun oldu gibime geliyor! MGK domuz Gladyocuları, masumu çırılçıplak soyup alay ediyor, taciz ediyor, tecavüz ediyor. İşkencenin her çeşidi var, falakadan kırbaça! Enbaştaki edepsiz Hırsız Domuz, Katır gibi anırıyor, eşekleri, köpekleri, domuzları, maymunları harekete geçiyor. Yezid düzeni fahişeleri bunlar. Ahirzamanın cehennem köpekleri, kuru kütükler ıslık çalıyorlar! Mağdur ettikleri insanlara ekmek su vermemize de izin vermiyor domuz köpekler. Yezid'in sahabe kadınlara tecavüz edip, sahabeleri öldürmesi kadar kötüler.
Kalpleri kıran zalimleri,erenleri inciten kapkara ruhları şeytan sevsin. Allah ve Rasulü'nün sevmediği açık. Sahabeler evliyalar buğz ediyor. Hizmet Hareketi'ne yönelik kitlesel kırımın boyutları, duruşmalar başladıkça üstü örtülemez biçimde ortaya çıkıyor. Gözaltı sürecindeki işkenceler, duruşma salonlarının duvarlarında yankılanarak tarihe geçiyor. Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi, 15-16-17 Şubat'ta üç gün boyunca 48 tutuklunun anlattıkları işkencelerle inledi. Jopla tecavüz, çırıl çıplak soyma, soğuk su altında bekletme, dayak, küfür ve psikolojik işkence metodlarını tutuklular tek tek anlatarak kayıtlara geçirdiler.
İŞKENCE TALİMATI VERENLER
15 Temmuz sonrası gerçekleşen işkenceler, dönemin Emniyet Müdürü Hasan Onar'ın talimatıyla başladı. Ardından Ekim ayının son günlerinde il Emniyet Müdürlüğü'ne atanan Mahmut Çorumlu döneminde zirve yaptı. İşkencecileri koruyan isim ise Kırıkkale Başsavcısı Kasım Tüten'di.
Ne kadar kırık kalbe kalbim dokunursa o kadar kendimi bahtiyar sayarım. Zalimlerle siyasetle aslında hiç işim olmadı. Yalan dünyayı anlatıyorum sadece. Hakikat nazarında teblig makamını temsil eden Hizmet erenlerinin dünyevi her türlü nimetin alınması haktır. Süfyan'ın cezası için gerekliydi. Allah belalarını öyle bir verecek ki kıyamete kadar tüm cihan bunu konuşacak ve ibret alacak inşallah. Allah, dini gariplerle başlattı ve gariplerle tamamlayıp yaşlı dünyayı büyük mahkemeye taşıyacak. Torunlarınıza miras bırakacak vaktiniz yok, kalmadı. Dünyaya meyl etmeye değmez. Mümkün olduğu kadar mazlumdan dua dilenirim. Bana dilenci de diyebilirsiniz. Allah, mazlumları, kırık kalpleri sever, kibirli Karun'u değil! Siyasetiniz batsın. Zulüm ile abad olan bir firavunu tarihte hiç duydunuz mu?
Bazıları kendimi övmek için kibir, enaniyet yaptığımı sanıp gıcık oluyor. Zalimleri gıcık ediyorum, üzerinize alınmayın. Mazlumun Hak katında özel kıymeti var! MGK Gladyocularının işkencesinden geçmiş biri olarak söylüyorum. TSK'dan ihale alan bir Kayserili vardı, gelir duamı alırdı. Babam şaşırdı. Tüm servetinizin sebebi bu garip çocuk derdi ve çok horlanıp, çok ezildiğim bu dönemde bana mertce sahip çıktı. Hiç unutamam onu ve mübarek eşini. 1987 ile 1990 arası bu Kayserili zengin işadamı sırf duamı almak için Ankara'dan Alanya'ya gelirdi, 15 gün beraber camiye giderdik, hergün benle kalırdı. Neden benim gibi bir gariple vakit geçirdiğine çok hayret ederdim. Zeki adamdı, mazlumun duası makbuldür derdi sadece. Akın İpek'in babası bu zatı muhteremi iyi tanır.
Neden bunu anlatıyorum. Mazlum olan, zulme uğrayan insanlar, ilerideki bu 3 yıl Allah'a daha bol dua ederse, her istediklerinin olduğunu görecekler. Buna yemin edebilirim. Vallahi billahi tallahi.
Zalimler sizlere hazırladıkları cehennem hayatını bu dünyada da ahirette de tastamam bulacaklar. Bize her yer cennet, Allah'ı böyle biliriz. Cehennem onların olsun. Gerçi onlar bu dünyaya cennet filan diyorlar. Kalplerde Kabeler kurmaya, kırık kalplere aşk sunmaya sevdalı erenler. Talabe yetiştirmenize izin verilmeyen yer cehennem. Cihan'da ise Allah'ı anlatacak mekan çoktur. İslam düşmanları bize yerimizi dar edemez! Sağlam iman etmiş Müslümana cehennem yoktur, işte bunu zalimler bilmiyor ve anlamıyor. Gönüllere Allah aşkını anlatamadığımız yer cehennemdir. Zalimler mazlum Yusufları hapisten tam beraatle çıkarmak zorundalar. Meseleleri zaten onlara dışarıda cehennem hayatını yaşatmak. Hazır olunuz. Ciddi terapi hizmetleri sunmamız gerekecek. Her insan bu zulümleri aynı biçimde tolare edemez.
1987'de boynumda 7.62 bir M1 tüfeği kurşunu kolye ile dolaşırdım. Zulmeden zalimleri kanser yapardı. Özel dualıydı, sermayesi geceler boyu akıttığım gözyaşımdı. Fakirdim, Allah'tan başka kimsem yoktu. Zalimleri kanser yapan kurşun kolyeyi merak ettiniz değil mi? Nisan 1987'de kurşun kolye ile tek fotom var. Mazlumların işini Allah görüyor! Ebu Leheb ve karısının ateşe odun taşıyan ve atan iki el kuruduğu gibi başörtülü bacılarımıza ilişenlerin tüm bedeni çürüsün, acılarla gebersinler! Zalimlere acımam. Yunan mezalimi gördü Anadolu, bu MGK domuzu Gladyocuları ve Siyasi İslamcı yobaz domuzları kadar bacımızın başörtüsüne hakaret eden olmadı. Tebbet süresini 1000 defa okuyup beddua lazım bu MGK Gladyocuları, zulmü maskeleyen Büyük Süfyan'ın Siyasi İslam domuzlarına. Elleri kurusun, ayakları felç olsun, dilleri lal olsun, cepleri boşalsın, açlık ile imtihan olsunlar inşallah. Sürüm sürüm sürünsünler.
TSK'da subay ve astsubayların artık başörtüsü takabileceğini ilan eden MGK Gladyocuları, onca başörtülülere yaptıkları alçaklığa susun diyor. Yalancı domuzlar! Madem başını örtenlere saygınız var, neden nerede müslümanlığını yaşayan bacımız var fişlediniz, onca günahsız temiz bayanları inletirsiniz? Her numaranız meydanda. Ülkeyi haçlılar işgal etseydi, başörtülü kadınlara bu kadar zulüm yapamazdı. Yalandan imajla bir kaç popülizm yaparak bu işkenceler örtülmez. MGK Gladyocuları halkı kandırmanın yolunu bulmuş. GATA'ya başörtülü rektör ata, ama Anadolu'da başörtülüleri işkence, hapisten geçir, tüket! TSK'da başörtüsü güya serbest olmuş! Popülizm ve yalancılık. Başörtülülere zulüm devam ediyor. 2 çocuk annesi hapis. Niye? Başörtülü diye. İyi müslüman diye. Hizmet'i seviyor diye. Masum Kocası hapiste diye. 15 temmuz darbecisi belli bu videoda. Hizmet taze bitti, sıra kimde! Artık suçlayacakları cemaatte yok... https://www.youtube.com/watch?v=1hSVBp-4iiU&sns=tw … via @youtube
Ve domuzlar, domuzlar çiftliğini idare edemez! Çiftlikte herkes isyan eder! Öküzleri tek tek yerken ve tavuk isyanında hain damgası ile vurun kahpeye denirken bu yalanlara bilerek inandınız, isteyerek kandınız. Aldatılmadınız, hep aldattınız. Sonlarını aynada gördüler! Zulmedecekleri artık kimsecikler de kalmadı. Bu travmaların yapacağı sosyal patlama, Nemrud ve haramilerin başını elbet ezecektir; asla kurtulamazlar. Domuzlar "başkanlık gelmezse iç savaş çıkar" diyor. Peki 15 yıldır iktidar zaten bunlar değil mi? Ne geveliyor bunlar... Kurtarıcı askeri diktatör tipi için zemin hazırlıyor! Başka bir yalancı bahar daha! Uzun gider, kısa gelir! AKP ve Erdoğan dönemi bitti, zulümlere gözyumup ddestekleyerek kendi elleriyle bitirdiler kendilerini. Harika...Miss misss... Kumpas de serbest bırak.. Üzerine para ver. Gelsin seni oysun. Ne bekliyordunuz embesiller!
Elbet bir gün çok güzel günler gelecek, 40 değil (kısaldı zaman) ama 20 yıl cihan İslam'ın barış ve huzur nefesiyle yaşıyacak. Büyük kırılmalar olacaktır. Allah bilir gaybi, sadece sadık rüyalardan doğan bilgileri özetle yazıyorum ki ümidinizi kaybetmeyin. Rüyaları direkt yazmıyorum, bunu da çakallar istismar edip kullanıyor. Gaybe inanmıyorlar. Nur'un ilk dersidir her şeyde bir hayır ve hikmet görmek. Kötü yoktur kötü gören vardır. Şerlerden hayır çıkartan Allah, devayı dertte kılar. Allah, Büyük ve Küçük Süfyan'ı kullanır, zalimler de Allah'ın kılıcıdır. Temiz olan temizlenir aslına döner, kirli olan şeytan layığı bulur! Anlayan anlayacağını anladı. Bunca zulümlerden sonra anlamayanlara laf anlatmak dervişi deli yapar, ısrar zaten mübarek kibirlilerden döner. Ne çektiksek kibri hep başkasında görüp Ayetullah numarası yapanlardan çektik. Süfyan'ın Büyüğüne Uzun boylusuna, Küçüğüne Kısa boylusuna da lanet! Sahte Kahramanlara lanet! Zulüm, terörden sonra affedici görünene de yazıklar olsun. Shame on them.
Domuzlar devlet kaymağını bölüşemez ve birbirini yer köpekler! İncik boncuka kanmayanlar hicrette keramet bulur, kananlar kan şarabı içerler. Sahabeler gibi cesur, pervasız, dünyanın tüm nimetlerini atmış, ölümden korkan değil ölüme koşan civanmertler gerekti, yetiştiler çok şükür. Vasiyetini yazan dostum, benim dünya ve ahiret can kardeşim, kan kardeşimdir. Vasiyetini yerine getirmem hiç kolay olmayacak, Hocam derse olur! Bana ulaşmadan açamam bunu. Bazı kardeşlerimizi yakabilirsiniz, tecavüzde edersiniz, ancak bu kabağın bir sahibi, Allah var. Geride kalanlara bakmak sahabe kıvamı ister. Üç vakte kadar üç sarsıntı ile sarsılır maymuna dönmüş ahali. Domuzlar çiftliğinden domuzlar da kaçar. Pompei'den kaçamadılar. Kaçış yoktur! Geride kalanları ne bekliyor? M. Gökçek'e nifak malzemesi vermeyeyim diye açık yazmıyorum. Muhammed Harzemşah'a sorun, Mevlana'nın babasına, 7 yaşındaki Mevlana'ya zulüm ne gibi bir afete davetiye idi? Filleri ve Maymunları elinde oynatan hocamıza canımız hayatımız kurban olsun. Meseleleri tereyağdan kıl çeker gib kolay çözen bir sehli mümtenidir. Kısa ve özdür dersi. Hocamızı bir süredir rüyamda görmüyordum, yakınlarda gördüm aniden. Sürpriz zamanlarda imdata yetişir, ruhum daraldı mı hep gelir hocamız. Hep fener tutmuştur bunalımlarıma.
Evet, Yusuflar birer güvercin olup dünyevi arzuları terk edip hicret diyarlarına uçacaklar, geride kalanlar dünyevi cam parçalarına kananlar. ''Fefirru illâ alAllah'' niyetiyle Habeş muhacirleri misali bir Yusuf yüzlü gurbetten bir rüyasını göndermiş...
Başkanlıkta geçerse İyi ve aydın insanlar Türkiye'yi ne olursa olsun terk etsin. Bu domuzlarla aynı çiftlikte yaşamak bokhanede yemek aramak olur! Bok var, bok sadece. Eğer Askeri Vesayet'in MGK'nın gizli kararlarında yer alan Diktatör başkanlığa da Evet derseniz, artık yazmıyacağım. Siz zulmü seviyorsunuz! 15 temmuzda orada hükümete ve Erdoğan'a darbe filan yok, Türkiye milletine darbe yapıldı; ezilen mağdurlar hala MGK Gladyocuyu görmüyor mu? 1000 okul, 170 medya kurumu kapatmış, binlerce meslek sahibi diplomalı aydınımızı işsiz bırakmış bu MGK Gladyocuları cehenneme demeliydiniz. Afyon Dinardaki 21 bayanı gözaltına alan Savcı, serbest bırakmak zorunda kaldı. Çünkü Sivil toplum bu zulme Hayır dedi. Demek ki işe yarıyor. Bir kişiyi bile kurtarsak gece gündüz verdiğimiz saatlere değer bilgisayar başında.
Genelkurmay'da domuzlar aralarında tepişiyor, Erdoğan ile 15 temmuz oyunu oynuyor, devleti domuz gibi yemeye devam ediyor. Ceremesi cemaata! Fakir öğrenci okutmak için evinde börek yapan, kendi rızkından kesip sizin çocuklarınızı okutan başörtülü bacıma kıyanları Allah kahretsin. Af etmek zor iş. Kul hakkı var. Bacılarım, kardeşlerim af etmeden haddime mi düşmüş af etmek. Ne kadar müslümanlığı tertemiz yaşayan başörtülü bacım varsa hapse alındı, işkence gördü, eşleri, çocukları mağddur edildi. Köpek darbeciler eğleniyorlar mı? Bu mu Siyasi İslam'ın devrimi, medeniyeti!
Güya Erdoğan'ı Marmaris'ten alacak Tuğgeneral Gökhan Şahin, emri öldürdükleri Semih Terzi üzerine atmış. Ölüler konuşmaz. Hulusi'den bahsetmez hiç. O masum canım! İfade vermeye bile gelmedi. Börek açan bacılarım versin ifadeyi! MGK Gladyocuları, 12 Eylül işkencecilerinin devamı olan bir domuz ve köpek soyu. Bunların timleri masumlara akılalmaz işkenceler yapıyorlar. Eğer hala AKPde dinini seven biri kaldıysa MGK Gladyocularına Necip Fazıl Mehmet Akif gibi DUR derdi. Senin evladını okutanlar zulüm görüyor. Doğranan İslami Hizmetlerin geçmişi ve geleceğidir. İsrail, Filistinlilere Gazze'de ve hapishanelerde bu kadar zulüm yapmıyor. MGK Gladyocuları Erdoğan gölgesinde en domuz alçakları geçtiler! Herkes eğri otursun ama adam gibi doğru konuşsun. Benin başörtülü bacıma işkence yapan namussuzlar, neden İslam'ı yaşıyorsun diye eziyorlar.
MGK Gladyocuları neyin hesabını soruyor? 15 Temmuz'un değil. Niye 180 ülkede açılan okullara yardım ettin, kurban yardımın Afrika'ya gitti? İşkencecilerin masumlara sorduğu sorular askeri Gladyocuları ispatlıyor. MGK'nın aptal kararı uygulanıyor. MGK, ne zaman halktan oy almıştı? Güya 15 temmuz darbesinden binlerce insana işkence yapıyorlar. Sordukları soru niye hafız oldun, niye börek yaptın da fakir öğrenci okuttun! Afyon Dinardaki 21 bayanı gözaltına alan Savcı, sosyal medyada yayılınca Bakandan gelen emirle, herkesi birakmak zorunda kaldı! TSK'ya kurulan kumpas deşifre oluyor. http://sonsaniye.ca/index.php/2017/02/22/15-temmuz-coktu-darbe-emir-komuta-icinde-tskya-kurulan-kumpas-desifre-oluyor/ … via @SON SANİYE
Nusaybin'de Kürtlere toplu işkenceleri sözde ülkücü MHP'lilere yaptırtıyor Askeri rejim. IŞİD teröristleri kendi oyuncakları. PKK zaten esir zaten. Başkanlık için Evet dedirtip HDP'yi yaktınız. MHP'de Erdoğan posteri asılıp başkanlığa evet MHP etkinliği yapılıyor bugün. Ülkücü kalsaydı ayakta, Bahçeli istifa ederdi. ÖKK kurumu oldu! Faruk Mercan, 7 Haziran sonrası bir yazısında Askeri Vesayet Bahçeli'nin ahmaklığıyla çok güçlendi, sonuçları ağır olacaktır dedi. Oldu işte, daha ne olacak? 7 Haziran 2015'de genel seçimde halkın iradesine saygı gösterilmedi, oysa denge terazisi AKP'yi muhalefete yollayıp, üçlü koalisyon olurdu! Neden olamadı? Neden demokrasi işinize gelmedi? Askeri Vesayet Gladyocu darbecileri 12 Eylül darbesinde kim engel olabildi? Elimizden bir şey gelmiyor. Kimi ne zaman çıkarırlar ellerinde. Korku gücüyle devleti domuz gibi yemekten vazgeçmeyenler ittifak kurdular. Abartılan saçmasapan cemaat öcüsü korkusuyla toplum esir alındı. Gladyocu ekip, sadece kasten travma yapıyorlar ki toplum 40 yıl daha özüne dönemesin ve bu domuzlar idare etmeye vede yemeye devam etsinler. İşkenceye uğrayanların verecekleri hiç bir bilgi yok. Cemaatın yanlış yaptığı bir konuda yok. Şeffaf olan cemaatı dinlediler, AKPli soktular ve tedbir oradan kalktı. Bilmedikleri hiç bir nane yok oysa. Toplum diktatörlüğü hak etti mi 16 Nisan'da anlayacağız. İşimize bakalım. Kömürle ekmekle makarnayla oy veren 25 milyon varken Süfyan ezer geçer. Ya sonra? Amacı, artık zevahiri kurtarmak. Hangi domuz daha çok devleti yiyecekse yarış seyretmeye hazır olun. Islah sonradır.
Eskisi gibi olmayacak hiç bir şey. Kaybettiklerinizin yası, nefrete, kine, intikam almaya dönüşmesin. Hayat cemaatı, aşk ile buzları eritir bir gün. Hohlaya hohlaya olsa bile...
15 Temmuz muamması bulmaca gibi! Semih Terzi, emir-komuta zincirinin neresinde?
Orta iki seviyesinde, tane tane anlatayım [Tarık Toros]

Bir darbe girişimi yaşandı, bin tane soru var, cevap arayan yok. Mahkemesi başladı, gazetelere bakıyorsunuz, malum irade ne senaryo yazmışsa milim sapmadan o yöndeki ifadeleri basıyorlar. Ne işkence iddialarına kulak asan var ne de birbirini tutmayan ifade çelişkilerine parmak basan. 15 Temmuz gecesi yazılan senaryo neyse, onu destekleyen gelişmeler "sanki olan biteni teyit ediyormuş" gibi paylaşılıyor. Geçmiş darbe soruşturmalarında "hukuk ihlalleri" başlığı altında mangalda kül bırakmayanlar gelişmelere kör ve sağır. Girişime dönüşmüş darbede ihlalin daniskası yapılıyor, bu defa kenarından bile geçmiyorlar.
BUGÜNKÜNÜN ÖRNEĞİ YOK!
O davalarda üç yüz küsur sanık vardı, ne kurumlarının ne de dışarıdaki yakınlarının hakları gasp edildi. Sanıkların hiçbiri kamudan atılmadı, hatta Balyoz davası Yargıtay'ca onandığı halde Genelkurmay aylarca Yüksek Askeri Şura'yı bekleyip "cezaları kesinleşmiş" mensuplarını emekli etti. Yakınları, akrabaları, arkadaşları, "sevdiklerinden uzak kalmanın" dışında mağduriyet yaşamadılar. Lojmandan bile çıkarılmadılar. Hukuk ihlallerini kanal kanal dolaşıp anlattılar, medyanın yarısı "mağduriyet öykülerini" yazı dizisi yaptı. Bugün böyle mi? 50 bin civarı tutuklu ile tüm sülaleleri kapalı cezaevi haline dönmüş ülkede açlık ve susuzlukla savaşıyor. Kamudan ihraçlar 100 bini aştı, onlar da savcısız, hâkimsiz, mahkemesiz biçimde tüm haklarını kaybettiler. Çalışma hürriyeti yok, seyahat özgürlüğü yok, derdini anlatacak mecra yok!
BYLOCK'SA KOY SEPETE
Düne kadar, darbe soruşturmalarındaki hukuk ihlalleri üzerinden gazetecilik dersi verenler, bugün ByLock adlı ucube bir suç torbasını savunur halde. Bir kere daha altını çizelim: Emniyetçiler ve hukukçular çok iyi bilir. Polis-adliye muhabirliği kökenli gazeteciler de bu konuda kül yutmaz. Mahkeme kararıyla yapılan adli takip ve dinleme, delil dosyasına girer. Yine mahkeme kararıyla yapılan ve üçer aylık dönemlerle yenilenen istihbarî dinleme ise dönem sonu imha edilir, amacı soruşturmayı katkı sunacak istihbarat toplamaktır. Her ikisi de mahkeme kararıyla olur. ByLock ise 500 bin kişinin akıllı telefonuna indirdiği ve bir yıl kadar önce kapanmış bir mesajlaşma uygulamasıdır. Milli İstihbarat Teşkilatı diyor ki; "15 Temmuz'dan sonra bu programı bulduk, kırdık, deşifre ettik, kullanıcılarına ulaştık, mesajları çözüyoruz." Sonra milyonlarca mesajla baş edemeyip adeta çuvalla Emniyet'e intikal ettirmişler, "biz içinden çıkamadık siz çıkın" diye. Ne mahkeme kararı var, ne de (WhatsApp gibi) günü gününe teknik takip söz konusu. Şimdi, yarım milyon kişinin indirdiği bir cep uygulamasından geriye dönük MİT fişlemesiyle suçlu üretiliyor. Baştan aşağı hukuksuz! Bunu da en iyi polis-adliye muhabirliğinden gelme gazeteciler biliyor, ama ileride çok utanacakları bir işe imza atıyorlar, göz göre göre.
LEGAL FAALİYETLER ARTIK SUÇ!
Bırakın ByLock'u… Yasal bankada işlem yapmanın, bandrollü kitap bulundurmanın, Milli Eğitim izniyle faaliyet göstermiş okul veya dershaneye çocuk göndermenin suç olduğu bir atmosferde, legal mesajlaşma programına sıra gelmez. Ama bir torba yaptılar ve yukarıdakilerden biri yoksa, "Telefonunda ByLock çıktı" deyip atıyorlar içeri. Utanmaz, yalancı, sahtekar, tetikçi gazeteciler de altını dolduruyor.
HİTLER DEĞİL HİTLER'CİK
Şu gün olan biten Almanya'da Hitler dönemiyle özdeşleştiriliyor ama karşılaştırılırsa bizdekine anca "Hitler'cik" denilebilir. Hitler, 1936 olimpiyatlarına ev sahipliği yapan dönemin süper gücü olmuş bir devletin başındaydı. Tank, top, uçak, denizaltı üretiyordu. Yeryüzünün en modern ordusunu kurmuştu. İtalya, İspanya gibi müttefikleri vardı. Savaştan hemen önce Avusturya ve Çekoslovakya'daki bölgeleri, tek kurşun atmadan Almanya'ya kattı. Yine savaşın ilk haftalarında Polonya'yı teslim almış, Ruslar'la anlaşma imzalayıp yeni sınır çizmiş, Fransa'ya diz çöktürmüş, Paris'te bizzat saatlerce zafer turu atmıştı. Avrupa'yı tir tir titreten Hitler buydu. Almanlar için de Birinci Dünya Savaşı'nın utancını temizleyen liderdi. Havada zeplin uçurulan coşkulu kalabalıklar arasında, "adaleti şiddet kullanmadan sağladığı" imajını veriyordu ama perde arkasında muazzam bir soykırıma imza atıyordu.
Hitler dünyayı yaktı, dünya da sonra döndü Almanya'yı. 50 milyon insan öldü, sonuçta. Hitler olmasa, bugünkü dünya bu biçimde şekillenmezdi. Şöyle böyle çok katkısı var. Hitler, Yahudileri kesti. Savaştan 3 sene sonra Yahudiler İsrail'i kurup Filistinlileri kesmeye başladı. Doğu Almanya olayı, Berlin duvarı, soğuk savaş vesaire. Hitler olmasa, hiçbiri olmayabilirdi. Bizimkiyle benzeşen tek tarafı, hayali bir düşman icat edip milleti böyle motive etmesi olabilir. Lakin bütün bunlar 80 sene önce oldu. Almanya, o gün çıkardığı derslerle toplumsal, siyasal ve hukuksal tedbirler aldı ve belki bunlarla kıyamete kadar devam edecek. Beni asıl korkutan ise şu: Hitler, "kazanamazsak dünyanın yarısını kendimizle cehenneme sürükleriz" diyordu, öyle de oldu. İşte bunu düşündükçe uykularım kaçıyor. Allah korusun, ülkemi, milletimi, vatanımı.
Mini not: Neden "orta iki" seviyesinde anlattım. Türk milletinin eğitim ortalaması 7 sene de ondan
Tarık Toros

15 Temmuz davalarının başlaması ile birlikte darbe girişimine dair soru işaretleri de çoğalıyor. Sanıkların mahkemelerde yaptığı açıklamalar, şüpheleri güçlendirirken bazı noktalar da Gordion düğümüne dönüşmeye başladı. Gelinen noktada en kilit hal alan kişilerden biri, şehit Astsubay Ömer Halisdemir tarafından öldürülen dönemin Diyarbakır 1. Özel Kuvvetler Tugayı Komutanı Tuğgeneral Semih Terzi.
Son olarak, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Marmaris'te kaldığı otele operasyon yapan timin başındaki eski Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş'in "Emri Semih Terzi'den aldım. Genelkurmay'ın kararı olduğu söylendi" açıklaması, 15 Temmuz'a farklı bir boyut kazandırdı. Aynı davanın sanıklarından eski Binbaşı Şükrü Seymen'in de aynı adresi işaret etmesi ile birlikte Semih Terzi etrafındaki sis bulutu yoğunlaştı.
Artık hayatta olmayan Terzi'nin iddialara cevap verme şansı yok. Ama gerek eşi gerekse diğer darbe sanıklarının açıklamaları, ortada cevaplanması gereken tuhaf ilişkiler ağı olduğunu gösteriyor. En az onun kadar Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, kuvvet komutanları ve Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı da töhmet altında.
'AKAR DA AKSAKALLI DA İŞİN İÇİNDE DENDİ'
Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan Marmaris davasının ilk gününde konuşan Gökhan Sönmezateş, "Oyuna getirildik. Bize emrin Genelkurmay'dan geldiği söylendi. Emir-komuta zinciri içinde yapıldığını düşündük" dedi. Bunun için de Terzi'yi işaret etti. Sönmezateş, Temmuz ayı sonunda tutuklandığı mahkeme ifadesinde de bazı detaylar vermişti. Darbeci Tuğgeneral, yaşananları şöyle anlatmıştı:
"1 Temmuz'da Milsec adlı güvenli hattan, rutinde olduğu gibi Özel Kuvvetler'den Tuğgeneral Semih Terzi beni aradı. Ülkenin zor günler geçirdiğini, rahatsızlık duyduğunu, benim de onun gibi düşünüp düşünmediğimi sordu. Bana ihtilalden bahsetmedi. Ancak bu jargon bizde ihtilali çağrıştırmaktadır. Ben onun gibi başka kimlerin düşündüğünü, Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı Paşa'nın, Genelkurmay Komutanı'nın, diğer kuvvet komutanlarının da bu düşünceye destek verip vermediklerini sordum. Onların da bu şekilde düşündüklerini söyledi. (…) 13 Temmuz'da aynı güvenli hat üzerinden Semih Paşa yeniden aradı. Bu kalkışmanın geçmiştekilere benzer olacağını, ancak çok hızlı gerçekleşeceğini, Cumhurbaşkanı ve kabine üyelerinin öncelikle alınıp mahkemeye sevk edileceklerini, yargılama konularının da çözüm sürecindeki hatalar, rüşvet iddiaları, IŞİD'in her yere elini kolunu sallayarak gitmesi gibi iddialar olacağını söyledi. Görevimin ne olduğunu açık anlatmasını istedim. Kendisinden o tarihte Cumhurbaşkanı her nerede bulunuyorsa oradan alıp refakatçi olarak Ankara'ya getirmek olduğunu öğrendim."
'TÜM KOMUTA KADEMESİ DESTEKLİYOR DİYE DÜŞÜNDÜM'
Sönmezateş, 15 Temmuz gecesi operasyon başladığında da 'emir-komuta içinde hareket edildiği düşüncesinin hâkim olduğunu belirterek şöyle devam etti:
"22.30 civarı emir astsubayımın gelerek, TSK'nın ülke bütününde yönetime el koyduğunun Genelkurmay sitesi üzerinden açıklandığını söyleyince ben işlerin doğal seyrinde gittiğini düşünmeye başladım. Operasyona katılacak MAK ekibi ile Özel Kuvvetler'i bir araya topladım. TSK'nın ülke bütününde yönetime el koyduğunu, bundan sonraki emirlerin Genelkurmay Başkanı tarafından verileceğini duyurdum. Hem Semih Paşa'nın telefondaki sözleri hem de Genelkurmay'ın internet sitesinde yapılan bu açıklama üzerine bende taşlar yerine oturdu ve bu girişimi Genelkurmay Başkanı ile birlikte tüm kuvvet komutanlarının desteklediği düşüncesine kapıldım."
MAK subayları ile birlikte Marmaris operasyonuna katılan Özel Kuvvetler timinin başındaki Binbaşı Şükrü Seymen de benzer şeyler söyledi:
"14 Temmuz'da Semih Paşa beni telefonla aradı. 12 kişilik tim seçmemi, daha sonra Gökhan Paşa ile irtibata geçmemi söyledi. Bu emri sorgulamadan yerine getirdim. Cuma günü Gökhan Paşa ile Hava Harp Okulu'nun misafirhanesinde buluştum. Kendisi bana TSK'nın darbe yapacağını söyledi ama bize verilecek görevin ne olduğunu belirtmedi. Silah ve teçhizatları kendisinin temin edeceğini söyledi. Benim yaptığım tek şey Gökhan Paşam ve Semih Paşam tarafından bana verilen görevi yapmaktı. Bize verilen görev, Cumhurbaşkanını sağ salim Ankara'ya götürmekti."
'EŞİMİN TELEFONUNDAN BANA MESAJ ATILDI'
Bir başka darbe davasında tutuklu sanık olan Semih Terzi'nin eşi Nermin Terzi ne söylemişti, hatırlayalım. 26 Ocak 2017 tarihinde Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada konuşan Nermin Terzi, şunları kaydetmişti:
"13 Temmuz'da eşimin telefonundan 'Nursel Hanım'ı (Zekai Aksakallı'nın eşi) ara, annemin hasta olduğunu söyle ve Ankara'ya gelmemi iste. Mesajı hemen sil.' mesajı geldi. Eşimin Ankara'ya gelmek için beni aracı kılacağını düşünmediğimden tereddüt ettim. Yine de Nursel Aksakallı'yı aradım, kayınvalidesinin sağlık durumunu sordum. 'Benim kayınvalidemin de şeker hastalığı var.' dedim. Ama eşimin Ankara'ya gelmesiyle ilgili bir ifade kullanmadım. İzin mevzusunu konuşmadık. Daha sonra mesajı onun atıp atmadığını anlamak için hemen eşimi aradım. Ona mesajdan hiç bahsetmedim. 'Nursel Hanım'ı aradım, annemin hasta olduğunu söyledim.' dedim. O da bana 'Neden aradın Nursel Hanım'ı? Annem hasta mı ki?' diye sordu. Bunun üzerine mesajı onun yazmadığını anladım. Bir şekilde biri onun adına yazmış ancak bunu konuşmadım çünkü 24 Temmuz'da Ankara'ya gelecekti, o zaman konuşuruz diye düşündüm."
Nermin Terzi, eşinin ölüm belgesinde ölüm saatinin 15 Temmuz 2016, saat 23.30 olarak yazıldığını ancak eşinin 16 Temmuz'da kendisine mesaj attığını da öne sürdü. "Nasıl 15 Temmuz'da ölür, 16 Temmuz'da bana mesaj atar?" diye sordu. Bunun ardından ölüm belgesinin sahte olduğundan şüphelendiğini ve belgenin altında doktor olarak iması olan GATA komutanını araştırdığını anlattı. Kendisi de doktor olan Nermin Terzi, GATA'ya gidip raporu tanzim eden doktoru sorduğunu ama kimsenin tanımadığını aktardı. Daha sonra bir kere de telefonla GATA santralini arayıp o doktorla görüşmek istediğini söylediğini, bu kez de "Burada böyle bir doktor yok" cevabı aldığını paylaştı.
'AKSAKALLI, UÇUŞ YASAĞINA RAĞMEN TERZİ'Yİ UÇAKLA DİYARBAKIR'DAN GETİRTTİ'
Semih Terzi ile ilgili fotoğrafı daha da karmaşık hale getirense 6 Şubat 2017 tarihli duruşmada, Özel Kuvvetler'e bağlı eski subayların anlatımları oldu. Özel Kuvvetler Komutanlığı Etimesgut Özel Hava Alay Komutanlığında meydana gelen olaylara ilişkin açılan davada yargılanan Pilot Binbaşı Mehmet Sağlam ve eski Binbaşı Hüseyin Çakıroğlu, Semih Terzi'nin o gece bizzat Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı'nın emriyle Diyarbakır'dan özel olarak getirildiğini ileri sürdü. Üstelik 15 Temmuz günü saat 17.30 sularında bizzat Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın emriyle bütün birliklere uçuş yasağı emrinin geçilmesine rağmen.
Aksakallı'nın uçuş yasağına rağmen zorla uçak kaldırtıp Semih Terzi'yi Diyarbakır'dan Ankara'ya getirttiğini ve sonra yine emirle helikopterle Gölbaşı'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı'na götürttüğünü iddia etti. Kısa süre sonra da orada çıkan bir çatışmayla Semih Terzi'nin öldürüldüğü açıklandı.
'TATAN'IN O GECEKİ BÜTÜN TELEFON KAYITLARI İNCELENSİN'
O gece Terzi'yi taşıyan helikopteri kullanan Mehmet Sağlam, "Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı ve Özel Hava Alay Komutanı Albay Ümit Tatan kesinlikle işin içindeydi, darbeden haberdardılar." iddiasında bulundu. Her iki isimden de şikâyetçi oldu. Sağlam, "Uçağın Ankara'dan kalkışı, Diyarbakır'a varışı, tekrar oradan havalanıp Ankara'ya gelişi ile ilgili tüm konuşma kayıtlarının incelenmesini istiyorum. Saat 20.00 ile 23.30 arasında Tatan'ın telefon kayıtlarının incelenmesini istiyorum. Kimlerle görüştüğü araştırılsın" talebinde bulundu.
Aynı davada yargılanan Binbaşı Hüseyin Çakıroğlu, olay günü nöbetçi subay olduğunu belirterek şunları dile getirdi:
"Saat 19.30 sıralarında Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndan uçuşların yasaklandığı yönünde emir geldi. Alay Komutanı Ümit Tatan, bizim de anlam veremediğimiz bir şekilde Semih Terzi'yi getirmek için havalanan uçağın kalkışını takip etti. Uçuş yasağı hatırlatılmasına rağmen, 'Bu uçuş için izin aldık. Bunun dışında uçuş olursa bana haber verin' dedi. 20.45'de beni aradı ve 21.15'de uçağın kalmasını istedi. Zekai Aksakallı ve Ümit Tatan'ın saat 23.30 sıralarına kadar darbe girişiminden haberlerinin olmaması mümkün değil."
'OYUNA GETİRİLDİK, TUZAĞA DÜŞÜRÜLDÜK'
Şimdi tekrar başa, Gökhan Şahin Sönmezateş ve Şükrü Seymen'in "Emri Semih Terzi'den aldık" açıklamalarına dönüp parçaları birleştirelim. İddiaya göre Terzi, her iki subaya da "Bu, Genelkurmay'ın emir komuta zinciri içinde yapacağı bir müdahale. Genelkurmay Başkanı da Özel Kuvvetler Komutanı da herekatın içinde" diyor. Aynı Terzi, darbe akşamı Diyarbakır'da. Uçuş yasağına rağmen Özel Kuvvetler Komutanı'nın özel emriyle önce Ankara'ya, sonra da Gölbaşı'na getirtiliyor.
Kısa süre sonra da çatışma yaşanıyor, telsizlere "Ateş edin" emri düşüyor ve Semih Terzi, Ömer Halisdemir tarafından öldürülüyor. Darbenin en önemli menfi figürlerinden biri oluyor. Sonra da Halisdemir şehit ediliyor ve darbenin en önemli kahramanlık sembolü haline geliyor. Buna bir de Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın, Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği soruşturma raporunda, Halisdemir'i şehit eden Üsteğmen Mihrail Atmaca'nın, ayaklanmayı bastıran kahraman askerlerden biri olarak anlatılmasını da ekleyelim.
At izinin it izine karıştığı, oyun içinde oyunun oynandığı, kanlı ve kalleş bir gecenin tek bir parçası bu. O parçanın Marmaris ayağıyla ilgili Sönmezateş'in önceki gün söylediklerini de tekrar hatırlayalım:
"Ankara'dan aldığım emir ile Marmaris'e geldim. Tuzağa düşürüldük. Bütün dünya Cumhurbaşkanı'nın İstanbul'a gittiğini bilirken, biz oraya gönderildik. Oyuna geldik. Çünkü 15 yaşındaki bir çocuk bile böyle bir plan yapmaz. Bu görevi ben yapmış olsaydım, ya görevi başarır ya da görevi kabul etmezdim. Şu andaki hesabım, 'Bizi kim yanılttı ve (Marmaris'e kalkıştan önce) 4 saat bizi kim bekletti?' sorusunun cevabını bulabilmek."
[Analiz: Ahmet Dönmez]
Ekonomik kriz, iç ve dış savaşlar. Ülkelerden aydın insanları kaçıracaklar.
Süfyanizm Heyeti'nin planı bu videoda var: Ekonomik kriz, iç ve dış savaşlar. Ülkeden aydın insanları kaçıracaklar.
https://www.youtube.com/watch?v=1hSVBp-4iiU&feature=youtu.be
Barışı ihya edici, cihana, insanlığa ıslah ve felah sunan alimin vizyonu Gülen Hocaefendi gibi olur. Süfyan, kin, nefret, hasetle yıkandır. Kader, 12 ayrı boyuttur, kader planında ne gerçekleşiyorsa sonu hep hayra tebdil olunacak. İster bu dünyada, isterse ahirette sonu hayırdır. Herkes ebedi alemde torbasına koyduğu ahiret azığına baksın, kim kazanmış, kim kaybetmiş anlarsınız. Zalimler için yaşasın ebedi cehennem!
Başkanlık denilen şey madden bir şey ama manen koca bir hiç. Bir müslüman hakiki iman sahibiyse kıyamet koparken Allah'ın azametini seyredersiniz. Süfyanizm ve Süfyan, başkanlıkla "artık kazandık" dedikleri noktalar. Çünkü artık kimse önlerinde duramaz. Düştükleri yer ki bize sabr düşer. Süfyanın yazdığı senaryo kalıcı değil. Başkanlık kelimesinde saklı olan gücün kullanımı büyük temizlikten sonra doğru şekle belki dönecektir.
Süfyanın arkasını sıvazlayıp ayağını kaydırmayı ve ardından kendi başkanını getirmeyi planlayanlar da zan içindeler. Allah'ın planı üstündür. Süfyanın yıkılacağı, ardından gelecek olan Dünya savaşının bilgisi hadislerde var. Süfyan yakıp yıkandır, zulümle dolan cihana barış sunamaz. Askeri Vesayet tamamen batıracaktır, tıpkı İttihat ve Terakki'nin Osmanlı'yı 10 yılda yıktırması gibidir. Maceraperest bu generaller, çok dayıda insanmıızın telef olmasına yol açacaklardır. Başkanlık denilen oylamanın sonuçları kısa vadede Süfyani şeytanın yüzünü güldürse de sonuçları ile şeytana kul olanlara da şamar inecektir! Allah'ın Adaletine şahit olacaksınız.
Kader Planında her şeyde hayır vardır. Üstad Hz. Ya bizatihi hayırdır ya da neticesi itibariyle hayırdır demiş. Niye demiş? Bir bildiği var! Üstad Said Nursi, Osmanlıyı kurmadan Osmanlıdan büyük, Halifeliği kurmadan Halifeden üstün kalp sultanlığı Hizmeti dedi. Fahişeler anlamaz! Süfyanist domuzları! Benim facebookumu,sosyal medyamı hacklemeye çalışmanızla gerçekler değişmiyor. EFTO yapılanmanız er veya geç çökecektir. 3. dünya savaşında yıkım merkezi Türkiye yapıldı. Nedeni açık. Erdoğan ve Fidan Terör Örgütü (EFTO), ülkemizi tekfirci terörün merkezi yaptı. Erdoğan Süfyanizminin adını koyalım: Bu Hitlerizmdir ve Naziliktir. Cezası, bedeli, diyeti, faturası çok ağırdır. Nefret eksenli liderlerle 3. Dünya Savaşı cinnetine koşuluyor! Yalanlara devam edin bakalım! Süfyan Erdoğan'ın zulümleri artırması Halife olamayacak olmasından. Tabi ki, hırsından, öfkesinden, hasedinden, kıskançlığından çatlıyor. Dua ederek Allah'a sığınınız...

Erdoğan, MHP'yi de küfür ehline kattı, CHP'yi de alsın da tam olsun, Süfyanizm'in tüm maskeleri düşsün. Başkanlık, Hitlerizm, SS Naziliktir. İman ve küfür savaşı kıyamete kadar devam eder. Yalancılar, iftiracılar, nifakçılar, gerçeklerin üstünü örttüğü için dinen küfür ehli kafir! Erdoğan'ın Hitler, AKP'nin Naziler olduğunu tüm Batı dünyası, şimdi İslam ülkeleri, Afrika ve Asya anladı. Hitler ve Nazilere karşı ne yapılabilir? Elimizden geleni yaptık... İNSANLIK AYIBI yaşandı. Anneyi gözaltına aldılar 5 çocuk ortada kaldı. "Engelli kardeşimiz var. Bizi burada bıraktılar. Allah'a havale ediyorum sizi" A